Okunma: 254 kez
Orhan Bey zamanında kurulan Yaya ve Müsellem ordusu, sınırları genişleyen devletin ihtiyacına yetmez hale geldiğinden, esirlerden istifade yoluna gidilerek yeni maaşlı bir askerî teşkilât kurulması düşünülmüştür.
Bu düşünce ile I. Murat zamanında (XIV. yüzyılın son çeyreği), Çandarlı Kara Halil ile Molla Rüstem’in çalışmaları sonucunda, Gelibolu’da Acemi Ocağı kuruldu. Savaş esirlerinin 1 akçe gündelikle Lapseki, Çardak ve Gelibolu arasında işleyen at gemilerinde 5-10 yıl çalıştırıldıktan sonra 2 akçe gündelikle Yeniçeri olmaları kararlaştırıldı. Ayrıca bazı esirlerin Anadolu’da Türk çiftçilerinin yanlarına verilerek, Türkleştirilmeleri de düşünülmüş ve teşkilât genişletilmiştir.
Acemi Oğlanı iki şekilde sağlanmıştır: 1) Savaş esirlerinin beşte
birinden seçilerek; 2) Osmanlı sınırları içindeki Hıristiyan
çocuklarından derlenerek.
Devletin, kanun hükmüne göre aldığı beşte bir hissenin dışında kalan
esirler için, sahibinden Pencik adlı bir vergi alınırdı.,Bu sebeple
ordu için alınan esir oğlanlara Pencik Oğlanları adı verilmiştir.
İlk zamanlarda, ordu için alınan esirlerin yaşlarına dikkat
edilmemiş, savaşa yaramak şartıyla kısa bir talimden sonra ocağa kabul
olunmuşlardır. Bu usul, giderek değiştirilmiş, 10 ile 20 yaş arasındaki
esir erkek çocukların Acemi Ocağı için alınmaları hükme bağlanmıştır.
Bir başka durum da Acemi Oğlanlar 1 akçe ile sürekli gemi hizmetleri
görmeleri sakıncalı bulunmuş ve bunların belirli bir ödeme karşılığında
Osmanlı hudutları içindeki çiftçilerin hizmetlerine verilmeleri
kararlaştırılmıştır. Bu suretle Türkleşecek olan Acemi Oğlanların
orduda daha iyi hizmet görecekleri düşünülmüştür. Bu hâl Sırpsındığı
Savaşı’ndan sonra uygulanmaya başlanmıştır. Bu oğlanlar
Türkleştirildikten sonra 1 akçe ile Gelibolu’daki gemi hizmetlerine
veya kapuya çıkma, bedergâh adları ile Yeniçeri Ocağı’na
kaydedilmişlerdir.
Fütuhatın artması ordunun da genişletilmesine sebep olmuştur. Bu
sebepten Pencik oğlanından başka Devşirme ismiyle, Osmanlıların
Rumeli’deki topraklarında yaşayan Hıristiyan tebaadan ocağa Yeniçeri
yetiştirilmek üzere er alınması kararlaştırıldı. Hıristiyan tebaanın
yaşları kanunen yeterli çocuklarından yalnız bir tanesinin orduya
alınması kanunlaştırıldı. İhtiyaca göre 3-5 senede bir Hıristiyan
çocuklardan 8, 10, 15, 18, 20 yaşlarındakilerden sıhhatli olanları,
Acemi Oğlanı olarak alınmaya başlandı. Önce Rumeli’de tatbik edilen
devşirme kanunu daha sonraları Arnavutluk, Yunanistan, Adalar,
Bulgaristan, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Macaristan’da da uygulanmaya
başlandı.
Devşirme işiyle Yeniçeri Ağası meşgul olur, bu iş için çeşitli
yerlere memurlar yollayarak Acemi toplattırırdı. Devşirme içinde, her
hangi bir yolsuzluğa meydan vermemek için çok dikkat edilmiştir.
Devşirme ile ilgili görevliler gittikleri bölgelerde 8-10-20 yaş
arasındaki çocuklardan kırk hanede bir oğlan hesabıyla devşirme
yapmışlardır. Bu hesap ihtiyaca göre değişirdi. Devşirme görevlileri bu
oğlanları alırlarken kadılar, sipahiler veya vekilleri ve köy
kethüdaları da hazır bulunarak bir yolsuzluk olmamasına dikkat
gösterirlerdi. Kanun hükmüne göre Hıristiyan çocukların asili,
sıhhatlisi ve güzeli seçilirdi. Ordu için alınacak çocukların orta
boylu olmasına dikkat edilir; uzun boylu ve güzel olanlar da saray için
ayrılırlardı. Yahudiler, ticaretle uğraştıklarından çocukları devşir
ilmezdi.
Devşirilenler 100-200 kişilik kafileler halinde merkeze sevk
olunurlardı. İlk dönemlerde merkeze şevkin masrafı,
çocuğun.devşirildiği yerden hilat baha (kaput bedeli) veya kaput akçesi
adıyla ve her çocuk basma 90-100 akçe toplanmak suretiyle karşılanırdı.
Kul akçesi, XVII. yüzyılda 600 akçeye kadar yükseltilmiştir.
Anası-babası olmayan çocuk, terbiyesi noksan ve açgözlü olabileceği
gerekçesi ile devşirilmediği gibi köy kethüdasının oğlu, çoban
oğulları, kel, fodul, köse, doğuştan sünnetli olanlar da devşirilmezdi.
Kanun, Bosnalı çocukların saray ve Bostancı Ocağı için devşirilmesine
müsaade ediyordu. Bunlara Poturoğulları adı verilmiştir. Kanun daha
sonra Bosna’daki Boşnak çocuklarının da ordu için devşirilmesine izin
verdi ve bunlara sünnetli oğlan denildi.
Trabzon Hıristiyanlarından çocuk devşirilmesine Sultan Yavuz Selim
zamanında başlanmıştır. Ancak bunlar ocağın düzenini bozduklarından
XVI. yüzyıl sonlarında Trabzon’dan çocuk devşirilmesi kaldırıldı. İlk
zamanlarda İstanbul ve Bursa’dan sanat sahibi ve yüzleri gözleri
açılmış olduğundan çocuk devşirilmesine karşı çıkılmışsa da daha sonra
kabul edilmiştir. Ayrıca Karaman’dan Erzurum’a kadar olan bölgelerden
Türk, Gürcü ve Kürt ailelerden çocuk devşirilmez, devşirilirse de çok
dikkat edilirdi. Kayseri’den çocuk devşirilmesine Sultan Yavuz Selim
zamanında başlandı. Mimar Sinan, Kayseri’den ilk devşirilen çocuklar
arasındadır.
Kafileler halinde devlet merkezine nakledilen çocuklar, 2-3 gün
dinlendirilirler ve Müslüman olmaları için Kelime-i Şahadet
getirirlerdi. Bu kafileler, Acemî Ocağı’nın da yöneticisi olan Yeniçeri
Ağası’nın denetiminden geçerdi. Ayrıca bunlar Yeniçeri Ağası huzurunda
muayene edilirler ve sünnetsiz olanlar sünnet ettirilirdi. Çocukların
güzel olanları saraya ayrılır, gürbüz olanları Bostancı Ocağı’na, geri
kalanları da Anadolu Rumeli Ağaları vasıtasıyla Anadolu ve Rumeli’deki
Türklere geçici bir zaman için verilirdi.Çiftçilerden alınan para
ağalar ve katipleri arasında bölüştürülürdü. Acemiler, zanaatkarlara,
şehir halkına, kadı ile danışmendlere ve İstanbul’a kesinlikle
satılmazdı. Bu çocukların normal hayata alışacakları için askerliğin
zor şartlarına uyamayacakları düşüncesiyle verilmedikleri
kaydolunmaktadır.
Devşirilip çiftçiye satılan oğlanlar, her yıl Anadolu ve Rumeli
ağaları tarafından gönderilen ve kethüda denilen görevliler
aracılığıyla yoklanırdı; bir de kethüdaların maiyeti, çiftliklerden
kaçan oğlanları yakalayıp yine çiftçiye teslim ederlerdi.
Bütün bu kanunlar XVI. yüzyıl sonlarına doğru bozularak Hıristiyan
çocukları muayene edilmeden, rüşvetle devşirilmişlerdir. Bu
karışıklıklar sırasında ocağa Müslüman çocuklar da kaydedilmiştir.
Ayrıca Yeniçeri Ağası’nın himmetiyle de oğlan devşirilmiştir. Bu
yolsuzluklar sebebiyle devşirmeler bozulmuş, iş göremez hale
gelmişlerdir.
Gelibolu Acemi Ocağı: Acemi Ocağı, önce de belirtildiği gibi ilk
defa Gelibolu’da kuruldu. Kuruluşta bu ocağa Acemi Ocağı Ağası unvanı
ile bir görevli tayin edildi. İstanbul Acemi Ocağı kurulunca da
Gelibolu Ocağı’na Gelibolu Ağası denilen bir başağa tayin
edildi.Gelibolu Ağası bir yolsuzluğu görülmediği sürece, hayatimin
sonuna kadar bu görevde kalırdı. Ağanın ölümüyle yerine Acemi Ocağı’nın
Baş Yayabaşısı olan Birinci Çorbacı Gelibolu ağası olurdu. İstanbul
devlet merkezi olduktan sonra Yeniçeri Ocağı’ndan ihtiyar bir Yaya
Başı’nın da Gelibolu ağalığına tayini kanun olmuştur, tik zamanlarda
ağanın gündeliği 25 akçe idi ve Gelibolu Acemi Ocağı mevcudu da 400
kadardı. Daha sonra bu miktar 500′e çıktı. Bu ocak acemileri Rumeli ve
Anadolu arasında işleyip, hükümete ait her türlü nakliyatı yapan
gemilerde hizmet görürlerdi.
İstanbul Acemi Ocağı: Sultan Fatih Mehmet zamanında Gelibolu Acemi
Ocağı’ndan ayrı olarak kurulmuştur. Acemi Ocağı efradına Torba
oğlanları ve Şâdiler denilirdi. Bunların Oda denilen kışlaları
Şehzadebaşı ile Vezneciler arasında idi. Acemi Ocağı Kethüda dairesi
(16 oda) ve Çavuş dairesi (15 oda) olmak üzere 31 oda (koğuş) idi.
Acemi Ortasnın hepsi cemaat ismiyle anılmaktadır.
Acemilerin Hizmetleri: Saray acemilerine celep denildiği gibi Acemi Ocağı fertlerine de şâdi denirdi.
31 oda fertleri çeşitli hizmetlerde kullanılırlar, en küçükleri ise
oda hizmeti görürlerdi. Acemiler, imalathanelerde, mirî gemilerde, odun
ambarlarında, hasta odalarında, sultan hanım dairelerinde hizmet
ederlerdi. Ayrıca hükümdar için yaptırılan cami, çeşme, köprü, medrese
gibi binalarda da çalıştırılırlardı. Sarayın ve saray mutfağının
odununu taşımak da bunların görevleri arasındaydı. Vezir-i azamın
sarayında da Teberdar adı verilen Acemi oğlanları çalıştırılırdı.
Gürbüz ve kuvvetli olanlar, padişahın inşaatlarında taş taşımak için
ayrılırlardı. Acemiler İstanbul dışındaki bir başka yerde çalışıp,
kışlalarından uzak kaldıkları zaman gündeliklerinden başka yemeklik
olarak para alırlardı (Günde 2 akçe).
Acemi Ocağı Zabitleri: Acemi Ocağı, esas itibarıyla Yeniçeri
Ağası’nın yönetiminde idi; Ocağın idaresinden de İstanbul Ağası
sorumluydu. Acemilerin gidecekleri yerleri ve görecekleri hizmetleri
İstanbul Ağası belirlerdi. Acemilerin terbiyeleri, ocağa girmeleri,
odalara taksimleri, gemi hizmetlerine verilmeleri, odun taşımaları
İstanbul Ağası’nın emri ile olurdu. Divanda yemek yenirken İstanbul
Ağası Sekbanbaşı ile bir sofrada yemek yerdi ve onun alt tarafında
otururdu. İstanbul Ağası ocaktan ayrılırsa, Yayabeyliği zeameti
kendisine verilirdi. Ayrıca ağaya üç senede bir padişah Devir atı
olarak adlandırılan bir at hediye ederdi. İstanbul Ağası’ndan sonra
sırada Anadolu Ağası ve Rumeli Ağası geliyordu. Devşirilen çocukların
çiftçilere verilmesine bakan bu ağalar, çocukların yetişmesinden sonra
onları ocağa kaydederlerdi. Mevcut Acemi odalarının yarısı Anadolu
Ağası’nın yarısı da Rumeli Ağası’nın emrine verilmişti. Rumeli Ağası
terfi ederse Anadolu Ağası olurdu. Bu ağaların gündeliği Sultan Kanunî
Süleyman devrinde 14′er akçe idi. Daha sonra bu maaş 30 akçeye
yükseltildi. Ağaların maiyetinde yeniçerilerden katipler vardı. Anadolu
Ağası’nın katibi 10 akçe, Rumeli Ağası’nın katibi 8 akçe gündelik
alırdı. Acemilerin ceza işleri Meydan Kethüdası veya Meydanbaşı denilen
zabit tarafından görülürdü. Meydanbaşı, suç işleyen acemileri cezasına
göre değnekten geçirir veya zindana koyardı.
Kethüdalardan sonra acemilerin en büyük zabitleri Çavuş’du. Sonra
sırasıyla Aşçıbaşı ve Ariyeti Çavuş yani Çavuş Vekili gelirdi. Çavuş ve
Aşçıbaşı kol gezerek hizmetlileri denetlerlerdi. Acemi Ocağı’nın büyük
ağalarından başka her bölüğün Çorbacı yani Yayabaşı denilen büyük
kumandanları vardı. Her bölükteki en kıdemli acemiye Bölükbaşı
denirdir. Bundan başka dokuz bölüğün hepsine birden kumanda eden bir de
Baş Bölükbaşı vardı. İkinci bölükten itibaren 31. bölüğe kadar her
bölüğün yöneticisine Yayabaşı denirdi. Yayabaşılar terfi ederlerse
Yeniçeri Yayabaşısı veya Sipahi olurlardı. Hizmetlerin yerine getirilip
getirilmediğine Yayabaşı bakardı. Acemi Ocağı’nın 31. bölük çorbacısı
aynı zamanda ocağın katibiydi. Acemi Ocağı dışında bulunan acemilere
hizmet gördükleri evden yemek verilirdi.
Maaş dağıtımı yapılırken önce köçek adı verilen yaşları küçük
acemilerin maaşları dağıtılır ve bu dağıtım üç gün sürerdi. Önceleri 1,
2 akçe olan maaş daha sonra 7 akçeye kadar çıkmıştır. Acemilerin
maaşlarından başka adem-i zerpul ve pabuç akçesi adı verilen gelirleri
de vardı. Adem-i zerpul ayda 5 akçe olarak dağıtılırdı. Acemi Ocağı’nın
maaş defteri Edirne kapısı denilen Yeniçeri Katibi Dairesi’nde
saklanırdı. Acemi oğlanlarına yılda iki kat elbise verilirdi. XVIII.
yüzyıl sonunda bazı acemilere iki kat elbiseyi karşılayabilecek para da
verilmiştir. Bundan başka çuhaya dikilmek üzere iç astarı ve 11′er akçe
yaka akçesi, sarık için bir bez ve 30′ar akçe kemanbaba denilen yay
akçesi verilirdi.
Sultan Fatih Mehmet zamanında Şehzade Camii karşısındaki eski odalar
ile Vezneciler arasındaki sahada yaptırılmış olan Acemi oğlanları
kışlasında 31 oda, bu odalardan başka Acemilerin namaz kılması için bir
de orta mescidi vardı. Sultan Yavuz Selim zamanında ocağa bir de hamam
yaptırılmıştır. Acemi kışlasının meydanı oldukça genişti; maaşlar
(Ulufeler) bu meydanda dağıtılırdı. Yine bu meydanda cezalı acemilerin
hapsedilmeleri için bir zindan vardı. Acemi kışlalarına her yıl vergi
karşılığı olarak Manyas Ovası’nda yetişen sazlardan hasır verilirdi. Bu
sazlardan hasır yapmak için hasırcıyan denilen bir Acemi sınıfı vardı.
Acemilerin ilk zamanlarda evlenmeleri yasaklanmıştır; ancak XVI. yüzyılın son çeyreğinde evlenmelerine izin verilmiştir.
Acemi oğlanlarının kapuya çıkmaları: Acemilerin Yeniçeri Ocağı’na
kayıt ve kabullerine çıkma veya kapuya çıkma denildiği gibi bedergâh
adı da verilirdi. Acemilerin kapuya çıkma sürelerinin 7-8 yılda bir
olduğu kaidesi varsa da bu kaide her zaman uygulanamamıştır. Savaşlar
sebebiyle Acemiler sık sık kapuya çıkarılmışlardır. Yeniçeri Ocağı’na
Acemi verilmesinin padişah tarafından emrolunmasına kapu ferman olmak
denirdi. Yeni kapu olmak ve yeni kapulanmak tabirleri de ocağa yeni
kabul edilmek demektir. Acemi oğlanlarından kapuya yeni çıkmış olanlara
düzen akçesi adıyla ikişer altın ödenirdi. Bu yeni askerler mensup
oldukları odalarda karakullukçuluk ederler, yani oda hizmetlerine
bakarlardı. Acemi ocağı’ndan Yeniçeri Ocağı’na geçecek olanlar odalara
ayrıldıktan sonra her oda fertleri bir sıra yapılıp hep birden kendi
odalarına doğru koşturulur, kim en önce odaya girerse o diğer
arkadaşlarına göre eski olurdu. Bostancılara kapuya çıkışlarında
silah-baba ismiyle biner akçe verilmesi kanun hükmüydü.
İstanbul Acemi Ocağı, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı 1826 tarihine
kadar devam etmiştir. Devşirme uygulamasının kalkması ise XVHI.
yüzyıldan sonradır.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Acemi Ocağı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |