Okunma: 11500 kez
Evrim kuramına göre insan, binlerce yıl önce, hayvanlarla ortak bir kökeni olan ilkel yaratıklardan türemiştir. Bu hükme, en azından, bu alandaki araştırmaların yeni sonuçlarına bakarak varabiliyoruz. Çünkü, son yüzyıl içinde bilimin kaydettiği büyük ilerlemelere rağmen, insanlığın gerçek kökeni henüz kesinlikle tanınabilmiş değildir. Sözgelimi, son yıllarda en çok benimsenen görüş, insanın maymundan geldiği düşüncesiydi, insanla maymun arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır; her ikisi de primatlar takımındandır. Ancak bunlar tek bir atadan gelmiş olsalar bile gerçekte ayrı gelişim göstermiş iki türdür.
İlk İnsanımsılar
Milyonlarca yıl önce yaşamış en uzak atalarımız olan insanımsılar konusunda pek bir şey bilmiyoruz. İnsana ait fosiller, yani toprak altında korunagelmiş kemikler çok az ve eksiktir: bunlardan ancak birkaç parça ele geçmiştir. Bununla birlikte bu insanımsılardan ikisi biraz daha iyi tanınmaktadır: İtalya'da bulunmuş oreopitekus ile on dört milyon yıl kadar önce yaşamış olan ve Hindistan'da bulunan ramapitekus.
Şempanzeye çok benzeyen ramapitekus her halde ağaçlara tırmanıyor, tanelerle ve köklerle besleniyordu. Hiç kuşkusuz etini yediği hayvanları öldürmek ve parçalamak için, keskin taşları kullanıyordu: ramapitekus fosilinin yakınlarında, birkaç yerinden kırılmış hayvan kemiği parçalarına rastlanmıştır. Bunun için ramapitekusun insan nitelikleri taşıdığı düşünülebilir.
Australopitekus
Gerçekten, gelişmiş ilk atalarımız sayılabilecek insanımsılar, çağımızdan dört ile bir milyon yıl önce yaşamışlardı. İlk olarak Güney Afrika'da bulunan bu yaratıklar önce maymuna benzetildi; onun için bunlara australopitekus dendi (austral, güney; pithekus, maymun).
Bunların genel görünümü, şempanze ve gorili andırıyordu: çene yoktu, alın dar ve çökük, kaş yayları belirgindi. Ama daha o zaman bile birçok yönden insan özelliği taşıyorlardı: ayakta durmayı biliyorlar, artık ağaçlarda yaşamıyorlar ve taşları kaba saba yontarak âletler yapabiliyorlardı. Boyları bugünkü Pigmeler'inki gibi kısaydı (1,20 m kadar); Afrika'nın güney ve doğu kesiminde savanlarda geziniyor, avcılık yapıyorlardı. Ayrıca öteki primatların tersine, hem etle, hem otla besleniyorlardı.
Bu nedenlerle, gelişmiş bir maymun olan australopitekusu insanın ilk atası sayabiliriz. Gene bu nedenlerle günümüzde birçok uzman, ona australantropus (Yunanca anthropos, insan'dan, güney insanı) veya Homo habilis (âlet yapabilen insan) demeyi daha uygun bulur.
Dikilen İnsan
Australopitekus, ikinci bir insan türünün atalarıdır: bu türe Homo erektus, dikilen insan denir; yani bu yaratık kesinlikle dik durabiliyor ve iki ayağı üzerinde yürüyebiliyordu. Ünlü Cava insanı (pitekantropus), Pekin insanı (sinantropus), Mauer insanı (Almanya) ve Montmaurin insanı (Fransa) bu gruptandır.
Dikilen insan, Australopitekustan daha büyüktü; ama gene de ilkel özellikler taşıyordu: ileriye doğru uzunca küçük kafatası, çene bulunmayışı, iri köpekdişleri. Böyle olmakla birlikte bu insan nispeten geliştirilmiş taş âletler (iki yüzü yontulmuş çakmaktaşı) yapabiliyor, avda korkunç bir silâh ödevi gören kargılar, ucu sivri uzun kazıklar kullanıyordu: Almanya'da kaburgalarına 2,50 metre uzunlukta bir kargı saplanmış bir filin iskeleti bulunmuştur.
Bu «dikilen insan» henüz ateş yakmayı bilmiyordu, ama hiç olmazsa, yıldırımın çıkardığı yangınlardan sonra yayılan ateşi söndürmemeyi biliyordu. Bu da, insana vahşî hayvanları uzak tutma, ısınma ve besinlerini pişirme olanağını sağlayan önemli bir ilerlemedir.
Bilen İnsan
Bilen insanın (Homo sapiens), 100,000 yıl önce ortaya çıkması, bu evrimin son aşamasıdır. Bu insan ilkel özelliklerini hâlâ korumakla birlikte (kısa boy, güçlü çene kemikleri) çeşitli taş âletler yapmayı biliyordu. Ayrıca, Neandertal insanı, basit bir dil kullanmağa ve dinsel törenler yapmağa (ölülere tapınma) başlamıştı.
Sonra, 70,000 yıl kadar önce, daha gelişmiş başka Homo sapiens'ler ortaya çıktı. Bunların en tanınmışı hiç kuşkusuz, adını Fransa'da Dordogne yöresinde bulunduğu yerden alan Kromanyon (CroMagnon) insanıdır; Grimaldi insanı (Monaco yakınlarında bulunmuş) ile Şansölad (Chancelade) insanını da (Dordogne) bunlar arasında sayabiliriz. Kromanyon insanı oldukça uzun boyludur (1,80 ile 2 metre arasında); ayrıca bu Homo sapiens'lerin anatomisi de tıpkı bizimki gibidir.
Bundan sonra insanın görünüşü, ancak çevresine (özellikle iklime) ve beslenme alışkanlıklarına göre değişmiş, bugün yaşayan çeşitli ırklar meydana gelmiştir. Bu insanların hayatına uzun süre, yiyeceğini araştırma ihtiyacı yön vermiştir: bazıları anayurduyla yetinirken, bazıları av hayvanlarının göçlerini izlemiş ya da elverişsiz bölgelerden uzaklaşmak için yer değiştirmiştir. Sözgelimi, Amerika'ya yerleşme böyle olmuştur: Asya'dan yola çıkan küçük topluluklar, 40,000 yıl önce, Bering Boğazı'nı aşıp Amerika'ya yayıldılar ve M.Ö. 6,000 yıllarına doğru ta Patagonya'ya kadar ulaştılar.
Zanaatçılar ve Sanatçılar
Bu ilk gelişmiş insanlar teknik bilgilerini gösteren sayısız kanıt bırakmışlardır. Bunlar önce taş âletler kullanıyorlardı; taştan, özellikle Tarihöncesi bilginlerinin kazağı adını verdikleri bıçaklar yapıyorlardı. Kemiği de işlemeğe başlamışlardı, onu bıçak, mızrak ucu veya zıpkın biçiminde yontuyorlardı; bundan da, uzaktan avlanmayı ve balıkçılığı bildikleri sonucu çıkartılabilir.
M.Ö. 30,000 yıllarına doğru mağara duvarlarında resimler belirmeğe başladı. Bu «duvar sanatı» Dordogne'daki Lascaux Mağarası'nda veya İspanya'daki Altamira Mağarası'nda bulunan çok güzel duvar resimleri (freskler) sayesinde ün kazandı. Bu duvar resimlerinde atalarımızın gözetleyip avladığı hayvanlar görülür: mamutlar, bizonlar, aslan gibi yırtıcı hayvanlar v.b. Mağara insanlarının resim yapmakta pullandıkları malzeme de çok çeşitliydi: aşıboyası, limonit, manganez oksitleri, tebeşir.
Günlük Yaşam
Hayvanları avlamak ve onlar karşısındaki güçsüzlüğünü gidermek için Tarihöncesi insanı kurnazlıklara başvurdu: böylece ilk tuzaklar ortaya çıktı. Sözgelimi mamutları avlamak için onların her gün geçtiği yollara çukur kazıp üzerini dallarla, yosun ve toprakla örtüyorlardı. Bir hayvan, çukurun içine düşünce, geçidin iki yanında pusuya yatan avcılar, oklarla veya kargılarla onu öldürüyordu.
XIX. yy .da ortaya çıkarılan Solutre kemikliğinde (Fransa) dik bir yarın dibinde yığın halinde binlerce at kemiği bulundu. Bunun öncekinden farklı bir av tekniği olduğu sanılıyor: avcılar her halde at sürüsünü yarın başına kadar sürerek oradan aşağı atlamağa zorluyorlardı.
Tarihöncesi insanı, soğuktan ve tehlikelerden korunmak için başlangıçta doğal barınaklardan, özellikle mağaralardan yararlanırdı; öteden beri kullanılan «mağara adamı» deyimi buradan gelir. Homo sapiens önce çadır yapmağa, sonra dallardan ve hayvan postlarından kaba-saba kulübeler dikmeğe başladı, ilk giyecekler ve mücevherler de (delinip gerdanlık gibi dizilmiş deniz kabukları ve dişler) aynı dönemde ortaya çıktı.
Yontmataş (Paleolitik) adı, ilk insanların ortaya çıkıp geliştiği o uzun Tarihöncesi dönemi belirtir. Bunu Mezolitik Devir ve daha sonra, M.Ö. 5000 yılında başlayan ve Tarihöncesi ile tarih çağları arasında bir geçiş dönemi olarak yer alan Cilâlıtaş Devri (Neolitik) izler.
Cilâlıtaş Devri (Neolitik)
Bir «Cilâlıtaş devrimi»nden söz edilebilir. Söz konusu devrim şiddetsiz ve savaşsız olduğu halde bu deyim bir abartma sayılamaz. Bu dönem birçok işin (çömlekçilik, dokumacılık, taşın cilâlanması) gelişmesine ve ilk uygarlıkların doğmasına sahne oldu. Köyler kurulmağa ve özellikle insanlar çiftçi olmağa başladı. İnsan, avcılıktan vazgeçmeden sığır, koyun, domuz yetiştirdi, niteliklerini beğendiği bitkileri üretti.
Megalitlerin (Yunanca rnega, büyük ve lithos, taş sözcüklerinden) çoğu bu çağda dikildi: bunlar menhirler ve dolmenlerdir. Dolmenler, dikine taşların üzerine yerleştirilmiş yassı taşlardır. Toprağa dikine saplanmış kocaman kaya parçaları halindeki bazı menhirlerin ağırlığı 300 tonu bulur. Bunlar kimi daire biçiminde, kimi dizi halinde (sözgelimi Carnac dizileri) dikilmiştir.
Bu dönem eserleri arasında, kazıklar üzerine oturtulmuş göl köylerini ve bugün yok olmuş bir hayvan türünü canlandıran Accerler Tasilisi'ndeki (Sahra) freskleri sayabiliriz.
Tarihin Şafağı
Cilâlıtaş Devri'nin sonunda önce bakır, sonra bakırla kalayın dayanıklı alaşımı olan tunç (bronz) ortaya çıktı, bu da Maden Çağı'nın başlangıcı oldu. Tunç balta, yavaş yavaş cilâlı taştan yapılmış baltanın yerini alırken, madenleri işleme sanatı da gelişmeğe başladı. Usta. dökümcüler silâh döktüler (kılıç, kargı), âlet (oraklar) ve süs eşyası (bilezikler, yüzükler) yaptılar. Demir, Avrupa'da ancak Milattan önce birinci binyılda kullanılmağa başladı.
Ama madenleri bulmak, taşları bulmak kadar kolay olmuyordu; maden sağlamak için insan, bir alışveriş sistemi icat etmek zorunda kaldı: böylece ticaret ortaya çıktı ve bunun en önemli sonuçlarından biri şehirlerin kurulması oldu. Şehirler kısa zamanda mal alışverişinde olduğu gibi siyasî hayatta da büyük rol oynamağa başladı. Surlarla kuşatılmış siteler zenginlerin, kralların ve din adamlarının yaşadığı yerler oldu ve zamanla çevredeki köyleri de zorla boyunduruk altına aldı: böylece devlet doğdu. Nihayet, yazının icadıyla insanlık, kesin olarak tarih çağına girdi.
İnsan Gelişiminin Aşamaları
1. «Australopitekus», ayakta durabildiği için, insanımsıların ilki sayılır.
2. «Parantropus», güçlü çene kemiklerine ve öğütücü dişlerine bakılırsa, herhalde bir otçuldu.
3. «Gelişmiş Australopitekus»: beyin hacmi büyümüştür; bazı âletler kullanabilmektedir; bu yüzden «Homo habilis» (becerikli insan) diye de anılır.
4. «Homo erektus» (dikilen insan): boyu 1,60 m ile 1,80 m arasında değişir.
5. «Homo sapiens» (bilen insan), bugünkü türün ilk temsilcisidir; 100,000 yılı aşkın bir süre önce ortaya çıkmıştır.
6. Solo adamı, Cava'da yaşamış ve soyu tükenmiş olan bir «Homo sapiens» ırkıdır; onunla eş özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.
7. Neandertal insanı, dünyanın dört yanma geniş ölçüde yayılmış ve bundan 35,000 yıl kadar önce soyu tükenmişti.
8. Kromanyon insanı, çağdaş insandan (9) önceki son aşamadır ve Avrupa'da Neandertal insanının yerini aldığı sanılmaktadır. Foz'un deseni.
Tarihöncesi İnsan Avı
Kalıntıların araştırılması günümüzde, uzman ekipler tarafından yürütülür. Paleontoloji uzmanları bu araştırmaları düzenler ve yönetir: jeologlar, yerleşme bölgesinin niteliğini inceler, topograflar bu yeri tam olarak saptayıp bir haritaya geçirir. Resimci bütün fosillerin ve eşyanın durumunu tespit ederken, fotoğrafçı onların resimlerini çeker. Nihayet, teknisyen işe Karışır, bulunan eşyayı temizleyip eski haline gelecek biçimde onardıktan sonra laboratuvar uzmanlarına teslim eder.
Primatlar
Zoolojik sınıflandırmada primatlar bir memeli takımıdır ve üç alttakıma ayrılır: insanlar, maymunlar ve makiler. Maymunlardan bazıları insanla öylesine benzerlik taşırlar ki, bunlar uzun süre gelişim halinde insanımsılar sayılmıştır. Bugün ise bunun bir gerçek olmadığı bilinmektedir: aslında bunlar ayrı türlerdir.
Piltdown İnsanı
1908 yılında İngiltere'nin güneyinde bulunan «Piltdown insanı»nın bir sahtecilik olduğu ancak 1953 yılında anlaşıldı. Kafatası bir insanın kafatası, çene kemiği ise, yapay olarak eskitilmiş bir maymunun çene kemiğiydi. Yıllar boyu Piltdown insanı, insan ile maymun arasında doğrudan doğruya bir akrabalık olduğuna inanan herkese bir dayanak noktası oldu, kanıt ödevi gördü. Yeni bilimsel inceleme yöntemleri bu tür şakaların önünü almıştır.
Göl Siteleri
Cilâlıtaş Devri'nde yaşayan insanlar karların ve buzulların erimesi yüzünden suların çoğalması sonucu meydana gelen taşkınlardan ve su baskınlarından sakınmak ve korunmak için evlerini bazı bölgelerde, yüksek yerlere veya göllerin ortasında, kazıklar üzerine yapıyordu.
Kocaman ağaç kütükleri göl çamuruna saplandıktan sonra, üzeri dallarla örtülüp bir çeşit platform meydana getiriliyor, sonra bunun üstüne kulübeler kuruluyordu. Bir iskele, göl sitesini kıyıya bağlıyordu. Bu göl evleri özellikle İsviçre'de, Savoie'da (Bourget Gölü), Kuzey İtalya'da, Almanya'da, Avusturya ve İngiltere'de pek çoktu. Günümüzde, Yeni Gine, Malezya ve Çinhindi'nde yaşayan bazı kabileler hâlâ buna benzer evler yapmaktadırlar.

(Solda) Tarihöncesi'ne ait âletler: Magdaleniyen Dönem'den (M.Ö. 15,000 yıl) kalma, geyik boynuzundan yapılmış zıpkın ve taş çapla.
(Sağda) Kromanyon insanının kafatası. 1868'de Eyzies (Dordogne, Fransa) yakınlarında bulunan bu kafatası, insanoğlunun en yakın atasının görünüşüne sahiptir.

Etiketler:
Bilimler
Genetik
Evrim Kuramı ve İnsan
|
| 1 | evrim aldatmacası 
yasin demir 2006-08-04 02:25:44 21. yüzyılda bilimle uğraşan arkadaşlarımızın hala evrim teorisin arkasında durmalarının ne gibi bi sebebi var anlamıyorum.hiçbir bilimsel kaynak kabul etmiyor evrim teorisini.ortaya atılan butun kanıtların teorilerin aldatmaca oldugu defalarca kanıtlanmıstır...
| | 2 | yasin e cevap 
burcu aygun 2006-08-07 08:08:19 evrim teorisinin tamamını kabul etmek simdiki bilim ve teknolojiyle zaten cok dogru değil.ama ogunku sartlarda ve hala acaba dogrumu diye bicok bilim adamını dusunduren bi konuda calışmış olması Darwin i yeterince degerli yapıyor.vede yaptıgı calısmalar gunumuze de bicok konuda ışık tutuyor ve bilimsel kaynak.
| | 3 | burcu'ya cevap 
yasin demir 2006-08-10 02:36:57 davrinin evrim teorisin zamanında ilgi gormesinin sebepleri farklıdır.evrim teorisi sadece insan maymun olayını kapsamıyor.teoriye gore en gelişniş ırk avrupa ırkı oldugu savunuluyor.diğer ırkların henuz tam gelişmediği ve zamanla yok olacakları savunuluyor.darwin türk milletini daha gelişimini tamamlamamış yarı maymun bir ırk olarak görüyordu.avrupada teorinin ortaya atıldıgı zamanlar sömürgecilik tepki çekmeye başlamıştı.darwinde o sırada ortaya böyle bir teori atınca herkes teorinin arkasına sıgınarak vahşete devam etti.darwinin yaptıgı çalışmalardan günümüze ışık tutan bir tane dahi çalışma olduguna inanmıyorum(sürekli olarak gen ve tıp dunyasındaki gelişmeleri takip ediyorum hiç duymadım eğer elinizde kaynak varsa bana bildirin bende görmüş olurum)ortaya varsayımlar atarak bilim adamı olunmuyor.biz türk milleti olarak bilimsel araştırmalarla ilgilenmeli bağnaz düşüncelerden kendimiz kurtarmalıyız...
| | 4 | Darvin, ervim teorisi ve bilim 
Bulak Arpat 2006-08-13 13:25:30 Darvin'in 1859 yilinda yayimladigi 'Turlerin Kokeni' calismasinda, okudugum kadariyla, insan turunun evrimi hakkinda bir sav yoktur. Daha sonra bastigi, 'Insanin Tureyisi' kitabinda da Turkler veya baska milletler hakkinda hicbir sava yer verdigini zannetmiyorum. Darwin'in eserleri suphesiz, hem zamaninda hem de gunumuzde, cok ilgi cekmistir ve bircok yorumda bulunulmustur. Fakat bugun bilim dunyasinda, temelini Darwin'in atmis oldugu, modern evrim teorisi gecerliligini her zamankinden daha kuvvetli bir sekilde korumaktadir. Her bilimsel teori gibi, evrim teorisi de hicbir zaman kanitlamaz, sadece aksi kanitlanmadigi surece gecerliligini korur. Bu asamada tabii ki teoriler yeni bulgulara gore degistirilir, saglamlastirilir. Bu durum, teoriyi ilk ileri suren bilimadamlarinin gerekli atifi almamalari anlamina gelmez, aksine onlarin yapitlarinin degerini bir kez daha ortaya koyar. "Hiçbir bilimsel kaynak kabul etmiyor evrim teorisini ..." ifadesi uluslararasi bilim ortaminda kesinlike yanlistir. O kadar cok kaynak vardir ki bu konuda, tek bir tane gostermek ne yeterlidir, ne de anlamlidir. Ama ilgililer evolution.berkeley.edu sitesinde evrim teorisini kabul eden, anlamaya calisan yuzlerce kaynak bulabilirler. Ote yandan, evrim ile ilgilenen bilimadamlarinin, evrim teorisinin her noktasinda hemfikir olmamalari, evrim teorisinin yanlis oldugu anlamina gelmedigi gibi, bu durum evrim teorisinin bircok teoriye gore bilimadamlarinca cok daha siki bir sekilde test edildigini gosterir ki, bu son derece saglikli bir bilim ortaminin gostergesidir. Darwin, evrimin otesinde, bitki biyolojisi ile de ilgili cok onemli gozlemlerde bulunmustur. Gene evrim teorisinde oldugu gibi bu gozlemler ve modeller zaman icerisinde gelismistir (Circumnutations: From Darwin to Space Flight. 1993. Plant Physiol. 101:345).
| | 5 | EVRİM TEORİSİ 
yasin demir 2006-08-19 07:23:57 Öncelikle son yüzyılda bulunmus evrim teorisini destekleyen yenilik göremiyorum. Evrim teorisine göre,canlılık rastlantılarla doğmuş ve rslantısal etkilerle gelişmiştir.yani doğadaki birtakım etkiler,basit cansız elmentlerden canlı varlıkları olusturmuslardır.Teori daha ilk yıllarında büyük darbeler almaya başlamıştı.Fransız bilim adamı Louis Pasteur canlı bir varlıgın cansız bir varlıkdan kesinlikle olusamayacagını canlı varlıkların ancak canlı varlıklardan olusacagını kanıtladı.Darwinin teorisine göre evrim mekanizmasının temelde doğal seleksiyondu.çok temelsiz olan bu varsayım genetik biliminin kurucusu kabul edilen Mendel'in buldugu genetik kanunlarıyla birlikte geçerliliğini çok çabuk kaybetmiş oldu.sonuş olarak günümüzden yüz yıl önce bile teorinin dayandığı temeller tamemen çürütülmüştür.Teoriye göre olması gereken ara form canlı ornekleri bir türlü bulunamamıs ayrıca bir çok canlı birmilyar yıl öncesinde dahi aynı olduguve en kucuk bir mutasyon geçirmedikleri arastırmalar sonucunda ortaya çıkmıstır.(ayrıca canlı üzerinde meydana gelen hiçbir mutasyonun canlının gelişimine olumlu etki ettiği görülmemiştir)Elimizdeki butun kanıtlara ragmen hala teorinin desteklenmesinin inanç meselesi oldugunu dusunuyorum.
| | 6 | Evrim gercekleri 
Bulak Arpat 2006-08-19 13:15:14 Evrim teorisinin gercek savlari, populerliginden dolayi ve bilim ortaminin disinda bilimsel olmayan yayin organlarinin da etkisi ile ne yazik ki carpitilmis ve bircoklarinca yanlis anlasilmis durumdadir. Daha saglikli bir tartisma icin, oncelikle biyolojik evrimin tanimini hatirlamak faydali olacaktir. Evrim, kisaca, nesillerin degisime ugrayarak suregeldiklerini savunur. Dogal secilim ve mutasyonlar gibi ogeler ise evrimin gunumuzde tanimlayabildigimiz mekanizmalaridir. Hangi mekanizmanin hangi ortamda ne kadar one ciktigi, baska mekanizmalarin olup olmadigi gibi konular bilimsel ortamlarda surekli tartisilmakla beraber, bu tartismalar evrim teorisini zayiflatmakta degil aksine kuvvetlendirmektedir. "Öncelikle son yüzyılda bulunmus evrim teorisini destekleyen yenilik göremiyorum". - Icinde bulundugumuz son yuzyilda, yasamin her seviyesinde evrim teorisini destekleyen sayisiz yeni bulgu ve bilimsel calisma olmustur. Ozellikle son 10 yildir, kanimca, evrim altin caglarini yasamaktadir. * Ornegin, penisilin gibi antibiyotikler ilk bulunup, klinik olarak kullanilmaya baslandiginda (bu yuzyil icerisinde) cok etkili sonuclar aliniyordu. Fakat, ozellikle 1980'li yillarin ortalarindan baslayarak, hastahane ortamindaki bakteriler kullanilar antibiyotiklere karsi direnc kazanmaya basladilar. Oyle ki, 2000'li yillara geldigimizde bu direnc %30'lara vardi. Gunumuzde bircok tibbi arastirma merkezi surekli olarak, bakterilerin henuz direnc kazanmamis oldugu yeni antibiyotikler uretmeye calismaktadir. Bakterilerin bu sure icerisinde nasil direnc kazandiklari, evrim teorisi ile gayet basit bir sekilde aciklanmaktadir. Yapilan teorik ve deneysel calismalar, bakterilerde olusan rastlantisal mutasyonlarin bir kisminin bakterilere yeni antibiyotiklere karsi direnc kazandirdigini, ve hastahane ortamindaki yogun antibiyotik kullaniminin da bu tur genetik degisikliklerin dogal secilim sonucunda populasyon icerisinde artmasina yol actigini gostermistir (Genereux, D. ve Bergstrom, CT. 2005, Evolution in action: Understanding Antibiotic Resistance, in J. Cracraft and RW Bybee, eds., Evolutionary Science and Society: Educating a New Generation. AIBS/BCSC. http://octavia.zoology.washington.edu/publications/GenereuxAndBergstrom05.pdf). Ilgililer bu kaynakta bu konu ile ilgili daha cok detay bulabilirler. Dahasi gene evrim kuraminin ogretilerinden yola cikarak, bu durum ile nasil savasabilecegimizi de ogrenmis ve basarili bir sekilde uygulamakta bulunmaktayiz (kisaca antibiyotik kullanimini sinirlandirarak ortaya cikan direnc saglayan mutasyonlar uzerindeki dogal secilimi azaltilip, bu genlerin populasyon icerisindeki paylarinin artmasi engellenmektedir). Bu da, evrim teorisinin gunumuzde gerceklesen bir olayi basarili bir sekilde aciklamakla sinirli kalmadigini ve ongorulerinin dogrulugunun da deneysel olarak ispatlanabildigini gostermektedir. * Herseyin otesinde evrim teorisine en buyuk destek herhalde sadece son 20 sene icerisinde gelismis olan DNA sekanz analizi (bazi terimleri Turkce'de dogru kullanamamisam ozur dilerim) sonuclarindan gelmistir. Kalitimsal bilgiyi tasiyan DNA'nin yapitaslarinin dizilimi, evrimin one surdugu uzere ortak gecmisleri kisa gecmise dayanan turlerde birbirlerine cok yakindir. Bu bilgiler isigi altinda, uluslararasi bilim ortaminda, artik evrim teorisinin dogru olup olmadigi degil, evrimin mekanizmalarinin ve hayatin gelisiminin detaylari tartisilmaktadir. Ornegin insanin yakin akrabasi sempanzenin DNA sifresi cozulmustur (Chimpanzee Sequencing and Analysis Consortium (2005). Initial sequence of the chimpanzee genome and comparison with the human genome. Nature, 437:69-87. http://www.genome.gov/Pages/Research/DIR/Chimp_Analysis.pdf). Bu calisma insan ve sempanze genomlarinin birbirinden sadece %1.23 oraninda farkli oldugunu gostermistir. Bu calisma ile bilimadamlari insan beynini diger hayvanlardan ayiran kucuk ama onemli farkliliklari bulmak icin kullanmaktadirlar. Kisacasi, bir yanda evrim var midir yok mudur tartismasi yapilirken, diger yanda evrim kullanilarak insan beyninin gizemi cozulmektedir. "Evrim teorisine göre,canlılık rastlantılarla doğmuş ve raslantısal etkilerle gelişmiştir.yani doğadaki birtakım etkiler,basit cansız elmentlerden canlı varlıkları olusturmuslardır". - Evrim teorisinin boyle bir savi yoktur. Rastlanti (yani mutasyonlar, ve kucuk capli populasyonlardan rastlantisal orneklemeler) evrimde onemli bir yer tasir ancak evrimi tamami ile anlatmaz. Dogal secilim rastlantisal degildir, ve evrimin onemli mekanizmalarindandir. Dolayisi ile kendi kendini sentezleyebilen, fakat henuz canli sayilmayan, bir RNA molekulu, diger molekullere gore daha avantajli durumda ise, bu RNA molekulunun sayisinin dogal secilim ile artmasi sans degildir. Herseyin otesinde, evrim teorisi hayatin nasil basladigini aciklamaya calismaz. Evrim teorisi hayatin basladiktan sonraki gelisimini anlamaya calisir. Tabii genel evrim kurallarini kullanarak hayatin nasil basladigini anlamaya calisan bilimadamlari vardir. Fakat su asamasinda evrim teorisi, hayatin nasil basladigina dair bir oneride bulunmamaktadir. Darwin'in kitabinin da adi 'Hayatin Kokeni' degil, 'Turlerin Kokeni' idir. "Teori daha ilk yıllarında büyük darbeler almaya başlamıştı.Fransız bilim adamı Louis Pasteur canlı bir varlıgın cansız bir varlıkdan kesinlikle olusamayacagını canlı varlıkların ancak canlı varlıklardan olusacagını kanıtladı". - Canli/cansiz tartismasinin otesinde, Pasteur'un zekice planlanmis deneyinin evrim teorisi ile karsilastirilmasi, su matematiksel karsilastirmaya benzer. 1 + 1 = 2. 2, 1'in iki kati olduguna gore bir sayiyi 1 ile topladigimizda o sayinin 2 katini elde ederiz. Yani 1 + 1 = 1 x 2. Ancak, bu islemi 10 ile yaptigimizda husrana ugrariz cunku 10 + 1 10 x 2. Pasteur'un deney sureci gunler ile olculurken, evrimin sureci 3.5 milyar yil ile olculmektedir. Pasteur, tabii ki kendi deney kosullarinda dogru sonuca ulasmistir. Fakat, arada yaklasik 1,000,000,000,000 katlik bir fark soz konusu iken, bu iki teoriyi karsilastirmak anlamsizdir. Dolayisiyla, kanimca, Pasteur deneyini kullanarak evrimi cokertmeye calismak komik olmaktan oteye gitmemektedir. "Darwinin teorisine göre evrim mekanizmasının temelde doğal seleksiyondu.çok temelsiz olan bu varsayım genetik biliminin kurucusu kabul edilen Mendel'in buldugu genetik kanunlarıyla birlikte geçerliliğini çok çabuk kaybetmiş oldu". - Bu tartisma, 1900 yillarinda Mendel'in ne demek istedigi daha yeni anlasildigi zamanlarda zamanin onde gelen biyometrikcileri ve Mendelciler arasinda yasanmistir. Tabii ki o zamanlardaki bilgiler isiginda bu tartisma ilginc olmus olabilir. Fakat, Mendel'in onculugunu yaptigi modern genetik daha sonra Morgan ve digerlerinin calismalari ile sekillenmis ve yukarida belirtilenin aksine, evrimin mekanizmalarinin anlasilmasinda cok cok onemli bir rol oynamistir. Darwin'in evrin teorisi ve Mendel'in kalitim teorileri birleserek, gunumuzde 'modern evolutionary synthesis', yani modern evrim sentezi adini verdigimiz, modern evrim teorisini olusturmuslardir (Julian Huxley, Evolution: The Modern Synthesis. 1942). Mendel'in genetik kanunlarinin evrim teorisini curutmus oldugu savi herhangi bir gercege dayanmamaktadir. Bu konuda bilimsel gecerliligini halen surdurmekte olan bir kaynak varsa incelemek cok ilginc olacaktir. "sonuş olarak günümüzden yüz yıl önce bile teorinin dayandığı temeller tamemen çürütülmüştür.Teoriye göre olması gereken ara form canlı ornekleri bir türlü bulunamamıs ayrıca bir çok canlı birmilyar yıl öncesinde dahi aynı olduguve en kucuk bir mutasyon geçirmedikleri arastırmalar sonucunda ortaya çıkmıstır". - Oncelikle 100 yil once, yetersiz bilgiler isigi altinda bir teoriyi curutmek, daha dogrusu curutmeye calismak, tabii ki daha kolaydi. Onemli olan 100 yil once ne dusunuldugu degil, bugun ne dusunuldugudur. Unutmamak gerekir ki, bir zamanlar tepsi seklinde, ve butun yildizlarin etrafinda dondugu yeryuzu bugun samanyolunda gunesin cevresinde donup duran bir noktadan ibarettir. "Bircok" canlinin "1 milyar" yil boyunca hic mutasyona ugramamis oldugunu gosteren bilimsel kaynagi (kaynaklari) da okumak isterim, zira benim icin yeni bir bilgi. "ayrıca canlı üzerinde meydana gelen hiçbir mutasyonun canlının gelişimine olumlu etki ettiği görülmemiştir". - Soyle birkac 1000 bitki tohumu alip, hafif bir mutagene tabii tutarsak, ve sonra bu tohumlari ekip, digerlerinden daha hizli uzayan bitkileri ayirip, buna hangi genlerdeki hangi mutasyonlarin yol actigini bulursak, ve eger bizim icin bu kosullarda hizli buyuyen bitki "olumlu" birsey ise, bu bitkiler meydana gelmis olan mutasyonlar "olumlu" mutasyonlara ornek olur. Bu, en azindan bizim bilim alaninda (bitki molekuler genetigi) sikca uygulanan bir yontemdir. Tabii bilimadamlari "olumlu" kavrami cok tartisilabilir oldugu icin, genelde bu tur deneyler sonucunda baska mutasyonlara bakarlar. Baska bir ornegi daha gecen hafta yapmis oldugum bir deneyden verebilirim. Kisaca bazi proteinlerin birbirleri ile olan iliskilerini arastirirken, icinde histidin olmayan ortamda, normalde genetik olarak oynanmis ve histidin uretemeyen ve bu nedenle bu ortamda buyuyemeyen ekmek mayasi kulturunde, bazi (1 veya 2) maya kolonileri uredi. Bu, bu maya huclerinde olan rastlantisal mutasyonun(larin) "olumlu" oldugunu gosterir (detay: aslinda bu mitokondride meydana gelen bir mutasyon ve milyarlarca maya hucresi ile ugrasirken arada sirada ortaya cikabilen bir mutasyon). Buna benzer, bilimsel dergilerde yayimlanmis bircok "olumlu" mutasyonun bir derlemesi su adreste bulunabilir: http://www.gate.net/~rwms/EvoMutations.html "Elimizdeki butun kanıtlara ragmen hala teorinin desteklenmesinin inanç meselesi oldugunu dusunuyorum". - Sanirim dogrusu soyle olacakti: Elimizdeki butun kanıtlara ragmen hala teorinin desteklenMEmesinin inanç meselesi oldugunu dusunuyorum.
| | 7 | ..... 
Mehmet Unutmaz 2006-08-21 15:37:54 ne kadar evrim teorisine karşı olsam da herşey bu teorinin ustune kuruluyor.ben oğrenciyim.bana gosterilen dersler genellikkle evrim teorisi üzerine kurulu.ya da izlediğimiz belgesellerinin çoğunda evrimleşme lafı geçiyor.bize okullarda 'teoriler çürütülebilir.ornek olarak da evrim teorisi.' deniyor.yukardakilere bakarsak evrim teorisi nasıl çürütülmüş oluyor???
| | 8 | burcu aygun 
burcu aygun 2006-08-22 02:58:41 mehmet cim sana katılıyorum.daha yıllarca bu teori çürütülemiyecek. belkide hiçbir zaman
| | 9 | dimaze akça 
dimaze akça 2006-08-22 07:50:45 şuan 21.yy dayız ve evrim teorisine inanan yada savunan hala birçok insan var..bir şeye inanmak için özellikle bu bilimle alakalı bişeyse bunun mutlaka kanıtlanması gerekir.. fakat evrim teorisinin herhangi bir kanıtı yoktur.. zaten evrimcilerde kanıtlayamıyorlardı bunu ve o zamanki karışıklıkların arkasına gizleniyorlardı.. böyle bir zaman da üstelik evrimci diye adlandırılan hayatlarının en saçma teorisini ortaya koyan insanların bile kendilerini kanıtlayabilecek tek bir varsayım dahi bulamadığını da hesaba katarsak evrim teorisinin çürümesi bile imkansızdır.. çünkü bana göre kanıtı olamayan bir teori olamaz ve olmayan bir teori de çürütülemez..
| | 10 | burcu aygun 
burcu aygun 2006-08-22 09:31:26 EVRİM TEORİSİ; BİLİM ADAMLARI tarafindan, hala uzerinde kanitlar toplanan, yeteri kadar test edildiginde bir gun kanun konumuna yukselebilecek hipotez olarak algilanmakta, "bunlar daha kanitlanmadi guzel karde$im" gibi yanli$ tepkilere yol acmaktadir. bu teoriler gercekte "organize gercekler ve aciklamalar"dir. bir gun kanun olarak adlandirilmalari gibi bir durum soz konusu degildir. ozellikle kuantum teorisi ve gorelilik teorisi gibi modern fizik icinde yer alan konular, newton'un kanunlarindan daha fazla kez test edilmi$tir. kanun sozcugunun kullanimi zaten tarti$malidir. bilimin amaci kesin kanunlar, evrensel gercekler bulmaktan ziyade bilimsel prensipler cercevesinde evreni aciklamak, yeni ke$ifler dogrultusunda bu prensipleri geli$tirmektir.
| | 11 | Bulak Arpat 2006-08-22 10:17:02 "bir şeye inanmak için özellikle bu bilimle alakalı bişeyse bunun mutlaka kanıtlanması gerekir.. fakat evrim teorisinin herhangi bir kanıtı yoktur.. .. çünkü bana göre kanıtı olamayan bir teori olamaz ve olmayan bir teori de çürütülemez.." Bilimle alakali olmak istiyorsak, oncelikle bilim felsefesi bilmemiz gerekir. Dogal bilimlerde, bir teori hicbir zaman pozitif olarak kanitlanamaz, cunku bugun gosterilebilecek pozitif bir kanit, belki on yil sonra yeni bilgiler isigi altinda gecersiz kalacaktir. Teoriler, Burcu arkadasimizin da dedigi gibi, uzun sure boyunca yeni bilgile isigi altinda teste tabii tutulur. Bir gun gelir de bu testleri gecemezse, ya yenilenir ya da tamamen rafa kaldirilir. Ornegin, bugunku modern evrim teorisi, Darwin'in ilk one surdugu teoriden bir hayli farklidir, cunku insanoglunun bilgi dagarcigi gelisirken bu teori de birlikte gelismistir. Bu gumuzdeki evrim teorisinin yanlis oldugu anlamina gelmez. Bir takim bilim disi yayin organi, bilimin bu isleyis filozofisini ne yazik ki carptirarak insanlari 'bu teori kanitlanmamistir, dolayisi ile yanlistir' diye kandirmaya calismaktadir. Eger kandirilmak istemiyorsaniz yukaridaki makaleyi, bircok kaynak gosteren yorumlari, ve genbilim sitesinde bulunan bu konuyla ilgili makaleleri okumanizi tavsiye ederim. "şuan 21.yy dayız ve evrim teorisine inanan..." Ben sahsen evrim teorisine "inanmiyorum". Bugunku bilgiler isigi altinda dogru oldugunu "dusunuyorum". Ornegin kuantum fizigindeki iplik teorisi hakkinda yeterli birsey bilmedigim icin hic bir fikir ileri suremiyorum. Bu durumda iplik teorisine "inaniyorum" veya "inanmiyorum" demem komik olur.
| | 12 | MUTASYONLAR VE BAKTERİ EVRİMİ 
yasin demir 2006-08-22 19:59:48 "Yapilan teorik ve deneysel calismalar, bakterilerde olusan rastlantisal mutasyonlarin bir kisminin bakterilere yeni antibiyotiklere karsi direnc kazandirdigini, ve hastahane ortamindaki yogun antibiyotik kullaniminin da bu tur genetik degisikliklerin dogal secilim sonucunda populasyon icerisinde artmasina yol actigini gostermistir." ÖNCELİKLE MUTASYONUN NE OLDUĞUNU TAM OLARAK ANLAMAMIZ GEREKİYOR. MUTASYONLAR,CANLI HÜCRESİNİN ÇEKİRDEĞİNDE BULUNAN VE GENETİK BİLGİYİ TAŞIYAN DNA MOLEKÜLÜNDE,RADYOSYON VEYA KİMYASAL ETKİLER SONUCUNDA MEYDANA GELEN KOPMALAR VE YER DEĞİŞTİRMELERDİR.MUTASYONLAR DNA'YI OLUSTURAN NÜKLEOTİDLERİ TAHRİP EDER YADA YERLERİNİ DEĞİŞTİRİRLER.DOLAYISIYLA MUTASYON,HİÇ DE SANILDIGI GİBİ CANLILARI DAHA MUKEMMELE GOTÜRMEZ.NET ETKİLERİ ZARARDIR.BUNU NEDENİ ÇOK BASİTTİR.DNA ÇOK KOMPLEKS BİR DÜZENE SAHİPTİR.BU MOLEKÜL ÜZERİNDE OLUSAN HERHANGİ RASTGELE BİR ETKİ ANCAK ZARAR VERİR.AMERİKALI BİYOLOG B.G. RANGANATHAN BUNU ŞÖYLE AÇIKLAR:MUTASYONLAR DOĞADA ÇOK ENDER MEYDANA GELİR.BUNLAR DNANIN YAPISINDAKİ DÜZENLİ DEĞİŞİKLİKLER DEĞİL RASTGELE DEĞİŞİKLİKLERDİR;BU NEDENLE ÇOĞUNLUKLA ZARARLIDIRLAR.SON DERCE DÜZENLİ BİR SİSTEM İÇERİSİNDE RASTGELE HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK DAHA KOTUYE GÖTÜRECEKTİR.ÖRNEĞİN BİR DEPREM,BİNA GİBİ SON DERECE SÜZENLİ BİR YAPIYI SARSACAK OLURSA,BİNANIN İSKELETİNDE RASTGELE MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER BİNAYI GELİŞTİRMEYECEKTİR."(B.GRANGANATAN,ORİGİNS?,PENNSYLVANİA:THE BANNER OF TURTH TRUST) "Pasteur, tabii ki kendi deney kosullarinda dogru sonuca ulasmistir. Fakat, arada yaklasik 1,000,000,000,000 katlik bir fark soz konusu iken, bu iki teoriyi karsilastirmak anlamsizdir" PASTEUR'IN DENEY KOŞULLARININ BASİT OLDUGUNDAN BAHSEDERKEN SİZDE DÜNYA ÜZERİNDE SAYISIZ CANLI VARKEN PENİSİLİN ETKİ ETTİĞİ BAKTERİLERİNİN GEÇİRDİĞİ BASİT DEĞİŞİMİ SAYISIZ CANLI VARLIGIN MİLYARLARCA YIL İÇERİNDE GEÇİRMİŞ OLDUGU DEĞİŞİME ÖRNEK GÖSTERİYORSUNUZ.ZATEN BÖYLEBİR DEĞİŞİM KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. " Yapilan teorik ve deneysel calismalar, bakterilerde olusan rastlantisal mutasyonlarin bir kisminin bakterilere yeni antibiyotiklere karsi direnc kazandirdigini, ve hastahane ortamindaki yogun antibiyotik kullaniminin da bu tur genetik degisikliklerin dogal secilim sonucunda populasyon icerisinde artmasina yol actigini gostermistir " DAHA ÖNCEDE ANLATTIGIM GİBİ RASLATISAL MUTASYONLARIN CANLILARIN GELİŞİMİNDE OLUMLU ETKİ GÖSTERMESİ;DEPREMDE SARSILAN BİNALARIN YIKILMAYIP DAHA DAYANIKLI HALE GELMESİ GİBİ DÜŞÜNÜLEMEZ BİR İHTİMALDİR. Alexander Flemming ilk antibiyotik olan penisilini 1928 yılında keşfettiğinde, yeryüzünde artık bakteri kalmayacağı düşünülüyordu. Ancak penisilinin yalnızca belli mikroplara karşı etkili olduğu zamanla anlaşıldı. Yaygın kullanılan penisilinle öldürülen bakterilerden geriye, penisilinin tahrip edemediği bakteriler kaldı. Bu olayın her yeni çıkan antibiyotik için geçerli olduğu ise kısa sürede anlaşıldı.Bunun nedeni, antibiyotiklerin bakterileri etkileme biçimidir: Antibiyotikler moleküler yapılarından ötürü bakterinin belli bir proteinine kilitlenip işlevini yerine getirememesine sebep olurlar. Böylece bakteri ya ölür ya da çoğalamayarak enfeksiyon kontrol altına alınmış olur. Ancak bilindiği gibi, her canlı türünde olduğu gibi her bakteri türünün de farklı çeşitleri yani varyasyonları mevcuttur. Yeni çıkan bir antibiyotiğe hassas olanlar ölünce geriye antibiyotiğin kilitleneceği hedef proteinleri içermeyen bakteriler kalır. Bu, bakterilerin "geliştirdikleri" bir direnç değildir. Yani bakteriler antibiyotiğin etkisine maruz kalınca, "evrimleşerek" bu ilaca karşı yeni bir savunma mekanizması geliştirmiş değillerdir. "Dirençli" adı verilen bakteriler sadece, baştan beri o antibiyotiğin etki ettiği proteine sahip olmayan, dolayısıyla antibiyotiğin zarar veremediği bakterilerdir. Bu özellik, bu bakterilerde o antibiyotik keşfedilmeden önce de vardır; sonra da olmuştur. Bakterilerin, evrimcilerin yeni ortaya çıktığını öne sürdükleri özelliklere antibiyotiğe maruz kalmadan önce de sahip oldukları bilinen bir gerçektir. Scientific American dergisi, evrimci bir yayın olmasına karşın, Mart 1998 sayısında bu konuda şöyle bir itirafa yer vermektedir: Çok sayıda bakteri, daha ticari antibiyotikler kullanılmaya başlamadan önce de direnç genlerine sahipti. Bilim adamları bu genlerin neden evrimleştiklerini ve varlıklarını sürdürdüklerini kesinlikle bilmiyorlar.Dirençli bakterilerin, antibiyotiklerin keşfinden yıllar önce mevcut olduğu, ciddi bir bilimsel yayın olan Medical Tribune dergisinin, 29 Aralık 1988 sayısında da ilginç bir olay aktarılarak belirtilmektedir: 1986'da yapılan bir araştırmada, 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında donarak ölen denizcilerin buzda korunmuş cesetleri bulunur. Bu cesetlerin üzerinde, yaşadıkları çağda yaygın olan bakteriler tespit edilmiş ve bunlar test edildiklerinde, 20. yüzyılda üretilmiş pek çok modern antibiyotiğe karşı direnç özellikleri taşıdıkları hayretle saptanmıştır. Görüldüğü gibi, bu tür direnç özelliklerinin penisilinin icadından önce de birçok bakteri türünde mevcut olduğu tıp dünyasında bilinen bir gerçektir. Buna rağmen bakterilerdeki direnç özelliğinin hala evrimsel bir gelişme gibi öne sürülmesi, sadece aldatma amaçlı bir iddiadır.
| | 13 | BAŞLANGIÇ NE? 
yasin demir 2006-08-22 20:06:39 Herseyin otesinde, evrim teorisi hayatin nasil basladigini aciklamaya calismaz. Evrim teorisi hayatin basladiktan sonraki gelisimini anlamaya calisir." EVRİM TEORİSİN HAYATIN BAŞLANGICINI ANLATMADIGINI,HAYATIN BAŞLADIKTAN SONRA GELİŞİMİNİ ANLATTIGINI YAZMISSINIZ.HERHANGİ BİRŞEYİN GELİŞİMİNİ İNCELEYEN BİR BİLİM DALI DÜŞÜNELİM.ÖRNEĞİN BİLGİSAYAR.BİLGİSAYARLA İLGİLİ BİR KİTAP HAZIRLAYACAK OLSANIZ BİLGİSAYARIN İLK NASIL YAPILDIGINI ANLATMAZ SADECE GELİŞİM SÜRECİNDEN BAHSEDERSENİZ OKUYUCUNUN AKLINDA SORU İŞARETLERİ OLUŞUR.SİZİN DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ EVRİM TEORİSİ SADECE GELİŞİMİNDEN BAHSEDİYORSA BAŞLANGICI KONUSUNDA HİÇBİR BİLGİYE YER VERMİYORSA NE KADAR İNANDIRICI OLABİLİR?TEORİNİN TEMELİ "Evrim teorisine göre,canlılık rastlantılarla doğmuş ve raslantısal etkilerle gelişmiştir.yani doğadaki birtakım etkiler,basit cansız elmentlerden canlı varlıkları olusturmuslardır". DİR DAHA ÖNCE YAZDIGIM GİBİ.BEN YANLIŞ DÜŞÜNÜYORSAM TEORİ BU KONUDA HİÇBİR BİLGİYE YER VERMİYORRSA HAYATIN BAŞLANGICI NEDİR?İLK NE OLUSTUDA HERŞER ONDAN EVRİMLEŞEREK GELİŞTİ? (ayrıca fosillerin şuan ki canlılarla aynı oldugunu gösteren linki ilgilen arkadaşlara gönderebilirim.)
| | 14 | SONUÇ... 
yasin demir 2006-09-04 18:49:43 Sonuç olarak teknolojinin gelişmesiyle evrim teorisi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmadı daha büyük bir çıkmaza girdi.Teoriyi destekleyenlerin iddaları yeni birer gelişme değil internetten arama motorlarıyla kolaylıkla bulabileceğiniz,herkes tarafından bilenen klasik evrim senaryolarıdır.Evrim teorisini araştırırken öncelikle hayatın başlangıcı sorununu ele almamız gerektiğini düşünüyorum.Tarih boyunca birçok bilim adamı yaşamın başlangıcı konusunda çeşitli varsayımlar ortaya atmıştır fakat hiçbiri tam olarak bir açıklama getirememiştir.Başka bir konu başlığı altında hayatın başlangıcı ile ilgili son yapılan araştırmaları size aktarmaya çalışacagım. (Son yorumumu yaptıktan sonra arkadaşımızın cevap vermesi için uzun bir süre bekledim.Her zaman kişisel olarak hertürlü yorumunuzu ve eleştirilerinizi bekliyorum.)
| | 15 | BU TEORIYE NE ZAMAN DELIL BULUNACAK 
Erdal Gurbuz 2008-02-25 18:47:03 EVRIM TEORISI HAKKINDA TEK BIR DELIL BILE BULUNAMAZKEN,BIR COK AKSI DELIL GORMEK MUMKUN.BEN CE UZAY CAGINI YASADIGIMIZ SU 21.YUZYILDA HALA BU TEORININ PESINDE KOSMAK,IDEOLOJIK OLMAKTAN OTEYE GITMIYOR.SAYGILAR...
| | 16 | SAKA DEGIL ALDATMACA 
Erdal Gurbuz 2008-03-06 12:07:47 YUKARIDAKI MAKALEDE YAZAR SAKADAN BAHSEDIYOR.BILIMDE SAKAYA YER YOKTUR SANIRIM.SUNA ALDATMACA DIYELIM MI?
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |