GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Tarih arrow 2.Abdülhamit Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
May 07 2008
2.Abdülhamit Yazdır E-posta
  • Currently 0.0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Rating: 0.0/5 (Toplam Oy: )


GenBilim Editorial   
Çarşamba, 07 Mayıs 2008
Okunma: 61 kez

Osmanlı hanedanından otuz dördüncü padişahtır Sultan Abdulmecit ile Tiri Mühgan Kadının oğludur. 21 Eylül Saban 1842’de doğdu.Annesinin ölümü üzerine ,Sultan Abdülmecit’in çocuksuz kadınlarından Pirustu Hanım tarafında büyütülmüştür. İyi bir eğitim görmemesine rağmen kuvvetli şahsiyeti ve zekası, şehzadeliğinden beri etrafınkilerin dikkatini çekmiştir. Amcası Sultan Abdülaziz ile birlikte Avrupa seyahatnde bulundu. Kabiliyeti sayesinde zamanın siyasi, sosyal ve iktisadi akımlarını çok az kavramak imkanını elde etti. Sultan Abdülaziz’in 1876 Mayısında tahttan indirilmesi üzerine  veliaht Murat efendi  Meşrutiyete  taraftar tanınmasından dolayı emniyetle tahta geçirilmiş ve Abdülhamit veliaht olmuştu.V. Murat padişah olduktan sonra hastalığı  ortaya çıkınca devlet adamları, Abdülhamite  pek güvenemediklerinden birdenbire yeni padişahı değiştirmeye karar verememişlerdir. Fakat Abdülhamit ile görüşmek için görevlendirilen Mithat Paşa veliahdı meşrutiyete taraftar görmüş ve teminatı Üzerine V. Murat hal’ edilerek 31 Ağustos 1876’da II.Abdülhamit tahta çıkarılmıştır.

II.Abdülhamit tahta çıktığı  sıralarda devletin iç ve dış vaziyeti pek karışık ve tehlikeliydi. Bosna-Hersek ve Bulgaristan’da ayaklanmalar oluyor ve Sırbistan ve Karadağ savaşları sürüyordu. Osmanlı ordusu Sırbistan’da önemli başarılar kazanmasına rağmen Sırplarla hemen anlaşma yapılması hususunda Kuşlar ısrar ediyorlardı. Bu arada Şark meselesinin  yeniden incelenmesi için İstanbul’da bir konferans toplanman yolundaki İngiliz teklifi kabul olundu. II. Abdülbamid, büyük devletlerin baskısını azaltmak maksadıyla İstanbul Konferansı  devam ederken Kanuni Esasiyi ilan etti 23 Aralık 1876 .  II. Abdülhamit Kanun-i Esasinin ilanı konusunda müteredditli tahta çıktığından üç buçuk ay sonra meşrutiyetçilerin başında görülen Mithat Paşayı sadrazam yaptı. Mithat Paşa, devletlerin teklifini devletin bağımsızlığını esasiyle  telif edemiyor ve  onlara karşı mukavemet ediyordu. Bu durumda İstanbul Konferansına iştirak eden yabancı devlet murahhaslarının hazırladıkları teklifler, yüksek hükümet adamlarından toplanan fevkalade bir mecliste kabul edilmeyince konferans dağıldı. Abdülhamit, Mithat Paşanın takip ettiği meşrutiyet ve hürriyet politikasını, tahtı için tehlikeli gördüğünden onu  azletti ve memleket dışına çıkardı. Meşrutiyetin mümessili sayılan bir zata karsı yaptığı şiddetli harekete rağmen II, Abdülhamit,Kanuni Esasiyi birden bire ortadan kaldırmaktan çekinmiş,seçimi yaptırarak Mebus meclisini açtırmıştır 20 Mart 1877, . Rusya’nın savaş ilanını önlemek için İngiltere’nin davetiyle Londra ‘da toplanan konferansın kararları ve Rus  teklifleri  Mebusan Meclisi  tarafından reddedilince  Ruslar savaş ilan ettiler. Romanyalılar,Bulgarların ve Sırplılarında karıştıkları bu harpde Osmanlı ordusu ,gerek BalkanIar’da ve gerek Anadolu’nun  batısında yer yer başarılar ve parlak kahramanlıklar göstermekle beraber, mali sıkıntı, cephe gerisindeki yolların yetersizliği iaşe ve levazım işlerinin bozukluğu ,yetişmiş subay noksanı komutanların anlaşamama ve hele askeri hareketlerin saraydan idaresine kalkışması gibi sebeplerle  bozgun baş göstermiş ve Rus ordusu Tuna’yi geçip muhacir kafilelerini önüne katarak İstanbul önlerine kadar gelmiştir. II   Abdülhamit, bu durum .karşısında bir taraftan Rus Çarına müracatla sulh isterken ,öte  taraftan da şimdiye kadar pek uysal davranmayarak memleket  işlerindeki hassasiyetiyle  saltanatın  rahatlığını  kaçırmış olan Mebusan Meclisi bir  daha açılmamak üzere  kapatılmıştır.

II. Abdülhamit, bu hareketiyle kendisince hem felaketlerin mesuliyetini meclise            ve Meşrutiyete yükletmiş, hem de keyfi idareye dönmek için bir sebep bulmuş oluyordu.Bundan sonra II.Abdülhamit ülkenin dış ve iç siyasetinde tek söz sahibi olmuştur.19 Mayıs 1878’de Ali Suavi  Sultan Muradı kapatılmış olduğu Çırağan Sarayı’ndan zorla çıkarıp yeniden tahta oturtmak için teşebbüste bulunmuştur, İyileşmiş olduğu hakkında tam bir delil bulunmayan bir akıl hastasını tekrar padişah yapmak uğrunda, hele düşman ordusunun payitaht kapısında bulunduğu sırada pek Akıllıca olmayan bu cüretli teşebbüs Suavi ile birlikli seksen kişinin ölümüne sebep olmuş; II. Abdülhamit’in vehim ve istibdadını arttıran hadiselerden birini teşkil etmiştir.   Rusların  ileri sürdükleri şartlarla yapıları mütarekeden  İngiliz  donanmasının Marmara’ya girmesine   rağmen   Rus   karargahı   Ayastefanos’a (Yeşilköy) gelmiş, ve burada yapılmıştır.  Bu anılaşmaya İngiltere’nin itirazı, Avusturya’nın katılması ve Almanya’nın da aracılığı ile Berlin’de Alman Başvekili Bismarck’ın reislisinde 0smanlı Ve Rus   murahhaslarından   başka   İngiltere,   Fransa, Avusturya,Macaristan ve  İtalya  murahhaslarının iştirakiyle bir kongre toplanarak Ayastefanos Antlaşması’nı değiştiren Berlin Antlaşması imzalanmıştır.( 12 Temmuz 1878) Bu arada Avusturya   Bosna-Herseki geçici kaydıyla işgal   etmek   hakkını,   Yunanistan da   Tesalya’nın büyük bir kısmını hatta İran bile hudutta birtakım araziyi elde etmek imkanını sağlıyordu. İngiltere ise Berlin Kongresi başlamadan birkaç gün önce  Osmanlı hükümetine Kıbrıs Adasının işgali şartıyla  tedafüi  bir İttifak muahedesi imza ettirmeye  muvaffak olmuş ve bu ittifak muahedesine sonradan katılan bir zeyille Rusya,  Batum, Kars ve Ardahan’ı  kendi da Kıbrıs’ı bırakmayı taahhüt etmiştir.

Berlin  Antlaşması’ndan sonra II. Abdülhamit yabancı devletlere karşı  fazla İhtiyatlı ve uysal bir siyaset  gütmeye, memleket içindeyse hakimiyet ve istibdadını arttıracak tedbirlere başvurmuştur II. Abdülhamit. Sultan Abdülaziz’in intihar etmeyip öldürülmüş olduğunu ileri sürerek Yıldız’da özel bir mahkeme kurdurmuştur. Padişahın daveti üzerine memlekete dönerek Suriye, sonra da Aydın valiliklerine tayin edilmiş olan Mithat Paşa ile Damat Mahmut ve Nuri paşalar cinayeti tertip etmekle itham edilerek bu mahkemede ölüme mahkûm edilmişlerdir.Önce  cezaların uygulanmasından çekinilerek Mithat ve Mahmut paşalar müebbet hapis ile Taif’e sürülmüş ve hapsedilmişler, 1883’te boğdurulmuşlardır.

Rus savaşından parçalanmış bir halde çıkan Osmanlı Devleti, daha sonra topraklarından başka parçaları da karşı koyamadığı emrivakilerle, elden çıkarmıştır .Fransızlar Tunus’u (1881) İngilizler de Mısır’ı (1882) işgal ettiler. Bulgaristan da 1885’ Şarki  Rumeli ile birleşti ve hu mesele için İstanbul’da başlıca Avrupa devletlerinin temsilcileri ile toplanan konferans bu emrivakii aşağı yukarı kabul etti. Ancak II Abdülhamit , Girit’te çıkan ayaklanmaya yardımlarından dolayı Yunanistan a savaş açmış, savaş kazanıldığı halde Avrupa devletlerinin müdahalesi ve işgali ile Girit’in bağımsızlığını Osmanlı Devletine kabul ettirmişlerdir. II.Abdülhamit  önceleri basın ve eğitime karşı fazla baskı kullanmamıştır. Ancak, siyasi alandaki başarısızlıklarını sürdürmesi  hürriyetçi akımın gittikçe yayılması, baskı tedbirlerini arttırmıştı.Buna ek olarak Namık Kemal,Ziya Paşa gibi yurtsever ediplerin ve padişahın zulmüne uğramış  yazarların yazıları  özellikle özellikle yüksek okullarda  gençleri harekete geçirmiştir. Sultan Abdülaziz  döneminde başlamış olan Yeni Osmanlılar   hareketinin devamı olarak Askeri Tıbbiye öğrencilerinden bazıları arasında İttihat ve Terakki adı  ile bir cemiyet kurulmasını sonuçlandırmıştır(Mayıs 1889) Bu türlü gizli cemiyetlerin rneydana  çıkması II. Abdülhamit’in dikkatini yüksek okullara ve basına çekmiş ve bunların üzerinde gittikçe artan bir baskı kurulmasına sebep olmuştur. Makedonya’da Bulgar komitesi kurulmuş ve değişik  adlarla birtakım Ermeni komiteleri de meydana gelmiştir. Ermeni  İhtilalcilerinin özellikle Doğu Anadolu’daki faaliyetlerini karşılamak üzere II.Abdülhamit de o bölgedeki aşiretler arasında  Hamidiye alayları teşkilatını meydana getirmiş ve sonraları bu alayların subaylarını yetiştirmek üzere İstanbul’da Aşiret Mektebi’ni kurmuştur. Ermeni komitecilerinin  l894-1895 ‘te  Doğu vilayetlerinde ve 1896’da  Osmanlı Bankasını basmak suretiyle  İstanbul’da çıkardıkları olaylar II. Abdülhamit devrinin önemli meselelerini  teşkil ettiği gibi Makedonya’daki Bulgar çeteleriyle çarpışmalar ve Yemen’deki ayaklanmaları bastırmak gayretleri de her zaman birbirini takip etmiş ve Osmanlı ordularının daima harp halinde bulunmalarına sebep olmuştur. Girit Adasındaki  ayaklanmalar 1896′da şiddetlenmiş ve büyük devletlerin baskısı altında II. Abdülhamit in  verdiği ıslahat iradesi ile adanın idaresi OsmanlıHükümeti elinden hemen büsbütün çıkmıştır. Ancak adayı bir an evvel ilhak etmek hırsında bulunan Yunanistan Girit’e  asker çıkarmakla kalmayarak, Taselya’dan da Osmanlı hududunu geçince 1897 Nisan’ında Osmanlı-Yunan savaşı başlamıştır. Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Yunanlıları üç hafta içinde tamamıyla ezmiştir. Fakat ordunun kazandığı zaferden,Avrupa  devletlerinin haksız müdahaleleriyle gerekli yarar sağlanamamıştır. Bu durumdan küçük sınır düzeltmelerindin başka dört milyon lira savaş tazminatı ile kurtulunmuştur.Uğrunda yeniden kan dökülen Girit büyük devletler taratın dan işgal edilerek muhtar bir hale getirilmiştir. Yunanistan karşısında kazanılan bu zafer , imparatorluktaki çöküntü hızını biraz, yavaşlatmaktan başka bir seye yaramamıştır. Makedonya’da muhtelit unsurların çarpışmalarından meydana gelen  zaruretle 1902′de Selanik, Manastır ve Kosova  vilayetlerinde “Rumeli Vilayeti Selalesi Umumi Müfettişliği ” adı altında özel bir idare kurulmuş ve bu idarede büyük devletlerin kontrolleriyle  ecnebi  jandarmasının bulunması da kabul edilmiştir. II. Abdülhamit,gerek memleket içindeki nüfusunu kuvvetlendirmek, gerek dış siyasette bir tutanak olarak kullanmak için halife unvanına önem vermiştir. Bu sebeple Hicaz demiryolunu toplattığı ianelerle yaptırmaya büyük gayretler harcamış, bütün güçlüklere rağmen bu işte hayli muvaffak olmuştur.II.Abdülhamit  dış siyasetinde devletlerin birbirlerine rakip olma durumlarından  faydalanarak saltanatının bekası için denge bulmaya uğraştığı gibi iç siyasetin de muhtelif unsurların ve müesseselerin  birlik halinde bulunmamalarına daima dikkat etmiştir. .Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde, vükela İle bir kısım ulemanın  ve İstanbul’daki kara ve deniz kuvvetlerinin  birleşmiş olduklarını düşünen II. Abdülhamit, nazırlarını, çok defa birbirleriyle pek anlaşamayacak  adamlardan seçmiş ve Yıldız’daki sarayını muhafaza eden kuvvetleri hemen daima Türkün gayrı ve birbirleriyle geçinemez unsurlardan teşkil etmiştir.

II. Abdülhamit devri, bütün dünyanın ilerlemesine karşılık ilim, teknik ve imar yönünden büyük bir durgunluk devresidir. Ancak ülkede imarın ve eğitimin yayılmasını sağlayacak bazı tedbirler alınmıştır. Bu arada zayıf devlet bütçesinin elverdiği ölçüde ve bazı valilerin şahsi gayretleri oranında bir kısım yollar, köprüler, okul binaları yapılmıştır. Yabancı sermayesi ile Rumeli ve Anadolu’da, bir kısmı kilometre teminatı ile bir kısmı da teminatsız olarak demiryolları meydana getirilmiştir. Saltanat merkezinde padişahın nüfuzunu arttıracak aydın memurlar yetiştirmek üzere Mülkiye Mektebi, Hukuk Mektebi ve Darülfünun (üniversite) yeniden açılmıştır. Rüştiye ve İdadi teşkilatı da sübyan okullarının üstünde orta öğretimin kuvvetlenmesine yardım etmiştir. Bunlardan başka Avrupa kanunlarından alınan birtakım kanunlar da yayınlanmış ve uygulanmıştır.

II. Abdülhamit dış siyasette komşuların saldırmaları ihtimaline karşı önce İngiltere ve Fransa’nın yardımlarını gözetmiştir. Fakat bu devletlerin de imparatorluktan toprak ve imtiyaz kopartmaktan başka bir şey düşünmedikleri apaçıktı. Bu durumdan endişelenen padişah, Avrupa’da gittikçe ehemmiyet ve nüfuzu artan Almanya’ya meyil göstermiştir. Buna karşılık Almanya da iktisadi gelişme dolayısı ile kendine yeni iş bölgeleri aradığından Abdülhamit’e karşı bir dostluk çehresi göstermeyi uygun bulmuştur, imparator II. VVilhelm’in 1898′de İstanbul’a, Suriye ve Filistin’e yaptığı seyahat de bu hesaplara dayanır. Sonuçta Almanya bazı imtiyazlar ve özellikle o zaman devletler arasında birçok çıkar çatışmalarına yol açan Bağdat demiryolu imtiyazını elde etmiştir. Fakat bu imtiyaz müzakereleri Rusya’nın da yeni isteklerini ileri sürmesine vesile olmuş, Karadeniz bölgesinde demiryolu yapmak hakkını da bu devlet almıştır.

II. Abdülhamit kendinden önceki padişahların israfları yüzünden çekilen para sıkıntısının getirdiği sonuçları bildiği için bu hususta bir dereceye kadar ihtiyatlı ve tasarrufa riayetli davranmakla beraber mali güçlüklerin önüne geçmeye muvaffak olamamış ve evvelkiler derecesinde değilse bile yine hariçten borçlanma yoluna gitmiştir. Osmanlı borçlarının, alacaklıları zarardan korumak meselesi, Berlin Kongresi’nde de düşünülmüş ve bu hususta açılan görüşmeler neticelendirilerek 1882 yılında “Düyûn-ı Umûmiye idaresi”  kurulmuştur. Bu idare, yabancı alacaklılara verdiği emniyet dolayısı ile, yeni borçlanmalar yapılmasına imkan vermekle beraber, devletin hakimiyeti üzerinde bir çeşit vasilik kurmuş demektir. Düyûn-ı Umumiye idaresine benzeyen Tütün Rejisi ile Osmanlı Bankası , Anadolu Demiryolları Direktörlüğü gibi yabancı idareler de büyük devletlerin elçilikleri yanında adeta “hariç ez memleket” haklarına sahip ve mali, siyasi bütün devlet işlerinde birer vasi ve murakıp vaziyetindeydiler. Saray etrafında olmayan ve imtiyazlılar sınıfına girmemiş bulunan memurlar, maaşlarını belirsiz zamanlarda ve ancak yılda altı aylık alabilirlerdi. Kendinden önce iki padişahın tahttan indirilmiş olması, V. Murat zamanındaki Çerkez Hasan cinayeti,  ondan sonraki Çırağan Olayı, Türk aydınlarının zaman zaman Avrupa’ya kaçmaları ve aleyhinde neşriyatta bulunmaları, Bulgar ve Ermeni komitelerinin faaliyetleri, Ermeni ihtilalleri II. Abdülhamit’in vehimlerini beslemiş olan sebeplerdendir. 1905 Temmuz’-unun 21′inde Ermeniler tarafından Cuma selamlığında birçok kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olan bombayla yapılmış suikast ten bir tesadüf sonucunda kurtulmuştu. Son zamanlarda iç ve dış zorlukların artması, halkın hürriyetten mahrum ve baskı altında tutulması memnuniyetsizlikleri son haddine getirmiş ve yabancı devletlerin yeni bir taksim teşebbüsüne hazırlandıklarının samlısı bir inkılap zaruretini ortaya koymuştur. Avrupa’daki yurtseverlerle Makedonya’daki aydın subaylar, durumun düzelebilmesi ve devletin kurtulabilmesi için Kanun-ı Esasi hükümlerinin yürürlüğe konmasını tek çare olarak düşünmekteydiler. Büyük devletlerin müdahalelerini hissettiren hareketleri inkılap gayretlerinin hızlanmasına sebep oldu. Rumeli ‘de inkılap taraftarlarının süratle çoğalması gizli İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne mensup subaylar tarafından Manastır’da I. Ferik Şemsi Paşa’nın öldürülmesi, Müşir Tatar Osman Paşa’mn dağa kaldırılması ve bazı subayların da çetelerle dağlara çıkması gibi hadiseler cemiyetin Manastır ve Selanik merkezlerinden telgrafla saraya bildirilince, Abdülhamit Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe girdiğini ilana mecbur oldu (23 Temmuz 1908). Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci Meşrutiyet dönemi başladı. Ne yazık hürriyetin ölçüsüz bir şekilde taşması, hükümet otoritesinin büsbütün kırılması ve muhtelif unsurların ayrılma meyillerini dışarıya vurmaları devleti, eskisinden daha buhranlı bir vaziyete düşürdü. Bu sırada Selanik’ten İstanbul’a getirilmiş olan avcı taburlarının önayak olduğu bir irtica hareketi patlak verdi (31 Mart 1325-13 Nisan 1909) (Bk. 31 Mart Olayı). Bunun üzerine Rumen’de bulunan Meşrutiyet taraftarları subaylarla İstanbul’dan kaçıp onlara ilhak edenlerin “Hareket Ordusu” adı ile teşkil ettikleri kuvvet, İstanbul’a yürüyerek irticai bastırdı. Abdülhamit ihtiyatla hareket etmiş olmakla beraber, irtica hareketlerinden istifade ettiği öne sürülerek Birinci Meşrutiyet’tekine benzer bir akıbete meydan vermemek maksadıyla Ayastefanos’ta (Yeşilköy) Umumi Meclis halinde toplanmakta olan Mebusan ve Ayan’ın kararıyla tahttan indirildi. Bundan sonra II. Abdülhamit Selanik’e gönderilmiş ve orada Alatini Köşkü’nde gözaltına tutulmuştur. Balkan Harbi çıkınca da İstanbul’a getirilerek, Beylerbeyi Sarayı’nda oturmuş ve 10 Şubat 1918′de. ölmüştür.

II. Abdülhamit’in memleket için bir felaket zinciri halindeki uzun saltanat yıllarım muhakeme ederken şahsi kusurlarıyla birlikte zamanın şartlarını ve imkanlarını da göz önünde bulundurmak haklı olur.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim