Okunma: 1147 kez
Osmanlı hanedanından otuz birinci padişahtır. II. Mahmut ile Bezmiâlem Sultan’ın oğludur. 23 Nisan 1823 (11 Şaban 1238)’de doğdu. 3 Temmuz 1839 (19 Rebiyülahır 1255)’da Osmanlı tahtına çıktı. Bu sırada devlet türlü tehlikeler içinde bulunuyordu. II. Mahmut’un son zamanlarında Osmanlı orduları Mısır valisi Mehmet Ali Paşa kuvvetlerine üst üste yenilmiş ve imparatorluğun yaşaması ancak Avrupa devletlerinin rekabetinden ileri gelen, yardımlarına bağlı kalmıştır. Genç padişah sadrazamlığa getirdiği Hüsrev Paşa’nın yaptıklarını unutacağını ve affettiğini söyleyerek Mısır meselesini yumuşaklıkla yatıştırmak istemiştir.
( www.genbilim.com )
Oysa Nizip bozgununun haberi, İstanbul’a, cülustan dört gün sonra
gelmiş ve Kaptan-ı derya Ahmet Fevzi Paşa, rakibi olan Hüsrev Paşa’nın
düşmanlığından korkarak Mısır’a kaçıp donanmayı Mehmet Ali’ye teslim
etmiştir. Devletin ordusuz ve donanmasız kaldığı ve Babıâli bir karar
ve hareket için yabancı devlet elçilerinin ağızlarına baktığı sırada
Londra elçiliğinde bulunan Mustafa Reşit Paşa’nın cülusu tebrik
vesilesiyle İstanbul’a dönmesi ve padişahı Tanzimat Fermanı’nın ilanına
razı etmesi Abdülmecit’in ilk saltanat yıllarında gerçekleşmiştir.
Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839 günü ilân edilmiştir. Mustafa Reşit Paşa
fermanı Sultan Abdülmecit ile vükelâ, ulemâ, yabancı elçilerle halk
huzurunda ve Gülhane Meydanındaki kasırda okunmuştur. Fermanda şahsî
hürriyetler yani can, mal ve namus emniyetinin yeni kanunlarla teminat
altına alınacağı vaat ediliyordu. Yeni kanunların yeni kurulan
meclisler tarafından hazırlanarak padişah tarafından onaylanacağı
belirtiliyor, böylece hükümdarın temsil ettiği siyasî iktidara bu
meclisler de iştirak ettiriliyordu. İnsancıl esasları kapsayan bu
ferman, Batı’da iyi tesir yapmış ve Mısır meselesinin de hallini
kolaylaştırmıştır. Mehmet Ali’yi tutan Fransa’nın müzakere dışı
bırakılması suretiyle İngiltere, Avusturya, Rusya ve Prusya arasında
Londra Mukavelesi (15 Temmuz 1840) imzalandı. Antlaşmanın
imzalanmasından sonra Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte hareket eden
devletler, Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı hakimiyetine bağlanmasını
sağladılar.
Bundan sonra Fransa’nın da katılmasıyla Londra’da imzalanan Boğazlar
Antlaşması da (1841) Boğazlar üzerinde Osmanlı hâkimiyetini tasdik
etmiştir.
Avusturya’ya karşı 1848′de ayaklanıp Rus kuvvetlerinin yardımıyla
mağlûp olan Macar ihtilâlcilerinin bir kısmı Osmanlı topraklarına
sığınmışlardı. Mültecilerin teslimi için Avusturya ve Rusya Babıâli’yi
tazyik ettikleri halde Reşit Paşa’nın himmetiyle Macar ihtilâlcileri
teslim edilmedi. Sultan Abdülmecit devrinin önemli olaylarından biri
olan bu mukavemet, İngiltere ve Fransa’da Osmanlı Devleti lehine pek
iyi bir tesir yaptığı gibi Macarlar arasında Türklere karşı derin bir
sevginin uyanmasına da sebep olmuştur. Macar ihtilâlinin akisleriyle ve
Rusya’nın da teşvikiyle Eflâk ve Boğdan’da Osmanlı İmparatorluğu
aleyhine ayaklanmalar oldu. Ayaklanmayı bastırmak üzere Serdar-ı Ekrem
Ömer Paşa kuvvetleri harekete geçince Ruslar da Boğdan’a girdiler.
Fakat zamanın şartlarını savaş açmaya elverişli görmeyen Ruslar daha
ileri gidemediler ve Babıâli ile 1849′da Baltalimanı Mukavelenamesi’ni
(Antlaşması) imzaladılar ki bu mukavele Eflâk ile Boğdan’da Osmanlı
Devleti’yle Rusya’ya müşterek bir işgal hakkı veriyordu. Sultan
Abdülmecit devrinin en önemli olayları arasında Kırım Savaşı’yla ondan
sonra yapılan Paris Antlaşmasını kaydetmek gerek tir. Kudüs ve
civarında Hıristiyanlarca kutsal sayılan ve Katolikler ile Ortodokslar
arasında bir türlü paylaşılamayan imtiyazlar meselesi tekrar
canlanmıştır. Fransız Cumhurbaşkanı Louis-Napoleon, Katoliklere hoş
görünmek için bazı taleplerde bulunduğu gibi Osmanlı tabiiyetindeki
Ortodoksların koruyucusu kesilen Rusya da bu işe karışmıştır.
İstanbul’a gönderilen Rus fevkalâde elçisi Prens Mençikof’un
istedikleri ret olunduğundan Rusya, Eflâk ve Boğdan’ı işgale kalkıştı.
Babıâli.de Rusya’ya savaş ilân etti (1853). Serdar-ı Ekrem Ömer
Paşa’nın Tuna cephesinde başarılı hareketlere girişmesiyle başlayan
savaş, Rusların Silistre kuşatmasında yenilmeleriyle devam etti. Fakat
Ruslar Sinop Limanı’nda bulunan Osmanlı donanmasını birdenbire basarak
yakmayı başardılar. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Osmanlı
Devleti’yle tedafüi ve tecavüz! (müdafaada ve saldırıda birlik) bir
ittifak anlaşması imzalayarak (12 Mart 1852) savaşa girdiler. Daha
sonra Sardunya Krallığı da Rusya aleyhine olarak bu savaşa karıştı.
Müttefikler bir yıla yakın kuşattıkları Sivastopol’ü zaptetmeye
muvaffak oldukları sırada Ruslar da Anadolu’da Kars’ı ele
geçirmişlerdi. Savaş sırasında Avusturya’nın da katılmasıyla yapılan
görüşmeler sonucunda barışın esas şartları belirlenerek Ruslara kabul
ettirildi.
Bunun üzerine Paris Kongresi toplandı. Avrupa büyük devletleri
delegelerinin bulunduğu bu genel kongrede hazırlanan anlaşma metni 20
Mart 1856′da imzalandı.
Paris kongresinden biraz evvel Sultan Abdülmecit Gülhane Fermanı’nı
tamamlayan ve teyit eden bir Islahat Fermanı neşretti (18 Şubat 1856) .
Bu ferman, Hıristiyan tebaanın şahıs ve mal emniyetini, onların mezhep
ve tedrisat hürriyetlerini teyit ediyor, bütün tebaanın eşitliği kabul
edildiği gibi Türk ve Müslüman olmayanların dahi memurluklara ve
askerlik hizmetlerine girebileceklerini bildiriyordu. Sultan
Abdülmecit, cülusundan itibaren siyasî güçlüklerden fırsat buldukça
ıslahata ve özellikle eğitim alanında yeniliklere girişmekten geri
durmamıştır. 1841′de Sultanahmet Camii içinde “Mekteb-i Maarif-i Adlî”
adıyla ilk rüştiye açılmış, daha sonra İstanbul’un beş yerinde rüştiye
kurulmuş ve 1852 ‘de de 25 il merkezinde rüştiyeler açılmıştır.
Rüştiyelerin üstünde olmak üzere Bezmiâlem Valide Sultan’ın
yaptırdığı şimdiki İstanbul Kız Lisesi binasında “Darül-Maarif” adıyla
lise derecesinde bir okul kurulmuştur. Sultan Abdülmecit hemen bütün
okulların açılmalarında, imtihanlarda diploma dağıtılması, cami
derslerinde icazet verilmesi gibi merasimde hazır bulunur ve
okutanlarla okuyanları teşvik ederdi.
1845′de Darülfünun (üniversite) binası yapılmasına başlandı ve
açılacak üniversitenin öğretmenlerini yetiştirmek üzere Avrupa’ya
öğrenci gönderildiği gibi kitaplarını hazırlamak üzere bir Encümeni
Dâniş (İlim Akademisi) kuruldu (1851) .Paris’te tahsilde bulunan gerek
sivil, gerek askerî öğrenciler için “Mekteb-i Osmanî” adıyla bir okul
da kurulmuştur. Yine bu zamanlarda Harbiye Mektebi için Fransa’dan
öğretmenler getirildi. 1848′de ilk Darü’l-Muallimin ve 1858′de orta
derecede olmak üzere ilk Mülkiye Mektebi kuruldu. İz mit Kâğıt
Fabrikası da 1847′de yapılmış, üzerinde “eser-i cedid” damgası bulunan
kâğıtları imal etmeye başlamıştır.
1846′da Mehmet Ali Paşa’nın padişah idaresine güven duyarak
İstanbul’a gelişi, Osmanlı Devleti’nin içte ve dışta itibarım ve
nüfuzunu arttırmıştır. Bu olay, hariciye nazırlığından sadrazamlığa
yükselen Mustafa Reşit Paşa için bir mükâfat sayılmaktadır.
Paris Antlaşması’ndan sonra Adliye ve Maarif Nezareti kurulmuş,
yeni kanunlar yapılmış, Avrupa ile ticarî ve malî münasebetler
artmıştır. Avrupa’dan yapılan borçlanmaların bir kısmıyla faydalı
eserler meydana getirilmişse de büyük bir kısmı da saraylar ve kasırlar
yapılmasına harcanmıştır. Yenibahçe’deki Guraba Hastanesi’yle Haseki
Kadın Hastanesi bu dönemin eserlerindendir. Hırka-i Şerîf’te ve
Ortaköy’de yapılan iki minareli camilerle Yahya Efendi civarında ve
Teşvikiye’de meydana getirilen birer minareli camiler, Harbiye ve
Bahriye mektepleri, Mecidiye adını taşıyan kışlalar, Dolmabahçe Sarayı
gibi İstanbul’un başlıca binaları, Sultan Abdülmecit zamanının
eserleridir. Saraylar, kasırlar, düğün ve eğlenceler için yapılan
harcamalar, halk arasında kötü söylentilere sebep olduğu gibi
memleketin bir çok yerinde karışıklıklar da baş göstermiştir.
Bunlar arasında 1860′da Suriye’de Dürziler ile Maruniler arasında
çıkan çarpışmaya Fransızlar müdahale etmiş ve bu kargaşalığı Fuat
Paşa’nın şiddetli icraatı yatıştırmıştır. Eflâk ve Boğdan’la Karadağ’da
da bazı ayaklanmalar olmuştur. Meşhur Cizre Emîri Bedirhan Bey 1846′da
İstanbul’a getirilmiş ve Kürdistan’daki isyanın bastırılmasına hizmet
edenlere mahsus bir de nişan ihdas olunmuştur.
Abdülmecit’in ölümünden biraz önce özellikle malî buhranların
tesiriyle onun tahtından indirilmesi için gizli bir teşebbüs yapılması
bu padişaha karşı ilk zamanlarda duyulan sevgi ve güvenin gittikçe
azaldığını gösterir. Sultan Abdülmecit, 25 Haziran 1861′de tutulduğu
veremden ölmüş ve Sultan Selim Türbesi’ne gömülmüştür. Sultan
Abdülmecit nazik, yumuşak ve zekî olmakla beraber zayıf ve gevşek bir
hükümdardı. Islahata samimi taraftar olmakla beraber bunları kendi
başına ilerletecek kudrete sahip değildi. Fakat saltanatında Mustafa
Reşit, Ali ve Fuat paşalar gibi kıymetli devlet adamlarının bulunması
talihini ve onları iş başına getirmesi de dirayetini ispat eder.
Bazı kusurlu ve zayıf taraflarına rağmen uyanık ve hamiyetli devlet
adamlarını kullanmak hususundaki dirayeti sayesinde Abdülmecit’in
saltanatı XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin nispeten itibarlı bir
dönemidir. Abdülmecit’in oğullarından V. Murat, II. Abdülhamit, V.
Mehmet (Reşat) ve VI. Mehmet (Vahdeddin) sıra ile tahta çıkmışlardır.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Abdülmecid
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |