Okunma: 310 kez
Osmanlı Hanedanı’ndan yedinci padişah Edirne’de doğdu. Babası II. Murat,annesi Hümâ Hatun’dur. II.Mehmet’in köklü bir öğretim gördüğü, Türkçe’den başka Arapça, Farsça, Yunanca ve Islavca’yı çok iyi bildiği kesindir. Ayrıca edebiyat, din, coğrafya ve matematik gibi diğer ilim dallarıyla da geniş ölçüde ilgilenmiş, özellikle edebiyat, en sevdiği konular arasında yer almıştır. Şiirlerinde Avnî mahlasını kullanmıştır.
II. Murat, oğlunun öğrenimine önem vermiş, devrinin en seçkin
bilginlerini bu iş için görevlendirmiştir. Öğretmenleri; Molla Güranî,
Hocazade, Molla Ilyas, Sıraceddin Halebî, Molla Abdülkadir, Hasan
Samsunî, Molla Hayreddin gibi âlimlerdi.
II. Mehmet, 1443′de iki lalası ile Kasabzade Mahmut ve Abdullah
beyler beraberinde olduğu halde Edirne’den Manisa’ya vali olarak
gönderilmiştir. 1444 yılında tahttan çekilmeyi tasarlayan II. Murat,
Manisa valisi olan oğlunu Edirne’ye yanına getirtmiştir. Aynı yıl 12
Haziranda Lehistan-Macaristan Kralı III. Wladislaw, Sırp despotu ve
Hunyadi Yonoş’un elçileriyle yapılan antlaşma (Segedin Antlaşması)
esnasında Mehmet de hazır bulunmuştur.
Ondan sonra Anadolu’ya geçen II. Murat, Mihaliç’te (Karacabey)
Kapıkulu ve paşaların önünde tahtını oğluna bıraktığını resmen
açıklamıştır (Ağustos 1444). Kendisi de Bursa civarında ibadetle meşgul
olmak için inzivaya çekilmiştir.
II. Murat, gerek Batı’da, gerek Doğu’da yaptığı antlaşmalarla
Osmanlı Devleti’ne güven sağladığı düşüncesiyle, sağlığında oğlunun
tahta çıktığını görmek istemiştir. Fakat, devletin başında, 12 yaşında
tecrübesiz bir gencin bulunması, içerde ve dışarda fırsat
kollayanlardan hemen faaliyete geçirmiştir. II. Murat’ın tahtını oğluna
bırakması üzerine olaylar hızla gelişmiştir. Bu sırada Arnavutluk’un
elden çıkma tehlikesi baş göstermiş, Mora despotu Konstantin, Osmanlı
topraklarına hücum etmiş Balkanlar’da ise Osmanlı nüfuzu çok
zayıflamıştır. Anadolu’da Karamanoğlu’na Beyşehir, Akşehir, Seydişehir
ve Otlukhisar terkedilmiştir. Haçlı ordusu 18-22 Eylülde Tuna Nehri’ni
aşmıştır. Bir Haçlı donanması, Anadolu’dan gelecek olan kuvvetlere
engel olmak için Boğazlar’ı tutmuştur. Osmanlı Devleti, Ankara
Savaşı’ndan sonra bu kadar büyük bir tehlike ile karşılaşmamıştır.
Bu durum karşısında Çandarlı ve arkadaşları, II. Murat’ı tekrar iş
başına getirmekten başka çare olmadığını düşündüler; Bursa’ya, II.
Murat’a Kasabzade Mehmet Bey’i gönderdiler. Mehmet Bey’in ısrarı
üzerine II. Murat, Edirne’ye geldi. Şehre girmeyerek civarda konakladı.
Bu sırada Balkan geçitlerinin tutulduğunu gören düşman, Kuzey
Bulgaristan’ı çiğneyerek Şumnu’dan Varna’ya doğru ilerliyordu. Edirne
tehlikede idi. Haçlı ordusu Varna üzerine saldırıya geçmişti. Bu durum
karşısında II. Mehmet, babasının tekrar tahta çıkmasını isteyen devlet
erkânına uymak zorunda kaldı.
II. Mehmet, dört yıldan fazla bir süre devam eden bu dönemde,
sorumluluğunu taşıdığı resmî işlerin yanı sıra Arapça ve Farsça
bilgisini arttırmıştı. Bu arada, babası ile II. Kosova Savaşı’na da
katıldı (17 Ekim 1448).
II. Mehmet, babasının yanında İkinci Arnavutluk Seferi’ne de
katılmışsa da, Akçahisar önünde başarısızlığa uğramıştır. Bundan sonra
II. Mehmet, Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı Sitti Hatun’la
evlendirilmiştir. Evlendikten sonra Manisa’ya giden II. Mehmet’e, bir
süre sonra Çandarlı’dan gizli bir mektupla babasının öldüğü bildirildi.
II. Mehmet, bunun üzerine hemen Edirne’ye hareket etti. Yolda,
yeniçerilerin ayaklandıktan haberini almıştı. Çandarlı’nın şahsî
gayreti ile bu ayaklanma önlendi.
Edirne’ye gelen II. Mehmet, 18 Şubat 1451′de henüz 19 yaşında olduğu
halde Osmanlı tahtına çıkmıştır. Bu sırada siyasî durum da düzelmişti.
II. Murat zamanında Mora, Arnavutluk ve Kosova zaferleri, Eflâk’ın
durumunun düzelmesi, Osmanlıların Balkanlar’da hâkim duruma gelmesi,
Haçlıların cesaretlerini kırmıştı.
II. Mehmet’in tahta çıktığı ilk günlerde düşmanları, Osmanlı
Devleti’ni yıkmak zamanının geldiğini sanarak harekete geçmişlerdi.
Anadolu’da Karamanoğlu İbrahim Bey, Hamideli’de bazı kaleleri ele
geçirmiş, Germiyan, Aydın ve Menteşe’de de Osmanlı aleyhinde
hareketlere girişilmişti. Bu durum karşısında II. Mehmet, Çandarlı’yı
görevinde bırakmış, Şehabeddin Paşa’yı ikinci vezir yapmış, Sanıca ile
Zağanos paşaları divana almıştı. İshak Paşa’yı da Anadolu
beylerbeyiliğine tâyin etmişti. Ayrıca, babası zamanında Sırplar ve
Bizanslılarla yapılan antlaşmaları onaylamıştı. Öte yandan Arabistan
ticareti bakımından önemi büyük olan Alaiye (Alanya) Kalesi’ni
Karamanoğlu’na bırakmıştı.
II. Mehmet’in Yeniçeri Ocağı’nda giriştiği ıslahattan sonra, en
önemli konu İstanbul’un fethedilmesi idi. Bu tarihî kararını verdiği
zaman, gerekli tedbirleri almak için harekete geçmişti. Önce Boğazkesen
Hisarı’nı (Rumeli Hisarı) yaptırmış, böylece Karadeniz’den gelmesi
muhtemel yardımcı kuvvetleri engellemeyi garantilemişti. Bütün kışı
Edirne’de geçiren II. Mehmet, İstanbul’un fethi için önemli saydığı
Karadeniz kıyısı çevresinde bulunan yerlerde İstanbul çevresindeki
önemli noktaları ele geçirdi.
II. Mehmet, 29 Mayıs 1453 günü İstanbul’un fethi ile sonuçlanacak
olan tüm hazırlıkları tamamladıktan sonra ordusuyla birlikte Edirne’den
İstanbul’a doğru yola çıktı .
Sultan Fatih Mehmet, öğleye doğru devlet erkânıyla birlikte muhteşem
bir alay halinde atlı olarak Topkapı’dan şehre girmiş ve doğruca
Ayasofya’ya gitmişti. Fatih unvanını kazanmış olan padişah, yanında
bulunan bir müezzine ezan okutmuş, ikindi namazını Ayasofya’da kılmıştı.
İstanbul’u fethetmekle Bizans İmparatorluğu’nun tarihe karışmasını
sağlayan Fatih, Osmanlılar için büyük bir tehlikeyi ortadan
kaldırmıştır.
Fatih, Hıristiyan halka ve Bizans asillerine karşı çok iyi muamelede
bulunmuştu. Asil aileleri fidye karşılığı serbest bırakmakla beraber
Hıristiyan topluluğuna dinî yönden bazı imtiyazlar tanımıştır. Bu
cümleden olarak kendilerine ibadetlerini serbestçe yapmaları, dinî
bayramlarında Fener Kapısı’nın üç gün açık bırakılması gibi haklar
verilmişti. Fetihten hemen sonra Hıristiyan topluluğunun isteği üzerine
Georgios Skholarios’u ruhanî başkanlığa seçmiştir. Onu, II. Gennadios
olarak makamına oturtmuştu (6 Ocak 1454).
Sultan Fatih Mehmet, İstanbul’u fethettikten bir süre sonra Doğu’da
Karamanlılar, İsfendiyaroğulları, Trabzon Rum beyleri ve Akkoyunlularla
yaptığı savaşlarda Osmanlı Devleti’nin sınırlarını Toroslar’a ve Fırat
nehri boylarına kadar genişletti. Batı’da ise Sırbistan, Mora, Eflâk ve
Boğdan, Bosna- Hersek, Arnavutluk ülkelerini Osmanlı Devleti’nin
egemenliği altına aldı. Öte yandan Kırım’ı eyalet durumuna getirdi.
Sultan Fatih Mehmet, askerî alandaki bu basanlarının yanı sıra,
devlet teşkilâtını zamanın şartlarına göre sağlamlaştıracak tedbirlerle
yeni bir düzene sokmuş; padişahlığı devrinde de güzel sanatlar,
mimarlık, savaş endüstrisi, mühendislik gibi bilim ve teknik
alanlarında Osmanlı kültürünün ilk gelişmelerini yaratacak çalışmalara
fırsatlar hazırlamıştır. Bilginleri ve sanatçıları koruduğu gibi,
Doğulu ve Batılı sanatçılarla ilişki kurmuştur. Meselâ İtalyan Ressamı
Gentile Bellini’yi İstanbul’a getirtip portresini yaptırmıştır. Dinî
taassuptan uzak bir dünya görüşüne sahip olduğu için, İstanbul gibi,
bin yıldan fazla süren bir imparatorluk başkentinde, milletlerin bir
arada yaşamasını kolaylaştıran hukuk ve adalet ilkelerine uygun bir
düzenin kurulmasını sağlamıştır. Doğu Hıristiyan dünyasının din
temsilcisi sayılan İstanbul patriğine saygı göstermiş; Ortodoks
kilisesi teşkilâtına dokunmayarak, patriğe, Osmanlı vezirlerine verilen
hukukî hakları tanımıştır. Rum azınlığının siyasî ve hukukî haklarının
korunması yolunda da patrikhanenin ve ona bağlı bulunan Rum meclisinin
geniş yetkileri devam ettirilmiştir. İllerdeki piskoposlar da aynı
hukuk şartları içinde teminat altında kalmışlardır.
Sultan Fatih Mehmet’in devlet teşkilâtı anlayışındaki ileri
görüşlerini gösteren önemli teşebbüslerinden biri, idare alanında bir
kanunlaşmayı öngören Kanunnâmesi’dir. Oldukça sâde bir dille kaleme
alınan bu Kanunnâme’de sadrazam ve şeyhülislâmdan başlayarak devlet
memurlarının görevleri belirlenmiş, I. Osman zamanından itibaren gelen
kanunlar tespit edilmiştir.
Fatih, saray hayatında ölçülü, devlet teşkilâtında görev alanlar önünde saygılı idi.
Sultan Fatih Mehmet, Gebze mıntıkasında Hünkâr Çayın’nda vefat etmiştir
(1481). Mezarı, İstanbul’da Fatih Camii avlusundaki türbesindedir.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Fatih Sutan Mehmet
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |