Okunma: 989 kez
Günümüzde evrimin bu kadar çok destek görmesinin nedeni bence politikadır.Günümzde bildiğimiz öğrendiğimiz bir çok bilimsel bilgi politik değer kazanmıştır.Dünyada hakim olanlar ,güçlü olanlar kendi sistemini kurabilmek için herşeyi kendi leyhilernde yapar ve uygulatırlar,bu da bilimsel bilgiyi de kapsamaktadır.Doğru bildiğimiz bir bilgi eğer güçlülerin işine yaramssa mumkuun olduğunca bu bilgi çürütülmeye çalışılır ,bilimsel bilgi olsun dini bilgi olsun vs.Ama bazı bilgiler vardır ki yalnış ta olsa eğer gücünüze güç katıyorsa,karınızı maximuma çeviryorsa ne kadar yalnış olursa olsun kesinlikle kabul görür ve desteklenmesi için her yonden dayanaklar getirtirilir ,uydurulur vs. Kısacası pragmatizmin hayatımızın temeli oldugu bir çağda yaşyoruz.
( www.genbilim.com )
Bunun en büyük delilerden bir tanesinin de evrim TEORİSİ dir.Bir çok tuhaf,kabul edilmez,reddedilecek fikirler ,oluşumlar ortaya atmasına rağmen,güçlü olanlar,iktidar sahipleri olanlar tarfından benimsenip ,,kabul gorduğu için yalnış bir teori olmasına rağmen kendi işlerine yaradığı için,kendilerine göre var olan sapkın düşünceler yüzünden bağnazlık yüzünden , hayatın temeli olduğunu ,varoluşumuzun cevabı oldugunu gibi söylemlerle, iddalarla alt sıınıftaki insanlara empoze edilmeye çalışılır,çalışırlar.Bunu da daha da sağlamlaştırmak için araya birkaç tane bilimsel terim,bikaç tane latin kelime,tıp terminölöjisinden birşeyler eklenip alın size gerçek budur diğe benimsetir.E biz öyle bir çağdayız ki en çok güven duyduğumuz şey bilimdir bilim adamlarıdır,bilim dediyse doğrudur gibi karşıladığımız için hemen bunu kabul goruruz(genelde).Dolayısıyla evrim teorisi böyle bir siyasetin kurbanı olmuştur.Bunun en iyi kanıtları son yüzyıllrımızda yaşanan öjeniks,ötenazi ,kısırlaştırılma vs gibi eylemlerdir.Bunlar cinayetlerdir,ama bir farkı vardrır bunlar POLİTİKOBİLİMSEL cinayetlerdir.Bu cinayetlerin temelinde ise evrim teorisi bulunmaktadır.Evrimin ırkçılık fikri sayesinde ortaya çıkmaktadır. Irkçılık, 20. yüzyılın en büyük soykırım, katliam ve savaşlarının sorumlusu olan faşist ideolojisinin de en önemli unsurudur. Özellikle Nazi ideolojisine baktığımızda, faşizmi faşizm yapan etkenin asıl olarak ırkçılık olduğunu görürüz. Naziler, üstün ırk saydıkları Alman ırkını tüm dünyaya hakim kılma rüyasıyla yola çıkmışlar ve başta Yahudiler olmak üzere diğer ırkları bu amaçla yok etmeye çalışmışlardır. Wilhelm Reich'ın ifadesiyle "ırk teorisi, Alman faşizminin teorik eksenini oluşturmaktadır.
Bu teorik eksenin kökeni ise, Darwin'in evrim teorisine dayanmaktadır.
19. yüzyıl Avrupası'nda ırkçılığın aniden gelişmesindeki en büyük etken, tüm insanların Allah tarafından eşit olarak yaratıldığını kabul eden Hıristiyan inancının yerine, Darwinizm'in yerleştirilmesi olmuştur. Darwinizm, insanların daha ilkel canlılardan evrimleştiğini, dahası bu evrim içinde bazı ırkların diğerlerinden daha ileri gittiğini ileri sürmekle, ırkçılığa sözde bilimsel bir dayanak sağlamıştır.
Kısacası Darwin, ırkçılığın babasıdır. Darwin'in teorisi, Arthur Gobineau, Houston Stewart Chamberlain gibi ırkçılığın "resmi" kurucuları tarafından ele alınıp yorumlanmış ve ortaya çıkan ırkçı ideoloji, Naziler ve diğer faşistler tarafından uygulamaya konmuştur. Oxford, Stanford, Harvard gibi üniversitelerde yıllarca tarih profesörlüğü yapmış olan James Joll, halen üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan Europe Since 1870 (1870'den Bu Yana Avrupa) isimli kaynak kitabında, Darwinizm ile ırkçılık arasındaki bu ideolojik ilişkiyi şöyle anlatır:
İngiliz doğabilimci Charles Darwin, 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni, onu 1871'de takip eden İnsanın Türeyişi adlı kitaplarıyla büyük bir tartışma başlatmış ve Avrupa düşüncesinin farklı dallarını aynı anda etkilemiştir… Darwin'in fikirleri ve onun İngiliz felsefeci Herbert Spencer gibi bazı çağdaşlarının düşünceleri, çok hızlı bir biçimde bilim dışındaki alanlara da uygulanmıştır… Darwinizm'in toplumsal gelişmeye en çok uygulanabilir olan yönü ise, dünyada doğal kaynakların besleyemeyeceği bir nüfus fazlası bulunduğu ve bunun her zaman güçlülerin veya "uygunların" galip çıkacağı daimi bir yaşam mücadelesi gerektirdiği yönündeki inançtır. Bazı sosyal bilimciler için, bu noktadan hareketle, en "uygun" kavramına ahlaki bir mana katmak ve dolayısıyla yaşam mücadelesinde üstün gelen türlerin veya ırkların ahlaken üstün olduklarını savunmak çok kolay olmuştur.
Dolayısıyla doğal seleksiyon doktrini, kolaylıkla Fransız yazar Arthur Gobineau tarafından geliştirilen bir başka fikir ekolüyle de birleşmiştir. Gobineau, 1853 yılında İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Bir Makale adlı çalışmayı yayınlayan kişidir. Gobineau gelişmedeki en önemli etkenin ırk olduğunu savunmuş ve diğerlerine üstünlük
sağlayan ırkların, kendi ırksal saflıklarını en iyi koruyabilenler olduğunu ileri sürmüştür. Gobineau'ya göre, tarihteki bu yaşam mücadelesinde en üstün gelen ırk, Aryan ırkı olmuştur…
Bu fikirleri bir aşama daha ileri götüren kişi ise, İngiliz yazar Houston Stewart Chamberlain'dir… Hitler yazara (Chamberlain'e) o kadar hayranlık beslemiştir ki, onu 1927 yılında ölüm döşeğinde ziyarete gelmiştir.
Nazizm'in fikir babaları arasında evrimci Alman biyolog Ernst Haeckel de büyük bir önem taşır. Haeckel, Darwin'in teorisini Almanya'ya taşımış ve Naziler için hazır bir program haline getirmiştir. Hitler, üstteki alıntıda ismi geçen Arthur Gobineau ve Houston Stewart Chamberlain gibi ırkçılardan siyasi içerikli bir ırkçılık, Haeckel'den ise biyolojik bir ırkçılık devralmıştır. Dikkat edilirse, tüm bu ırkçılar Darwinizm'den ilham almış kişilerdir.
Nitekim Nazi ideologlarında da yoğun bir Darwinizm etkisi görülmektedir. Adolf Hitler ve Alfred Rosenberg tarafından şekillendirilen bu teori incelendiğinde, "doğal seleksiyon", "seçici eşleşme", "ırklar arası yaşam mücadelesi" gibi, Darwin'in Türlerin Kökeni kitabında onlarca kez tekrarlanan kavramlara rastlanır. Hitler ünlü kitabı "Kavgam" (Mein Kampf)'ın ismini de, Darwinizm'in yaşamın bir mücadele arenası olduğu ve bu mücadelede üstün gelenlerin hayatta kaldıkları prensibinden esinlenerek koymuştur. Kitabında özellikle ırklar arasındaki mücadeleden söz etmiş ve şöyle demiştir:
"Tarih doğanın kendi kendine oluşturacağı yeni bir ırksal hiyerarşi sonucunda eşi benzeri olmayan bir imparatorluk meydana getirecektir."
Nazilerin Darwin'den etkilendikleri bugün konunun uzmanı olan tarihçilerin hemen hepsi tarafından kabul gören bir gerçektir. "Faşizm'in Yükselişi" (The Rise of Fascism) isimli kitabın yazarı Peter Chrisp de bu gerçeği şöyle ifade eder:
"Charles Darwin'in insanların maymunlardan evrimleştiği teorisi ilk kez yayınlandığında alay konusu olmuştu, fakat daha sonra geniş bir alanda kabul edilmişti. Naziler Darwin'in teorilerini... savaş ve ırkçılığı haklı göstermek için kullandılar."
Tarihçi Hickman da Hitler'in Darwinizm'den etkilendiğini şöyle açıklar:
Hitler katı bir evrimciydi. Psikozunun derinlikleri ne olursa olsun Mein Kampf kitabı bir dizi evrim fikrini sergiler, özellikle de en uygunların yaşam savaşı ve daha iyi bir toplum için zayıfların katledilmesi fikirlerine yer verir.
Wilhelm Reich The Mass Psychology of Fascism (Faşizmin Kitle Psikolojisi) adlı kitabında, Nazi ırk teorisini şöyle anlatmaktadır:
Irk teorisi, her hayvanın sadece kendi türüyle çiftleşmesinin doğadaki "demir kanun" olduğu varsayımından yola çıkmaktadır. Sadece istisnai durumlarda bu kanun bozulmakta ve ırklar arası karışık cinsel ilişki meydana gelmektedir. Ancak bu gerçekleştiğinde de, doğa bunun intikamını almakta ve elindeki her türlü imkanı kullanarak bu anormalliği durdurmaktadır; ya doğan canlı kısır olmakta ya da sonraki nesillerin üreme yeteneği kısıtlanmaktadır. Farklı "seviyeler"deki iki canlı yaratığın çiftleşmesi sonucunda ortaya çıkan yavru, kaçınılmaz olarak ikisinin arası bir karakterde olacaktır. Ama doğa daha yüksek yaşam formları yaratmak istemektedir ve dolayısıyla karışık çiftleşme doğanın amacına aykırıdır. Öte yandan, günlük yaşama savaşı içinde doğal seleksiyon işlev görmekte ve bu yolla zayıflar, yani ırksal yönden aşağı olanlar zaten elenmektedir. Bu "doğanın amacına" uygundur, çünkü eğer sayıca çoğunlukta olan zayıflar güçlü olanlara karşı galip gelirlerse, gelişmeyi sağlayan yüksek çiftleşme de ortadan kalkacaktır.
Görüldüğü gibi Naziler'in ırk teorisinin temelini oluşturan bu biyolojik görüş, "su katılmamış" Darwinizm'dir. Doğanın "üstün türler evrimleştirmek" gibi bir amacı olduğu, bunun için doğal seleksiyonu kullandığı, zayıfların kaçınılmaz olarak elendiği gibi safsatalar gerçekte Darwin'in evrim teorisinin bir özetidir.
Bilimsel bir temeli olmayan, asıl olarak animist kültürlerdeki "doğaya bilinç atfetme" hurafesinin bir uyarlaması olan bu evrimci görüşler, Nazi vahşetinin de çıkış noktası olmuştur. Çünkü bu teoriyi-yine Darwinizm'e uygun bir biçimde-insan toplumlarına uyarlamışlardır. Wilhelm Reich üstteki yorumlarının ardından şöyle yazmaktadır:
Nasyonal Sosyalistler daha ileri giderek varsaydıkları bu doğa kanununu insanlara uyarlamaya girişmişlerdir. Yürüttükleri mantık ana hatlarıyla şöyledir: Tarihsel tecrübeler göstermektedir ki, "Aryan kanının aşağı ırklarla karışması", her zaman için medeniyetin kurucusu olan Aryanların dejenerasyonuyla sonuçlanmaktadır. Üstün ırkın seviyesi alçalmakta, bu yüzden fiziki ve zihinsel bir gerileme dönemi başlamakta ve bu bir "düşüş"e neden olmaktadır. Hitler, Kuzey ülkelerinin ancak "Almanların kanı bozulmaya uğramadığı", yani Almanların Alman-olmayan halklarla ilişkide bulunup üremediği sürece güçlü kalacağını söylemiştir.
Hitler'in "Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz" derken dayandığı düşünce de, insanların maymundan evrimleştiğini savunan ve dolayısıyla bazılarının hala "maymun" statüsünü koruduğu sonucunu veren Darwinist fikirlerdir.
İşte bu mantıklar, Nazilerin başta Yahudiler olmak üzere, Çingeneler, Slavlar, Ruslar gibi farklı ırklara karşı uyguladıkları korkunç katliamların ve bu vahşetleri işlerken gösterdikleri korkunç soğukkanlılığın çıkış noktasıdır.
Günümüzde de hala pek çok antisemit veya benzeri ırkçı akım, Sosyal Darwinizm'den ilham almaktadır. ABD'deki en radikal ırkçı örgütlerden biri olan "Ulusal İttifak" (National Alliance) örgütünün manifestosunda, bu doktrinin temelleri açık şekilde ifade edilmektedir. Faşist "Ulusal İttifak" örgütü, doktrini açıklarken öncelikle kendileri ile "Semitik inançlar" (İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik) arasındaki farkı belirtmekte, kendilerinin sadece doğaya inandıklarını ve evrimci olduklarını, buna karşılık "Semitik inançlar"ın Allah'a imana dayandığını belirtmektedir.
Örgütünün manifestosunda, örgütün sahip olduğu ırkçı ideolojinin evrimci mantığı da şöyle izah edilmektedir:
Dünyamız hiyerarşik bir düzene sahiptir. Her birimiz Aryan (ya da Avrupa) ırkının bir üyesiyiz, ırkımız tıpkı diğer ırklar gibi doğal seleksiyonun binlerce yıl boyunca çevreye adaptasyonu ve evrimsel aşamalarla ilerlettiği özel karakteristikler geliştirmiştir. Kuzey insanları daha çok şey gerektiren çevrelerinde örneğin planlama ve kişisel disiplin gerektiren bir kış ikliminde hayatta kalabilmektedir ve bundan dolayı zihinsel kabiliyetler açısından daha hızlı gelişmişlerdir.
Merkezi ABD'de bulunan Ulusal İttifak örgütü İsveç, Fransız, Alman, Portekiz ve Rus dillerinde de yayınlanan dergiler ve kitaplar çıkarmakta ve savunduğu Darwinist ve pagan ideolojiyi hızla yaymaktadır. Örgütün yayınladığı National Vanguard (Ulusal Öncü) adlı faşist dergideki makalelerde ise Darwin'den sık sık alıntılar yapılmakta, "ırkların saflığının korunması gerekliliğinin Darwinist biyoloji tarafından kanıtlandığı" gibi iddialar öne sürülmektedir.[10] Diğer faşist örgütlerin yayınlarında veya internet sitelerinde de benzer açıklamalar, Darwinist yorumlar, İlahi dinlere karşı sapkın pagan kültürünü savunan propagandalar bulmak mümkündür.
Darwinizm’in insan toplumları için de geçerli olduğunu öne süren Darwin, bu doğrultuda sosyal Darwinizm’e de öncülük etti. Böylece mevcut kötülüklere, acımasız politika ve uygulamalara bir anda sözde bilimsel bir geçerlilik kazandırdı. Özellikle Almanya’da Ernst Haeckel gibi Darwinistler ve ardından 20. yüzyılın kanlı diktatörü Adolf Hitler gibi faşist ırkçılar, sosyal Darwinizm’in acımasız ve merhametsiz kurallarının önde gelen savunucu ve uygulayıcıları oldular.
Güçlünün haklı sayılması, eşitsizlik, ırk veya etnik temelli ayrımcılık, zulüm, haksız rekabet ve çekişme, fakirlerin ezilmesi, güçlünün zayıf olanı sömürmesi, toplumların tarih boyunca yaşadığı kötülük ve zorluklardandır. Ancak, 19. yüzyılda tüm bu kötülükler çok daha farklı bir boyut kazandı. 19. yüzyıla kadar zalimlik, saldırganlık, acımasızlık olarak nitelendirilen bu tür uygulama ve politikaların, bir anda sözde “doğanın gerçeklerine dayanan bilimsel uygulamalar” olduğu yalanı savunulmaya başlandı.
Tüm bu acımasızlıklara birdenbire sözde bir meşruluk kazandıran ise Darwin, Haeckel ve Hitler’i de biraraya getiren sosyal Darwinizm oldu. Darwin-Haeckel-Hitler’in bu koalisyonu sonucunda öjeni, ötenazi, zorla kısırlaştırma, toplama kampları, ırk hijyeni, gaz odaları ortaya çıktı ve 20. yüzyılın ortalarında insanlık tarihinin en büyük ve acımasız zulümleri yaşandı.
Tarihe, Charles Darwin’in ve sosyal Darwinizm’in Almanya’daki bir numaralı temsilcisi olarak geçen Ernst Haeckel, Darwin’in Türlerin Kökeni kitabını okuduktan sonra şu yorumu yapmıştı:
Darwin’in mükemmel bir şekilde birleştirilmiş doğa kavramında ve evrim doktrininin güçlü temelinde, biyolojik çalışmalarımın başlangıcından beri beni rahatsız eden tüm şüphelerimin çözümünü buldum. (Daniel Gasman, Scientific Origins, s. 6; Benjamin Wiker, Moral Darwinism: How We Became Hedonists, Intervarsity Press, 2002, s. 257)
Darwin’in kitabı ile çarpık düşüncelerine dayanak bulduğunu sanan Haeckel, elbette yanılıyordu. Dönemin ilkel bilim koşulları içinde şekillenen evrim teorisi, hayatın başlangıcı başta olmak üzere hiçbir konu hakkında geçerli, tutarlı ve daha da önemlisi bilimsel bir bilgi ortaya koyamadı. Haeckel, The Wonders of Life (Hayatın Mucizeleri) adlı kitabında, Darwinizm’e dayalı olarak geliştirdiği insan ırkları hakkındaki batıl görüşlerini de şöyle özetlemişti:
Her ne kadar, üstün ve aşağı ırklardaki insanların zihinsel yaşamları ve medeniyetleri arasında büyük farklılıklar biliniyorsa da, bunlar genelde, bir kural olarak, önemsenmezler ve bu yüzden de farklı seviyelerdeki yaşam değeri yanlış olarak hesaplanır. Aşağı ırklar, (Veddahlar veya Avustralya zencileri) psikolojik bakımdan, Avrupalılardan ziyade memelilere (maymun ve köpekler) daha yakındırlar. Bu yüzden, onların yaşamları için tamamen farklı bir değer saptamamız gerekir... Medeni adamın derin düşünen zihni ile vahşinin düşüncesiz hayvan ruhu arasındaki uçurum çok büyüktür, vahşiyi köpeğin ruhundan ayıran uçurumdan da büyüktür. (Ernst Haeckel, The Wonders of Life: Popular Study of Biological Philosophy, Çeviri: Joseph McCab (New York: Harper & Brothers, 1905), s.390-91; Daniel Gasman, The Scientific Origins of National Socialism: Social Darwinism in Ernst Haeckel and the German Monist League, (London: MacDonald, 1971), s.39-40)
Haeckel’in bu Darwinist iddiaları hiçbir bilimsel delile dayanmıyordu. Buna rağmen çarpık ve sapkın inanışları olan pek çok insan tarafından adeta bilimsel bir gerçekmiş gibi sahiplenildi.
Koyu materyalist olan Haeckel, sapkın düşünce yapısı nedeniyle, İlahi dinleri ve din ahlakının gereği olan insancıllığı ve merhameti reddediyordu. Öjeni vahşetini savunarak Spartalılar (M.Ö. 9. yüzyılda kurulmuş, sanatı, felsefeyi ve edebiyatı reddeden, sadece askeri güce dayanan ve faşizm sistemini uygulayan bir Yunan şehir devletiydi) tarafından uygulanan “insanın suni seleksiyonu”nu kendince övüyordu. Spartalılar döneminde, özel bir kanun uyarınca tüm yeni doğan çocuklar dikkatli bir incelemeye ve seçilime tabi tutuluyorlardı. Zayıf, hasta veya fiziksel olarak kusurları olanlar acımasızca katlediliyorlardı. Sadece sağlıkları mükemmel olan ve güçlü çocukların yaşamalarına izin veriliyordu. Haeckel da Spartalıların masum bebekleri katletmeyi öngören bu vahşi uygulamalarını destekliyordu. (Ernst Haeckel, The History of Creation, s. 1.75-76)
Haeckel kendisini eleştirenlere ise şöyle karşılık veriyordu:
Her yıl, tedavi edilemez hastalıkların kalıtsal yüküyle doğan binlerce sakat, sağır-dilsiz ve geri zekalı çocuğa, suni olarak bakmanın ve yetiştirmenin insanlığa ne gibi bir faydası var? (Benjamin Wiker, Moral Darwinism, s. 260)
Haeckel’in bu acımasız düşüncelerinin yanı sıra diğer sapkınlıklarından biri de, intihar ve ötenaziyi savunuyor olmasıydı. Haeckel’in hezeyanlarına göre insan, sadece anne ve babasının arasındaki cinsel bağlılığın bir sonucu olarak var olmuştu ve bu yüzden de yaşam çok külfetli bir hal aldığında bu kişi yaşamdan ayrılabilirdi. Haeckel bu çarpık düşüncelerini şöyle ifade etmekteydi:
Eğer bu durumda yaşam koşulları, döllenmiş yumurtadan kendi hatası olmaksızın gelişmiş zavallı varlığın üzerine çok fazla baskı yaparsa, eğer iyi olarak ümit edilen yerine sadece bakım ve ihtiyaç, hastalık ve her türlü sefalet gelirse, bu kişinin tartışmasız olarak ölüm yoluyla ızdıraplarına son verme hakkı vardır... Bir kişinin dayanılmaz acılarına gönüllü bir ölümle son vermesi gerçek bir kurtuluş eylemidir. (Ernst Haeckel, Wonders of Life, s.112-14)
Bu düşünceleriyle insanları vicdansızca intihara, ölüme, cinayete sürükleyen Haeckel, Wonders of Life (Yaşam Mucizeleri) adlı kitabında ise, yeni doğan bebeklerin sağır ve bilinçsiz doğduklarını (ki bu doğru değildir) ve bu yüzden insan ruhu taşımadıklarını iddia etmişti. Bu bilim dışı iddiasına dayanarak da “anormal olarak doğan bebeklerin öldürülmelerini” savunmuş ve sözde bunun “mantıksal olarak bir cinayet gibi kabul edilemeyeceğini” öne sürmüştü. Görüldüğü gibi Haeckel açıkça cinayeti savunuyor, çevresindeki insanları da katil olmaya yönlendiriyordu.
Haeckel sadece kişinin isteğine bağlı ötenazinin değil, rıza dışındaki ötenazinin de savunuculuğunu yapacak kadar gaddardı. Bu konudaki öfkesini şu sözlerle ifade ediyordu:
“Yüzlerce, binlerce tedavi edilemez insan –deliler, cüzzamlılar, kanserliler vs.– kendilerine ve genel olarak topluma en küçük bir fayda sağlamaksızın suni olarak hayatta tutuluyorlar.” (Benjamin Wiker, Moral Darwinism, s. 262; Ian T. Taylor, In The Minds of Men: Darwin and the New World Order, 3. baskı, TFE Publishing, 1991, s.409)
Haeckel’in bu duruma getirdiği acımasız “çözüm” ise şöyleydi:
Bu kötülükten kurtulmanın yolu, tek dozluk acısız ve hızlı etki eden zehirin... yetkili bir kurulun gözetimi altında kullanılmasıdır. (Ernst Haeckel, The Wonders of Life, New York: Harper, 1904, s. 119)
Haeckel’in kitapları, Nazi öjeni programının kabul edilmesinde önemli rol oynadı. Özellikle, Haeckel’in öğrencisi olan ve hayat hikayesini yazan Wilhelm Bölsche, Hitler’e Haeckel’in sosyal Darwinist fikirlerini doğrudan aktardı. Ayrıca, 1904’ten 1944’e kadar yayınlanan ve öjeni aldatmacaları ile sahte Nazi bilimini yaymak için kullanılan en temel organ haline gelen Archiv für Rassen und Gesellschaftsbiologie (Irksal ve Sosyal Biyoloji Arşivi), düzenli olarak Haeckel’in, eserlerindeki tehlikeli fikirlerinden alıntılar yaptı. (Robert Jay Lifton, The Nazi Doctors, New York: Basic Books, 1986, s.441, 161)
Tarihçi Daniel Gasman’ın ifadesiyle, “Hitler’in tarih, politika, din, Hıristiyanlık, doğa, öjeni, bilim, sanat ve evrim hakkındaki görüşlerinin büyük bölümü, eklektik (seçmeci) ve farklı birçok kaynaktan olmalarına karşın, Haeckelinkiler ile uyuşuyordu ve sıkça aynı dilde ifade ediliyorlardı.” (Daniel Gasman, Scientific Origin, s. 161)
Haeckel’in savunduğu vahşetin Almanya üzerinde çok yıkıcı etkileri oldu. Çalışmaları, Almanya’da yaklaşık 300 bin ruh hastasının, fiziksel sakatlığı olan insanların, tedavisi mümkün olmayan hastaların ve kendilerince diğer “istenmeyen” insanların acımasızca katledildiği T4 adlı ötenazi programının öncülüğünü yaptı.
Nazilerin insanlık dışı ve utanç verici olan uygulamalardan biri de “zihinsel hastaların toplu katliamı” olarak açıklanabilecek olan “T4 Ötenazi Programı”ydı. Program adını, uygulamanın yürütüldüğü merkezin Berlin’deki adresinin baş harflerinden almaktaydı: Tiergartenstrasse 4.
Nazi Almanyası’nda ötenazi, sözde ırk temizliğini sağlamak için kısırlaştırmadan sonra başvurulan ikinci yöntem haline gelmişti. T4 ötenazi programı dahilinde, tedavisi mümkün olmayan, fiziksel veya zihinsel özürlü, ruhsal sorunları olan insanlar ve yaşlılar öldürüldüler. Bir yanda gaz odalarında masum bebekler, kadınlar, yaşlılar yalnızca farklı ırktan oldukları için soykırıma tabi tutulurken, diğer yanda aynı ırktan olmalarına rağmen zayıf ve güçsüz görüldükleri için binlerce mazlum acımasızca katlediliyordu. Hitler bu acımasız programı 1939 yılında başlattı ve 1941 yılına kadar resmi olarak bu uygulama devam etti. Ancak cinayetler 1945 yılında Nazilerin yenilgisine kadar gayri resmi olarak sürdürüldü.
T4, “Geheime Reichssache” (Gizli Alman Hükümeti Meseleleri) olarak bilinen emir ve önlemleri de içeriyordu ve bunların yerine getirilmesinde görevli olan kişiler sessiz kalmaya mecburdular. Nazi dönemindeki ötenazi uygulamaları konusunda fazla bilgi edinilememesinin en önemli nedenlerinden biri, bu program dahilinde eğitilen ve kullanılan personelin daha sonra savaşın en tehlikeli cephelerine asker olarak gönderilmeleriydi. Bunlardan biri Yugoslavya cephesiydi. Bu ülkedeki direnişi yürüten Partizanlar, esir almak yerine tüm düşman askerlerini öldürmeleriyle tanınıyorlardı. Ötenazi tanıklarının büyük bir çoğunluğu da bu cepheye gönderilerek ortadan kaldırılmıştır.
Evrim teorisi başta basit bilimsel bir kuram olmasına rağmen, ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra biyoloji ve paleontoloji gibi bilim dallarının dışına çıkarılarak, insan ilişkilerinden tarihin yorumlanmasına, politikadan toplum hayatına kadar birçok alanda, belli çevreler tarafından, etkili hale getirilmiştir. Özetle bunlar:
Hitler'in üstün ırkı oluşturma saplantısı,
Marx'ın "İnsanlık tarihi sınıf çatışmalarının tarihidir." yanılgısı,
Mao'nun milyonlarca insanı, sözde bir tür hayvan gibi görüp akıl almaz vahşetler uygulaması,
Mussolini'nin "Savaşın tüm insan enerjisini en yüksek noktaya taşıdığı" iddiası,
Kapitalizmin "güçlülerin zayıfların üzerine basarak daha da güçlenmelerini" öngörmesi,
Stalin'in zalim çalışma kampları,
Üçüncü dünya ülkelerinin emperyalist ülkeler tarafından acımasızca sömürülmeleri, insanlık dışı muamelelere maruz kalmaları, sözde bilimsel bir kılıf kazanmıştır.Çoğumuzun inandığı ,desteklediği işte bu kılıftır....
:sapursupur: :a12:

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Evrim ve Politika
|
| 1 | bilgehan paray 2008-07-05 10:57:58 hitler gibi diktatörler,evrim teorisinden etkilenmişlerdir doğru.ancak bu yüzden evrim teorisi ve darwini suçlayamazsınız.bu, atom bombaları yüzünden atomun parçalanacığını söyleyen aynştaynı suçlamaya benzer.aynştayn ve darwinin doğanın yasalarını çıkarmaya çalışmaktan başka suçları yoktur. evrim teorisinin bu kadar reddilmesinin nedeni de politikadır.statüleirni korumak isteyen din adamları evrime karşı politikaları hep desteklemişlerdir. ayrıca evrim teorisinin hayatın başlangıcını açıklamak gibi bir kaygısı da yoktur.evrim sadece yaşam başladıktan sonra canlılarda olan değişimleri inceler.bu bilgiyi lise ders kitaplarından bile öğrenebilirsiniz. makale için teşekkür ederim.
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |