Okunma: 68 kez
Osmanlı hanedanından on dördüncü padişahtır. III. Mehmet ile Handan Sultan’ın oğludur. 18 Nisan 1590′da (22 Cemaziyelahir 998) Manisa’da doğdu. 22 Ocak 1603 (18 Recep 1012)’de tahta çıkmıştır. Bâyezid ile başlayan ve Fatih ile kanunlaşan kardeş öldürme geleneğini kaldırmış, bu suretle büyük oğlun saltanata geçmesi usulü yerine hanedanın en yaşlısının tahta çıkması usulünü koymuştur. Böylece ölümünden sonra Osmanlı tahtına kardeşi Mustafa geçmiştir.
Yönetimi büyük bir enerji ile eline alan I. Ahmet, III. Murat ve
III. Mehmet zamanlarında devletin siyasetine karışmak suretiyle fena
sonuçlara sebep olan büyükannesi Safiye Sultan’ı saraydan
uzaklaştırmıştır. Bu sırada Osmanlı İmparatorluğa İran ve Avusturya ile
savaş halinde bulunuyordu. İranlılar Erivan, Akçakale ve Kars’ı
almışlardı. I. Ahmet Cağalazâde Sinan Paşa’yı Doğu, Sadrazam Malkoç
Yavuz Ali Paşa’yı da Avusturya cephesi komutanlığına göndermiştir.
Sadrazam’ın Belgrat’ta ölmesi üzerine Lala Mehmet Paşa sadrazamlığa
getirilmiş ve bu cephenin komutanlığı da kendisine verilmiştir. Yeni
sadrazam Budin üzerine yürürken Avusturyalılar ‘ın çekilmesi üzerine
Peşte’ye giderek düşman tarafından tahrip edilen köprüyü tamir etmiş ve
Vaç Kalesi’ni almıştır. Estergon’u kuşatmış, alamayarak geri dönmüştür.
İran cephesi komutanı Cağalazâde Sinan Paşa 1604 yılı Haziran’ında
hareket etmiş ve Anadolu’da Celâlilerin kimisini şiddet ve kimisini de
güzellikle elde ederek Osmanlı ordusunu kuvvetlendirmiştir. Osmanlı
ordusunun yaklaşması üzerine Şah I. Ab-bas geri çekildiğinden Sinan
Paşa Karabağ’da kışlamak istemiş ise de orduda ileri gelenler buna
itiraz etmişler, bu yüzden Van’a çekilmiş ve askerini, kışı geçirmek
üzere elverişli gördüğü yerlere dağıtmıştır. Şah I. Abbas, bunu fırsat
sayarak ansızın Van’a saldırmış, Sinan Paşa güçlükle Erzurum’a
kaçabilmiştir.
Sinan Paşa, ilkbaharda yeniden ileri atılmış, Selmas’ta İran
kuvvetleriyle karşılaşmıştır. Başkomutan’ın emrini dinlemeyen Erzurum
Beylerbeyi Köse Sefer Paşa, arkasından gelenlerle birlikte düşman
ordusunun üzerine atılmış, ilk saldırıda başarı kazanmışsa da, sonra
yenilmiş ve savaş alanında ölmüştür (9 Eylül 1605). Bu yenilgi Osmanlı
ordusunun manevî kuvvetini sarsmış, ordunun büyük bir kısmı emir
beklemeden dağılmıştır. Yanında ancak birkaç bin yeniçeri ve sipahi ile
kalan Sinan Paşa, Van’a çekilmek zorunda kalarak burada kederinden
ölmüştür. İranlılar bu savaş sonucunda Gence ve Şirvan’ı işgal
etmişlerdir.
Osmanlılar ve Avusturyalılar uzun süren harpten yorulmuşlardı. Fakat
Osmanlılar Estergon’un alınmasını lüzumlu gördüklerinden Sadrazam Lala
Mehmet Paşa’nın komutası altında yeniden sefere çıkılmış, 4 Kasım
1605′de Estergon alınmıştır. Bu arada Bocskai da Uyvar’ı almış Tiryaki
Hasan Paşa da Wessprim ile Palota’ya girmiştir. Bu başarılar üzerine
Lala Mehmet Paşa tarafından Peşte’de Bocskai’a törenle Erdel ve Macar
tacı giydirilmiştir. Lala Mehmet Paşa, Anadolu’daki Celâklerin yaptığı
zorbalıklar yüzünden, bu başarıları yeter görerek geri dönmek zorunda
kalmıştır. Lala Mehmed Paşa, Avusturya’ya karşı bir sefer daha yapmak
ve bütün Macaristan’ı elde etmek amacında iken, Derviş Paşa’nın
çevirdiği entrikalarla Doğu cephesine atanmıştır. Sadrazam buna çok
üzülerek, hasta düşmüş, bir zaman sonra da ölmüştür. Yerine Derviş Paşa
sadrazam olmuştur.
Avusturya cephesinde Kuyucu namı ile andan Murat Paşa komutanlık
etmiş ve bu cephede barış yapmak yetkisi de kendisine verilmiştir.
Kuyucu Murad Paşa her şeyden önce Anadolu’da Celâli ayaklanmasını
bastırmanın doğru olacağına inanmış bulunduğundan, Budin’e giderek
düşmanla barış hususunda anlaşmış ve Budin Beylerbeyi Kadızade Ali Paşa
ile Budin Kadısı Habil E fendi’yi bu iş ile görevlendirmiştir. Osmanlı
ve Avusturya delegeleri Komorn ve Estergon arasında bulunan
Zitvatorok’ta toplanmışlardı. Buraya Bocskai’nin elçileri de
gelmişlerdi. Bu suretle 1606 yılının Kasım’ında, Osmanlı imparatorluğu
için bir dönüm noktası olan, eşit şartlar altında 17 maddelik
Zitvatorok Antlaşması yapılmıştır.
I. Ahmed zamanında Celâlî ayaklanmaları genel bir olay şeklini
almış, tımarlı sipahi teşkillerinin düzeni tamamıyla bozulmuş, bunların
yerine Seğmenler türemiş, güvenlik fena bir duruma girmiştir. Celâliler
ile ancak Zitvatorok Antlaşmasından sonra ciddi bir şekilde
ulaşılabilmiştir. Bu işle Kuyucu Murat Paşa ve emrinde bulunan Kanije
kahramanı Tiryaki Hasan Paşa uğraşmışlarda:.
Kuyucu Murat Paşa, Celâlîlerin en tehlikelisi olan Canbulatoğlu Ali
Paşa’yı yok etmeye karar vermiş, yolda Muslî Çavuş ve Cemşid adlı
Celâlî başlarının kuvvetlerini dağıttıktan sonra 1607 yılı Ekimi’nde
Beylân’da Dürzi Emîri Maanoğlu Fahreddin’in de yardım ettiği
Canbulat’ın kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratmıştır (24 Teşrin-i
evvel 1607). Canbulat bu yenilgiden sonra, Sultan Ahmet’e sığınmış,
affedilerek Temeşvar’a atanmışsa da sonra Belgrat’ta öldürülmüştür.
Kuyucu Murat Paşa, Celâlî ayaklanmasının bastırılmasında çok
kurnazca davranmış, bunların bazılarını büyük bir şiddetle yok ederken
bazılarını da affeder gibi görünerek bu tehlikeli ve çetin işin
bastırılmasını kolaylaştırmıştır. Bu arada Kalenderoğlu da affedilmiş
ve Ankara sancağına atanmış ise de, şehrin kadısı Vildanzade Ahmet
Efendi Kalenderoğlu ‘nun şehre girmesine engel olmuştur. Kalenderoğlu
bir zaman sonra, eşkıyayı tepeleme hareketi yüzünden, kendisine
katılanlarla kuvvetlenerek, Bursa ve Manisa dolaylarında korku^salmaya
ve Üsküdar’a kadar bütün Anadolu’yu Osmanlı İmparatorluğundan
ayıracağını söylemeye başlamıştır. Canbulat tehlikesini ortadan
kaldıran Kuyucu Murat hemen Kalenderoğlu’nun üzerine yürümüş,
Kalenderoğlu da kuvvetleriyle sadrazamı karşılamak üzere harekete
geçmiştir. Göksün yaylasında, Alaçayır’da, meydana gelen savaşta Kuyucu
Murat Paşa Celâlî kuvvetlerini dağıtmıştır (5 Ağustos 1608).
Kalenderoğlu, arkasından gelenlerin pek azı ile İran’a’ kâçabilmiştir.
Sadrazam, bundan sonra yalnız Orta-Anadolu’da eşkıyayı temizleme
hareketine girişmiş ve İçel’de Muslî Çavuş ve Saruhan’da Yusuf Paşa
gibi kuvvetli Celâlî başlar mı da ortadan kaldırarak Anadolu’yu
temizledikten sonra, doksan yaşında olduğu halde, I. Ahmet’in kendisine
beslediği güven dolayısıyla, İran seferine çıkan ordunun
başkomutanlığına atanmıştır. Kuyucu Murat Paşa İran’la uzlaşmak
istemiş, fakat bunu başaramadan öldüğünden, yerine gelen Nasuh Paşa,
Osmanlılara 200 yük ipek vermek ve Ferhat Paşa Antlaşması’na_ göre
İran’dan alınan yerlerin bırakılması şartıyla, İran’la bir antlaşma
yapmıştır.
Bu sırada Dürzî Emiri Maanoğlu Fahreddin ile Şam muhafızı Hafız
Ahmet Paşa uğraşmış ise de, onu tamamıyla tepeleyememiştir. Osmanlı
ordusu âsilere karşı Ayn Rahle’de, Merc Pasin’de başarı kapanmış; ancak
Deyrülkamer’i zaptedememiştir.
I. Ahmet zamanında Akdeniz’in güvenliğini sağlamak hususunda da
çalışılmış, Malta ve Floransa korsanlarıyla başarılı çarpışmalarda
bulunulmuştur. Bu arada Kıbrıs sularında Malta korsanlarının 10 kalyonu
ile çarpışılarak, bunların altısı ele geçirilmiştir. Bunların arasında
Türklerin “Kara Cehennem” dedikleri çok büyük Bir kalyon da vardı
(1609).
Osmanlı donanması Akdeniz korsanlarıyla uğraştığı sırada Kazaklar,
Karadeniz’e inerek, Sinop’a baskın yapmışlar ve şehri yağma ederek
kaçmışlardı. Karadeniz kıyıları muhafızı Şakşakî İbrahim Paşa,
Kırım’dan da yardım alarak, haydutları Don Nehri ağzında beklemiş ve
bunları darmadağın ederek, yağma edilen eşyanın büyük bir kısmını
kurtarmıştır.
Yine bu sıralarda Lehistan’la Kazakların saldırganlığı yüzünden,
savaş patlamak üzere iken, Lehlilerle anlaşılmış ve Dinyester Nehri
üzerinde bulunan Bussa’da bir antlaşma yapılmıştır (Eylül 1617).
İran’ın yüklendiği 200 yük ipeği göndermemesi ve Osmanlı elçisi
İncili Mustafa Çavuş’tan bir haber gelmemesi yüzünden, İran’a yeniden
savaş açılmış, boşuna harcanan gayretlerden sonra, Nasuh Paşa
Antlaşması’nın esasları üzerine I. Ahmet’in ölümünden biraz sonra,
Serav Antlaşması yapılmıştır (Eylül 1618).
I. Ahmet uzun süren bir mide hastalığı sonunda ölmüştür.
Yaratılıştan şairdi ve şiirlerinde Bahtî takma adını kullanırdı;
hattatlığa da kabiliyeti vardı. Dindar olduğu, av ve cirit sporlarım
sevdiği de söylenir. Bazı tehlikeli sipahi ayaklanmalarının
bastırılmasında, Derviş ve Nasuh paşaların öldürülmelerinde gösterdiği
azim ve şiddet devlet işlerinde kan dökmekten sakınmayacak kadar irade
sahibi olduğunu gösterir.
Zamanında tütün tiryakiliği çok yayılmıştır. Yine bu devirde Eflâk
ve Boğdan’a Fenerli Rumlardan voyvodalar atanmağa başlanmıştır.
İstanbul’da mimar Mehmet Ağa’ya yaptırdığı cami Osmanlı mimarisinin en
güzel anıtlarından biridir.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
1.Ahmet
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |