Okunma: 61 kez
Osmanlı hanedanından otuz dördüncü padişahtır Sultan Abdulmecit ile Tiri Mühgan Kadının oğludur. 21 Eylül Saban 1842’de doğdu.Annesinin ölümü üzerine ,Sultan Abdülmecit’in çocuksuz kadınlarından Pirustu Hanım tarafında büyütülmüştür. İyi bir eğitim görmemesine rağmen kuvvetli şahsiyeti ve zekası, şehzadeliğinden beri etrafınkilerin dikkatini çekmiştir. Amcası Sultan Abdülaziz ile birlikte Avrupa seyahatnde bulundu. Kabiliyeti sayesinde zamanın siyasi, sosyal ve iktisadi akımlarını çok az kavramak imkanını elde etti.
Sultan Abdülaziz’in 1876 Mayısında tahttan indirilmesi üzerine
veliaht Murat efendi Meşrutiyete taraftar tanınmasından dolayı
emniyetle tahta geçirilmiş ve Abdülhamit veliaht olmuştu.V. Murat
padişah olduktan sonra hastalığı ortaya çıkınca devlet adamları,
Abdülhamite pek güvenemediklerinden birdenbire yeni padişahı
değiştirmeye karar verememişlerdir. Fakat Abdülhamit ile görüşmek için
görevlendirilen Mithat Paşa veliahdı meşrutiyete taraftar görmüş ve
teminatı Üzerine V. Murat hal’ edilerek 31 Ağustos 1876’da
II.Abdülhamit tahta çıkarılmıştır.
II.Abdülhamit tahta çıktığı sıralarda devletin iç ve dış vaziyeti
pek karışık ve tehlikeliydi. Bosna-Hersek ve Bulgaristan’da
ayaklanmalar oluyor ve Sırbistan ve Karadağ savaşları sürüyordu.
Osmanlı ordusu Sırbistan’da önemli başarılar kazanmasına rağmen
Sırplarla hemen anlaşma yapılması hususunda Kuşlar ısrar ediyorlardı.
Bu arada Şark meselesinin yeniden incelenmesi için İstanbul’da bir
konferans toplanman yolundaki İngiliz teklifi kabul olundu. II.
Abdülbamid, büyük devletlerin baskısını azaltmak maksadıyla İstanbul
Konferansı devam ederken Kanuni Esasiyi ilan etti 23 Aralık 1876 .
II. Abdülhamit Kanun-i Esasinin ilanı konusunda müteredditli tahta
çıktığından üç buçuk ay sonra meşrutiyetçilerin başında görülen Mithat
Paşayı sadrazam yaptı. Mithat Paşa, devletlerin teklifini devletin
bağımsızlığını esasiyle telif edemiyor ve onlara karşı mukavemet
ediyordu. Bu durumda İstanbul Konferansına iştirak eden yabancı devlet
murahhaslarının hazırladıkları teklifler, yüksek hükümet adamlarından
toplanan fevkalade bir mecliste kabul edilmeyince konferans dağıldı.
Abdülhamit, Mithat Paşanın takip ettiği meşrutiyet ve hürriyet
politikasını, tahtı için tehlikeli gördüğünden onu azletti ve memleket
dışına çıkardı. Meşrutiyetin mümessili sayılan bir zata karsı yaptığı
şiddetli harekete rağmen II, Abdülhamit,Kanuni Esasiyi birden bire
ortadan kaldırmaktan çekinmiş,seçimi yaptırarak Mebus meclisini
açtırmıştır 20 Mart 1877, . Rusya’nın savaş ilanını önlemek için
İngiltere’nin davetiyle Londra ‘da toplanan konferansın kararları ve
Rus teklifleri Mebusan Meclisi tarafından reddedilince Ruslar savaş
ilan ettiler. Romanyalılar,Bulgarların ve Sırplılarında karıştıkları bu
harpde Osmanlı ordusu ,gerek BalkanIar’da ve gerek Anadolu’nun
batısında yer yer başarılar ve parlak kahramanlıklar göstermekle
beraber, mali sıkıntı, cephe gerisindeki yolların yetersizliği iaşe ve
levazım işlerinin bozukluğu ,yetişmiş subay noksanı komutanların
anlaşamama ve hele askeri hareketlerin saraydan idaresine kalkışması
gibi sebeplerle bozgun baş göstermiş ve Rus ordusu Tuna’yi geçip
muhacir kafilelerini önüne katarak İstanbul önlerine kadar gelmiştir.
II Abdülhamit, bu durum .karşısında bir taraftan Rus Çarına müracatla
sulh isterken ,öte taraftan da şimdiye kadar pek uysal davranmayarak
memleket işlerindeki hassasiyetiyle saltanatın rahatlığını kaçırmış
olan Mebusan Meclisi bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır.
II. Abdülhamit, bu hareketiyle kendisince hem felaketlerin
mesuliyetini meclise ve Meşrutiyete yükletmiş, hem de keyfi
idareye dönmek için bir sebep bulmuş oluyordu.Bundan sonra
II.Abdülhamit ülkenin dış ve iç siyasetinde tek söz sahibi olmuştur.19
Mayıs 1878’de Ali Suavi Sultan Muradı kapatılmış olduğu Çırağan
Sarayı’ndan zorla çıkarıp yeniden tahta oturtmak için teşebbüste
bulunmuştur, İyileşmiş olduğu hakkında tam bir delil bulunmayan bir
akıl hastasını tekrar padişah yapmak uğrunda, hele düşman ordusunun
payitaht kapısında bulunduğu sırada pek Akıllıca olmayan bu cüretli
teşebbüs Suavi ile birlikli seksen kişinin ölümüne sebep olmuş; II.
Abdülhamit’in vehim ve istibdadını arttıran hadiselerden birini teşkil
etmiştir. Rusların ileri sürdükleri şartlarla yapıları mütarekeden
İngiliz donanmasının Marmara’ya girmesine rağmen Rus karargahı
Ayastefanos’a (Yeşilköy) gelmiş, ve burada yapılmıştır. Bu anılaşmaya
İngiltere’nin itirazı, Avusturya’nın katılması ve Almanya’nın da
aracılığı ile Berlin’de Alman Başvekili Bismarck’ın reislisinde 0smanlı
Ve Rus murahhaslarından başka İngiltere, Fransa,
Avusturya,Macaristan ve İtalya murahhaslarının iştirakiyle bir kongre
toplanarak Ayastefanos Antlaşması’nı değiştiren Berlin Antlaşması
imzalanmıştır.( 12 Temmuz 1878) Bu arada Avusturya Bosna-Herseki
geçici kaydıyla işgal etmek hakkını, Yunanistan da Tesalya’nın
büyük bir kısmını hatta İran bile hudutta birtakım araziyi elde etmek
imkanını sağlıyordu. İngiltere ise Berlin Kongresi başlamadan birkaç
gün önce Osmanlı hükümetine Kıbrıs Adasının işgali şartıyla tedafüi
bir İttifak muahedesi imza ettirmeye muvaffak olmuş ve bu ittifak
muahedesine sonradan katılan bir zeyille Rusya, Batum, Kars ve
Ardahan’ı kendi da Kıbrıs’ı bırakmayı taahhüt etmiştir.
Berlin Antlaşması’ndan sonra II. Abdülhamit yabancı devletlere
karşı fazla İhtiyatlı ve uysal bir siyaset gütmeye, memleket
içindeyse hakimiyet ve istibdadını arttıracak tedbirlere başvurmuştur
II. Abdülhamit. Sultan Abdülaziz’in intihar etmeyip öldürülmüş olduğunu
ileri sürerek Yıldız’da özel bir mahkeme kurdurmuştur. Padişahın daveti
üzerine memlekete dönerek Suriye, sonra da Aydın valiliklerine tayin
edilmiş olan Mithat Paşa ile Damat Mahmut ve Nuri paşalar cinayeti
tertip etmekle itham edilerek bu mahkemede ölüme mahkûm
edilmişlerdir.Önce cezaların uygulanmasından çekinilerek Mithat ve
Mahmut paşalar müebbet hapis ile Taif’e sürülmüş ve hapsedilmişler,
1883’te boğdurulmuşlardır.
Rus savaşından parçalanmış bir halde çıkan Osmanlı Devleti, daha
sonra topraklarından başka parçaları da karşı koyamadığı emrivakilerle,
elden çıkarmıştır .Fransızlar Tunus’u (1881) İngilizler de Mısır’ı
(1882) işgal ettiler. Bulgaristan da 1885’ Şarki Rumeli ile birleşti
ve hu mesele için İstanbul’da başlıca Avrupa devletlerinin temsilcileri
ile toplanan konferans bu emrivakii aşağı yukarı kabul etti. Ancak II
Abdülhamit , Girit’te çıkan ayaklanmaya yardımlarından dolayı
Yunanistan a savaş açmış, savaş kazanıldığı halde Avrupa devletlerinin
müdahalesi ve işgali ile Girit’in bağımsızlığını Osmanlı Devletine
kabul ettirmişlerdir. II.Abdülhamit önceleri basın ve eğitime karşı
fazla baskı kullanmamıştır. Ancak, siyasi alandaki başarısızlıklarını
sürdürmesi hürriyetçi akımın gittikçe yayılması, baskı tedbirlerini
arttırmıştı.Buna ek olarak Namık Kemal,Ziya Paşa gibi yurtsever
ediplerin ve padişahın zulmüne uğramış yazarların yazıları özellikle
özellikle yüksek okullarda gençleri harekete geçirmiştir. Sultan
Abdülaziz döneminde başlamış olan Yeni Osmanlılar hareketinin devamı
olarak Askeri Tıbbiye öğrencilerinden bazıları arasında İttihat ve
Terakki adı ile bir cemiyet kurulmasını sonuçlandırmıştır(Mayıs 1889)
Bu türlü gizli cemiyetlerin rneydana çıkması II. Abdülhamit’in
dikkatini yüksek okullara ve basına çekmiş ve bunların üzerinde
gittikçe artan bir baskı kurulmasına sebep olmuştur. Makedonya’da
Bulgar komitesi kurulmuş ve değişik adlarla birtakım Ermeni komiteleri
de meydana gelmiştir. Ermeni İhtilalcilerinin özellikle Doğu
Anadolu’daki faaliyetlerini karşılamak üzere II.Abdülhamit de o
bölgedeki aşiretler arasında Hamidiye alayları teşkilatını meydana
getirmiş ve sonraları bu alayların subaylarını yetiştirmek üzere
İstanbul’da Aşiret Mektebi’ni kurmuştur. Ermeni komitecilerinin
l894-1895 ‘te Doğu vilayetlerinde ve 1896’da Osmanlı Bankasını basmak
suretiyle İstanbul’da çıkardıkları olaylar II. Abdülhamit devrinin
önemli meselelerini teşkil ettiği gibi Makedonya’daki Bulgar
çeteleriyle çarpışmalar ve Yemen’deki ayaklanmaları bastırmak
gayretleri de her zaman birbirini takip etmiş ve Osmanlı ordularının
daima harp halinde bulunmalarına sebep olmuştur. Girit Adasındaki
ayaklanmalar 1896′da şiddetlenmiş ve büyük devletlerin baskısı altında
II. Abdülhamit in verdiği ıslahat iradesi ile adanın idaresi
OsmanlıHükümeti elinden hemen büsbütün çıkmıştır. Ancak adayı bir an
evvel ilhak etmek hırsında bulunan Yunanistan Girit’e asker çıkarmakla
kalmayarak, Taselya’dan da Osmanlı hududunu geçince 1897 Nisan’ında
Osmanlı-Yunan savaşı başlamıştır. Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı
ordusu Yunanlıları üç hafta içinde tamamıyla ezmiştir. Fakat ordunun
kazandığı zaferden,Avrupa devletlerinin haksız müdahaleleriyle gerekli
yarar sağlanamamıştır. Bu durumdan küçük sınır düzeltmelerindin başka
dört milyon lira savaş tazminatı ile kurtulunmuştur.Uğrunda yeniden kan
dökülen Girit büyük devletler taratın dan işgal edilerek muhtar bir
hale getirilmiştir. Yunanistan karşısında kazanılan bu zafer ,
imparatorluktaki çöküntü hızını biraz, yavaşlatmaktan başka bir seye
yaramamıştır. Makedonya’da muhtelit unsurların çarpışmalarından meydana
gelen zaruretle 1902′de Selanik, Manastır ve Kosova vilayetlerinde
“Rumeli Vilayeti Selalesi Umumi Müfettişliği ” adı altında özel bir
idare kurulmuş ve bu idarede büyük devletlerin kontrolleriyle ecnebi
jandarmasının bulunması da kabul edilmiştir. II. Abdülhamit,gerek
memleket içindeki nüfusunu kuvvetlendirmek, gerek dış siyasette bir
tutanak olarak kullanmak için halife unvanına önem vermiştir. Bu
sebeple Hicaz demiryolunu toplattığı ianelerle yaptırmaya büyük
gayretler harcamış, bütün güçlüklere rağmen bu işte hayli muvaffak
olmuştur.II.Abdülhamit dış siyasetinde devletlerin birbirlerine rakip
olma durumlarından faydalanarak saltanatının bekası için denge bulmaya
uğraştığı gibi iç siyasetin de muhtelif unsurların ve müesseselerin
birlik halinde bulunmamalarına daima dikkat etmiştir. .Sultan
Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde, vükela İle bir kısım ulemanın ve
İstanbul’daki kara ve deniz kuvvetlerinin birleşmiş olduklarını
düşünen II. Abdülhamit, nazırlarını, çok defa birbirleriyle pek
anlaşamayacak adamlardan seçmiş ve Yıldız’daki sarayını muhafaza eden
kuvvetleri hemen daima Türkün gayrı ve birbirleriyle geçinemez
unsurlardan teşkil etmiştir.
II. Abdülhamit devri, bütün dünyanın ilerlemesine karşılık ilim,
teknik ve imar yönünden büyük bir durgunluk devresidir. Ancak ülkede
imarın ve eğitimin yayılmasını sağlayacak bazı tedbirler alınmıştır. Bu
arada zayıf devlet bütçesinin elverdiği ölçüde ve bazı valilerin şahsi
gayretleri oranında bir kısım yollar, köprüler, okul binaları
yapılmıştır. Yabancı sermayesi ile Rumeli ve Anadolu’da, bir kısmı
kilometre teminatı ile bir kısmı da teminatsız olarak demiryolları
meydana getirilmiştir. Saltanat merkezinde padişahın nüfuzunu
arttıracak aydın memurlar yetiştirmek üzere Mülkiye Mektebi, Hukuk
Mektebi ve Darülfünun (üniversite) yeniden açılmıştır. Rüştiye ve İdadi
teşkilatı da sübyan okullarının üstünde orta öğretimin kuvvetlenmesine
yardım etmiştir. Bunlardan başka Avrupa kanunlarından alınan birtakım
kanunlar da yayınlanmış ve uygulanmıştır.
II. Abdülhamit dış siyasette komşuların saldırmaları ihtimaline
karşı önce İngiltere ve Fransa’nın yardımlarını gözetmiştir. Fakat bu
devletlerin de imparatorluktan toprak ve imtiyaz kopartmaktan başka bir
şey düşünmedikleri apaçıktı. Bu durumdan endişelenen padişah, Avrupa’da
gittikçe ehemmiyet ve nüfuzu artan Almanya’ya meyil göstermiştir. Buna
karşılık Almanya da iktisadi gelişme dolayısı ile kendine yeni iş
bölgeleri aradığından Abdülhamit’e karşı bir dostluk çehresi göstermeyi
uygun bulmuştur, imparator II. VVilhelm’in 1898′de İstanbul’a, Suriye
ve Filistin’e yaptığı seyahat de bu hesaplara dayanır. Sonuçta Almanya
bazı imtiyazlar ve özellikle o zaman devletler arasında birçok çıkar
çatışmalarına yol açan Bağdat demiryolu imtiyazını elde etmiştir. Fakat
bu imtiyaz müzakereleri Rusya’nın da yeni isteklerini ileri sürmesine
vesile olmuş, Karadeniz bölgesinde demiryolu yapmak hakkını da bu
devlet almıştır.
II. Abdülhamit kendinden önceki padişahların israfları yüzünden
çekilen para sıkıntısının getirdiği sonuçları bildiği için bu hususta
bir dereceye kadar ihtiyatlı ve tasarrufa riayetli davranmakla beraber
mali güçlüklerin önüne geçmeye muvaffak olamamış ve evvelkiler
derecesinde değilse bile yine hariçten borçlanma yoluna gitmiştir.
Osmanlı borçlarının, alacaklıları zarardan korumak meselesi, Berlin
Kongresi’nde de düşünülmüş ve bu hususta açılan görüşmeler
neticelendirilerek 1882 yılında “Düyûn-ı Umûmiye idaresi” kurulmuştur.
Bu idare, yabancı alacaklılara verdiği emniyet dolayısı ile, yeni
borçlanmalar yapılmasına imkan vermekle beraber, devletin hakimiyeti
üzerinde bir çeşit vasilik kurmuş demektir. Düyûn-ı Umumiye idaresine
benzeyen Tütün Rejisi ile Osmanlı Bankası , Anadolu Demiryolları
Direktörlüğü gibi yabancı idareler de büyük devletlerin elçilikleri
yanında adeta “hariç ez memleket” haklarına sahip ve mali, siyasi bütün
devlet işlerinde birer vasi ve murakıp vaziyetindeydiler. Saray
etrafında olmayan ve imtiyazlılar sınıfına girmemiş bulunan memurlar,
maaşlarını belirsiz zamanlarda ve ancak yılda altı aylık alabilirlerdi.
Kendinden önce iki padişahın tahttan indirilmiş olması, V. Murat
zamanındaki Çerkez Hasan cinayeti, ondan sonraki Çırağan Olayı, Türk
aydınlarının zaman zaman Avrupa’ya kaçmaları ve aleyhinde neşriyatta
bulunmaları, Bulgar ve Ermeni komitelerinin faaliyetleri, Ermeni
ihtilalleri II. Abdülhamit’in vehimlerini beslemiş olan sebeplerdendir.
1905 Temmuz’-unun 21′inde Ermeniler tarafından Cuma selamlığında birçok
kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olan bombayla yapılmış suikast
ten bir tesadüf sonucunda kurtulmuştu. Son zamanlarda iç ve dış
zorlukların artması, halkın hürriyetten mahrum ve baskı altında
tutulması memnuniyetsizlikleri son haddine getirmiş ve yabancı
devletlerin yeni bir taksim teşebbüsüne hazırlandıklarının samlısı bir
inkılap zaruretini ortaya koymuştur. Avrupa’daki yurtseverlerle
Makedonya’daki aydın subaylar, durumun düzelebilmesi ve devletin
kurtulabilmesi için Kanun-ı Esasi hükümlerinin yürürlüğe konmasını tek
çare olarak düşünmekteydiler. Büyük devletlerin müdahalelerini
hissettiren hareketleri inkılap gayretlerinin hızlanmasına sebep oldu.
Rumeli ‘de inkılap taraftarlarının süratle çoğalması gizli İttihat ve
Terakki Cemiyeti’ne mensup subaylar tarafından Manastır’da I. Ferik
Şemsi Paşa’nın öldürülmesi, Müşir Tatar Osman Paşa’mn dağa kaldırılması
ve bazı subayların da çetelerle dağlara çıkması gibi hadiseler
cemiyetin Manastır ve Selanik merkezlerinden telgrafla saraya
bildirilince, Abdülhamit Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe girdiğini ilana
mecbur oldu (23 Temmuz 1908). Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci
Meşrutiyet dönemi başladı. Ne yazık hürriyetin ölçüsüz bir şekilde
taşması, hükümet otoritesinin büsbütün kırılması ve muhtelif unsurların
ayrılma meyillerini dışarıya vurmaları devleti, eskisinden daha
buhranlı bir vaziyete düşürdü. Bu sırada Selanik’ten İstanbul’a
getirilmiş olan avcı taburlarının önayak olduğu bir irtica hareketi
patlak verdi (31 Mart 1325-13 Nisan 1909) (Bk. 31 Mart Olayı). Bunun
üzerine Rumen’de bulunan Meşrutiyet taraftarları subaylarla
İstanbul’dan kaçıp onlara ilhak edenlerin “Hareket Ordusu” adı ile
teşkil ettikleri kuvvet, İstanbul’a yürüyerek irticai bastırdı.
Abdülhamit ihtiyatla hareket etmiş olmakla beraber, irtica
hareketlerinden istifade ettiği öne sürülerek Birinci Meşrutiyet’tekine
benzer bir akıbete meydan vermemek maksadıyla Ayastefanos’ta (Yeşilköy)
Umumi Meclis halinde toplanmakta olan Mebusan ve Ayan’ın kararıyla
tahttan indirildi. Bundan sonra II. Abdülhamit Selanik’e gönderilmiş ve
orada Alatini Köşkü’nde gözaltına tutulmuştur. Balkan Harbi çıkınca da
İstanbul’a getirilerek, Beylerbeyi Sarayı’nda oturmuş ve 10 Şubat
1918′de. ölmüştür.
II. Abdülhamit’in memleket için bir felaket zinciri halindeki uzun
saltanat yıllarım muhakeme ederken şahsi kusurlarıyla birlikte zamanın
şartlarını ve imkanlarını da göz önünde bulundurmak haklı olur.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
2.Abdülhamit
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |