Okunma: 71 kez
Osmanlı hanedanından Sekizinci padişah. Babası Sultan Fatih Mehmet, annesi Gülbahar Hatun’dur. Sarayda iyi bir eğitim görmüş, şehzadelik hayatını geçirdiği Amasya sancak beyliginde de birçok bilginler ve sanatkârlar arasında bilgisini geliştirmiştir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanla yapılan Otlukbeli Savaşı’nda , Osmanlı ordusunun sağ kanadına komuta etmiştir.
Fatih Mehmet, kanunnamesine veraset hakkında bir kayıt koydurmamıştır. Bu sebeple Gebze’de öldüğü zaman (3 Mayıs 1481), Bayezid’den başka hayatta bulunan diğer oğlu Cem de Konya sancakbeyi bulunuyordu.
Vezir-i âzam Karamanlı Mehmet Paşa, Cem’in padişah olmasını
istemekle beraber devlet büyüklerinin ve yeniçerilerin isteklerine
uyarak Bayezid’e babasının ölümünü bildirip onu resmen tahta davet
etmiştir. Diğer taraftan Cem’e de İstanbul’a gelmesi için gizlice haber
göndermişti. Ancak Cem’e gönderilen haberci, yolda Anadolu beylerbeyi
Sinan Paşa tarafından yakalanarak öldürülmüş, Mehmed Paşa’nın niyetini
anlayan yeniçeriler de ayaklanıp onu öldürmüşlerdir. İstanbul’da baş
gösteren kargaşalığı yatıştırmak için Fatih’in sarayında rehin olarak
bulunan Bayezid’in oğlu Korkut, babası Amasya’dan gelinceye kadar
vekili sayılmış ve kendisine biat edilmiştir. Nihayet Bayezid
İstanbul’a gelerek tahta çıkmış (20 Mayıs 1481), kendi lehine çalışmış
olan İshak Paşa’yı da vezir-i âzam yapmıştır.
Cem’in tahta çıkma girişimleri sonuç vermediği gibi Fatih
kanunnamesi de padişaha, kardeşlerini öldürme hakkım veriyordu. Cem,
Osmanlı tahtına geçebilmek için, Anadolu’da uyandırdığı sevgiye ve
Karaman halkının yardımına güvenerek Bayezid’e karşı mücadeleye
girişti. Bursa’yı ele geçirip burada adına hutbe okutmuş ve para
bastırmıştır. Cem, Anadolu’nun kendisine bırakılmasını öne sürerek
Bayezid ile anlaşmak istemiş, Bayezid, devletin bütünlüğüne zarar
verecek olan bu teklifi kabul etmemiş ve Cem’in üzerine yürümüştür.
Yenişehir civarındaki çarpışma Bayezid’in galibiyeti ile sonuçlanmış,
Cem, Konya’ya kaçmış, orada da tutunamayarak Mısır Kölemen Sultanı
Kayıtbay’a sığınmıştır (28 Haziran 1481). Böylece bir saltanat kavgası
olan Bayezid-Cem ihtilâli, yabancı çıkarlarının önem kazandığı siyasî
mesele halini almıştır. Bu arada Karamanoğlu Kasım Bey durumdan
faydalanarak beyliğini yeniden kurmak istemiş ve bu hususta Cem’le
anlaşmıştır. Cem, bu anlaşma üzerine tekrar Anadolu’ya gelmişse de
karşısında ordusu ile bizzat çıkan Bayezid’e yenilmiş ve kendisine
yapılan Kudüs’te oturma ve Bayezid tarafından yollanacak bol para ile
yaşama teklifini kabul etmeyerek Rodos şövalyelerine sığınmıştır
(Temmuz 1482). Bayezid, her yıl vereceği para karşılığında Cem’in
serbest bırakılmaması için şövalyeler ile anlaşmış; şövalyeler Cem’i
Nice’e götürmüşlerdir. Birçok memleket gezdirilen Cem, nihayet Papa
VIII. İnnocentius’a teslim edilmiştir. Papa, Cem’i Osmanlılara karşı
bir koz olarak kullanmak istemiş, Hıristiyanlığı kabulü şartıyla
Bayezid’in yerine saltanata geçmesine yardım edileceğini vaat etmiştir.
Ancak Cem, bu teklifleri kabul etmemiştir. Bu arada Fransa Kiralı VIII.
Charles, Haçlıların Kudüs Krallığı’nı diriltmek gayesiyle Osmanlı
İmparatorluğu’na karşı düzenleyeceği seferde Cem’den faydalanmak
istemiş ve onu Papa’nın elinden almışlar. Fakat Cem’in zehirlenerek
ölmesi (Mart 1495) bu düşüncenin uygulanmasına imkân bırakmamıştır.
Bayezid, Cem’in ölümüne kadar büyük bir endişe içinde yaşamıştır.
Cem’e karşı koymak üzere, vezir-i âzam lshak Paşa’mn teşviki ile
Otranto’dan geri çağırdığı Gedik Ahmet Paşa gibi ünlü bir devlet adamım
bir müddet sonra Cem taraftarıdır diye öldürtmüş, Cem’in, Saray’da
rehin olarak bulunan oğlu Oğuz Han’ı boğdurmuştur. Bundan başka, Rodos
şövalyelerine yılda 45.000 duka vermiş, Papa’ya ve Fransa kralına
kıymetli hediyeler göndermiştir. Cem olayının daha başlangıcında, Gedik
Ahmet Paşa’nın Otranto’dan geri çağrılmasıyla, Fatih döneminde
girişilmiş olan İtalya seferinden vazgeçilmiş, İspanya hükümdarı
Katolik Fernando ile karısı Isabella’nın hücumlarına karşı kendisinden
yardım isteyen Granata’daki son Müslüman Beni Nasr Devleti’ne de, Kemal
Reis’i yollamakla beraber, Papayı gücendirmemek düşüncesiyle yardım
etmekten çekinmiştir.
Bayezid zamanı Osmanlı İmparatorluğu için durgun bir devredir. Böyle
olmakla beraber, sınırların korunması ve Balkan Yarımadası’nın tamamen
hakimiyet altına alınması yönünden önemli olan bazı savaşlardan da
kaçınılmamıştır. Bayezid, 1483′teki ilk seferinde Hersek’i ele
geçirdikten sonra Boğdan üzerine yürümüş ve Tuna’nın kuzey ağzı
üzerinde bulunan Kili Kalesi ile daha kuzeydeki Akkerman Kalesi’ni
almıştır (1484). Böylece Besarabya sahilleri de Osmanlı ülkesine
katıldığından Karadeniz’in batısındaki bütün sahiller ele geçirilerek
Kırım’la karadan bağlantı sağlanmış ve Tuna sınırı emniyet altına
alınmıştır. Lehlilerin ve Macarların Boğdan’ı ele geçirmek için
giriştikleri hareketler (1498) bir sonuç vermemiş, bilâkis Malkoçoğlu
Bali Bey ‘in akıncıları Polonya içlerine kadar giderek Varşova’yı
tahrip etmişlerdir. Böylece Boğdan kesin olarak Osmanlı hakimiyeti
altına alınmıştır.
Mısır Kölemen Devleti ile yapılan savaşlar Bayezid devrinin en
önemli olaylarını teşkil eder. Hindistan’daki Behmenî hükümdarı II.
Mahmut’un Bayezid’e gönderdiği hediyelerin Cidde valisi tarafından
alınarak Kölemen hükümdarı Kayıtbay’a gönderilmesi, Fatih’in ölümüyle
tavsamış olan Osmanlı- Kölemen anlaşmazlığını, yeniden ortaya
çıkarmıştır. Bu hediyeler sonradan Bayezid’e gönderilmiş ancak savaşın
önüne geçilememiştir. Çünkü Kayıtbay, Cem’i bir hükümdar gibi
karşılamış, ona her türlü yardımı sağlamış ve Karamanoğlu Kasım Bey’in
eski beyliğini ele geçirme isteğine taraftar olmuştu. Bundan başka
Adana-Tarsus bölgesindeki Ramazanoğulları Beyliği’nin iç işlerine
karışmış, bu yüzden Ramazanoğlu Mahmut Bey, Bayezid’e,sığınarak
ülkesini Osmanlılara bıraktığını bildirmiş ve Kölemenlere karşı yardım
istemiştir. Böylece başlayan Osmanlı- Mısır savaşları altı yıl sürmüş
(1485-1491), kesin bir sonuç elde edilememiştir. Tunus Beyi’nin ara
buluculuğu ile İstanbul’da varılan anlaşmaya göre Ramazanoğulları
ülkesi Osmanlılarda kalmış, yalnız Haremeyn evkafından olan
Çukurova’daki 3 kasaba Kölemenlere verilmiştir.
Fatih döneminde yapılan Osmanlı-Venedik savaşları Osmanlıların
lehine sonuçlanmış ve Venediklilerin elinde yalnız Mora’da İnebahtı ile
Modon ve Koron kaleleri kalmıştır.
Venediklilerin Karadağlılara saldırmaları üzerine savaş başlamış;
Bayezid’in komutasındaki Osmanlı ordusu Mora üzerine yürürken (1499)
denizden de ablukaya girişilmiş ve Bosna sancakbeyi İskender Paşa’ya
Venedik taraflarına akın etmesi emrolunmuştur. 4 yıl süren bu savaş
esnasında (1489-1502) İnebahtı, Modon, Koron ve Draç kaleleri alınmış,
Venediklilerin yardımına koşan Papalık, Fransa ve İspanya donanmaları
da bir başarı sağlayamayınca Venedik Devleti barış istemek zorunda
kalmış ve bundan sonra Mora’da, Arnavutluk’ta ve Bosna’da hiçbir
iddiada bulunmamak şartıyla barış imzalanmıştır (Ocak 1502).
Bu sırada Doğu’da Safevî tehlikesi baş göstermiştir. Şiî-Safevî
Devleti’nin kurucusu olan Şah İsmail, Şiîliği siyasetine alet etmiş ve
bu yolda yürüyerek Anadolu’yu Sünnî Osmanlı padişahının elinden almayı
düşünmüştür. İsmail’in Anadolu’daki tahriklerini gören Trabzon
sancakbeyi Şehzade Selim, padişaha tehlikenin büyüklüğünü bildirince
Şiîlerden bir bölümü yeni alınmış olan Modon ve Koron şehirlerine
sürülmüş, kalanların da İran’a göçmeleri yasak edilmiştir. Bu durum
karşısında İsmail, Bayezid’e elçi göndererek kendi taraftarlarının
göçlerine manî olunmamasını istemiş, bu arzusu reddedilmiştir. Bununla
beraber Bayezid’in Safevî tehlikesini kavramadığı ve kendisine
“Pederim” diye hitabeden Şah İsmail’in iltifatlarına aldanarak
hareketsiz kaldığı görülmektedir. Şah İsmail, Dulkadiroğlu Alâüddevle
üzerine yürümek için ordusuyla Osmanlı topraklarından geçerken (1507)
Bayezid, bu olaya seyirci kalmış, yalnız sının korumak için Ankara’ya
asker göndermekle yetinmiştir. Fakat Anadolu’daki Şiîler gün geçtikçe
düşmanca hareketlerini arttırmışlar, kendisine Şahkulu unvanını veren
Karabıyıkoğlu adındaki bir Şiî halifenin başkanlığı altında çeteler
kurarak ayaklanmışlardır. Bu çeteler, Antalya sancakbeyi Şehzade
Korkut’u bile soymuşlardır. Şahkulu, Anadolu beylerbeyi Karagöz Ahmet
Paşa yi yenerek öldürdüğü gibi Kütahya’yı da ele geçirip yakmış ve
vezir-i âzam Hadım Ali Paşa’nın, Amasya’da bulunan Şehzade Ahmet
kuvvetleriyle desteklenen ordusu bu ayaklanmayı güçlükle
bastırabilmiştir. Yapılan savaşta vezir-i âzam ve Şahkulu ölmüşler,
başsız kalan Şiîler de dağınık bir halde İran’a çekilmişlerdir (1511).
Bununla beraber Bayezid’in Safevîler meselesini politika yolu ile
çözmek istediği ve Maveraü’nnehir Osmanlı hükümdarı Sibak Han’ı teşvik
ederek Şah İsmail’i iki ateş arasında bırakmak istediği bilinmektedir.
Bayezid, ihtiyarlığında yalnızlığı, ibadetle uğraşmayı her şeyin
üstünde tutmuş, devlet idaresini vezirlerine bırakmıştır. Bu sebepledir
ki, oğullan arasında saltanatı ele geçirmek için hareketler
başlamıştır. Bayezid’in dört oğlundan Ahmet Amasya’da, Selim
Trabzon’da, Korkut Antalya’da, Şehinşah ise Cem’in yerine Karaman’da
sancakbeyi idiler. Korkut, İstanbul’a daha yakın bulunan babasının
ölümünde kardeşlerinden önce yetişerek tahtı ele geçirmek gayesiyle
Saruhan’a naklini istemiş, isteği yerine getirilmeyince Mısır’a kaçmış,
fakat bir müddet sonra yine Antalya’ya dönmüştür (1509). Bayezid, en
büyük oğlu olan Ahmed’i diğer oğullarına tercih etmekte idi. Vezir-i
âzam Hadım Ali Paşa da padişahı bu tercihinde destekliyordu; hatta
şehzade Ahmet’e teveccühünü sağlamak için Şahkulu üzerine yürünürken
onu komutan tâyin ettirmiştir. Fakat bu savaşta şehzade Ahmet
cesaretsizliği ve beceriksizliği yüzünden bir basan sağlayamamıştır.
Buna karşılık, Şiî tehlikesini sezen ve ona şiddetle karşı konulmasını
isteyen Selim’in taraftarları gittikçe çoğalmıştır. Şehzade Selim,
İstanbul’a yakın bulunmak için oğlu Süleyman’a (Kanunî) Bolu
sancakbeyliğini sağlamışsa da Ahmet’in itirazı üzerine Süleyman derhal
Kefe sancakbeyliğine nakledilmiştir. Bu durum karşısında Selim,
topladığı askerlerle Kefe’ye, oğlunun yanına gitmiş (1510), Kırım ham
bulunan kayınpederi Mengli Giray’ın da yardımıyla Balkanlar’a inmiş
(1511) ve Trabzon Sancağı’nın kendisine az geldiğini ileri sürerek
Rumeli’de de bir sancak verilmesini istemiştir. Selim, Edirne üzerine
yürürken Bayezid, kendisi hayatta iken şehzadelerden hiçbirini veliaht
yapmayacağım ve Semendre Sancağı’nın Selim’e verildiğini bildirmek
zorunda kalmış, bunun üzerine Selim Semendre’ye çekilmiştir. Fakat
Bayezid, şehzade Ahmet’i Şahkulu isyanında komutan tâyin edince Anadolu
askerinin meşguliyetinden de faydalanmak isteyen Selim, yeniden
İstanbul üzerine yürüdü. Şehzade Selim, Çorlu civarında Bayezid’in
kuvvetlerine yenilerek Kırım’a kaçmıştır. Selim’in bu yenilgisi üzerine
saltanatı Ahmet’e bırakmakta bir engel kalmadığını düşünen Bayezid, onu
İstanbul’a çağırmış, fakat yeniçeriler Seüm’den başkasını
istemediklerini bildirerek ayaklanınca Maltepe’ye kadar gelmiş olan
Ahmed, Amasya’ya dönmek zorunda kalmıştır. Durumundan faydalanarak
saltanatı ele geçirmek ümidi ile İstanbul’a gelmiş olan Korkut da,
hayatına dokunmayacaklarına söz veren yeniçerilere sığınmaktan başka
bir şey yapamamıştır. Böylece kardeşleri arasındaki saltanat çekişmesi,
yeniçerilere dayanan Selim’in lehine sonuçlanmış, Selim de İstanbul’a
gelerek saltanatı kendisine bırakmak zorunda kalan babasının yerine
Osmanlı tahtına geçmiştir (25 Nisan 1512). Bayezid, bundan bir ay sonra
Dimetoka’ya giderken yolda ölmüş ve cenazesi İstanbul’a getirilerek
kendi adını taşıyan camiin yanında oğlu tarafından yaptırılan türbeye
gömülmüştür.
Bayezid, âlim ve şair Osmanlı padişahlarından biridir. Felsefe ve
din ilimleriyle uğraşmış, şiirde “Adlî” mahlasını kullanmıştır.
Şiirlerinin bir bölümünü ihtiva eden divanı basılmıştır (İstanbul,
1890). Devrinin birçok âlimlerini yanına toplamış birçok âlim ve şaire
maaş bağlamıştır. Bayezid’in saltanatında İstanbul, İslâm âleminin ilim
merkezi haline gelmiştir. İbn-i Kemal ve İdrîs-i Bitlisi gibi âlimler
tarihlerini onun adına yazmışlardır. Bayezid, geniş düşünceli ve
serbest fikirli olmadığından, mutaassıp ulemanın etkisiyle Tokatlı
Molla Lûtfi gibi devrinin en seçkin bir fikir adamını itikatsızlıkla
itham ettirerek öldürtmüştür. Bu tutum, Fatih devrinde başlamış olan
Batı sanat ve kültürü ile münasebetlere son vermiştir, Bayezid,
hattatlığa da merak sarmış ve Şeyh Hamdullah gibi ünlü bir hattattan
dersler almıştır.
Bayezid saltanatının sön yıllarındaki sakin hali ve dine karşı
gösterdiği bağlılık yüzünden Bayezid-i Veli diye anılmağa başlanmıştır.
İstanbul’da kendi adını taşıyan cami (yapılış tarihi: 1501- 1505)
ile imaret, medrese ve kervansaraydan başka Edirne’de Tunca kenarında
cami, imaret, okul, medrese ve bir akıl hastanesi; Amasya’da da cami,
okul, medrese ve zaviyeler yaptırmıştır.
Zamanında Yeniçeri Ocağı genişletilerek Ağa bölükleri (61 bölük)
kurulmuş, donanmaya gereken ehemmiyet verilerek ilk Osmanlı kalyonu
inşa edilmiştir. Timar teşkilâtında da değişiklik yapılarak yıllık 5000
akçe dirliği olan bir timarlı sipahinin 1 silâhlı süvari (cebelü) ile
harbe katılması yerine, 3000 akçe karşılığında 1 silâhlı süvari vermesi
usulü konmuştur.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
2.Beyazıt
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |