Okunma: 1208 kez
“Kan uyuşmazlığı” genel kanının aksine, karı koca arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir.
Kanımızda oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan
proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu
tanımlanır: “A”, “B”, “AB” ve “O” grubu .. Bir de “Rh” söz konusudur.
Birey, “D” proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-)
olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur
ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.
Normal koşullarda hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları
birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla oksijen, karbondioksit
ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-),
bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz.
Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-)
annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen
yabancısı olduğu bir proteinle, “D” proteini ile tanışır ve ona karşı
tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan
hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü-
sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin
kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir.
Bu savaş sona erdiğinde geriye “anti-D antikorları” adı verilen sıvısal
maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek
akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh
(+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler
(antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki
bebeğin kanına karışırlar.
Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik
iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin
yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan
hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde “bilirubin” adı verilen ve fazlası
zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin
karaciğeri tarafından yok edilir.
Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilecek
kadar gelişmemiştir. Eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok
edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir kansızlığa maruz kalır,
hatta ölebilir. Eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla
doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir. Sorun asıl o zaman
belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri
yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi
depolarını kullanmaktadır.
Üstelik açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki “bilirubin”
bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan
uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli bir düzeyi aşan “bilirubin” göz
aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir
sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının
ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi,
zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları
meydana gelmektedir.
Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde “bilirubin”i
vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra
viyole ışınları kullanılmaktadır. Bebeklerin uygun sıcaklık ortamı
sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine
“fototerapi” denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan
takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla “kan değişimi” işlemi
gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan durumlarda
araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık, sağırlık, felç gibi.
Mademki kan uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor, o
halde Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir.
Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da
düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek
Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki
oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak
hazırlanmış bir serum vardır:
“Anti-D İmmun Globulin”. Bu madde doğumdan (ya da düşük veya
kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır.
“Anti-D İmmun Globulin” kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan
hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu
anlamadan işlem tamalanır. Bir süre sonra “Anti-D İmmun Globulin” doğal
ömrünü tamamlar ve kanda yok olur.
Oysa anne kendisi “antikor” geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde
uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan
beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı. Pasif olarak
verilmiş olan “Anti-D” için eksikliğin tamamlanması diye bir konu söz
konusu değildir.
Zamanla yok olan “Anti-D İmmun Globulin” bu sayede annenin sonraki
hamileliklerinde çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması
gereken bir konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda
yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk
bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem
yoktur.
Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de “kan grupları” arasında da
uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin “O” bebğin “A”, “B”
veya “AB” olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama
aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek
olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.
Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için
önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-)
iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh
(-), bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi
de göz önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin
edilmelidir.
Anne Rh (-), bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-D
immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu durumlarda
çocuğun Rh’ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer anne ve baba
her ikisi de “O” grubu kana sahiplerse çocukları mutlaka “O” grubu
olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı
açıktır. Anne “O”, baba “A” ise çocuk “O” veya “A”; anne “O”, baba “B”
ise çocuk “O” veya “B”; anne “O” baba “AB” ise çocuk “A” veya “B” olur
ama “O” veya “AB” olamaz. Annenin “A” ya da “B” olduğu, çocuğun “B” ya
da “A” olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca
bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun
olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik
tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.
Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve
düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve
doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında
işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik
yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Kan Uyuşmazlığı Nedir?
|
| 1 | müge bio 2008-06-22 15:39:58 merhaba ben daha önce de kısa da olsa bu siteden bombay gen hakkında kan gruplarının caprazlama dısında bir grup gösterebilecegini ögrenmiştim ve bu benm de cok ilgimi cekmişti bu konuda daha ayrıntılı bilgi almam mümkün mü
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |