Okunma: 1358 kez
Osmanlı hanedanından dördüncü padişahtır. Babası I. Murat (Hüdâvendigâr) annesi Gülçiçek Hatun’dur. Bayezid, şehzadeliğinde Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun ile evlenmiş (1381), çeyiz olarak Germiyanoğlu tarafından Osmanlılara Simav, Tavşanlı, Emet gibi yerler verilmiş. Sulta no nü ile bu yerlerin idaresi Bayezid’e bırakılmıştır. Kardeşi Savcı Bey’in Bizans İmparatoru İoannesin oğlu Andronikos’un yardımını sağlayarak babasına karşı ayaklanmasını (1385) bastırma hareketinde Bayezid’in büyük hizmetleri görülmüştür.
( www.genbilim.com )
I. Murat’ın 1386′da Karamanoğlu Ali Bey’e karşı açtığı seferde
sürati ve yiğitliği dolayısıyla da “Yıldırım” lâkabı ile anılmıştır.
1389′da Haçlı ordularıyla yapılan ve zaferle sonuçlanan Kosova Meydan
Savaşı’nda Yıldırım Bayezid, sağ kanaddaki Rumeli askerlerinin başında
kahramanca savaşmıştır. I. Murad’ın savaş meydanında şehit edilmesi
üzerine hükümdarlığa getirilen I. Bayezid, kardeşi Yakub Çelebi’yi
devlet erkânının kararıyla boğdurmuş; fakat Yakub Bey’in öldürülmesi
olayı, Karamanoğlu’nun da kışkırtması ile Kosova Meydan Savaşı’na
kuvvet sağlayan Candar, Germiyan, Saruhan, Menteşe, Aydın ve Hamideli
beylerinin Yıldırım Bayezid’in emirlerine karşı gelmelerine sebep
olmuştur. Bu durum üzerine Yıldırım Bayezid, önce Rumeli’yi güvenlik
altına almış, Sırpları kendisine bağımlı kılan bir anlaşma yapmıştır.
Ayrıca, Sırp kralı Stefan’ın kız kardeşi Maria Despina ile evlenmiş,
böylece de Sırplarla dostluğu kuvvetlendirmiştir.
Venediklilerle ticaretlerini himaye suretiyle anlaşmış, sonra
Bizans’taki taht çekişmelerini isteğine göre ayarlamıştır. Yıldırım
Bayezid İmparator loannes’in fesat çıkardığı için hapsedilmiş bulunan
oğlu Andronikos ile onun oğlu loannes’in kendisine başvurmaları üzerine
bir miktar askerle İstanbul üzerine yürümüştür. İmparator İoannes’i ve
saltanat ortağı Manuel’i tahttan indirip hapse attırmış ve hapis
bulunan prensi imparator ilân ettirerek kendilerinden vergi almağa
başlamıştır. Kısa bir süre sonra eski imparator ile ortağı hapisten
kaçarak Bayezid’e sığınmış; vergiden başka bir miktar askerle kendisine
yardımda bulunmayı kabul ettiklerine dair bir antlaşma imzalamışlardır.
Bu sebeple de Yıldırım Bayezid onların yeniden imparator olmalarını
sağlamıştır. Andronikos’a ve oğluna da Bizans ülkesinden Silivri,
Ereğli, Selanik gibi bazı yerlerin hâkimiyetini verdirmiş tir (1390).
Daha sonra Karamanoğlu’ndan gizli Anadolu’ya geçerek, Batı beylikleri
üzerine yürümüştür. Bu sefere Bizans İmparatoru İoannes’in oğlu II.
Manuel ve Sırp kiralı da kuvvetleriyle birlikte katılmışlardır. İlk
olarak Aydınoğlu Umur Bey’in nüfuzu altına girdiği halde sonradan
Bizans’a bağlanmış olan Alaşehir, II. Manuel’in yardımıyla Rum
tekfurundan alınmıştır (1390). Bu arada Aydınoğlu İsa Bey, Bayezid’e
bağlandığından ölünceye kadar yalnız Tire kendisine bırakılmak üzere,
Aydıneli de Osmanlı ülkesine katılmıştır. Bu tarihlerde Yıldırım
Bayezid, İsa Bey’in kızı Hafsa Hatun ile evlenmiştir. Saruhanoğulları,
karşı koymadan memleketlerini Bayezid’e bırakmışlar; sonra da
Germiyanoğlu II. Yakub Bey üzerine yürümüştür. Menteşe ve Hamid
beylikleri de -Antalya dahil- Osmanlı idaresine alınmış ve Kütahya
merkez olmak üzere, Anadolu Beylerbeyliği kurularak teşkilâtın başına
Kara Timur-taş Paşa geçirilmiştir.
Aynı yılın sonbaharında Yakub Bey büyük kuvvetlerle Konya üzerine
yürümüş, eniştesi ve Karaman Bey i Alâeddin Ali Bey ona karşı
koyamayarak Taşeli taraflarına çekilmiş, Konya kuşatılmıştır.
Karamanoğlu Alâeddin Bey, Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin ile
Kastamonu emiri Candaroğlu II. Süleyman Paşa’dan yardım istemiş
beklediği yardımı göremeyince de barış istemek zorunda kalmıştır.
Böylece, Beyşehir ve Akşehir yöresi Osmanlılara bırakılarak Çarşamba
nehri iki taraf arasında sınır kabul edilmiş ve bir anlaşma yapılmıştır
(1391).
Yıldırım Bayezid’in Anadolu’daki bu uğraşmalarından faydalanmak
isteyen Bizans İmparatoru İoannes, İstanbul surlarını onartmaya
kalkmışsa da Yıldırım’ın sert ihtarı üzerine yaptıklarını yıktırmış,
daha sonra da ölmüştür. II. Manuel ise babasının ölümü üzerine gizlice
İstanbul’a gitmiştir (1391). Manuel’in bir olup-bitti halinde
imparatorluk tahtına geçmesini kabul etmeyen Yıldırım Bayezid,
İstanbul’un kuşatılmasına karar vermiştir. Osmanlıların vezir-i azam
Candarlı Ali Paşa idaresindeki kuvvetleri İstanbul’u yedi ay kadar
kuşatmıştır. Sonuçta imparator, kendisine teklif edilen şartları kabule
mecbur kalmıştır. Bu şartlara göre her yıl Osmanlılara verilen verginin
miktarı artırılacak, İstanbul’da bir Türk mahallesi ile bir cami
yaptırılacak, bir de kadı bulundurulacaktı.
Yıldırım Bayezid, Karamanoğlu ile bir antlaşma yapmış olan Kastamonu
emiri üzerine yürümüş,yapılan savaşta Candaroğlu II. Süleyman Paşa
yenilmiş ve öldürülmüş; arazisi de Osmanlılara geçmiştir (1392). II.
Süleyman Paşa’nın kardeşi Sinop valisi Isfendiyar Bey, Yıldırım’a
bağlılık gösterdiğinden kendisine dokunulmamıştır. Sivas emiri Kadı
Burhaneddin Ahmed’le Çorum civarında yapılan savaşta Osmanlıların öncü
kuvvetleri bozguna uğramış ve Şehzade Ertuğrul ölmüştür. Bundan
cesaretlenen Kadı Burhaneddin, Osmanlı arazisine saldırmıştır. Bu
sırada Macar kralı Sgismond ile Eflak Beyi Mircea birleşerek
Bulgaristan işlerine karışmışlar (1392) ye Niğbolu’yu ele
geçirmişlerdir. Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin meselesini sonraya
bırakarak Rumeli’ye geçti. Osmanlı ordusu karşısında Sgismond ve
Mircea’nın birlikleri geri çekilmeye mecbur kaldılar.
Kadı Burhaneddin’e bağlı oldukları halde onun sürekli tazyiklerinden
bıkarak 1393 başlarında kendisinden yüz çeviren Amasya, Osmancık ve
Maden çevresindeki beyler Osmanlı himayesine girmişlerdir. Bu sırada
Amasya’yı kuşatan Kadı Burhaneddin, Yıldırım Bayezid kuvvetlerinin
geldiğini öğrenince geri çekilmiştir.
Venedik Senatosu 1393 Nisanında Macarlarla birleşerek Osmanlılar
üzerine yürüme kararını almıştı. Bulgar kiralı Şişman’ın Macarlarla
gizli anlaşmalara giriştiği duyulunca Şehzade Süleyman Çelebi meselenin
halline memur edilmiş, sonuçta Bulgarların başşehri olan Tırnova
alınmıştır. Savaşta kral Şişman ölmüş oğlu Aleksandr Müslüman olarak
Bayezid’e katılmıştır (1393).
Bu arada Osmanlı tehlikesinin varlığını anlayan Macar kiralı
Sgismond, Papa’ya bir Haçlı seferi için ısrar ediyor; Bizans imparatoru
II. Manuel de Osmanlı baskısının arttığından yakınarak Hıristiyan*
devletlerinden yardım istiyordu. Papa IV. Bonifacius, 1394 Haziranı’nda
Osmanlılara karşı bir Haçlı seferi düzenlenmesini emretmiş ve Niğbolu
Savaşı’nın hazırlıkları da bu suretle başlamıştır.
Doğu’da İran’ı nüfuzu altına aldıktan sonra. Azerbaycan’ı ve Irak’ı
işgal eden Timur, Anadolu ve Suriye için de tehlike olmaya başlamıştı.
Bağdat hâkimi Ahmet Celâyir ile Karakoyunlu Türkmen aşireti reisi Kara
Yusuf’un Memlûk hükümdarı Berkuk’a sığınmaları (1393), Mısır sultanını
Yıldırım Bayezid’den ve Sivas emirinden yardım istemeğe mecbur etmişti.
1394 başlarında Timur’un Kars yolu ile Azerbaycan’a geçmesi, Sivas
emiri Kadı Burhaneddin’i de Sultan Berkuk’a ve Yıldırım Bayezid’e
elçiler göndererek yardım istemek zorunda bırakmıştır. Yıldırım Bayezid
ile Berkuk arasındaki güven tam olmakla beraber Sivas emirine karşı
olan durum böyle değildi; ancak tehlikenin büyüklüğü karşısında her üçü
de anlaşmak zorunda kaldılar. Berkuk, Altınordu hükümdarı Toktamış’ı da
anlaşmaya çağırdı ve Ahmet Celâyir’e kuvvetler vererek Bağdat’ı geri
aldırdı.
Yıldırım Bayezid, imparator II. Manuel’in bazı hazırlıklara
giriştiğini öğrenmiş, İstanbul’u tekrar denetimi altına aldıktan başka
(1395) Selanik’le birlikte Kuzey Yunanistan’ı zaptedip Mora’ya kadar
akıncılar göndermişti.
Bu sıralarda Timur, Yıldırım Bayezid’i müttefiklerinden ayırmaya
çalışıyor ve yazdığı mektuplarda iyi niyet göstererek onu diğerlerinden
üstün tuttuğunu ve büyük bir gazi ve mücahit saydığını, Berkuk’la
Burhaneddin’in yakında hadlerini bildireceğini söylüyordu. Yıldırım
Bayezid ise Mısır ile olan anlaşmasına dayanarak Batı’da baş gösteren
tehlikeyi karşılamaya girişti. Gelişen olaylar Batı Hıristiyanlığının
Osmanlılar aleyhine, harekete geçtiğini gösteriyordu. Yeni hazırlanan
Haçlı ordusuna, Macarlar başta olmak üzere Fransızlar, Almanlar,
Belçikalılar, Felemenkliler, İsviçreliler, İngilizler, İskoçyalılar,
Lombardiyalılar, Rodos Şövalyeleri, Ulah, Leh, İspanyol ve Bohemya
gönüllüleri katılmışlardı. Yıldırım Bayezid, Niğbolu’da Haçlıları büyük
bir yenilgiye uğrattı (25 Eylül 1396) . Bu zafer Osmanlıların
Rumeli’deki üstünlüğünü ve büyük bir güç kazanmalarını sağladı.
Osmanlılar, Haçlıları teşvik eden Bizans imparatoruna karşı
Anadoluhisarı’nı yaptırarak İstanbul’u kuşattılar (1397).
Yıldırım Bayezid, Bizans imparatorunu İstanbul’u teslime zorladı,
ancak Fransızlardan yardım gören imparator, İstanbul halkının teslim
olma arzularına rağmen, teklifi reddetti. Bu durum üzerine Yıldırım
Bayezid, İstanbul’u üçüncü defa kuşattı. Venedik ve Cenevizliler de
deniz yolu ile Bizans’ın yardımına koştular. Kuşatmadan kesin bir sonuç
alınamadı. Bu sırada bir kısmı Osmanlı kuvvetleri, Mora’ya girdiler;
Koron ve Modon’a kadar ilerlediler. Argos alındı ve bu şehirlerin halkı
Anadolu’ya yerleştirildiler.
Bu sırada Karamanoğlu Ali Bey Anadolu beylerbeyi Timurtaş Paşa’yı
yenmiş ve esir etmişti. Bunu öğrenen Yıldırım Bayezid, süratle
Anadolu’ya geçti. Konya Savaşı’nda Karamanoğlu’nu esir ederek Timurtaş
Paşa’ya teslim etti. Karamanoğlu topraklan da Osmanlılara katıldı
(1397). Bayezid, bundan sonra Karadeniz kıyılarına doğru ilerleyerek
Samsun ve havalisini Giresun’a kadar ele geçirdi (1398). Trabzon Rum
İmparatorluğu’ndan haraç istedi (1398). Nihayet Sivas emiri Kadı
Burhaneddin’in Akkoyunlu hükümdarı Kara Yülük Osman Bey tarafından
öldürülme; üzerine oğulları memleketi Osmanlılara bırakmayı kabul
ettiklerinden Sivas, Tokat, Şarkî-Karahisar Kayseri, Kırşehir ve
Aksaray da Osmanlı idaresine geçti (1399). Bu suretle Orta Anadolu’ya
sahip ola Yıldırım Bayezid, Bursa’ya dönüşünde İstanbul .esin olarak
almak için hazırlıklara girişti. Ancak îlei sürdüğü şartların imparator
tarafından aynen yerine getirilmesi ve egemenliğinin kabulü üzerine
doğudaki olaylarla uğraşmayı daha uygun buldu.
Timur’un Hindistan fethiyle uğraşması ve Mısır’da da Sultan
Berkuk’un ölümünden (1399) faydalanmak isteyen Yıldırım Bayezid,
Malatya’yı Memlûklerden aldı. Bu olay ile iki ülke arasındaki anlaşma
artık ortadan kalkmış oluyordu.Yıldınm Bayezid bundan sonra Erzincan
üzerine yürüdü. Erzincan emiri Mutahharten Azerbaycan’a gelmiş olan
Timur’a sığındı Timur, Bağdat üzerine yürüyerek burasını ele geçirdi.
Ahmet Celâyir ile ona bağlı olan Kara Yusuf Bey de Osmanlı hükümdarı
Yıldırım Bayezid’e sığındılar. Timur ile Yıldırım arasındaki
anlaşmazlığın başlangıcı, sığınanların teslim edilip edilmemesi
meselesidir. Diğer taraftan Yıldırım Bayezid’den kaçan Germiyan,Aydın,
Menteşe, Saruhan, İsfendiyar beyleri ile Erzincan emiri de kendi
çıkarları doğrultusunda Timur’u sürekli kışkırtıyorlardı. Timur,
Gürcülere karşı kazandığı zaferden sonra- Osmanlı- Mısır
anlaşmazlığından faydalanarak- Erzurum yolu ile Sivas üzerine yürüdü ve
bu şehri yaktı-yıktı (Ağustos 1400). Malatya’yı da alarak Suriye’yi
işgale girişti (1401). Sonra Bağdat’a, oradan da Tebriz’e geldi.
Yıldırım Bayezid ise ordusuyla Kemah ve Erzincan’a gelerek Timur’un
kendisine bıraktığı bu yerlerden Kemah’ı Mutahharten’in elinden aldı ve
ailesini de rehine olarak Bursa’ya götürdü. Bu olay Yıldırım Bayezid
ile Timur’un arasında aşırı gerginliğe sebep oldu. Karşılıklı ağır
mektuplar birbirini izledi; artık savaş, kaçınılmaz bir hal aldı.
Sonunda Yıldırım Bayezid ile Timur, Ankara’da Çubuk Ovası’nda
karşılaştılar .Osmanlı ordusundan bir kısım askerlerin, eski beylerinin
bulunduğu Timur tarafına geçmeleri savaşın sonucu üzerinde büyük etki
yaptı. Bayezid, sonuna kadar kahramanca savaştı; fakat üstün kuvvetler
karşısında esir düştü (25 Temmuz 1402).
Timur, Yıldırım Bayezid’i yanına alarak ve kaçınılması için yapılan
bir girişimden sonra onu, demir bir kafes içinde taşıtarak, Batı
Anadolu’ya yürüdü. Kütahya’da uzunca bir süre kaldıktan sonra Denizli
üzerinden Aydın iline geldi ve Tire’de kışladı. Bayezid hastalığı
dolayısıyla Akşehir’de bırakılmıştı. Timur, 2 Aralık 1402′de sahil
İzmir’ine vararak burasını zaptetti; Foça ve Sakız’ı da haraca bağladı.
Timur, her yeri yine eski beylerine, hattâ bazılarının topraklarını
daha da genişletmek suretiyle vererek Semerkand’a döndü. Hastalığı
gittikçe artan Yıldırım Bayezid ise bu durumu gururuna bir türlü
yediremediğinden Akşehir’de öldü (8 Mart 1403).
Timur, Yıldırım Bayezid için büyük bir defin töreni yaptırmış ve
geçici olarak Akşehir’deki Şeyh Mahmud-i Hayrânî türbesine
koydurmuştur. Yıldırıım Bayezid ile birlikte esir aldığı oğullanından
Mustafa Çelebi’yi yanında alıkoymuş, Musa Çelebi’ye de Bursa ve
havalisini vererek babasının cenazesini Bursa’ya götürmesini
istemiştir. Yıldırım Bayezid, kazandığı zaferlerden ve elde ettiği
memleketlerden sağladığı ganimetlerle devlet hazinesini
zenginleş-tirmiş ve ülkesinde cami, medrese, imaret, zaviye, han,
kervansaray, köprü ve darüşşifa gibi birçok hayır müesseseleri meydana
getirmiştir. Bunlardan Bursa, Kütahya ve Bolu’daki Ulucamilerle
Edirne’deki Yıldırım Külliyesi başta gelir. Son derece cesur, azim ve
irade sahibi, nefsine güvenen değerli bir komutan ve büyük bir padişah
olan Yıldırım Bayezid, memleket idaresinde müspet ve realist bir
politika takip etmiştir. İdaresine geçen topraklan için önceden
verilmiş beratları kendi tuğrasıyla yenilemiştir. Böylece eskiden beri
düzenlenmiş olan tahrir defterlerini, örfleri, mahalli kanunları esas
tutarak reayanın yeni idareye kolaylıkla alışılmasını sağlamıştır. Aynı
zamanda Anadolu beyliklerindeki bütün vakıf müesseselerini
vakfiyeleriyle beraber tanıdığı için fikir hayatı sarsıntıya uğramadan
sürmüş ve hükümdarlığı sırasında adına birtakım dinî ve ilmî eserler
telif ve tercüme edilmiştir. O devirde “Kadiyü’l-kuzat” unvanı ile
Başkadı olan Bursa kadısı Şemseddin Fenâri’yi cemaatle namaz kılmayı
terk ettiğini ileri sürerek, mahkemede, padişahın şahitliğini kabul
etmemiş olmasına rağmen, azletmemesi, hattâ ona daha çok saygı
göstermesi, buna karşılık hile yapanların diri diri yakmak istemesi,
şahsiyetinin sağlamlığını belirtir. Emir Buhâri’ye kızını vermesi ilim
ve din adamlarına karşı gösterdiği saygı ve takdirin delilidir.
Yıldırım Bayezid küçük yaşlarından başlayarak ömrünün sonuna kadar
savaştan savaşa koşmuş, her yana süratle yetişerek Doğu’da ve Batı’da
devamlı zaferler kazanmıştır. Yıldırım Bayezid devrinde Osmanlı
sınırları, Doğu’da Fırat’a, Batı’da Tuna’ya kadar genişlemiştir. Ancak
Ankara Savaşı sonunda bir yandan Anadolu’nun siyasî birliği yıkılmış
bir yandan da Yıldırım Bayezid’in oğulları arasındaki saltanat
kavgaları memleketin huzurunu bozmuştur.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Yıldırım Beyazıt
|
| 1 | KUTSAL DOGAN 2008-08-11 03:16:46 Ankara Savaşı'na bir şeyler eklemek istiyorum.Yıldırım ilk önce Timur'u bir yerde bozguna uğratabilirdi(orayı hatırlayamıyorum).Ancak bunun mertliğe sığmayacağını düşünüp Timur'la asvaş meydanında savaşmak istemiş.
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |