Okunma: 462 kez
Hastalık yoktur, hasta vardır.
Tıp fakültesi 1. sınıf deontoloji dersi bu özdeyiş ile başlar.
Her hastanın kendi başına, önyargılardan uzak, herhangi bir sınıflamaya tabi tutulmadan değerlendirilmesi gerektiği anlatılır. Ancak 3.sınıfta klinik bilimlere giriş ile birlikte hasta unutulur, hastalıklar ön plana çıkar. Bu durum ne yazık ki hekimin meslek hayatı boyunca devam eder. Çünkü okulda öyle görmüştür. Tüm branşlarda uluslararası tıp dernekleri sürekli hastalıkları sınıflandırır. Olmazsa olmaz kurallar koyar. Bu kriterlere uymayan hastalar bazen hastadan sayılmaz. Anlaşılamadık her hasta sinir hastası ya da psikolojik damgası yer. Nevrotik (sinirsel) ya da anksiyöz tabir edilen bu insanlar, "nasıl olsa tedavisi yok yazalım bir depresyon ilacı" denip gönderilir.
Sonuç olarak halen hekimlerin hastalarını görürken yaptıkları en
önemli hata, hastaları hastalık yönünden sınıflamak ve hastaları bir
hastalığa uydurmak zorunda olduklarını düşünmeleridir.
Vücut bir bütündür. Hastalık bu bütüne aittir. Her insanın hassas
olduğu bir bölge vardır. Vücut bütünlüğü-dengesi bozulduğunda,
yakınmalar hassas olan bölgeden başlar. Dolayısıyla midesi ağrıyan
insanın asıl sorununu midesinde değil genelinde aramak gereklidir.
Vücut çalışması beynin kontrolü altındadır. Yıllar boyunca
bilinmeyen özelliklerinin çokluğu nedeniyle hastalıklar, beyin gözardı
edilerek tedavi edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle tedaviler beyin
özelliklerine göre değil sonuca göre şekillenmiştir. Örneğin;
hipertansiyon hastalığının asıl nedeni, sinirsel ve hormonal yollarla
vücudun çalışmasını düzenleyen hipotalamus adı verilen beyin bölgesinin
anormal çalışmasıdır. Hipotalamus ise beynin diğer bölümlerinin
etkisiyle çalışmasını düzenler. Beynin çalışma özellikleri kalıtım ve
çevre faktörlerinin etkisiyle belirlenir. Beyin çalışması duyarlı olan
bir insan, çevresel faktörlerin de etkisiyle hipertansiyon hastalığı
geliştirebilir. Astım, diyabet, depresyon, panik atak, epilepsi,
migren, kolesterol yüksekliği vb.. uzun süreli olan hemen tüm
hastalıkların kaynağı beyindir.
beynin temel görevi vücudun dengeli çalışmasını sağlamaktır
(homestaz). Bu dengenin bozulması allostaz olarak adlandırılır.
Allostaz, uzun süreli var olan tüm hastalıkların esas nedenidir.
Hastalıklar, her insanın kendi genetik ve çevre faktörlerine bağlı
olarak, allastaz etkisiyle ortaya çıkar. Tedavilerde amaç allostaz
mekanizmasını geri döndürmek olmalıdır.
Son yıllarda tıpta sağlanan gelişmeler allostaz tedavisinde aşamalar
kaydetmiştir. Örneğin, QEEG (beyin haritalama) yöntemi ile allostaza
neden olan beyin duyarlılıkları ya da beyin çalışma bozuklukları artık
gösterilebiliyor. Nöroterapi yöntemi beyin duyarlılıklarını azaltarak
vücut kontrolünün daha iyi yapılmasını amaçlıyor. Bu örneklerden
biridir. Halen uygulanan tedavi yöntemlerine soğuk bakan kimi insanlar
alternatif tıp yöntemlerine ilgi duyuyorlar. Tarih boyunca tıp dışında
gelişen tüm yöntemlerin amacı beyne ulaşmak olmuştur. Meditasyonlar,
yoga, reiki, biyoenerji, akupunktur... yöntemlerinde amaç beyin
duyarlılığını azaltmak, beynin çalışmasını düzeltebilmektir. Tıp
içinde, son yıllardaki gelişmeler ışığında ortaya çıkan en iyi yöntem
nöroterapidir. İlaçsız bir tedavi yöntemi olan nöroterapi, dünya
çapında nörolog, psikolog ve psikiyatristlerin giderek ilgi
gösterdikleri bir yöntemdir. EEG biofeedback ya da neurofeedback diğer
anılan adlarıdır. Tedavide amaç, QEEG ile saptanan anormal beyin
çalışma özelliklerini beynin öğrenme gücüyle normale döndürmektir.
Günümüzün büyük hatası, aklı gözardı ederek tedavi yapmaktır (MÖ400) SOKRATES
Sağlık hizmetlerinde yapılan en büyük hata, doktorun hastayı bütün
olarak değil, kalp, ciğer, kulak ya da mide olarak görmesinden
kaynaklanır. Sağlık hizmetlerinin sorunu, hekimlik mesleğinin sanat
değil iş olarak görmesidir. Hasta görüşmeleri tamamen sistematize
edilmiş, bu hastalığa bu ilaç yazılır mantığı gelişmiş, doktorların
hareket alanları kısıtlandırılmış, hizmet mekanik hale getirilmiştir.
Tedavi yöntemi, hekimlik sanatının uygulanmasıyla ortaya çıkan
doktor taktiriyle biçimlenir. Bugün hekimler, sosyal güvenlik
kurumlarının karşılamadığı tedavi yöntemlerini ne yazık ki
kullanamamaktadırlar. Çünkü insanlar, yanlış sağlık politikaları sonucu
sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanmaya alıştırılmışlar. Ancak
alıştırıldıkları bu sistem onlara zarar getirmektedir. Hekimliğin
temeli insanları bilinçlendirmekle başlar. Yani koruyucu sağlık
hizmetleriyle. Temel hizmetleri ücretli, tedavi hizmetleri bedava
verilmesi sonucu hasta sayısı artmakta, ülke olanakları boşa
harcanmaktadır.
Artık hastalar, ömür boyu ilaç kullanımına mahkum edilmemelidir.
Hekimler hastalıkları belirti olarak kabul edip nedene yönelik
tedaviler yapmalıdır. Tedaviler sonuca göre değil, vücut bütünlüğünü
korumaya yönelik olmalıdır. Hastalıklar değil hastalar tedavi
edilmelidir. Doktorlar reçetelerini ilaç tanıtım elemanlarının
söylediklerine göre değil, kendi araştırmaları sonuçlarına göre
yazmalıdır. Şu anda rutine binmiş olan tansiyon düşürücü, antibiyotik,
kolesterol düşürücü ya da depresyon ilaçlarının gerçekten hastalara
faydalı olup olmadığı konusunu sorgulamalıdır.
Dr Güçlü Ildız

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Tıbbi Gerçekler ve Sağlık Hizmeti
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |