Okunma: 407 kez
Osmanlı Hanedanı’ndan onuncu padişah. Babası I. Sultan Selim (Yavuz), annesi Kırımlı Hafsa Sultan’dır. Babasının sancak beyi bulunduğu Trabzon’da doğdu. Babası tahta çıkınca veliaht olarak Manisa sancak beyliğine getirildi. İstanbul’da saltanat nâibliği de yaptı.
1520′de babası Yavuz Selim aniden ölünce yerine geçen oğlu Kanunî, saltanatında karşılaştığı ilk önemli hadise Canbirdi (Canverdi) Gazalî’nin ayaklanmasıdır. Yavuz Selim 1517′de Mısır’ı Osmanlı topraklarına kattıktan sonra Memlûk Sultanlığı ileri gelenlerinden Canbirdi Gazalî’yi “Şam beylerbeyi” unvanıyla Suriye, Lübnan ve Filistin genel valiliğine atamıştı. Yine Mısır beylerbeyi Hayrbay da Memlûklu idi.
Canbirdi, Yavuz’un ani ölümünü fırsat bilerek ayaklanmaya kalkışmış
Hayrbay’ı da bir mektupla yardıma çağırmıştır. Hayrbay mektubu
İstanbul’a göndererek durumu Divân’a bildirince divan, Halep beylerbeyi
Karaca Paşa’yı durumdan haberdar etmiş, gafil avlanmamasını sağlamıştı.
Bu arada vezir Damad Ferhat Paşa da serdar-ı ekrem olarak ayaklanmayı
bastırmakla görevlendirilmişti. Dulkadiroğlu Ah Bey de ona yardım
edecekti.
O sırada Halep önlerine gelip Halep’i kuşatmış olan Canbirdi Osmanlı
ordusunun gelmekte olduğunu öğrenince kuşatmayı kaldırmıştı. Ali Bey
Şubat ayı başlarında Canbirdi’ye ulaştı. Kendi kuvvetleriyle
Canbirdi’yi yenebileceğini öğrenince Ferhat Paşa’y1 beklemeden savaşa
girişti ve 6 saatte Canbirdi’yi yakalayıp başını kesti ve İstanbul’a
gönderdi (6 Şubat 1521). Böylece Canbirdi ayaklanması iki aylık bir
zaman sürmüştü.
Canbirdi ayaklanmasının bastırıldığı haberi İstanbul’a ulaştığında
Kanunî Belgrat seferine hazırlanıyordu. Babasının vefatı üzerinden
sadece 8 ay geçmişti. Kanunî’nin bir sefer hazırlığı içinde olduğunu
bilen bütün komşu devletler telaş içinde idi. Ne zamanki Kanunî
ordusunun başında Macaristan üzerine yürümeye başladı (18 Mayıs 1521)
İran ve İtalya rahat nefes aldılar. Kanunî’nin ilk seferi olan bu
seferde Böğürdelen Kalesi de Osmanlıların eline geçmişti (29 Ağustos
1521). Belgrat’ın düşmesinden sonra çevresindeki bütün kale, palanka ve
kasabalar imparatorluğa katıldı.
Fethin ertesi günü, 30 Ağustosta Kanunî, merasimle Belgrat’a girdi.
Bugün; bir Cuma günü olduğu için, Belgrat’ta büyük Türk hakanı adına
hutbe okundu. Büyük kilise camiye çevrildi ve burada namaz kılındı. 19
gün şehirde kalan Kanunî, kaleyi 200 topla tahkîm ettikten ve Macarlar
tarafından geri alınmasını imkânsız bir hale getirdikten sonra 18
Eylülde Belgrat’tan hareket emrini verdi. 31 günde Belgrat İstanbul
yolu alındı ve muzaffer Türk ordusu, 19 Ekimde İstanbul’a döndü.
Kanunî, Belgrat’ın fethinden sonra Rodos’a sefer düzenlemeyi
düşünüyordu. Böyle bir seferde Venedik’i ayrı tutmak isabetli olurdu.
Bu nedenle Belgrat’tan sonra Kanunî Venedik’le bir anlaşma imzaladı. Bu
anlaşmaya göre Venediklilere ticaret serbestliği ve güvenliği yanında
bir de 3 yılda bir değiştirilmek üzere İstanbul’da bir balyos
bulundurma hakkı tanındı. Artık Rodos seferi yapılabilirdi. Rodos hem
askerî bakımdan hem de Haçlı devletlerinin yakın-doğudaki son kalıntısı
olması bakımından Osmanlıların dikkatini çekiyordu. Daha önce de üç
defa kuşatılmıştı. Hem Rodos’ta üstlenen Saint Jean şövalyeleri
Müslüman ticaret ve hac gemilerine sık sık saldırdıkları da oluyordu.
Zaten şövalyelerin asıl gayesi Müslümanlarla savaşmaktı. Üstelik
Canbirdi Gazali’ye maddî ve teknik destekde de bulunmuşlardı. Rodos
Osmanlılar için tam bir fitne yuvası idi.
Kanunî Osmanlı kuvvetlerini kademeli olarak sefere çıkarmıştı. Önce
ordu (4 Haziran 1522), sonra da kendisi, yanında şeyhülislâm Zenbilü
Ali Cemali’yi de alarak yola çıktı (16 Haziran). Donanma 20 günde
Rodos’a gelmiş çıkartmaya başlamıştı. Adanın Ortodoks halkı,
kendilerini parya gibi kullanan şövalyelerden nefret ediyordu. Bu
sebeple Osmanlı ordusunun gelmesini sevinçle karşılamışlardı. Ordu 28
Temmuzda tamamen adaya çıkmış ve kuşatma başlamıştı. Kaleye de birçok
kadın ve erkek casus sokulmuş bulunuyordu. Nihayet uzun kuşatmalardan
sonra 20 Aralık 1522′de şövalyeler Rodos’u ve On İki Ada’yı boşaltmak
zorunda kalmışlardır . Kanunî bundan sonra ilk iş olarak adadaki Saint
Jean Kilisesi’ni camiye çevirdi. Ardından süratle adayı Türkleştirmek
için Anadolu’dan Türkleri getirtip adaya yerleştirdi.
1523 yılında Kanunî emektar Pirî Mehmet Paşayı emekliye ayırınca
yerine Has Odabaşısı Makbul İbrahim Paşa’yı getirdi. İbrahim Paşa
İtalyan asıllı bir köle idi. Ancak kendisini köle olarak alan kadın
İbrahim’i çok iyi yetiştirmişti. Halbuki kurala göre ikinci vezir Ahmet
Paşa (Hain)’nın gelmesi gerekiyordu. Ahmet Paşa sadrazamlık yerine
Mısır valiliğine gönderilince bu durumu kendisine yediremeyen Ahmet
Paşa Mısır’da Memlûk beyleriyle birleşerek başkaldırdı ve bazı yerleri
de işgal etti. Kendisini hükümdar ilân ederek adına hutbe okuttu, para
bastırdı (1524). Bu hareketleri üzerine “hain” ilân edilen Ahmet
Paşa’ya karşı Mısır’da bulunan 5 bin kadar Osmanlı askeri cephe aldı.
Sonunda halk ve bir kısım Memlûk askeri de Hain Ahmet Paşa’ya cephe
almaya başlamışlardı.
Sonunda kendisine sadrazam tayin ettiği Kadızâde Mehmet Bey, devlete
sadık olduğu için, İstanbul’dan kendisine gizlice gönderilen talimata
göre takibe başladı. Onu hamamda bastırdı fakat Hain Ahmet Paşa kaçtı.
Onu takip eden Kadızâde Mehmet Bey, Hain Ahmet Paşa’yı sığındığı
şeyhten alarak öldürdü (Ocak 1524). Bunun üzerine Kanunî Mısır’da bazı
ıslahatlara girişti ve bu işte bizzat Makbul İbrahim Paşa’yı
görevlendirdi. Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır’da karışıklıkları bastırmış
ve Hadım Sinan Paşa’yı Mısır valiliğine tayin etmişti.
Bu arada yolsuzlukları ve zalimliği ile ün salan üçüncü vezir Ferhat
Paşa idam edilmiş (1 Kasım 1954), küçük bir yeniçeri ayaklanması da
bizzat Kanunî tarafından bastırılmıştı. Aynı yıl Kazan Hanı Sahip Giray
İstanbul’a gelerek Kanunî’ye bağlılığını göstermiştir.
Kanunî Mısır meseleleriyle uğraşırken Macaristan sınırında da bazı
kıpırdanmalar başlamıştı. Kanunî yeni bir Macaristan seferine karar
vermişti. Mohaç seferi diye bilinen bu sefer 1526′da gerçekleşmiştir.
Sayısız kale, şehir ve kasaba bu sefer sırasında Osmanlı topraklarına
katılmıştır. Fakat asıl büyük karşılaşma Mohaç meydanında Kral II.
Layos ile Kanunî arasında gerçekleştiği için bu sefere Mohaç seferi
denmiştir.
Mohaç’tan sonra Kanunî doğruca Budin (Budapeşte) üzerine yürüdü.
Zaten asıl hedef burası idi. Kanunî Mohaç’tan Budin’e 8 günde gelmişti
ki Macar ordusu aynı yolu 35 günde almıştı. Bu yürüyüş sırasında hiçbir
mukavemet ile karşılaşmadan doğruca Macaristan’ın başşehri Budin’e
girmiş ve saraya inmiştir (17 Eylül 1526).Kanunî’nin buradaki 13 günlük
ikameti sırasında Macaristan’ın statükosu konmuş, metbu kral olarak
Zapolya tahta geçirilmiştir. Bu arada Segedin (24 Eylül) ile birlikte
daha birçok Macar şehri de alınmıştır.
Mohaç zaferinden sonra Macaristan Krallığı için Osmanlı Devleti ile
Habsburg hanedanı arasında çekişme başladı. Kanunî Macar tahtına
Zapolya Janos’u getirmişti. Ancak Habsburg hanedanından Viyana Arşidükü
Ferdinand da bu tahta adaydı. Zapolya, Kanunî’nin desteği ile Macar
tahtına geçti. Ancak rakibi Ferdinand ile mücadele etmek zorunda kaldı.
Ferdinand, Zapolya’yı yenerek Budin’i ele geçirdi. Zapolya’nın
Kanunî’den yardım istemesiyle Avusturya’ya karşı sefer açıldı.
Budin geri alındı ve Zapolya Macar tahtına çıkarıldı. Budin’den
sonra Estergon Kalesi kuşatıldı ve fethedildi.Viyana üzerine hareket
edildi.
Viyana kuşatmasından sonra Ferdinand yine Macaristan kralı olmak
için Kanuni’ye başvurdu, teklifi kabul edilmedi. Ancak Zapolya da
Macaristan’a hakim olamadı. Ferdinand’ın Estergon, Vişergrad ve Vaç’ı
aldıktan sonra Budin’i de kuşatması üzerine Kanunî savaşa karar verdi.
Kanunî Şarlken’i meydan savaşma zorladı ise de imparator buna
yanaşmadı. Osmanlı ordusu Macaristan’da 15′e yakın kale ele geçirdi.
Macar Krallığından ümidini kesen Ferdinand anlaşma teklif etti.
Kanunî, bu sırada İran ile savaş tehlikesi olduğundan, teklifi kabul
etti. Macaristan Zapolya ve Ferdinand arasında paylaştırıldı (1533).
Kanunî Avusturya ile anlaşma yaptıktan sonra İran ile ilgilendi.
Safevî beylerinden Ulama Han’ın Osmanlılara bağlı Bitlis Beyi’ne Şeref
Han’ın da İran’a sığınmasıyla iki devlet arasındaki münasebet
gerginleşmişti. Diğer taraftan İran’ın Bağdat valisi Zülfikar’ı
öldürttü. Bütün bu olaylar üzerine sadrazam İbrahim Paşa İran seferi
serdarlığı ile görevlendirildi. Kanunî de Haziran 1534′de sefere çıktı.
Tebriz-Hoy arasında İbrahim Paşa ile birleşti. Aralık 1534′te Bağdat
ele geçirildi. Bu arada Tebriz’e gelen Şah Tahmasb, Ulama Han’ı
kaçırmış o da Van’a sığınmıştı. Bu durum üzerine Kanunî Bağdat’tan
hareket etti.
İran seferinden sonra sadrazam İbrahim Paşa idam edilerek yerine Ayaş Mehmet Paşa getirildi.
1537′de İtalya’nın Otranto şehri ele geçirildi. Kanunî 1538′de
Boğdan seferine çıktı. Yaş ve Buğdan’ın, merkezi Suceva alındı.
Kanunî’nin Boğdan seferi sırasında Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze’de
Andrea Doria komutasındaki Hıristiyan donanmasını yendi (1538). Yine bu
yılda Mısır vahşi Hadım Süleyman Paşa Hint deniz seferine çıktı.
1540′da Macaristan ve Avusturya işleri yeniden karıştı. Macar tahtına,
Zapolya’nın ölümü ile yeni doğan oğlu Sigismund çıkarıldı. Ferdinand ve
Şarlken Sigismund’un krallığını kabul etmeyerek Budin’i kuşattılar. 3.
vezir Sokullu Mehmed Paşa Budin’e gönderildi. 1541 de de Kanunî Budin’e
hareket etti. Belgrat’ta iken Budin’in kurtarıldığı haberi geldi.
Zapolya’nın elindeki Macaristan, Osmanlı idaresine bağlandı.
Sigismnud’a büyüyünce Macar Krallığının verileceği bildirildi ve
Erdel’e gönderildi (1541).
Kanunî, 1543′te yeni bir Macaristan seferine çıktı. Estergon’u
kuşatarak aldı. Bu arada Barbaros Hayreddin Paşa Nis’i kuşattı.
Estergon seferinden sonra Avusturya barış istedi. İran’a sefer açıldı
(1548); Tebriz 3. defa alındı.
1549′da İranlılarla işbirliği yapan Gürcülere karşı seferler
yapıldı. Şah Tahmasp 1552′de Van, Ahlat, Adilcevaz bölgelerine
saldırdı. Erciş Kalesi’ni kuşattı. Bu durum karşısında sadrazam Rüstem
Paşa İran seferi serdarı tayin edildi. Şehzade Mustafa’nın ayaklanması
üzerine Kanunî de sefere çıktı (1553). Oğlu Mustafa’yı boğdurdu. 1554
baharında İran’a gitti. Revan, Karabağ, Nahçivan’ı ele geçirdi. 1555′de
Amasya’da bir antlaşma yapıldı. Buna göre Tebriz, Doğu Anadolu, Irak-ı
Arab Osmanlılarda kaldı.
Kanunî bundan sonra 2 oğlu arasında (Bayezid ve Selim) başlayan
saltanat mücadelesi ile uğraştı. Ancak Bayezid yapılan mücadeleyi
kaybetti ve Selim Osmanlı tahtının tek varisi oldu. 1562′de Avusturya
ile 8 yıllık bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşma ile Avusturya Erdel’i
Osmanlılara bıraktı.
1565′de Malta Adası’nın fethine çalışıldı. Mustafa Paşa serdar,
Piyale Paşa kaptan-ı derya olarak Malta’yı almakla görevlendirildi.
Ancak Malta kuşatması başarılı olmadı. Turgut Reis kuşatma sırasında
öldü (1565) (Bk. Malta Seferi).
1564′de Avusturya İmparatoru Ferdinand ölünce yerine I. Maximilien
geçti. Maximilien Avusturya’nın Osmanlılara ödemesi gereken vergiyi
ödemedi. Diğer taraftan Osmanlıların himayesinde olan Erdel Kralı Yanoş
Sigismund’un Avusturya elinde bulunan Erdel topraklarım geri almak
istedi.
Bu durum Osmanlı-Avusturya münasebetlerini bozdu. Kanunî 1566′da 13.
ve son seferi olan Zigetvar seferine çıktı. Uzun süren kuşatmadan sonra
Zigetvar Kalesi 7 Eylül 1566′da alındı. Ancak Kanunî kalenin alındığını
göremeden öldü.
Kanunî’nin 46 yıl süren saltanatı sırasında Osmanlı Devleti dünyanın en güçlü devleti durumuna geldi.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Kanuni Sultan Süleyman
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |