Okunma: 18666 kez
Zaman yolculuğu, H. G. Wells’ in 1985 yılında ünlü romanı Zaman Makinesi’ni yazmasından bu yana güncel bir bilim-kurgu temasıdır. Fakat acaba gerçekten yapılabilir mi? Bir insanı geçmişe veya geleceğe taşıyacak bir makine inşa etmek mümkün müdür?
On
yıllar boyunca zaman yolculuğu saygın bilimin sınırlarının dışında kaldı. Fakat
son yıllarda bu konu kuramsal fizikçiler arasında bir çeşit yan uğraş haline
gelmeye başladı. Çıkış noktası kısmen eğlence amaçlıydı; zaman yolculuğ u
üzerine düşünmek eğlenceliydi. Fakat bu araştırmanın ciddi bir yanı da var:
Neden ve sonuç arasındaki ilişkiyi anlamak. Bu, fizikte birleştirici bir kuram
oluşturma çabalarının ana öğelerinden bir tanesi. Eğer, kuramsal olarak bile
olsa, sınırsız zaman yolculuğu mümkün ise, böyle bir birleşik kuramın yapısı
bundan büyük oranda etkilenecek demektir.
Zamana ilişkin en iyi kavrayışımız, Einstein’ in görelilik kuramları
sayesindedir. Bu kuramların öncesinde zaman kesin ve evrensel; fiziksel
koşulları ne olursa olsun herkes için aynı kabul ediliyordu. Einstein, özel
görelilik kuramında iki olay arasında ölçülen zaman aralığının gözlemcinin nasıl
hareket ettiğine bağlı olacağını söyler. Temel olarak, farklı şekillerde hareket
eden iki gözlemci, aynı iki olay arasında farklı zaman aralıkları
deneyimleyeceklerdir.
Bu
etki genellikle “ikizler açmazı” kullanılarak açıklanır. Sally ve Sam’in ikiz
olduklarını düşünün. Sam evde otururken Sally bir rokete biner, yüksek bir hızda
yakındaki bir yıldıza gider, sonra dönüp dünyaya geri gelir. Sally için
yolculuğun süresi sözgelimi bir yıl olabilir; fakat geri dönüp de uzay aracından
indiği zaman, dünyada 10 yıl geçmiş olduğunu görür. Artık kardeşi ondan 9 yaş
daha yaşlıdır. Sally ve Sam, aynı günde doğmuş olmalarına karşın artık aynı
yaşta değildirler. Bu örnek zaman yolculuğunun sınırlı bir çeşidini göstermekte.
Sonuçta Sally dünyanın geleceğine doğru 9 yıllık bir sıçrama yapmış oldu.
Jet Lag
Zaman genleşmesi olarak bilinen etki, iki gözlemcinin birbirlerine göre hareket
etmeleri durumunda meydana gelir. Günlük yaşantımızda bu tuhaf zaman
çarpılmalarını gözlemleyemeyiz, çünkü bu etki ancak, hareketin ışık hızına yakın
hızlarda olması sırasında belirgin hale gelir. Uçakların ulaştığı hızlarda bile,
tipik bir yolculukta meydana gelen zaman genleşmesi birkaç nanosaniye kadardır.
Bununla birlikte atom saatleri bu kaymayı kaydedecek kadar hassastırlar ve
hareket sonucunda zamanın gerçekten de uzadığını onaylarlar. Dolayısıyla
geleceğe yolculuk, şimdilik nispeten heyecan vermekten uzak miktarlarda da olsa,
kanıtlanmış bir gerçektir.
Gerçekten gözle görülür zaman çarpılmalarını gözlemleyebilmek için, günlük
deneyimler dünyasının ötelerine bakmak gerekir. Atomaltı parçacıklar, büyük
hızlandırıcı cihazlarla neredeyse ışık hızına yakın hızlara
ulaştırılabiliyorlar. Bu parçacıklardan muonlar gibi bazıları belli bir
yarılanma ömrü ile bozunduklarından içsel bir saate sahiptirler. Einstein’in
görelilik kuramına uygun olarak, hızlandırıcılar içinde yüksek hızlarda hareket
eden muonlar, sanki ağır çekimde bozunuyormuş gibi gözlemlenirler. Bazı kozmik
ışınlar da şaşırtıcı zaman çarpılmalarına maruz kalırlar. Bu parçacıklar ışık
hızına o kadar yakın seyrederler ki, onlar açısından bakıldığında, dünya
zamanına göre on binlerce yıl gibi gözükmesine rağmen, dakikalar içinde
galaksiyi kat ederler. Eğer zaman genişlemesi olmasaydı, bu parçacıklar buraya
hiçbir zaman varamazlardı.
Hız, zamanda ileri sıçramanın bir yoludur. Kütle çekimi ise bir diğer yolu.
Einstein genel görelik kuramında kütle çekiminin zamın yavaşlatacağı öngörüsünde
bulunmuştu. Saatler tavan arasında, dünyanın merkezine daha yakın olan ve
dolayısıyla daha derin bir kütle çekim alanı içinde bulunan bodrum katına göre
birazcık daha hızlı çalışırlar. Benzer şekilde, uzaydaki saatler, yerdekilere
göre daha hızlı çalışırlar. Yine bu etki de çok küçüktür. Fakat, hassas saatler
yardımıyla doğrudan ölçülmüştür. Hatta bu zaman çarpıtma etkileri Küresel
Konumlandırma Sistemleri’nde dikkate alınmak zorundadır. Eğer dikkate alınmazsa,
gemiciler, taksi sürücüleri ve uzun menzilli füzeler kendilerini rotalarından
kilometrelerce sapmış halde bulabilirler.
Bir nötron yıldızının yüzeyinde kütle çekimi öyle güçlüdür ki, zaman burada,
dünyaya göre yaklaşık yüzde 30 daha yavaş akar. Böyle bir yıldızdan bakıldığında
buradaki olaylar hızlı biçimde ileri sarılan bir filmin görüntüsüne benzer. Bir
kara delik ise zaman çarpıklığının en uç noktasını temsil eder. Deliğin
yüzeyinde zaman, dünyaya göre durmuş haldedir. Yani bir kenarından kara deliğe
düşecek olursanız, sizi yüzeyine doğru çektiği o kısa süre içerisinde evren tüm
sonsuzluğunu yaşar ve bitirir. Dolayısıyla kara deliğin içindeki bölge,
dışarıdaki evren söz konusu olduğu sürece, zamanın sonunun da ötesindedir. Eğer
bir astronot bir kara deliğin çok yakınına yaklaşıp parçalanmadan geri
dönebilirse- ki bu çok uzak bir olasılıktır- geleceğe oldukça uzun bir sıçrama
gerçekleştirebilir.
Başım Dönüyor…
Şimdiye kadar zamanda ileri gitmekten bahsettik. Peki ya geriye doğru seyahat?
Bu konu çok daha sorunlu. 1945 yılında Princeton’daki ileri çalışma enstitüsünde
bulunan Kurt Gödel, Einstein’ in kütle çekim alanı denklemlerinden, dönen bir
evren tanımı ortaya koyan bir çözüm çıkarttır. Bu evrende bir astronot, kendi
geçmişine ulaşacak şekilde uzayda seyahat edebilmekteydi. Bu durum, kütle
çekiminin ışığı etkileme şeklinde kaynaklanıyordu. Dönen evren ışığı (ve
dolayısıyla nesneler arasındaki nedensel ilişkileri) sürükleyecek, maddesel bir
nesnenin uzayda ve zamanda kapalı bir döngü içinde, herhangi bir devrede yakın
çevresindeki ışık hızını aşmaksızın dönmesine izin verir. Gödel’in çözümü
matematiksel bir merak olarak bir kenara bırakıldı; sonuçta, evrenin bir bütün
olarak döndüğünü gösteren bir kanıt yoktu. Fakat bulduğu çözüm bir taraftan da,
zamanda geri gitmenin, görelilik kuramı tarafından yasaklanmadığını da ortaya
koymuştur. Zira Einstein de bu kuramın bazı durumlarda geçmişe yolculuğa izin
verebileceği düşüncesiyle başının dertte olduğunu itiraf etmişti.
Geçmişe yolculuk için başka senaryolar da bulundu, örneğin 1974 yılında Tulane
Üniversitesi’nden Frank J. Tipler, kocaman ve sonlu uzunluğa sahip bir
silindirin kendi ekseni etrafında ışık hızıyla dönmesinin, yine ışığı bir ilmek
gibi kendi etrafına çekerek, astronotların kendi geçmişlerini ziyaret etmelerini
sağlayabileceğini hesaplamıştır. 1991’ de ise Princeton Üniversitesi’nden J.
Richard Gott, evren bilimcilerinin Büyük Patlamanın erken dönemlerinde yaratılan
yapılar olarak bildikleri kozmik sicimlerin de benzer sonuçlar verebileceğini
öngörmüştü. Fakat 1980’lerin ortalarında, “solucan deliği” kavramı temel
alınarak, bir zaman makinesi için en gerçekçi senaryo ortaya çıktı.
Bilim kurguda solucan delikleri kimi zaman yıldız geçitleri olarak
adlandırılırlar. Bunlar sayesinde, uzayda birbirinden çok uzak noktalar arasında
kestirme bir geçiş yapılabilir. Hipotetik bir solucan deliğinden atladığınızda,
galaksinin diğer bir yanına bir an içinde ulaşmak mümkündür. Solucan delikleri,
kütle çekiminin sadece zamanı değil uzayı da çarpıttığını gösteren genel
görelilik kuramına doğal olarak uygundurlar. Kuram, uzaydaki iki noktayı
birbirine bağlayan alternatif yol ve tünel geçişlerine benzer yapılanmalara izin
verir. Bir tepenin altından geçen bir tünelin, tepe yüzeyini izleyen yoldan daha
kısa olabilmesi gibi, bir solucan deliği de bildiğimiz uzaydaki normal bir
güzergâhtan daha kısa olabilir.
Solucan deliği bir bilim-kurgu aygıtı olarak 1985 yılında yayınlanan “Contact”
adlı romanında Carl Sagon tarafından kullanıldı. Sagon’ın da vurguladığı gibi
Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünden Kip S. Thorne ve arkadaşları, solucan
deliklerinin bilinen fizikte uyumlu olup olmadığını bulmak üzere yola
çıkmışlardı. Başlangıç noktaları, bir solucan deliğinin korkunç bir kütle
çekimine sahip olması açısından bir karadeliğe benzemesi gerektiği düşüncesidir.
Fakat hiçliğe doğru tek yönlü bir yolculuk sunan karadelikten farklı olarak,
solucan deliklerinin girişleri gibi çıkışları da olmalıydı.
Döngünün İçinde
Bir solucan deliğinin içinden geçilebilir özellikte olabilmesi için Thorne’ un
“ekzotik madde” dediği şeye sahip olması gerekir. Bunun görevi, çok büyük
kütleli bir sistemin kendi yoğun ağırlığı altında bir kara deliğe çökmesi
yönündeki doğal eğilimle mücadele edecek bir karşıt kütle çekimi üretmektir.
Karşıt kütle çekimi veya kütle çekim itmesi, negatif enerji veya basınçla
üretilebilir. Negatif enerji durumlarının bazı Kuantum sistemlerinde mevcut
olduğu bilinmektedir ki, bu durum, yeterli miktarda karşıt kütle çekimi
malzemesinin bir araya toplanıp toplanamayacağı pek açık olmasa da, Thorne’ un
ekzotik maddesinin fizik kurallarınca yasaklanmadığını düşündürmektedir. (Bkz.
“Negative Energy Wormholes and Warp Drive”, Lawrence H. Ford ve Thomas A. Ramon:
Scientific American, Ocak 2000).
Daha sonra Thorne ve meslektaşları, kararlı bir solucan deliği oluşturulabilmesi
halinde, bunun bir zaman makinesine de dönüştürülebileceğini fark ettiler.
Bunların birinden geçen bir astronot sadece evrende başka bir yere değil,
geçmişte veya gelecekte herhangi bir zamana da çıkabilirdi.
Solucan deliğini zaman yolculuğuna uygun hale getirmek için ağızlarından bir
tanesi nötron yıldızına bağlanıp, yüzeyine yakın bir şekilde
konumlandırılabilirdi. Yıldızın kütle çekimi, solucan deliğinin ağzının
yakınlarındaki zamanı, solucan deliğinin uçları arasındaki zaman farkının
gittikçe artmasını sağlayacak şekilde yavaşlatacaktır. Daha sonra her iki uç da
uzayda uygun yerlere yerleştirildiğinde bu zaman farkı aynen korunacaktır.
Bu
zaman farkının 10 yıl olduğunu varsayalım. Bu deliği bir yönde geçen bir
astronot geleceğe doğru 10 yıllık bir sıçrama yaparken, ters yönde geçen bir
astronot geçmişe doğru 10 yıllık bir sıçrayış gerçekleştirecektir. Normal uzay
üzerinden yüksek bir hızla başlangıç noktasına dönen ikinci astronot, “henüz
ayrılmadan önce evine dönmüş” olacaktır. Diğer bir deyişle, uzaydaki kapalı bir
ilmek aynı şekilde zamanda da kapalı bir ilmek haline gelebilir. Bunun
kısıtlamalarından biri, astronotun, solucan deliğinin henüz yapılmamış olduğu
bir geçmiş zaman dilimine gidememesidir.
Solucan deliğinden bir zaman makinesi yapma konusunda aşılması en zor
sorunlardan birisi, öncelikle solucan deliğinin nasıl yapılacağıdır. Muhtemelen
uzay, Büyük Patlama’nın kalıntıları olan bu tip yapılarla doğal olarak örülü
durumdadır. Eser öyleyse, üstün bir uygarlık bunlardan bir tanesine
hükmedebilir. Veya solucan delikleri Planck uzunluğu denen ve bir atom
çekirdeğinin 1020’de biri kadar minicik ölçeklerde doğal olarak meydana çıkıyor
olabilirler. Prensipte böyle minik bir solucan deliği bir enerji itimiyle
kararlı hale getirilip, bir şekilde kullanılabilir boyutlara genişletilebilir.
Sansürlü !
Mühendislik sorunlarının çözüldüğünü kabul edersek, bir zaman makinesinin
üretilmesi, nedensel açmazlarla dolu bir Pandora Kutusu’nun açılmasına neden
olabilir. Geçmişe gidip kendi annesini henüz genç bir kızken öldüren zaman
yolcusunun durumunu düşünelim. Buna nasıl anlam verebiliriz ? Eğer kız ölürse,
gelecekte zaman gezginin annesi olamayacaktır. Öte yandan zaman yolcusunun
doğumu gerçekleşmezse, geri dönüp annesini de öldüremez.
Bu
çeşit açmazlar, zaman gezgininin geçmişi değiştirmeye kalkıştığı imkânsızlığı
aşikâr durumlar da ortaya çıkar. Fakat bunlar, bir kişinin geçmişin bir parçası
olmasını da engellemez. Sözgelimi zaman gezgini geçmişe gider, genç bir kızı
ölümden kurtarır ve bu kız da büyüdüğünde onun annesi olur. Nedensel döngü şimdi
tutarlıdır ve artık açmazlara neden olmaz. Nedensel tutarlılık, bir zaman
gezgininin neler yapabileceği konusunda bazı kısıtlamalar getirebilir. Fakat,
zaman yolculuğunu hepten yasaklamaz.
Zaman yolculuğu tamamen açmazlarla dolu olmasa da, oldukça acayip olacağı kesin.
Bir yıl ileriye sıçrayıp Scientific American’ın ileriki bir sayısındaki bir
matematik teoremini okuyan bir zaman yolcusu düşünün. Ayrıntıları not alsın,
kendi zamanına dönsün, bir öğrenciye bu teoremi anlatsın ve öğrenci de bunu
Scientific American’ a yazsın. Çıkan makale elbette zaman yolcusunun okuduğu
makalenin ta kendisidir. Dolayısıyla karşımıza bir soru çıkıyor: Teoreme ilişkin
bilgi nereden geldi ? Gezginimizden değil, çünkü o sadece bir yerde okudu;
öğrenciden de değil, çünkü o da bunu gezginimizden öğrenmişti. Dolayısıyla
bilgi, mantıksız bir şekilde hiçbir yerden gelip var olmuş gibi gözüküyor!
Zaman yolculuğuyla ilgili garip sonuçlar bazı bilimcileri, bu fikri tamamen
reddetmeye itiyor. Cambridge Üniversitesi’nden Stephen W. Hawking, nedensel
döngüleri devre dışı bırakacak bir “tarihsel sırayı koruma varsayımı” öneriyor.
Görelilik kuramı nedensel döngülerin oluşmasına izin verdiğinden tarihsel
sıranın korunması, geçmişe yolculuğu engelleyecek bir başka etmenin ise
karışmasını gerektirmekte. Peki bu etmen ne olabilir ? Bir öneriye göre durumu
kurtaran, kuantum süreçleri olabilir. Bir zaman makinesinin varlığı,
parçacıkların kendi geçmişleri ile döngüsel ilişkilere girmesini mümkün
kılacaktır. Hesaplamalardan edinilen ip uçlarına göre, meydana gelecek
karışıklık, kendi kendini besleyerek, solucan deliğinin dağılmasına yol açacak
bir enerji kaçağına neden olabilir.
Tarihsel sıra koruması halen bir varsayımdan ibarettir ve zaman yolculuğu da
halen bir ihtimal olarak durmakta. Konunun nihai çözümü, sicim kuramı veya onun
bir uzantısı olan M-kuramı gibi bir kuram aracılığıyla, Kuantum mekaniği ile
kütle çekiminin başarılı bir birleşiminin ortaya konmasını beklemek zorunda
olabilir. Hatta gelecek nesil parçacık hızlandırıcılarının yakındaki
parçacıkları kısa ömürlü nedensel döngülere sokabilecek kadar uzun ömürlü atom
altı solucan delikleri oluşturabilmeleri de mümkün gözüküyor. Bu olay Wells’in
Zaman Makinesi hayali yanında çok cılız bir çaba olarak kalsa da, fiziksel
gerçeklik görüşümüzü ebediyen değiştirecektir.
Çeviren Sinan Canan
Etiketler:
Bilimler
Fizik
Bir Zaman Makinası Nasıl Yapılır?
|
| 1 | Zaman Makinası mı? 
Necati Kartal 2008-06-15 16:40:22 Bilim her zaman somut verilere ve bilimsel deneylere bağlıdır.Bu yüzden ışık hızına ulaşabilmek daha sonra kara deliklerden veya uyarlanmış sistemlerden geçmek ve 300 yıl öncesine ışınlanmak kanıtlanamaz ve denenemez bir düşüncedir! Ayrıca islam dinine göre her insan yaşadığı sürece içinde bulunduğu zamandan sorumludur.Yani başka bir zamana aniden ışınlanmak ve tarihi değiştirmek demek KADER kavramını kaldırmak demektir.Bu da mümkün bir düşünce değildir. Hayal kurmak güzeldir.Ancak bu hayallerin olmayacaını bile bile zaman kaybetmek hayellere karşı saygısızlıktır.
| | 2 | ............... 
hakan ortaç 2008-06-24 04:38:16 necati kıral sana kesinlikle katılmıyorum çünkü şimdiki zamanın gemişinden herzaman önde bizden yanzıyan geçmiş kuantum çukurlarına ulaşırken biz baska bir zmanı yasıyor olaCAĞIZ varsayalımki gçmişe döndük bie şekilde döndük tek yapabileceğin ey su olurdu gecmişine güzel bir gelecek sağlaya bilirdin yani sen 300 sene geçmişe döndüğünde biz 2008 yılında kim bilir hangi ayın hangü gününü hangi saatini hangi saniyesini yasıyor olcağız geçmişi değiştirmek kesinlikle bize yansımayacaktır tabi ğeçmişe dönmeyi bulduktan sonra geçmişi değiştireceğimiz sorusu çıkacaktır
| | 3 | .. 
hakan ortaç 2008-06-24 04:39:50 eksik kelimeler için özür:D
| | 4 | Teşekkürler 
eser eserçelik 2008-07-24 05:40:46 Bu bilgileri bizimle paşlaştığınız için teşekkür ederim gerçekten iyiydi...
| | 5 | bilal özer 2009-03-26 13:14:36 arkadaşlar bu kesinlikle imkansız değil böyle bir yolculuğun yapılacağına eminim ama şimdi değil herşeyin teorisi yani kuvantum mekaniği ve kütle çekimin birleşmesi ve aradığımız tüm soruların cevabını verecek buluş bilim tarihini kökünden değiştirecek...
| | 6 | Rahat Chariyev 2010-02-05 02:39:25 Necati kartal, ilim Yaratıcının Sanatıdır. Ayrıca Hadis de diyor ki; 'İlim talep etmek, Allah katında nafile namaz, oruç, hacdan ve fiysebiylillah olan cihaddan efdaldir.' ya da :'Alimin abide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir.'.. Geçmişe yolculuk veya gelecege yolculuk - bunu sadece oturarak hayalini kurmak belki sacma gelir, ama ilimsel temelde bunlar icerigini ogrenmek, arştırmak, bilmek, uygulaması varsa uygulamak, dinimize aykırı olay olarak lanse edilmemelidir bence, aksine ilimsel temelde yapılan her türlü araştırma ve çalışma dogru niyetle yapıldıgı zaman Hadis çerçevesinde belki de en büyük amellerden biridir.. Konu her ne olursa olsun.. Zira, bilimde her şaşkınlık yaratan yeni bir olgu, yeni bir buluş, yeni bir düşünce Yaratan'ın sanatını bir nebze daha iyi anlamamızı saglar, ufkumuzu acar, düşünce biçimimizi, kavrama yetenegimizi geliştirir.. Fazla uzatmak da istemiyorum..
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |