Okunma: 326 kez
Sultan II. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile kurulan askerî teşkilât (17 Haziran 1826). II. Mahmut, Osmanlı tarihinde “Vak’a-i Hayriyye” diye adlandırılan olay ile Yeniçeri Ocağı’nı dağıtmış, bu olaydan üç gün sonra bir hatt-ı hümâyûn ile Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığım ve yerine “Asâkir-i Mansû-re-i Muhammediye” adı altında, yeni bir asker! teşkilâtın kurulduğunu bildirmiştir. Boğaz muhafızı ve Kocaeli, Hüdavendigâr (Bursa) sancakları mutasarrıflıkları üzerinde kalmak üzere Ağa Hüseyin Paşa da “Serasker” sıfatıyla bu teşkilata komutan olarak atanmıştır.
Sultan II. Mahmut ayrıca Süleyman iye’deki “Ağa Kapısı”nın bundan
sonra “Serasker Kapısı” adı ile anılmasını bildirmiş ve 7 Temmuz 1826
tarihinde bu teşkilâta ait bir de kanunnâme yapmıştır. Kanunnâmeye göre
önceleri 1200 kişilik olması düşünülen bu teşkilat, 1500′er kişiden
meydana gelen ve tertip adı verilen 8 birliğe ayrılmış, her birliğin
komutası binbaşı rütbesinde bir subaya verilmiştir. (Bir tertibin
mevcudu, binbaşı, kolağaları, topçubaşı, arabacı başı, cebehanebaşı,
mehterbaşı, imamlar, hekim, cerrah vb. ile 1527 kişi idi.)
Sekiz tertipten ikisi sırayla Serasker Kapısı’nda İstanbul’un
asayişinden sorumlu olacak, altısı Davut Paşa ve Rami ile Üsküdar’daki
kışlalarında bulunacaktı. Her tertip sağ ve sol olmak üzere iki kola
ayrılmış, her kolun basma ağayı yemin (sağ kolağası) ve ağayı yesar
(sol kolağası) unvanı ile birer subay getirilmiştir. Her kol 100
kişiden olmak üzere “Saf” adı ile 6 kışıma bölünmüş, her Saf’ın basma
bir yüzbaşı atanmıştı. Yüzbaşının emri altında bulunan her on erin biri
onbaşı rütbesinde idi. Bundan başka her kolun içinde kol mülâzımı,
yüzbaşı mülâzımları, sancaktar, çavuş, topçu ustası, topçu kalfası
(halife), topçu araba, cebehane ve mızıka mürettebatı, saka, bir de
nefer katibi vardı.
Bu teşkilatla beraber, Tevcihat defterinden anlaşıldığına göre,
protokol bakımından, Darphane-i Amire Nezareti ile Cebehane Nezareti
arasında olmak üzere ayrıca “Muallem Âsakir-i Mansûre-i Muhammediye
Nezareti” kurulmuştu. Sekiz tertibin başına Serasker Paşa ile Nazır
tarafından seçilen ve Kapıcıbaşı derecesinde başbinbaşı adı ile yüksek
rütbeli bir subay getirilmiş ve Masraf-ı Şehriyarî Katipliği ile Süvari
Mukabeleci ligi arasında bulunan bir de kâtip atanmıştır. Her Saf’ın
kadrosunda olmamakla beraber, tertip kadrosu içinde İstanbul
Kadılığı’nca atanan birer imam da vardı. Böylece Âsakir-i Mansûre-i
Muhammediye’nin terim ve tabirlerinin çoğu Nizam-ı Cedit’inkine
benzemekte idi.
Asker ve subayların maaştan başka tayinleri de vardı; maaşlar
gündelik olarak hesaplanır, 30 gün üzerinden ayda bir defa verilirdi.
Bu teşkilâta kim olduğu belirsiz, işsiz, soysuz, din değiştirmiş
kimseler alınmayacaktı. 15-30 yaş arasında ve sağlam yapılı oldukları
takdirde en çok 40 yaşma kadar olanlar, kendi istekleriyle asker
kaydedileceklerdi.
Erler subaylarına hizmet eri görevi yapmayacak; subaylar ancak
dışarıdan hizmetçi alabilecekler, bunların elbiseleri bile erlerinkine
benzemeyecekti. Orduya girenler meşru mazeretleri olsa dâhi 12 yıl
geçmeden ayrılmayacaklardı. 1828 yılında Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye
terimlerinde esaslı değişiklikler yapılmış, tertip yerine “alay” kol
yerine “tabur” saf yerine de “bölük” kelimeleri kullanılmışta. Yeni
değişikliklere göre, her alay 500 mevcudlu üç taburdan meydana
gelecekti. Başbin başılık da kaldırılarak, her alay “miralay” adında
yüksek rütbeli bir subaya, her tabur da bir binbaşının emrine
verilmiştir. Bundan başka, her alaya bir “kaymakam”, bir “alay emiri”,
her tabura da sağ ve sol ağaları adlı iki “kolağası”, biri “sancaktar”
ve bir “tabur kâtibi”, yüzbaşıların komutasında kalan bölüklere de iki
“mülâzım”, bir “başçavuş”, dört “çavuş”, bir de “bölük emini”
verilmişti. Bir zaman sonra “Kapıkulu süvarileri” (Gedikli Sipahi) de
kaldırılarak, bu yeni usul üzere, gerek İstanbul, gerek eyaletlerde
süvari birlikleri de kurulmaya başlanmıştır. Sonraları birlikler,
çoğalınca, iki alay bir “liva” sayılarak bir “mirliva”nın komutasına
verilmiş ve alaylar İstanbul ve Üsküdar’da olmak üzere “Hassa” ve
“Mansûre” adı ile iki kışıma ayrılmış, her kısmın basma “Ferik”
rütbesinde birer komutan getirilmiştir. Hassa birlikleri yalnız
İstanbul’da, Mansure birlikleri ise İstanbul ile beraber, önemli
bölgelerde bulundurulmakta idi. 1832′de “Hassa Ferikliği” “müşirlik”e
yükseltilerek, askerî dereceler yeni bir şekil almış ve bu teşkilât
aşağı yukarı Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarına kadar süre
gelmiştir. Başlangıçta çocuk denecek yaşta erlerden oluşan bu ordu,
kendisini ilkönce 1828-1829 Rus Harbi’nde göstermiş, sonunda azlığı
yüzünden eriyerek yenilmişse de, Ruslara iki yıl cesaretle dayanmış ve
Osmanlılara Yeniçerilerin kaldırılmasının doğruluğunu ve vatan
savunmasında düzenli iyi eğitim görmüş bir ordunun lüzumunu ispat
etmiştir. II. Mahmut karşılaştığı büyük harpler, ayaklanmalar ve
iktisadî darlıklara rağmen bu ordunun mevcudunu hayatının son
yıllarında 118.400 kişiye çıkarmış bulunuyordu. Zamanla memleketin
muhtelif yerlerinde ordular ve sefer yedek birlikleri olmak üzere
“Redif” tümenleri teşkilatlandırıldıktan sonra Âsakir-i Mansûre
birliklerine “Âsakir-i Nizamiye” adı verilmiştir.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Asakiri Mansurei Muhammediye
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |