Okunma: 76 kez
BİYOLOJİK SAATLERİN FAYDALARI (devam)
Biyolojik saatlerin faydalarını genel olarak iki maddede özetleyebiliriz.
*
Hayvanın faaliyetlerinin çevresi ile uyumlu halde süregitmesi
*
Etkin işlev için, iç mekanizmaların eşzamanlı çalıştırılabilmesi.
Aşağıda bu konuyla ilgili bazı örnekler bulacaksınız:

Şekil 8: Kemancı yengeçlerde görülen sirkatidal
ritim. Bu yengeçler, yaşadıkları sığ kıyı bölgelerinden
alınıp laboratuardaki sabit koşullar altında yaşatılmaya
başlandıklarında, lokomotor ritimleri yukarıdaki grafikte
olduğu gibi bir serbest ritim gösterir. Bu ritmin, hayvanın
yakalandığı yerdeki gel-git döngüsüne uygun olduğu ve
laboratuar koşullarında dahi, bu ritmi aylarca devam
ettirdiği gözlenmiştir. Suların çekilme vaktine denk gelen
lokomotor faaliyet artışı, hayvanın avlanma saatlerini
ayarlamak açısından önemlidir.

Şekil 9: Karınca aslanının çukur kazma aktivitesinde
görülen sirkalunar ritim. Karınca aslanları, karıncaları
yakalamk üzere toprağa çukur açarlar ve bu çukurlara düşen
karıncalarla beslenirler. Yapılan çalışmalar, bu hayvanların
tuzak çukurlarının çaplarının, ayın döngüsel evrelerine göre
farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Delikler, dolunayda
en yüksek ortalama çapa ulaşırken, yeniayda deliklerin
ortalama çapları küçülmektedir.
Şekil 10: Guillemot (C. columba) kuşlarında görülen
yuvayı terk etme ritmi ve avlnma yüzdeleri arasında
ilişkiler. Üstte, yavruların yuvayı terketme ritmi
görülmekte. Günün belli bir saatinde yuvayı terk eden yavru
sayısı en fazladır. Ortada ise, gün içinde avlanan yavru
sayısı grafiğe dökülmüştür. Burada en fazla yavrunun, yuvayı
en fazla terk etme saatlerinde avlandığı görülmektedir. En
altta ise, bu dezavantaj gibi gözüken durumun avantajı
ortaya çıkar: Hayvanlar ne kadar kalabalık olarak yuvadan
çıkarlarsa, avcıları tarafından avlanma şansları (yüzdeleri)
da o denli az olacaktır. Zira bu grafikte, yavruların ölüm
yüzdesinin en düşük olduğu zaman, yuvayı terk eden yavru
sayısının en yüksek olduğu saattir. Bu ritim, dolayısıyla,
hayvanların türünü koruyabilmeleri için kullandıkları
faydalı bir mekanizmadır.
KUŞ ve
MEMELİLERDE SİRKADİAN RİTİM GÖSTEREN DAVRANIŞLAR
Tablo 3: Memeli ve kuşlarda, sirekadian ritim
gösteren davranışlar. E: sirkadian ritim gösteriyor (evet),
H: Göstermiyor (hayır)
|
DAVRANIŞ
|
KUŞLAR
|
MEMELİLER
|
|
Aktivite
|
E
|
E
|
|
Agresyon
|
E
|
E
|
|
Kopulasyon
|
E
|
E
|
|
İçme
|
E
|
E
|
|
Yeme
|
E
|
E
|
|
Yumurta bırakma
|
E
|
-
|
|
Besleme
|
E
|
E
|
|
Yiyecek depolama
|
E
|
E
|
|
Kemirme
|
-
|
E
|
|
Kuluçka
|
E
|
-
|
|
Annelik davranışı
|
E
|
E
|
|
Yuva yapma
|
E
|
E
|
|
Yuvadan ayrılma
|
E
|
H
|
|
Avlanma
|
E
|
E
|
|
Tüy düzeltme
|
E
|
-
|
|
Cinsel davranışlar
|
E
|
E
|
|
Ötme
|
E
|
-
|
|
Uyku
|
E
|
E
|
|
Alan savunması
|
E
|
-
|
|
Tonik hareketsizlik
|
E
|
E
|
|
Uyuşukluk
|
H
|
E
|
|
Ses çıkarma
|
E
|
E
|

Şekil 11: Linnaeus’un (1751) heliotropik çiçek saati.
Linnaeus, heliotropik bitkiler üzerinde yaptığı çalışmalar
sonucu, bu bitkilerin hepsinin, günün farklı saatlerinde ve
oldukça hassas olarak açtıklarını keşfetmişti. Dolayısıyla,
bu bitkilerin açma zamanlarını, 6:00-18:00 saatleri arasında
böyle bir saat üzerine yerleştirerek, günün hangi saati
olduğunu, o anda açan çiçek türüne göre bulabileceğini
göstermiştir.

Şekil 12: İnsanın bir günü içerisinde önemli
sirkadian ritim gösteren olaylar. Büyüme hormonu gecelri en
yüksek seviyede iken, gündüz azalmaktadır. Plazma kortizol
seviyesi de sabah saatlerinde azami miktarına ulaşır. Vücut
ısısı, genel dalgalanmalar sayılmazsa, gündüz saatlerinde
yüksek ve uykuda düşüktür. Potasyum ekskresyonu da gündüz
saatlerinde artış göstermektedir.
Tablo 4: İnsanın 24 saati içerisinde, sirkadian ritim
gösteren olaylara bağlı olarak önemli hadiseler.
İNSANIN 24 SAATİ
|
|
1:00
|
|
Hamile kadınlarda doğumun başlaması
|
|
Tyardımcı hücrelerinin sayısı en
fazla
|
|
2:00
|
|
Büyüme hormonunun düzeyi en yüksek
|
|
4:00
|
|
Astım ataklarının başlamasına en uygun zaman
|
|
6:00
|
|
Menstruasyon başlangıcı
|
|
Kandaki
insülin seviyesi en düşük
|
|
Kan
basıncı ve kalp hızı artmaya başlar
|
|
Kortizol
seviyesi azami
|
|
Melatonin düzeyi azalır
|
|
7:00
|
|
Saman nezlesi semptomları için en uygun saatler
|
|
8:00
|
|
Kalp
krizi riski en yüksek
|
|
Romatoid
artrit bulguları en şiddetli
|
|
Yardımcı
T hücreleri en düşük düzeyde
|
|
ÖĞLEN
|
|
hemoglobin
düzeyinin en yüksek olduğu saatler
|
|
15:00
|
|
Tutma kuvveti, solunum hızı, refleks duyarlılığı
en fazla
|
|
16:00
|
|
Vücut ısısı, nabız ve kan basıncı en yüksek
|
|
18:00
|
|
İdrar oluşum hızı en fazla
|
|
21:00
|
|
Ağrı eşiği en düşük düzeyde
|
|
23:00
|
|
Allerjik cevaplar için en uygun saatler
|
SİRKADİAN SAATLERİN YERİ
Sirkadian saatlerin çalışması, vücutta belli bazı bölgelerin
kontrolünde ise de, aslında tek hücreli canlılarda bile
ritimlerin varlığı söz konusu olduğundan, biyolojik
saatlerin hücre düzeyindeki osilasyonlarla (salınımlarla)
düzenlendiği söylenebilir. Son yıllarda, özellikle meyve
sinekleri (Drosophila) üzerinde yapılan çalışmalar,
sirkadian ritimlerin doğası ve hücresel mekanizması
konusunda bir çok bilinmeyeni gün ışığına çıkartmıştır.
Biyolojik ritimlerin temelini oluşturan mejkanizmalar
hücresel düzeyde iş gördüğünden, hücre fonksiyonu üzerine
etkili bir çok faktör, doğrudan ritimlere de etkir.
Bunlardan en önemlileri, başta K+ ve Ca2+ olmak üzere,
hücredeki başat fonksiyonları yürüten iyonların dengeleri ve
hücrenin fonksiyonunu kontrol eden önemli birimlerinden biri
olan hücre zarının yapısındaki değişmelerdir.
Organ düzeyinde sirkadian ritimlerin düzenlenmesinden,
beyinde bulunan ve suprakiazmatik çekirdek (SCN) adı verilen
yapı sorumludur (Şekil 13). Bu yapı, hippotalamusun ön
kısmında, optik çaprazın (chiasma opticum) hemen üst
kısmında yer alan bir hücre grubudur. Bu bölge, retinadan
özel girişler aldığı gibi, başta epifiz (pineal) bezi olmak
üzere, bir çok bölgeyle de doğrudan veya dolaylı ilişki
içerisindedir (Şekil 14).
SCN'nin sirkadian ritimleri yönetmesi, özellikle yakın
zamnlarda yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Başka ritim
üreten bölgeler olsa da, SCN bir "üst saat" gibi iş görür e
diğer ritmik fondiyon gösteren hücrelerin faaliyelerini
düzenler. SCN'nin ritimleri düzenlediğine dair kanıtlar ise
şöyle sıralanabilir:
-
İnv vitro (vücut dışı) SCN hücre kültürleri, sirkadian
bir elektriksel ritme sahiptirler.
-
SCN nakli (transplantasyonu) sonrası, alıcının ritmi,
vericinin rtimine uyar.
-
SCN'nin metabolik aktivitesi üzerine yapılan
çalışmalarda, 2-deoksiglukoz enjeksiyonu ile, bu
bölgenin glukoz kullanma miktarı ölçülmüştür. glikoz
kullanma, metabolik olarak aktif olmayla eşdeğer
olduğundan, bu veriler, SCN'nin hangi durumlarda daha
fazla aktif olduğunu göstermek bakımından önemlidir. Bu
çalışmalar sonucunda SCN'nin, aydınlıkta (ışık
varlığında) metabolik olarak aktif, karanlıkta ise
nispeten inaktif olduğu anlaşılmıştır.
Şekil 13: (soldan sağa) Sincap maymunu, rhesus
maymunu ve insandan alınmış frontal beyin kesitlerinde SCN
bölgesinin görünümü. CHO: Optik çapraz, III: üçüncü beyin
ventrikülü; SO: Supraoptik çekirdek; PA: Paraventriküler
çekirdek.
retina-SCN yolu:
SCN'nin ışıkla aktive olması, retinadan bu bölgeye bir
bağlantı olamsını gerekli kılar. Zira yapılan çalışmalar,
retinadaki bazı özel ışık algılayıcı hücrelerden çıkan ve
optik yol dışında bir yolla SCN'ye ulaşan bir sinir
demetinin varlığını göstermektedir. Bu yola
"retinohipotalamik yol" adı verilmektedir.
Bunun yanında, retinadan SCN'ye bir de dolaylı yol
bulunmaktadır. Bu yol, optik sinirle giden görme
uyarılarının genikulat çekirdekler denen bölgelerdeki nöron
ağları tarafından SCN'ye yönlendirilmesi sayesinde oluşur.
Bu yolda kullanılan sinir ileti maddesinin nöropeptid Y
olduğu ortaya konmuştur. Bu yollarla retinadaki ışık
durumundan haberdar edilen SCN, Şekil 14'de gösterildiği
gibi, diğer beyin bölgelerini uyararak, canlının vücut
ritimlerini düzenlemesini sağlar.
Şekil 14: SCN'nin temel bağlantıları. RHT:
Retinohipotalamik yol; PVN: Paraventriküler çekirdek; MFB:
Medial ön beyin demeti; RF: Ağsı oluşum (reticular
formation); SCG: Superior servikal ganglion; Pineal: Epifi
bezi. Epifiz bezine gelen bu yol, özellikle melatonin
salınımını düzenleyerek, genel vücut fonksiyonlarının
sirkadian ritme göre düznelenmesini sağlar.
SCN üzerinde yapılan diğer çalışmalar, bu bölgenin çok
sayıda sinir ileti maddesi içerdiğini belirlemiştir. Bu
bölgede yer alan sinir ileti maddelerinden önemlileri:
Nöropeptid Y, Vazopressin, Vazoaktif Intestinal polipeptid
(VIP), gonadotropin salgılatıcı hormonu (GnRH) ve
somatostatindir.
Şekil 15: İnsanda suprakiazmatik çekirdeğin rolü,
ışıkla aktivitesinin düzenlenmesi ve melatonin hormonunun
salınımı üzerine etkileri.
Ritim
düzenlenmesinde diğer muhtemel mekanizmalar:
Sirkadian ritimler sadece SCN veya epifiz bezi tarafından
kontrol edilmezler. Son yıllarda gittikçe farklı
mekanizmaların biyolojik ritimleri düzenlemekle görevli
oldukları anlaşılmaya başlanmıştır. Bunların arasında, kan
yoluyla etki edenler özellikle ilginçtir. Popliteal bölgeye
ışık verilmesi sonucu, insanda biyolojik ritimlerin
değiştiği gözlenmiştri. Bu durumda, henüz net bir biçime
ortaya konmamış olsa da, kanda bulunan ve ışıkla
karşılaştığında değişime uğrayan bir kan fotoreseptörünün
varlığı düşünülmektedir.
Retina kaynaklı ritim düzenleme, körlerde de
gerçekleşirilebilmektedir. Bu da, görme duyusundan bağımsız
bir retina yolunun ritim düzenlemede görevli olduğunu
göstermektedir.
Konuyla ilgili bir başka ilginç deneyin bulguları, Şekil
16'de gösterilmektedir. Burada, evcil bir serçenin gözlerine
siyah lensler takılarak yapay olarak körleştirilmiş ve daha
sonra bu hayvanın gösterdiği serbest ritim üzerine, deriden
geçen ışığın etkileri araştırılmıştır. Hayvanın kuyruk
bölgesinden tüylerin koparılması sonrasında serbest ritim
sürecinde bir bozukluk gözlenmezken, kafa bölgesinden tüyler
yolunduğunda, ritmin yine, dış ışık uyaranlarıyla eş zamanlı
hale geldiği görülmektedir. Bundan sonra tüyler uzamaya
başlandığında, ritim tekrar serbest hale gelir, tüylerin
yine koparuılması ise bağlı ritme dönüş sağlar. Eğer, kafa
derisine hint mürekkebi enjekte edilirse, hayvanın yine
serbest ritim göstermeye başladığı, fakat kafa derisi
cerrahi olarak uzaklaştırıldıktan sonra, ritimlerin tekrar
bağlı hale geldiği de bulgular arasındadır.
Şekil 16: Bir evcil serçe üzerinde yapılan deney.
Ayrıntı için yukarıdaki metne bakınız.
Dolayısıyla bu çalışma sonucunda araştırıcılar, beyin
yüzeyinde ışığa hassas reseptörler içeren bir bölgenin var
olduğunu ve bu bölgeye gelen ışık bilgisinin, hayvanın
gözleri kör dahi olsa, ritim düzenlemede iş görebileceğini
öne sürmüşlerdir.
BİYOLOJİK SAATLERİN MOLEKÜLER MEKANİZMASI
Biyolojik saatler üzerine yapılan çalışmalar, hücre
düzeyindeki riritmlerin varlığını ortaya koymaya
başladığında beri, hücre içinde böyle bir ritim
oluşturabilecek bir moleküler saat mekanizmasının bulunması
için çok sayıda çalışma yapılmıştır. Henüz tam olarak
aydınlatılamamış ve üzerinde halen yoğun olarak çalışıyor
olsa da, hücresel düzeyde ritimlerin nasıl ayarlandığına
dair moleküler ve genetik bir takım mekanizmalar ortaya
çıkarılmaya başlanmıştır.
Ayrıntılı bir biçimde meyve sinekleri (Drosphila
melanogaster) üzerinde yapılan çalışmalar, ritmin hücresel
düzeydeki düzenlenmesi konusundaki temel genetik
mekanizmanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Buna göre meyve
sineklerinde ilk önce, mutasyonu sonucu hayvanlarda günlük
ritimlere uyma davranışının ortadan kalktığı bir gen tesbit
edilmiş ve bu gene per (periyod'dan) adı verilmiştir. Per
geninin ürünleri, hem ritmi oluşturmakta, hem de ritmin
hızını belirlemektedir. Daha sonra keşfedilen bir başka gen
ise tim (timeless) olarak adlandırılmıştır. Bu genin
ürünleri de yine sirkadian ritmin oluşabilmesi için
gereklidir. Bu ki genin ürünü olan PER ve TIM proteinleri,
zaman oluşturucu bir kimyasal geri-besleme devresi gibi
davranarak, hücresel ritmin düzenlenmesi için gereken
metabolik uyarlamaların gerçekleştirilmesi için bir anahtar
gibi iş görürler.
Hücresel saatin mekanizması; PER ve TIM proteinleri:
Meyve sineği ışığa maruz kaldığında, sineklerin beyin
hücrelerinde bulunan PER-TIM protein bileşkeleri
birbirlerinden ayrılarak, PER ve TIM proteinleri şeklinde
dağılmaya başlarlar. PER-TIM kompleksi, PER ve TIM
proteinlerini kodlayan per ve tim genlerinin aktivitesini
baskılamak gibi bir role sahiptir. Işıkla karşılaşılan bu
saati sabah olarak kabul edersek, öğle saatleri civarında
PER ve TIM proteinleri tamamen dağılmaya başladığında, CYCLE
ve CLOCK adındaki diğer iki proteninin hücre içinde artma
dönemi başlar. Bu iki protein birleşip bir kompleks yaparlar
ve bu kompleks, per ve tim genlerini aktifleyerek PER ve TIM
proteinlerinin yapılmasını başlatır. Bu yapım işlemi, akşam
saatlerinde gereken derişimde PER-TIM kompleksinin oluşumu
ile devam eder. Gece saatlerinde, PER-TIM kompleksleri hücre
çekirdeğinde, CLOCK ve CYCLE proteinlerini üreten genlerin
aktivitelerini baskılarlar. Bu baskılama, CYCLE-CLOCK
kompleksi PER ve TIM proteinlerinin yapımını başlattığından,
PER ve TIM proteinlerinin kendi üretimlerini baskılaması
anlamına gelir. Sabah saatlerinde ışığın etkisiyle PER-TIM
komplekslerinin yine parçalanmaya başlaması, döngüyü yeniden
başlatır (Şekil 17). Bu temel mekanizma, memeliler ve insan
da dahil olmak üzere, bir çok canlıda ortak bir temel
mekanizmadır. İnsanda bir kaç farklı protein ve gen ilave
olarak bu sisteme katılmaktadır. Fakat kesin mekanizma henüz
tam anlamıyla açıklığa kavuşturulamamıştır.
Şekil 17: Biyolojik saatlerin temel moleküler
mekanizması. Ayrıntılar için yukarıdaki metne bakınız.
Şekil 18: Meyve sineklerinde biyolojik ritim
araştırmaları için kullanılan düzenek. Düzenekte, bir
kızılötesi ışın, tüpün içinde bulunan meyve sineğinin
hareketlerini bilgisayara kaydetek amacıyla
kullanılmaktadır. Sinek ışını her geçtiğinde, bu hareket
kaydedilmekte ve bu kayıtlar, lokomotor aktivitenin bir
ölçüsü olarak, hareketlerin rtimini belirlemekte
kullanılmaktadır (Scientific American, Mart 2000, Young,
M.W. The tick-tock of the biological clock)
MELATONİN ve SİRKADİAN RİTİMLER
Melatonin pineal bezden salınan en önemli hormondur.
Temelde, puberteyi düzenleme ve pigmentasyonun kontrolü gibi
işlevleri bilinmektedir. İnsanda geceleri daha fazla
salgılanan melatoninin salınımı, ışık varlığında inhibe olur
veya azalır. Kısa süreli parlak ışığa maruz kalmanın da
melatonin salınımını durdurduğu bilinmektedir. Hamsterlerde
1ms süreyle 0,1 lüks şiddetinde ışık verilmesi, melatonin
salınımını inhibe eder. Fakat bu tip bir duyarlılık insanda
gözlenmez.
Melatonin hormonunun bir başka özelliği, mevsimlere bağlı
gece uzunluğu ile ilişkili olarak da salınımında gözlenen
değişikliklerdir. Günlerin uzun gecelerin kısa olduğu yaz
dönemlerinde melatonin salınımı daha kısa sürer. Böylece
melatonin bir mevsim habercisi gibi de davranır.
İnsanda, uykudan uyanmadan 3 saat önce bir
ışık pulsuna maruz kalma, sirkadian ritimlerde evre
kaymalarına neden olur ki, bu da melatonin salgılanması ile
ilişkilidir.
Şekil 19: Melatonin salınımının gün uzunluğuna
bağlı olarak yıl içinde gösterdiği değişiklikler.
Melatoninin fonksiyonları halen kesin olarak anlaşılamamış
olmakla birlikte, biyolojik ritimlerin kontrolünde önemli
bir aracı olduğu düşünülmektedir.
KAYNAKLAR:
Bunney, W.E., Bunney, B.G. (2000) Molecular Clock genes in
Man and Lower Animals: Possible Implications for Circadian
Abnormalities in Depression. Neuropsychopharmacology, 22(4):
335-345
Young, M.V. (2000) The Tick-Tock of the Biological Clock.
Scientific American, March 2000: 64-71.
Nelson, R.J. (2000) An Introduction to Behavioral
Endocrinology. ISBN: 0-87893-616-5

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Biyolojik Saatler ve Ritimler 2
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |