Okunma: 972 kez
Bu yazıya "sizden" başlayacağım...
Şu anda, bu sayfalarda yazılmış olan yazıları okumaktasınız...
Şimdi bu "okuma" ve "anlama" sürecinin ayrıntılarına odaklanalım biraz:
Ekranınızdan, gözlerinizdeki retina tabakasına saçılan ışık ışınları, akıl almaz bir hızla elektrik sinyallerine çevriliyor. Bu elektrik sinyallerini işleyen bir dizi karmaşık hücreden oluşan şebekeler, ışık ve gölgelerden oluşturdukları bu sinyalleri, özel sinir hücrelerine aktarıyorlar.
( www.genbilim.com )
Bu sinir hücreleri
de, oluşturulan elektriksel sinyalleri beyninizin arka (oksipital)
bölgesinde bulunan görme alanına iletmekle görevli. Gözünüzden,
beyninizin arka kısmına gidene kadar bir kaç yere de uğruyor bu
sinyaller. Gereksiz olanlar (ekran parlamaları, yansımalar,
ışık/gölge değişiklikleri, odaklandığınız nesne dışındaki
görüntüler, göz küresinin titreşimlerinden kaynaklanan sarsılma ve
bozulmalar vb.) bu ara duraklarda süzülerek, sizin bilincinize
ulaşmaları engelleniyor (ama isterseniz, onların da farkına
varabiliyorsunuz; dikkat edivermeniz yeterli).

Şekil 1. Gözlerinize düşen
elektrik sinyallerinin beynin arka (oksipital) bölgesine gidene
kadar izlediği yolların ileri derecede basitleştirilmiş bir şeması.
Beyinden alınmış yatay bir dilim üzerinde yollar ve ana
durak/değerlendirme noktaları gösterilmekte.
|
Ana hedefe, yani görme alanına ulaştığında ise,
bu elektrik sinyalleri, daha önce öğrenmiş olduğunuz verilerle
karşılaştırılıyor. Okuduğunuz kelimeler, hafızanızdaki kalıplarla
karşılaştırılıyor ve siz, okuduğunuz metni anlayabiliyorsunuz.
Şekil 2. Okunan (A) ve işitilen
(B) kelimelerin beyinde anlamlandırılması için beynin izlediği temel
yollar. A: Görme yoluyla gelen sinyaller beynin arka bölgesine
aktarılır. Buradan, "Wernicke alanı" denilen özel "anlamlandırma
alanı"na aktarılan veriler, daha sonra, konuşma hareketlerinin
planlanmasının yapıldığı "Broca alanı"na gönderilir. Buradan da
motor beyin alanları vasıtasıyla, okunan kelimelerin sesli olarak
ifadesi, veya okunan kelimelerin anlamlarına ilişkin konuşmalar
gerçekleştirilir. B: Aynı yol, işitme sistemiyle lisan algılanması
için de geçerlidir. Tek fark, işitme verilerinin beynin arka
bölgesine değil, şakak lobu (temporal lob) dediğimiz bölgedeki iştme
alanına gitmesidir. Buradan sonra yine Wernicke ve Broca alanları,
anlamlandrıma ve ifade işlemlerini gerçekleştirirler. Bunlar "temel
yollar" olup, gerçek mekanizma çok daha karmaşıktır.
|
Dikkat ettiyseniz, ışık ve gölgeler, gözünüzün
retina tabakasına ulaştıktan sonra, artık tamamen elektriksel
sinyallere dönüştürülerek, hiç bir şekilde ışığın ulaşmadığı,
kafatası içinde tam bir karanlık içinde bulunan beyin bölgeleriniz
tarafından “görüntü” olarak tanınıyor. Yani beyninize ulaşan sinyal
sadece bir seri elektrik akımı olduğu halde, siz “görebiliyorsunuz”!
Sadece görme duyunuz için değil, tüm
duyularınız için bu durum geçerli. Dokunma, tatma, sıcak/soğuk,
titreşim algılama, işitme, basınç, ağrı... Aklınıza gelebilecek tüm
duyular, iç veya dış ortam sinyallerini uygun elektriksel sinyallere
dönüştüren algılayıcılar (reseptörler) sayesinde algılanıyor.
Kısacası, algılamanızın merkezi olan beyninizin içinde, aslında
elektrikten başka bir şey yok. Pekala bu elektriksel sinyaller nasıl
oluyor da birbirleriyle karışmıyorlar? Bu sinyallerin her biri,
beynin belli bir bölgesine ulaştırılmak üzere yönlendiriliyorlar ve
böylece, işitme sinirlerinizden gelen verilen beyninizin şakak
(temporal) lobuna, gözlerinizden gelenlerse arka beyin (oksipital)
lobunuza gönderiliyor. Bu “yer ilkesi” sayesinde, beyniniz hangi
verinin nereden geldiğini anlayıp, ona göre yorumlayabiliyor.
Şimdi, ilk okuyuşta garip gelebilecek bir
düşünce deneyi yapalım: Gerçekte mümkün olmamasına rağmen, örneğin
görme sinyallerini beyne taşıyan görme sinirlerini, normalde
gittikleri yer olan beynin arka lobundan çıkartıp, tat almayla
ilgili beyin bölgesine bağladığımızı düşünelim. Bu durumda ne olur?
Gözünüzden ışık uyarıları ile oluşturulan
elektriksel sinyaller, tat bölgesine giderek sizde “değişik tad”
hisleri uyandıracaktır!
Bütün duyular için aynı düşünce deneyini
yapabilirsiniz. Yani gerçekte bu deneyi yapmak mümkün olsaydı,
“sesin rengini”, “ağrının sesini”, “kelimelerin tadını” vb..
hissedebilecektik...
Benzer tecrübeler, beyin ameliyatları
sırasında, bilinci açık hastaların değişik beyin bölgelerine verilen
elektriksel uyarılarla da kaydedilmiş durumdadır. Beynin farklı
yerlerine verilen minik elektrik akımları, kişilerin farklı hisler
deneyimlemelerine ve istemsiz olarak hareket veya sözler ortaya
koymalarına neden olabilmektedir. Çünkü beyin, kendisine gelen
sinyalin kaynağından habersizdir ve sadece kendisine geleni
değerlendirmekle yükümlü bir organdır.
Kısacası, “dış dünya” dediğimiz algılar bütünü,
sadece beynimizin, kendisine çeşitli alıcılardan gönderilen
elektriksel sinyalleri yorumlaması esasına dayanır. Dahası bu
alıcıların kapasiteleri de oldukça sınırlıdır. Söz gelimi,
gözünüzdeki algılayıcılar, tüm elektromanyetik tayfın çok küçük bir
bölümü olan “görünür ışık” (350-700 nm dalgaboylu ışınlar)
aralığına hassastır; onun dışındaki uyarıları algılayamazlar.
Kulağınızdaki işitme algılayıcıları 20-20.000 Hz frekansındaki
sesleri algılayabilirler. Her algılayıcının benzer bir aralığı, yani
sınırlılıkları vardır. Yani, algılayıcıların kabiliyeti nisbetinde
içimizde inşa ettiğimiz “gerçeklik”, dış dünyanın ancak çok ufak,
basit ve eğreti bir temsilinden ibarettir.
Hal
böyle iken, gerçek dünyayı aslına yakın bir şekilde algılıyor
olduğumuza inanmak, oldukça büyük bir safdillik olacaktır. Bilimsel
verilerin bu gün bize gösterdiği kadarıyla, dışımızdaki gerçekliğin,
algıladığımıza göre çok farklı olması oldukça yüksek bir
olasılıktır. Hatta, 1999 tarihli ünlü Matrix filmindeki “sanal
yaşamlar”ın oluşturulabilmesi için kuramsal herhangi bir engel
bulunmamaktadır.
Vücuttan ayrı bile olsa, hayatta tutulan bir
beyin, uygun uyaranlar sağlandığında kendisini farklı ortamlarda
farklı deneyimler geçiren bir canlı olarak algılayabilir. Yani, siz
şu anda, bilgisayarınızın başında ve rahat koltuğunuzda bir
makale okuduğunuz sanrısını yaşayan bir “kavanozdaki beyin”
olabilirsiniz! İşin kötüsü, bunun aksini ispatlamak için elinizde
çok da fazla kanıt yok...
Sağduyuya oldukça ters gelen bu sonuç, bilimin
son yıllardaki gelişmelerinden çıkan bir sonuç aslında. Fakat bir
taraftan bakıldığında, hiç de yeni değil! Örneğin büyük filozof
Eflatun (Platon), ünlü “mağara” benzeşiminde, dünyadaki biçimlerin
“idea”lara karşı ne kadar hayal nisbetinde olduğunu anlatmak için,
gerçeklik hakkındaki tek bilgileri zincirlendikleri mağaranın
duvarına vuran dış dünyanın gölgelerinden gelen ve bütün gerçekliği
o gölgelerden ibaret sayan bir mağara ahalisini örnek verir.
Hayatları boyunca başka gerçeklik görmemiş bu insanlar için,
mağaranın dışında renkli ve çok boyutlu bir gerçeklik olduğu fikri,
en basit tabiriyle “çılgınca”dır; fakat ne çare ki, gerçek budur!
Kısacası, modern sinirbilimlerinin bizi
getirdiği nokta, aslında bir çok düşünürün, mutasavvıfın ve kadim
bilginlerin daha evvelden hissettikleri şüphelerin bir kez daha
doğrulanmasından ibarettir. Dış dünya dediğimiz şey, çok sınırlı
algılayıcılarımızın gönderdiği sinyallerden yola çıkarak “beyin”
dediğimiz organ tarafından oluşturulan bir “görüntü”den ibarettir.
Bu görüntünün aslını ise, maalesef henüz kimse göremedi!
Aslında kuramsal olarak gerçekliğin “gerçek”
yapısını anlamanın bir yolu varmış gibi gözüküyor: Eğer bu
yorumlamayı tamamen beyin yapıyorsa, beynin çalışma sistemini tam
olarak anladığımızda, belki de gerçekliğin doğası hakkında çok daha
fazla şey öğrenebileceğiz.
Fakat burada da çoğu kez gözden kaçan çok
sıkıcı bir “gerçek” var: Beyin dediğimiz organ da, yine aynı zayıf
algımızla algılayabildiğimiz bilgilerden çıkarsadığımız bir
“algı”... “Gerçek beyni” nasıl “görebileceğiz”? Ayrıca, hakkında her
gün yeni bir bilgi sahibi olduğumuz beynimizi anlamak için
kullanabileceğimiz en kuvvetli araç, yine kendi beynimiz!
Beyin kendi kendisini nasıl anlayacak?
Bazen sorular, cevaplardan daha çok şey
anlatıyor insana...
Sinan
Canan

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Gerçek "Matrix" mi?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |