Kapıkulu süvarilerinin hepsi İstanbul’da bulunmazdı. Bunların at ve hayvanlarının çokluğu, maiyet beslemek mecburiyetinde olmaları sebebiyle İstanbul’un civarında oturmaları gerekiyordu. Ancak bölük ağaları, kethüda ve çavuşları ile katipleri İstanbul’da kalırlardı. Sadece kethüda yerleri taşrada bulunur, Kapıkulu süvarilerinin inzibatını sağlamak ve ceza alanların cezalarını uygulamakla yükümlü tutulurlardı. Devlet merkezinde bulunan süvarilerin XVIII. yüzyılda mevcutları 1500 kadar olup, Divân günlerinde padişahın maiyetinde görev alırlardı. Bunlar İstanbul’da Süleymaniye’deki bekâr odalarında Sultan Ahmet, Elçi Kurşunlu ve Yenicami hanlarında ikâmet ederlerdi. Taşraya çıkan Kapıkulu süvarileri, ise Kütahya ile Edirne arasında, yeni Marmara bölgesinde oturmak zorundaydılar. XVI. yüzyılda teşkilatın bozulmasıyla bunlar Anadolu ve Rumeli’de istedikleri yerlerde oturmaya başladılar. XVII. yüzyılda bunlar nispeten disiplin altına alınmışlardı.
Sipahiler savaş sırasında, padişahın sağında, silahtarlar solunda yer alırlar, Otağ-ı hümâyûnda nöbet beklemek, ulûfeciler hazine-i hümâyunu korumak, garipler de padişahın çadırını korumak gibi görevlerle yükümlü idiler.
Kapıkulu süvarilerinin evlenmeleri genellikle daha kuruluş yıllarından itibaren kabul edilmiştir. Bunların yetişkin oğullarının da Kapıkulu süvari ocaklarına alınmaları kanunla belirlenmişti. Ancak bunların ocağa girişi babalarının ölümü ya da babalarının oğulları lehine ulufelerinin bir kısmından vazgeçmeleri ile mümkün olurdu. Ancak ocakların disiplini bozulunca bunlar gelişi-güzel kaydedilmeye başlandılar.
Kapıkulu süvarileri özellikle XVII. yüzyılda çıkan ayaklanmalarda devlete büyük zararlar vermişlerdir. Hüsrev Paşa’nın Üsküdar, Diyarbakır ve Mardin ayaklanmalarını yöneten yeğeni Deli İlahî ve Niğde’de ayaklanarak İstanbul üzerine yürüyen Gürcü Nebi bunlardan bazılarıdır. Kapıkulu süvarilerinde disiplinsizliğin ilk örneği, savaşa katılmamakla baş göstermiştir. II. Osman döneminde 20 bin olan ocak mevcudu, savaş sırasında 5-6 bine kadar düşüyordu. 1812 yılında ise 100 kadar süvarinin savaşa katıldığı görülmüştür.
Kapıkulu süvarilerini disiplin altına alma teşebbüsleri başarılı olamamış, büyük tepkilerle karşılanmıştır. 1687′de veziriazam Süleyman Paşa’nın Kapıkulları üzerine giriştiği hareket, çıkan büyük bir ayaklanma ile kendisinin katline ve IV.Mehmet’in tahttan indirilmesine sebep olmuştur.
Kapıkulu süvarileri arasında hükümete başkaldırarak, Divan-ı hümâyûnu basan ve padişahı tehdit eden ilk ocak Kapıkulu süvarileridir. III. Murat’ın cülusunda cülus bahşişi için Kapıkulu süvarileri Di-van’ı, basmışlar, Sokullu Mehmet Paşa bunları güçlükle ikna etmiştir.
Kapıkulu süvarileri derece itibariyle Yeniçerilerden üst durumda idiler. Bu sebeple aralarında bir çekişme vardı ve durum özellikle savaşlarda kendini göstermekteydi. XVII. yüzyılda saray kadınlarının ve ağaların saltanatı döneminde bu iki ocak birçok defa karşı karşıya geldiler. Kapıkulu süvarileri dağınık olduklarından mücadeleyi kaybettiler ve Yeniçeriler devletin tek gücü halini aldı. 1588′de başlayan sipahi ayaklanmalarını 1595, 1597, 1603, 1622, ;1623, 1632, 1648. 1654, 1656, 1657 ve 1687 yıllarındaki ayaklanmalar takip etti. 1597 ve 1603 ayaklanmalarında yeniçeriler, Kapıkulu süvarilerini büyük hezimete uğrattılar. 1631, 1656 ve 1657′de Kapıkulları iyice ezilmişler ve askerî sınıfın en yüksek derecesinden en aşağı derecesine düşmüşlerdir. 1826′da Kapıkulu ocakları lağvedilirken Kapıkulu süvarileri yok denecek kadar azalmışlardı. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra Şûra-yı saltanatta verilen bir kararla, altı bölük halkı da lağvedildi. Karar vilayetlere de tebliğ edilerek Kapıkulu süvarileri kethüda yerleri ile sahipliklerine de son verildi.














Yazara E-Posta Atin





