Okunma: 518 kez
Ev Akvaryumundaki küçük bir salyangozdan 15 metre boyundaki dev mürekkep balığına; tüm yaşamı boyunca aynı kayaya ya da kabuğa sıkıca yapışan istiridyeden serbestçe yüzen tarağa ve etobur sümüklüböcekten etobur ahtapota kadar olan canlılar, boyutları, görünüşleri ve yaşam alanları bakımından çok farklı hayvanlardır. Ancak yinede tümü Mollusca filumuna, yumuşakçalara girer. Bu filum, hayvanlar dünyasının en büyük topluluklarından biridir. Şimdiye dek 70.000’den fazla tür saptanmıştır. Yumuşakçaların çoğu denizlerde, bir bölümü tatlı su göllerinde, havuzlarda ve ırmaklarda, bazıları ise karada yaşarlar.
Yumuşakça adı Latince’de yumuşak anlamına gelen molluscus sözcüğünden
gelir. Bu ad, yumuşakçaların gövdeleri yumuşak olduğu için verilmiştir.
Çoğu türde gövde, önemli ölçüde kalsiyum karbonattan oluşan bir kabuk
ile korunur. Bu kabuk, manto adı verilen gövde örtüsünün salgılarından
oluşur.
Çoğu yumuşakçadan ayrıca “ayak” adı verilen olağandışı bir yapı
bulunur. Bu ayak, çeşitli türlerde farklı biçimlerdedir. Sözgelimi,
taraklarda bu ayak, gövdenin kassal bir uzantısıdır ve çamurda, kumda
yol açıp ilerlemek için kullanılır. Salyangozlarda ise yassıdır ve
sürünmek için kullanılır. Mürekkepbalıkları ve ahtapotlarda kurbanları
yakalama işlevi gören çok sayıda kollar biçimindedir. Bazı
istiridyelerde ayak yoktur.
Yumuşakçalar filumu, beş sınıfa ayrılır. Kafadan-ayaklılar
(Cephalopoda) sınıfında mürekkepbalığı,ahtapot, supya ve notilus yer
alır. Balta-ayaklılar (Pelecypoda) yada diğer adıyla çift kabuklular
(Bivalvia) sınıfında istiridye, tarak, deniz yelpazesi, midye, teredo
(bir tür deniz kurdu) bulunur. Karından-ayaklılar (Gastropoda) sınıfı
salyangoz, sümüklüböcek, deniz salyangozu, denizkulağı, sarmal sedef
kabuklu gibi hayvanları kapsar. Scaphopoda sınıfında diş kabukluları
bulunur. Amphineura sınıfında ise en ilkel yumuşakça türü olan kitonlar
vardır. Çoğu yumuşakçanın eti besin maddesi olarak, kabukları da
ekonomik açıdan önem taşır.
KAFADAN-AYAKLILAR
Mürekkepbalığı ve ahtapot en çok bilinen yumuşakçalardır. Bunlar
kafadan-ayaklılar sınıfına girer. Terimin bilimsel adı olan
Cephalopoda, Yunanca’da kafa-bacak anlamını taşır. Hayvanlara bu adın
verilmesinin nedeni, çok sayıda “kola” ayrılan bacaklarının baş
çevresinde bulunmasından kaynaklanır.
Kafadan-ayaklılar, öenmli bir noktada öteki yumuşakçaların çoğundan
ayrılırlar. Genelde kabukları yoktur. Bunun yerine, manto, çıplak
gövdelerinin dış bölümünü oluşturur. Bazı türlerde ise bir iç iskelet
bulunur.
Tüm kafadan-ayaklılar denizde yaşar. Emme yada yakalama yada her iki
iş için kullandıkları, çoğunlukla dokunaç adı verilen kolları vardır.
Hemen hemen tümü, özel bir kesede saklanılan mürekkep benzeri bir sıvı
salgılar. Düşmandan korunmak için mürekkep salgılayarak suyu
bulandırırlar. Bazı kafadan-ayaklılar, bukalemun gibi renk değiştirme
özelliğine sahiptir. Derilerinde kromatofor (renk-taşıyıcıları) adı
verilen ve farklı renk maddeleri içeren hücreler bulunur. Bu hücreler
büyüdükçe yada küçüldükçe, derinin rengi de hızla değişir. Renk
değiştirme özelliklerinden dolayı bu hayvanlar bulundukları çevreye
kolaylıkla uyum sağlarlar.
• Mürekkepbalığı
Mürekkepbalığı, kafadan-ayaklıların en usta yüzücüsüdür. Düzgün
hatlı, mekik benzeri bir yapısı vardır. Suyun içindeki hareketinden
dolayı bu hayvana kimi zaman “deniz oku” adı da verilir. Ayağı on kola
ayrılmıştır. Bu kollardan iki tanesi ötekilerden daha uzundur; bunlarda
emiciler bulunur ve avı yakalamakta kullanılır. Gözkapakları yoktur,
ancak gözleri şaşılacak ölçüde insan gözüne benzer.
Mürekkepbalığı, gövdesindeki merkezi bir oyuktan (manto oyuğu) suyu
içeri çeker ve mantonun bozulmasıyla esnek bir borudan (sifon) hızla
dışarı atar. Sifon, kolların hemen arkasında yer alır. Bunun içinden
püskürtülen su, hayvanı hızla geriye doğru iter. Mürekkep de bu sifon
kollarına boşaltılır.
Mantonun uzantıları olan iki yüzgeç, temelde yönlendirme için
kullanılır. Ayrıca mürekkep balığının yavaşça arkaya yada öne gitmesini
de sağlar. En çok bilinen türlerinden biri, adi mürekkepbalığı (loligo
pealei)’dır. Akdeniz, Doğu Asya denizleri ve Kuzey Amerika’nın doğu
kıyılarında yaşar. Bazı balıkçılar bunları yem olarak kullanır.
Özellikle Akdeniz ve Uzakdoğu ülkelerinde besin maddesi olarak da
tüketilir.
Uçan mürekkepbalığı (ommastrephes bartrami) olarak bilinen tür, uçan
balıkla karşılaştırılabilir. Sık sık sudan dışarı fırlar ve kimi zaman
gemilerin güvertelerine düşer.
Mürekkepbalığının en korkuncu, dev mürekkepbalığı (Architeuthis
princeps)’dır. Omurgasızların en iri türüdür. Kolları ile birlikte
toplam uzunluğu 15m’yi aşabilir. Açık denizin derin sularında yaşar.
Denizde, canlı dev mürekkepbalığı ile çok seyrek karşılaşılır. Ancak
bazen sahile çıktıkları görülmektedir; kimi zaman özellikle
Newfoundland kıyılarında görülür.
• Ahtapot
Bu canlılara Yunanca’da Sekiz ayak anlamına gelen Ostopus adının
verilmesinin nedeni ayaklarının sekiz kola ayrılmasıdır. Bu hayvan
papağanınkine benzeyen ağzını, avını parçalamak için kullanır.
Ahtapotların kol ve gövde uzunluğu 5cm ile 9m arasında değişir. Bazı
yerlerde şeytan balığı denilen türlerinin ağırlığı 35kg’a çıkabilir.
Ahtapot, deniz dibinde kolları üzerinde sürünür. Kimi zamanda suyu
gövdesinin içine çekip dışarı püskürterek yüzer. Ahtapot, genellikle
ürkek bir hayvandır gündüzleri yarıklara saklanır; geceleri avlanmak
için bulunduğu yerden çıkar.
Ahtapot eti, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın kıyı bölgelerinde sevilen
bir yiyecektir. Uzak Doğu ile Güney Pasifik adalarının bazı
bölgelerinde de aranılan bir besin maddesidir.
• Supya ve Notilus
Mürekkepbalığı ve ahtapotların iyi bilinen bir akrabası supyaya da
öteki adıyla kalamar (Sepiaofficinalis)’dir. 15cm ile 25cm uzunluğunda
olan bu canlı salgılama yoluyla kalkerli bir iç kabuk oluşturur. Bu
madde, kanaryaların ve öteki kafes kuşlarının kireç gereksinimini
karşılamak için yem olarak kullanılır ayrıca cila işlerinde de
yararlanılır. Supya adı verilen boya maddesi hayvanın kaçışını izlemek
için salgıladığı koyu kahverengi sıvıdan elde edilir.
Bölmeli bir kabuğa sahip olan notilus (Nautilus pompilius)
milyonlarca yıl önce ortaya çıkmış grubun üyesidir. Büyük okyanusun
güney batısı ile Hint okyanusundan yaşar. Günümüzde yalnızca birkaç
türü kalmıştır.
Kabuğu sarmal biçimli olup bölmelere ayrılmıştır. Her bölme,hayvanın
belirli büyüme evrelerinde yaşadığı yeri gösterir. Doğal olarak hayvan
en dıştaki bölmede bulunur. Ağzının çevresinde yaklaşık 90 dokunaç yer
alır. Bu dokunaçlarda emiciler yoksa da katı nesnelere sıkıca
sarılabilirler. Başını kabuğunun içine çekebilir. Başının arkasındaki
bir kapak ile deliği bir ölçüde kapatabilir.
Kağıt notilusunun (Argonauta argo) dişisi bir madde salgılayarak
sarmal biçimli ve simetrik beyaz bir kabuk oluşturur. Bu kabuk bir
yumurta kutusu işlevi görür; hayvan bunu istediği zaman bırakabilir.
Dişilerin boyu 20cm’ye erişebilir. Erkekleri daha küçük olup 2cm ile
3cm uzunluktadır. Kabuk oluşturamazlar.
BALTA-AYAKLILAR
Tarak, istiridye, midye ve terodo gibi yumuşakçalar, balta-ayaklılar
(Pelecypoda) sınıfına girer. Ancak kabukları iki bölüme ayrıldığı için
daha çok çift kabuklular (Lamellibranchia ya da Bivalvia) adıyla
anılırlar. Kabuğun iç yüzeyi, sedef maddesi olarak bilinen bir katman
ile kaplıdır. Bu katman ince taneciklidir. Beyaz renkli olabildiği gibi
gökkuşağının tüm renklerini de içerebilir.
Bir iki güçlü kasla birbirine tutturulan iki kabuk sıkıca
birbirlerine kapanabilir. Bir midye yada tarak açıldığı zaman kopan
şey, bu kaslardır. Tarak gibi bazı çift kabuklularda hayvanın bir
yerden ötekine gitmesi için kabuğun dışına çıkan, iyi gelişmiş bir ayak
vardır. Ancak gerçek midyeler hareket edemezler. Deniz dibinde katı
nesnelere sıkıca yapışırlar, çift kabuklularda ayrıca kafa yoktur.
Bazı çift kabuklular, sifon adı verilen iki boruya sahiptir ve
bunlarla suyu içeri çekip dışarı atarlar. İçe çektikleri suda bulunan
bir hücrelileri, yumurtaları, larvaları, yosun sporlarını ve küçük
bitkileri yerler. Ağızlarından giren bu besin maddeleri sindirim
kanallarına gider. Oksijende iki solungaç aracılığı ile kana karışır.
Artıklar ise sifondan atılan su ile çıkartılır.
• İstiridye
Yenilebilen istiridyeler (Ostrea cinsi) su altındaki bir nesneye
tutunarak yaşarlar. Kabukları oldukça asimetriktir. Deniz dibindeki bir
nesneye yapışan bölümü büyük ve oldukça kalındır. Öteki kabuk ise daha
küçük ve incedir. Kabuğun iki bölümü genelde “yürek” adı verilen ve bir
kabuktan ötekine uzanan bir kas ile birbirine tutturulur. Gerçek
istiridyeler dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Avrupa, Kuzey
Amerika ve Japonya kıyılarında yaşarlar.
Kuzey Amerika anakarasına ayak basan ilk beyazlar, kıyılarda yaşayan
kızıl derili kabilelerinin büyük oranda istiridye ile beslendiklerini
gördüler. Öncüler ve izleyicileri, sığ körfezlerdeki istiridyeleri
yağmaladılar. Uzun bir süre istiridye kaynaklarının hiç tükenmeyeceği
sanıldı.
Ancak, talebin gittikçe artması XIX. Yüzyıl sonlarında
istiridyelerin aşırı bir biçimde tüketilmesine yol açtı. Bu yüzden
deniz tabanın boş kısımlarında koylarda istiridye yatakları
oluşturuldu. Günümüzde Kuzey Amerika’daki istiridye kaynağının önemli
bir bölümü özel yataklardan sağlanmaktadır. Japonya, Fransa, Hollanda
ve öteki Avrupa ülkelerinde istiridye yetiştirilmektedir.
İstiridye yetiştiriciliğinde başarılı olmak için bu canlıların yaşam
devresini iyi bilmek gerekir. Sözgelimi Ostrea Virginica türünün
dişisi, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarında yaşar ve yılda milyonlarca
yumurta yumurtlar. Dişinin suya bıraktığı bu yumurtalar erkek
istiridyelerin bıraktığı sperm hücreleri ile döllenir. Döllenen
yumurtadan küçük bir larva çıkararak hemen yüzmeye ve birkaç gün sonra
da kabuğunu geliştirmeye başlar. Bir hafta içinde kabuğu tümü ile
oluşur. Suyun dibine inerek bir kayaya da kabuk gibi katı bir nesneye
yapışır. Yavru istiridye burada büyüyerek olgun bir istiridye olur.
Dişi istiridyeler milyonlarca yumurta ürettiği halde istiridye
sayısı sürekli artmamaktadır. Bunun nedenlerinden biri, bütün
yumurtaların döllenmemesidir. İkincisi ise küçük larvaların yüzdükleri
evrede balıklarca yenmesidir. Deniz dibine inip bir yere
yapıştıklarında bile tam güvencede sayılmazlar. Kum yada çamur altında
kalabilirler yada deniz yıldızı gibi doğal
düşmanlardan kurtulamazlar. Tüm bunları atlatıp olgunlaşsalar bile bu kez, insanlar tarafından tüketilirler.
Üreme döneminde, istiridye yetiştiricileri, deniz yüzeyinin
istiridye larvaları ile kaplı olduğu yerleri saptayarak. Deniz dibine
kırık tuğlalar, kiremitler, boş kabuklar vb. yerleştirirler. Larvalar
kabuk geliştirip dibe indiklerinde bu nesnelere yapışırlar. Bu nesneler
daha sonra denizden çıkartılır ve istiridye yatakları olarak seçilen
yerlere götürülür.
İstiridyeler genellikle dip zeminin sert çamurdan olduğu orta
sığlıktaki sularda yetiştirilir. Böyle yerlerde istiridyelerin
beslendiği mikroorganizmalar için gıda maddesi sağlayan deniz bitkileri
olması gerekir. İstiridye yetiştiricileri kaygan çamur yada kum olan
yerlerden, deniz yıldızı istiridyelerin öteki doğal düşmanlarının
yaşadığı yerlerden ve kanalizasyon dökülen sulardan kaçınırlar.
Piyasaya sunulacak istiridyeler, sığ sulardan özel maşalarla toplanır. Derin sularda ise tarama aleti ile toplanır.
Fransa’da yavru istiridyeler kısmen kapalı büyüme havuzlarına
götürülürler. Bu havuzlarda dalgaların girmesini sağlayan savak
kapakları bulunur. Tümü ile büyüdüklerinde “Claries” adı verilen küçük
havuzlarda semirilir.
Japonya’daki istiridye çiftlikleri genellikle sığ, az tuzlu sularda
kurulur. Her çiftlik, bir bambu çiti ile birbirinden ayrılır. Yavru
istiridyeler toplanarak bambu kamışlarına tutturulur ve yataklara
atılır. Tam olarak büyüdüklerinde tutundukları bambu kamışları
çıkartılır ve istiridyeler toplanır.
• Tarak
Bu Çift Kabukluların da pek çoğu yenilmektedir. En çok aranılan
türlerden biri olan Mya arenaria, çok ince ve kırılgan kabuğundan
dolayı yumuşak kabuklu tarak diye bilinmektedir. Avrupa’da ve Kuzey
Amerika’nın Atlas ve büyük okyanus kıyılarında yaşar. Yumuşak kabuklu
tarağa uzun boyunlu tarak adı da verilir. Boynu, birbiri ile birleşmiş
ve üzerleri kalın bir deri ile örtülmüş boru şeklinde iki sifondan
oluşur.
Bu tarak, dil biçimindeki ayağı ile çamurun yada kumun içine 7-10 cm
derinlikte yuvarlar açar. Deniz yükseldiğinde hayvan beslenirken
“boynu” kumdan dışarı çıkar. Deniz alçaldığında ise çamur yada kum
üzerindeki çukurlar, tarağın kendisini gömdüğü yeri gösterir.
Sert kabuklu tarak (Venus mercenaria), pek çok yönden yumuşak
kabuklu taraktan farklıdır. Kalın, katı kabuğu kirli beyaz renktedir ve
üzerinde ortak merkezli daireler bulunur. Kabuğunun iç tarafı beyaz
olup dış kenarlara doğru mor bir renk alır. Her iki Amerika
anakarasında, kıyılarda yaşayan Kızılderililer, bu mor bölümü “wampum“
adı verilen para birimi olarak kullanırlardı. Sert kabuklu tarağa
ayrıca küçük boyunlu tarak adı da verilir, çünkü yumuşak kabuklu
taraklara göre sifonları oldukça kısadır.
Sert kabuklu tarak, Kuzey Amerika’nın Atlas okyanusu kıyısında çok
miktarda bulunur. Kumda ya da çamurda açtığı 15 m derinliğe kadar
yayılabilen yuvalarda yaşar. Kum ya da çamurun içinde büyük ayağı ile
ilerler. Tarak avcıları çoğunlukla sandalla denize açılır ve tırmık ya
da tarama aygıtı kullanarak sert kabuklu tarakları toplarlar. Yarım
kabukları içinde çiğ olarak ya da kızartma ve sebzeli tarak çorbası
halinde yenir.
Tarak grubunun belki de en gösterişli üyesi, Büyük Okyanus’taki mercan
adalarında bulunan dev tarak (Tridacna gigas)’tır. Çift kabuklu
hayvanların en büyüğüdür. Kabuğunun uzunluğu 1 m’ye, ağırlığı ise 200
kg’a ulaşabilir. Yenilebilir bölümü 9 kg’ı aşabilir. Dev tarak
kabuklarının kiliselerde vaftis kurnası evlerde bebek banyo küveti
olarak kullanıldığı görülmüştür.
• Deniz Yelpazesi
Deniz yelpazesi adı verilen çift kabuklular, sığ sulardan açık
denizlere kadar hemen her yerde yaşarlar. Kabukları yelpaze biçiminde
olup kenarları kavisli ve yuvarlaktır. Kabuklarının birleştiği yerin
her iki ucunda iki tane kanat benzeri çıkıntı vardır. Birleşme yerinden
yaklaşık 20 tane çizgi çıkar ve dışarı doğru uzadıkça çizgi araları
genişler.
Deniz yelpazesi özellikle yavru iken iyi yüzücüdür. Kabuklarını açıp
kapattıkça püskürttüğü su, gövdeyi iter ve sıçrayarak ilerlemesini
sağlar. Birçok deniz yelpazesi türünün gıda maddesi olarak değeri
yüksektir. Gövdesinin ancak küçük bir bölümü olan, iki kabuğu bir arada
tutan büyük kas yenir.
• Midye
Midyenin kama biçiminde siyah yada mavimsi bir kabuğu vardır. Byssus
adı verilen bir iplik demeti, ayağın hemen arkasında bulunan bir bezin
salgıları ile üretilir. Bu iplikler deniz suyu ile temas ettiklerinde
sertleşir ve hayvanın kaya gibi sert bir nesneye sıkıca tutunmasını
sağlar. İplik demeti hayvan tarafından koparılabilir. Bu durumda yerine
yenisi çıkar. Böylece olumsuz koşullar doğduğunda yerini değiştirebilir.
Yenilebilir midyeler (Mytilus edulis), Avrupa2nın çeşitli
bölgelerine dağılmıştır. Atlas Okyanusu kıyılarında ve Akdeniz’de bol
miktarda bulunur.
• Teredo
Teredo (gemi kurdu), zararlı bir çift kabukludur. Deniz dibinde
bulunan tahta parçaları içine yuva yapar. Kabuklarındaki ince çizgiler
törpünün dişlerine benzer. Yumurtadan çıkar çıkmaz bir iskelenin,
dalgakıranın ya da bir geminin karinasının tahtalarını bu çiftli
törpüleri ile kazmaya başlar. Açtığı yuva derinleştikçe bunu inci
benzeri bir sedefle kaplar. Kurt büyüdükçe uzun solucan benzeri bir
hayvan halini alır. İncelen gövdesi, yuvanın en iç tarafındaki küçük
kabukların büyümesini önler. Yuvanın dışına uzanan sifonları ile
içeriye su ve besin maddeleri alır ve artıkları dışarı atar.
Sifonlarını içeri çektiğinde gövdesinin arka ucunda bulunan iki plakayı
kullanarak yuvanın ağzını kapatır.
Dışarıdan bakıldığında teredoların saldırısına uğramış bir tahta
parçasında yalnızca birkaç küçük delik görülür. İçten bakıldığında ise
bal peteğine benzer o kadar çok delik görülür ki, kimi zaman bunlar
arasında kağıt inceliğinde bir tahta kaldığı saptanmıştır. Zamanla en
sert tahtalar bile dağılır. Tahtaları teredolardan korumak için metal
ya da beton kaplamalar kullanılır. Katran ruhu ile doyurulmuş
tahtaların da teredoları uzak tuttuğu kanıtlanmıştır.
KARINDAN-AYAKLILAR
Salyangoz, sümüklüböcek, deniz salyangozu, ve sarmal sedef kabuklu,
yumuşakçaların karından ayaklılar sınıfında yer alır. Bu hayvanlarda da
öteki yumuşakçalarda olduğu gibi bir ayak ve bir manto boşluğu bulunur.
Baş gölgeleri çoğunlukla iyi gelişmiştir ve tek parçadan oluşan sarmal
biçimli bir kabukları vardır.
• Salyangoz
Salyangozlar dünyanın her yerinde bulunur. Bazıları okyanuslarda,
bazıları ise ırmak, göl ve benzeri tatlı sularda yaşarlar. Karada
yaşayan sayısız salyangoz türü tropikal ormanlardan ılıman iklim
kuşağının nemli bölgelerine dek uzanan geniş bir alanda bulunur.
Salyangozun başında bir ağız ve bir ya da iki çift dokunaç bulunur.
Gözleri bu dokunaçların üstünde yada altında yer alır. Yassı gövdesi
üzerinde sürünerek ilerler. Ayağında bulunan bazı salgı hücreleri,
salyangoz süründükçe yeri yağlayarak ilerlemesini kolaylaştıran bir
sümüksü madde de salgılar. Düzgünce bir zeminde ilerleyen salyangozun
arkasından parlak bir iz bırakmasının nedeni budur. Hem ayağını hem de
başını kabuğunun içine çekebilir.
Tatlı su salyangozlarının ve kara salyangozlarının tarih öncesi
zamanlarda da insanlarca yenildiği sanılmaktadır. Günümüzde pek çok
ülkede lezzetli bir yemek olarak kabul edilir. Piyasada çoğunlukla
üretim çiftliklerinde yetiştirilen salyangozlar bulunur. En büyük
üretim çiftlikleri Fransa, İtalya ve İspanya’dadır. 8 ile 9 m²’lik bir
bölmede yaklaşık 10.000 salyangoz yetiştirilebilir. Salyangozlar et,
sebze ve kepek ile beslenir.
Hayvanbilimde Buccinum undatum ve Littorina adı verilen deniz
salyangozu türleri, Avrupa’da besin maddesi olarak tüketilir. Buccinum
undatum çağunlukla Atlas okyanusunun kuzey kıyılarında bulunur. Besin
maddesi ve morina avcılığında yem olarak kullanılır. Ilıman bölgelerde
ve soğuk denizlerde de yaşar. Kayaların ve yosunların üzerine tutunur
ve yosunla beslenir. Dişli dil adı da verilen uzun dili önemli bir
özelliğidir. Bu dilde bir dizi keskin kavisli diş bulunur.
İstiridye matkabı adıyla bilinen salyangozun dişli dili çok
gelişmiştir. Uzunluğu 2,5 cm’den az olan bu küçük canlı, istiridyenin
kabuğunun birleştiği yere bir delik açar ve buradan avının yumuşak
gövdesini emer. İstiridye yetiştiriciliğinin başlıca düşmanlarından
biri, bu istiridye matkabı adı verilen salyangozdur.
• Sümüklüböcek
Sümüklüböcekler, salyangozların akrabalarından, 2-10 cm uzunluğunda,
dış kabuksuz canlılardır. Kara sümüklüböcekleri nemli yerlerde yaşar.
Taş altlarında, toprakta, deliklerde sıklıkla bulunur. Kimi zaman sebze
bahçelerini sararlar. Deniz sümüklüböcekleri Kuzey Amerika, Avrupa ve
Asya’da kıyı boyunca sığ sularda, kayalıklarda, yosunlar arasında
yaşayan otçul hayvanlardır.
• Koni Kabuklu Salyangoz
Koni kabuklu salyangoz adı verilen karından-ayaklılar, sönmüş
yanardağı andıran koni biçimli bir kabuğa sahiptir. Sığ sulardaki
kayalara emici aykları ile öylesine sıkı sıkıya yapışırlar ki,
dalgaların etkisi ile bile yerlerinden ayrılmazlar. Deniz
yükseldiğinde, başlıca
besin maddeleri olan yosunların peşine düşerler. Beslenmeleri bittikten
sonra tekrar kayalara yapışırlar. Dünyanın pek çok yerinde bulunurlar.
• Denizkulağı
Kabuğu, insan kulağına çok benzediğinden bu adı almıştır. Bunların
büyük kabukları, özellikle pürüzlü dış yüzeylerinin cilalanmasından
sonra süs eşyası olarak kullanılır. Uzakdoğu’da ve Amerika’nın Atlas
Okyanusu ve Büyük Okyanus kıyılarında bulunur. Kıyıya yakın kayalar
üzerinde yaşar ve yosunlar ile beslenirler. Rahatsız edildiklerinde
şaşırtıcı bir kuvvetle kayaya yapışırlar. Etleri çoğunlukla güveç ve
balıklı sebze çorbalarında kullanılır. Kimi zaman biftek şeklinde de
pişirilirler. Uzakdoğu’da çoğunlukla kurutularak ya da tütsülenerek
tüketilir.
• Sarmal Sedef Kabuklular
Sarmal sedef kabuklu salyangozlar, özellikle ABD’nin güney
kıyılarında ve Batı Hint Adaları’nda çok bulunan bir
karından-bacaklılar türüdür. Kabuklarının uzunluğu kimi zaman 25 cm’e
ve ağırlıkları da 2,5 kg’a varabilir. Ayaklarında pençe benzeri
uzantılar bulunur. Sıçrayarak hareket eder ve yakalanmamak için kimi
zaman hızla dönebilirler. Kabukları nefesli saz, kabartma ve düğme
yapımında kullanılır. Bahama Adaları’nda ve Florida açıklarındaki
mercan adalarında besin maddesi olarak tüketilir.
DİŞ KABUKLARI VE KİTONLAR
Scraphopoda adı verilen yumuşakçalar sınıfı, küçük bir grup olup
yaklaşık 200 türü içerir. Bu türlerin çoğunda uzun, kavisli, gittikçe
incelen fildişi rengindeki kabuk yabani domuz dişine benzer. Fildişi
kabuklar adı verilen bir başka türün kabukları kavisli değildir. Dişli
kabuklar genellikle çeşitli bölgelerde, oldukça derin sularda yaşarlar.
Kitonlar ve akrabaları Amphineura sınıfını oluştururlar. Kuzey ve
Güney kutup bölgeleri dışında dünyanın hemen her yerinde bulunurlar.
Kitonlar üst üste binmiş plakalardan oluşan bir kabuğa sahiptir. Büyük
kitonlar yenilebilir;etlerine çoğu zaman deniz bifteği adı verilir. Bu
sınıfın bazı üyeleri kabuksuz olup kurtçuğa benzer.

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Yumuşakçalar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |