GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
May 05 2008
Medhal-i Kava' id Hakkında Yazdır E-posta
  • Currently 0.0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Rating: 0.0/5 (Toplam Oy: )


Doç. Dr. Nevzat ÖZKAN   
Pazartesi, 05 Mayıs 2008
Okunma: 93 kez

Özet 1851 yõlõnda Ahmet Cevdet Paşanın kaleme aldığı Mukaddimetül-Edeb, okullarımızda ders kitabı olarak okutulan ilk dil bilgisi kitabıbmızdır. Bu bakımdan eser, hem dil bilgisi kitaplarımız arasında hem de eğitim tarihimiz açısından önemli bir yere sahiptir. Eser, 2000 yılında TDK yayınları arasında yayımlanmıştır. Ancak Kurumun yayın politikası sebebiyle bu çalışmada metin ve tıpkı basım yer almakta, eserin değerlendirmesi bulunmamaktadır. Bu yazıda eser konusu ve içeriği bakımından ele alınarak bu boşluk doldurulmaya çalışılmıştır. Türkçenin kurallarõnõn düzenli bir öğretim sistemi içinde verilmesi
konusundaki ilk düşünce ve uygulamalar, Batõlõlaşma dönemimizin ilk adõ-
mõ olan Tanzimat fermanõndan sonra başlamõştõr. 1851 yõlõnda Türkiye’nin
ilk bilimler akademisi olarak kabul edilen Encümen-i Dâniş kurulur. Bu
kurumun aldõğõ kararlar arasõnda Türkçenin kurallarõnõ her seviyeden insan
õmõza öğretecek bir dil bilgisi kitabõnõn ve geniş çaplõ bir sözlüğünün haz
õrlanmasõ, Türk tarihini kronolojik bir düzen içinde verecek bir tarih kitab
õnõn yazdõrõlmasõ vardõr. Encümen-i Dâniş’in bu kararlarõnõn bir sonucu
olarak Ahmet Cevdet Paşa ve Fuat Paşa’nõn birlikte hazõrladõklarõ Kavâ’id-i
Osmâniye ile Ahmet Vefik Paşa’nõn Lehçe-i Osmânî adlõ eserleri ortaya
çõkmõş, ancak Türk tarihi konusundaki proje tam olarak hayata geçirilememiştir.
Ahmet Cevdet Paşa, Medhal-i Kavâ’id’in1 ortaya çõkõşõnõ, "Daha sonra
tecrübeyle Kavâ’id-i Osmâniyye’nin yeni başlayanlara öğretilmesinde ve
anlatõlmasõnda zorluklar görüldüğünden onun bir özeti olmak üzere Medhali
Kavâ’id adlõ eseri yazdõm, bir sene sonra o da öncelikle rüşdiye mekteplerinde
okunmak üzere basõlmõştõr2." sözleriyle anlatõr. Bu ilk baskõ, taş
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
96
basma olarak 55 sayfadõr. Eser, daha sonraki yõllarda yedi baskõ daha yapm
õştõr. Ancak baskõlar arasõnda çok küçük farklar bulunmaktadõr.
Bu açõklamalarõn ardõndan ilk baskõyõ esas alarak eseri bölümler hâ-
linde değerlendirmeye çalõşacağõz.

Medhal-i Kavâ’id:
Eserin girişini teşkil eden bu bölüm, geleneğe uygun olarak besmele
ve Allah’a şükran duygularõnõn ifade edilmesiyle başlar ve ardõndan şu açõklamalara
yer verilir: Allah, Âdem’e isimleri öğretti (Bakara Suresi 38) ayetinde
belirttiği üzere insana dil yeteneğini bahşetmiş ve insanlarõ diğer canl
õlardan bu özelliği ile ayõrmõştõr. İnsanlara her bakõmdan bir üstün örnek
olan Hz. Peygamberin güzel konuşmasõna, Bana sözlerin tamamõ verildi
hadisi, söylediklerinin doğruluğuna ise O ancak bir vahiydir (Necm Suresi,
4) ayeti bir delil teşkil etmektedir. Peygamberin soyu ve arkadaşlarõ ise davran
õş ve sözleri ile dinin gizli kalan yerlerinin anlaşõlmasõna birer kaynak
olmuşlardõr.

Dîbâce:
Bugün yazõlan eserlerdeki ön sözün yerini tutan bu bölümde, devrin
hükümdarõ3 ilme ve eğitimin yaygõnlaşmasõna verdiği değerden dolayõ övü-
lerek söze başlanõr. Yazarõn Meclis-i Ma’arif-i Umûmiyye üyesi olmasõndan
dolayõ Osmanlõ dilinin öğrenilmesini kolaylaştõrmak için yazdõğõ Kavâ’id-i
Osmâniyye’nin her konuda bir kaynak olmasõna rağmen, yeni başlayanlara
kolaylõk sağlamak ve ilk kitaba bir başlangõç olmak üzere bu eserin bir özeti
hâlinde bu yeni eserini kaleme aldõğõ, bu sebeple de kitaba dil bilgisine giriş
(Medhal-i Kavâ’id) adõ verdiği anlatõlõr.

Mu’allimîne Lâzõm Olan Ma’lûmat:
Eserini bir ders kitabõ olarak hazõrladõğõ için, öğrenciler yanõnda öğretmenlere
de seslenme ihtiyacõ duyan yazar, bu bölümde öğrencilerine
Türkçe öğretecek öğretmenlere, Türkçenin okunuşu ve yazõlõşõ ile ilgili özel
durumlar, özel yazõ işaretleri ve bu hususta kitapla getirilen bazõ yenilikler
hakkõnda bilgiler vermiştir.

Ahmet Cevdet Paşa, yazõda Arap alfabesinde bulunan yirmi sekiz
harfin kullanõldõğõnõ, ancak Arap alfabesindeki benin altõna üç nokta konularak
yazõlan bâ-i Fârisî "p", cimin üzerine üç nokta konularak yazõlan cîm-i
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
97
Fârisî "ç", kâfõn üst kolu kõvrõlarak yazõlan kâf-õ Fârisî "g" ve kâf-õ Türkî
adõ verilen sağõr kâf "ñ" ile bu sayõnõn otuz ikiye çõktõğõnõ belirtir.
Yazarõn, Türkçede kullanõlan sağõr kâfõn İstanbul Türkçesinde artõk
nun gibi okunduğu yolundaki açõklamasõndan, ñ sesinin 19. yüzyõlõn ortalar
õnda İstanbul Türkçesinde konuşma dilinden tamamen kalkmõş olduğu anlaş
õlmaktadõr.

Ünlüleri göstermeye yarayan yazõ işaretleri olan fetha (üstün), kesre
(esre) ve zammeye (ötre) sõrasõyla alâmet-i elif, alâmet-i yâ ve alâmet-i vav
adõ verildiği belirtildikten sonra, Türkçenin sekiz ünlüsünün bu işaretlerle
okunamadõğõ eklenir. Bu yazõ sistemine göre öldü, oldu; böldü, buldu; büzd
ü, bozdu; bildir, bõldõr kelimelerini birbirinden ayõrmanõn çok zor olduğu
anlatõlõr.

Bu zorluğun giderilmesi için yazar; Türkçe kelimelerde, fetha-i sak-
île dediği a ünlüsünü fetha-i hafîfe dediği e ünlüsünden ayõrmak için, elifin
üzerine med işaretinin konulduğunu belirtmekte ve bundan hareketle yuvarlak
ünlüleri birbirinden ayõrmak için de ÿ işaretinin vavõn üstüne konularak
o ünlüsünün, altõna konularak ö ünlüsünün; � işaretinin vavõn altõna konularak
u ünlüsünün, üstüne konularak ü ünlüsünün gösterilebileceğini ifade
etmektedir. Bu bilgilerin ardõndan, vavõn bu işaretlerden biriyle kullanõldõ-
ğõnda ünlüye, bu işaretler kullanõlmadõğõ zaman da v ünsüzüne karşõlõk olacağ
õnõ, düz dar ünlülerden õ ünlüsünün de ya harfinin altõna | işareti konularak
i ünlüsünden ayrõlabileceğini anlatmaktadõr.

Yazar bu anlattõklarõnõ, al, bal - el, bel; kõr, yõl - ip, çit; ok, tok - öz,
söz; buz, tuz - düz, yüz kelime çiftlerini teklif edilen işaretlerle yazarak bir
tabloda göstermek suretiyle pekiştirir.

Söyleyişte görülen ünlü-ünsüz ilişkisi de sin, kâf ve kâf-õ Fârisî "g"
harflerinin her zaman hafif hareke istedikleri yani ince ünlüyle kullanõldõklar
õ, vav, sad ve kaf ünsüzlerinin ise her zaman sakil hareke istedikleri yani
kalõn ünlüyle kullanõldõklarõ belirtilmek suretiyle anlatõlõr.
Ahmet Cevdet Paşa’nõn Medhal-i Kavâ’id’de bu açõklamalarla kabul
ettirmeye çalõştõğõ harekelerle ilgili düşünceleri, kendinin de belirttiği gibi,
Encümen-i Dâniş ve Münif Paşa tarafõndan benimsenir4 ve 1863-1864 ders
yõlõnda ders kitaplarõnda bu harekeler ve işaretler kullanõlmaya başlanõr5.
Ahmet Cevdet Paşa bu ilgi ve destekten cesaret almõş olmalõ ki daha önceki
dil bilgisi kitaplarõnõn genel bir değerlendirmesi niteliğini taşõyan Tertîb-i
Cedid Kavâ’id-i Osmâniyye’de bu alandaki tekliflerini ve uygulamalarõnõ
sürdürür ve aynõ eserde noktalama işaretlerini de kullanõr.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
98
Mukaddime:
Bu bölümde; dil bilgisi, dili doğru söyleyip yazma ilmi, buna bağlõ
olarak Osmanlõ Türkçesinin dil bilgisi de Osmanlõ dilini doğru söyleyip
yazma ilmi olarak tanõmlanõr.

Lisân-õ Osmânî’nin yani Osmanlõ Türkçesinin Türkî, Fârisî ve Arab
îden mürekkep bir dil olduğu açõklamasõ yapõldõktan sonra, bu dilin otuz
iki harfi bulunduğu söylenerek alfabetik bir sõrayla harfler verilir.
Harflerin telâffuzu konusunda, zad harfinin za gibi, üzerine üç nokta
konularak sağõr kâf adõnõ alan kâf harfinin de nun gibi söylendiği bilgileri
verilir ve buradan harekelerle ilgili açõklamalara geçilerek, Mu’allîmine
Lâzõm Olan Ma’lûmat bölümünde ünlülerin yazõda birbirinden ayrõlmasõ için
kullanõlan işaretlerle ilgili söylenilenler tekrar edilir.

Harekelerle ilgili açõklamalarõn arasõnda hafif bir harekeyle (ince bir
ünlü ile) başlayan bir kelimenin hafif harekeyle devam etmesi, sakil bir harekeyle
(kalõn bir ünlü ile) başlayan bir kelimenin sakil harekeyle devam
etmesi; yani büyük ünlü uyumu kuralõ tanõmõ da verilir ve inanmak kelimesinin
bu kuralõ ihlâl eden bir kelime olduğu belirtilir.

Bir hareke çeşidi olan, ancak Türkçede bulunmayõp Arapça ve Fars-
ça kelimelerde görülen teşdidin bir harfi iki defa okutturduğu Muhammed ve
Ferruh kelimeleriyle örneklendirilir.

Harflerin yazõlõşõ ile ilgili bir başka özellik de kendilerinden sonra
gelen harfle bitişip bitişmemeleridir. Harf-i infisal denilen elif, dal, zel, re,
ze, je, vav kendilerinden sonra gelen harflerle bitişmezler, harf-i ittisal denilen
geri kalan harfler ise kendilerinden sonra gelen harflerle bitişirler.
Bu bölümün son konusu diğer bölümlerin esasõnõ teşkil eden kelimedir.
Hurûf-u hecâ denilen harflerden meydana geldiği belirtilen kelimenin
ağõzdan çõkõp bir manayõ ifade eden şey olduğu ve isim, sõfat, zamir, ism-i
işâret, mübhemat, masdar, fi’l, fer’-i fi’l olmak üzere dokuz çeşidi bulunduğu
belirtilir.

Bâb-õ evvel isim beyânõndadõr:
Eserin birinci bölümü isim konusuna ayrõlmõştõr. Bu bölümün hemen
başõnda isim, şahõstan veya şeyden haber veren kelime olarak tanõmlanõr ve
isimler; müfret yani teklik ve cem yani çokluk olmak üzere iki kõsõmda ele
alõnõr. Müfret isimler, bir şahõstan veya şeyden, cem isimler ise birden ziyade
şahõstan veya şeyden haber veren kelime olarak izah edildikten sonra
cem isimlerin müfret isimlere -lAr eki getirilerek yapõldõğõ açõklanõr.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
99
Arap gramer anlayõşõnõn etkisiyle ismin hâlleri dört bölümde ele alõ-
nõr. Bulunma hâli eki -DA ve çõkma hâli eki -DAn edat olarak değerlendirilerek
edatlar bölümünde işlenir.

Ele alõnan hâl kategorilerinden birincisi mücerret olarak adlandõrõlan
yalõn hâldir. Yalõn hâlde isim kendi hâli üzere kullanõlõr; cümlede mübteda
yani özne ve haber yani yüklem olma görevi üstlenir.
İkincisi mef’ûlün-bih yani yükleme hâlidir, kitabõ örneğinde olduğu
gibi ismin sonuna kesre almõş ya harfi getirilerek yapõlõr.
Üçüncüsü mef’ûlün-ileyh yani yönelme hâlidir, derse çalõş örneğindeki
derse kelimesinde olduğu gibi ismin sonuna üstünle harekelenmiş hâ-
yõ resmiyye getirilerek yapõlõr.
Bu hâl kategorisi anlatõlõrken, isim bir ünlü ile biterse hâ-yõ resmiyye
ile isim arasõna bir ya harfi gelir denilerek sahrâyõ dolaştõm ve bah-
çeye girdim örnekleri verilmektedir. Ancak birinci örnekte geçen sahrayõ
kelimesi mef’ûlün-ileyh yani yönelme hâlinde değil, mef’ûlün-bih yani yükleme
hâlinde bulunmaktadõr.

Dördüncüsü izafet yani ilgi hâlidir. İzafet, bir ismi bir isme bağlamak
şeklinde açõklanmakta ve tamlamanõn unsurlarõ muzaf yani tamlanan ve
muzâfun-ileyh yani tamlayan olmak üzere iki kõsõmda ele alõnmaktadõr.
Tamlayan ismin (n)-Iñ, tamlanan ismin -I ve -sI eki aldõğõ örneklerle açõkland
õktan sonra tamlamaya giren su kelimesinin tamlayan olduğunda istisna
olarak suyun, bazen de kurala uygun olarak sunun şeklinde, tamlanan olduğunda
ise istisna olarak suyu şeklinde kullanõldõğõ belirtilmektedir.
Bu açõklamalarõn ardõndan kitap, oda, gedâ, efendi ve kapõ isimlerinin
hâl ekleri ile çekimi bir tabloda verilmektedir.

Türkçe de ayak kelimesi gibi kaf ünsüzüyle biten kelimelerin hâl eki
aldõklarõ zaman ayağõ, ayağa, ayağõn şekline girdikleri, yani son sesteki
tonsuz ünsüzün iki ünlü arasõnda tonlulaştõğõ anlatõlmaktadõr6.
Türkçe izafetle ilgili açõklamalar böylece bitirildikten sonra, Arapça
ve Farsça kelimelerde görülen Farsça izafet konusu ele alõnarak cild-i kitap,
kenâr-õ bağ gibi örnekler verilir. Ardõndan hâ-yõ resmiyye ve ya harflerinden
biriyle biten isimlerin muzaf olduklarõ zaman sonlarõna hemze, elif
ve vav harflerinden biriyle biten isimlerin muzaf olduklarõ zaman sonlarõna
ya getirildiği örneklerle açõklanõr.
Kavâ’id-i Osmâniyye’de uzunca bir bölümde ele alõnan Arapça isimler
ve tamlama şekli hakkõnda bu bölümde her hangi bir açõklama bulunmamaktad
õr.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
100

Bâb-õ sânî sõfat beyânõndadõr:
İkinci bölümde sõfat işlenmektedir. Sõfat, bir ismin hâl ve keyfiyetini
bildirmek için o ismin yanõna getirilen kelime olarak tanõmlanõr. Sõfat almõş
isme ise mevsuf adõ verilmektedir. Türkçe tamlama düzenine göre tamlayan
durumundaki sõfat her zaman başta bulunur, tamlanan durumundaki isim ise
sonda bulunur ve sõfat çokluk bildirse bile teklik hâlde olur.

Türkçe sõfat tamlamasõ ile ilgili bu açõklamalarõ Farsça sõfat tamlamas
õ hakkõnda yapõlan açõklamalar takip eder. Arapça ve Farsça kelimeler,
tamlanan ismin son hecesi esreli okunmak suretiyle sõfata bağlanarak Farsça
terkip düzeniyle sõfat tamlamasõ yaparlar.

Son bölümde ele alõnan Arapça kelimelerin Türkçe ve Farsça kelimelerden
farklõ olarak dişi ve erkek kelimeler şeklinde sõnõflandõrõldõklarõ ve
tamlama düzeni içinde de bu özelliklerinin göz önüne alõndõğõ belirtilir.
Çokluk hâlde bulunan isimlerin de dişi sayõldõklarõ için dişi sõfatlarla tamlama
düzenine girdikleri açõklanõr. Son söz olarak bu bölümün daha ayrõntõlõ
bir şekilde ele alõndõğõ Kavâ’id-i Osmâniyye’ye gönderme yapõlõr.

Bâb-õ sâlis zamir beyânõndadõr:
Üçüncü bölümde zamir konusu ele alõnmaktadõr. Zamir, ismin yerini
tutan kelime olarak tanõmlandõktan sonra zamirler Arapça sarfõn etkisiyle
III. şahõstan başlamak üzere gaa’ip yani adõ geçen o; muhâtap yani dinleyen
sen; mütekellim yani konuşan ben olmak üzere sõralanmakta ve zamirlerin
çokluk şekilleri de onlar, siz, biz şeklinde belirlenmektedir.

İsimlerin yerini tutan zamirlerin tõpkõ isimler gibi hâl ekleri aldõğõ
anlatõlmak üzere bir tablo verilmektedir. Bu tabloda şahõs zamirlerinin yalõn,
yükleme, yönelme hâli ve iyelik grubu çekimleri yer almaktadõr. III. teklik
ve çokluk şahõs çekiminde onun kitabõ ve onlarõn kitabõ şeklinde iyelik grubunun
isim kõsõmlarõ teklik olarak gösterilmektedir7.

Bir çeşit zamir eki olarak değerlendirildiği anlaşõlan iyelik ekinin
değişik şekillerde yazõlan kelimelerle çekimi tablolar hâlinde sunulmaktadõr.
Son harfi önceki harften ayrõ yazõlanlar için kitap, son harfi önceki harfe
bitişenler için emir, son harfi hâ-yõ resmiyye olanlar için hâne, son harfi
elif olanlar için safâ, son harfi ya olanlar için yalõ, son harfi vav olanlar için
kapu kelimesi seçilmekte ve bu kelimelerin her birine iyelik eki getirilerek
dört hâl kategorisine göre çekimi birer tabloda verilmektedir. İyelik eki alm
õş kelimeler, III., II., I. teklik, II. ve I. çokluk şahõs sõrasõna göre dizilSosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
101
mekte, III. çokluk şahõs iyelik eki almõş kelimelerin hâl ekleri ile kullanõlõ-
şõna yer verilmemektedir.

İmlâ ile ilgili olarak da, isimle iyelik eki arasõnda bulunan yardõmcõ
ünlü olan ya (I) ünlüsünün genellikle yazõldõğõ, ancak bazen yazõlmadõğõ durumlar
õn da bulunduğu anlatõlmaktadõr.

Bâb-õ râbi ism-i işâret beyânõndadõr:
Dördüncü bölümde ism-i işâret olarak adlandõrõlan işaret zamirleri
ele alõnmakta ve bu kelime türü kendisiyle bir şeye işâret olunan kelimeler
olarak tanõmlanmaktadõr. İşaret zamiri olarak bu, şu zamirleri ve çokluk
şekilleri bunlar, şunlar zamirleri sõralanmaktadõr. İşaret zamirlerinin hâl
ekleri ile çekimi bir tabloda sunulmaktadõr.

Uzaktaki veya görünmeyen bir varlõğõ işaret etmek için kullanõlan o
zamirinden ve çokluk şekli olan onlar zamirinden bu bölümde söz edilmemektedir.

Bâb-õ hâmis mübhemat beyânõndadõr:
Beşinci bölümde belirsizlik ifadesi taşõyan kelimeler işlenmektedir.
Bu tür kelimeler, mübhemat başlõğõ altõnda toplanmakta ve belli etmeyerek
bir şeyi iş’âr eden kelimeler şeklinde tanõmlanmaktadõr. Bu başlõk altõnda ilk
olarak bazen kendü biçimi de kullanõlan kendi dönüşlülük zamiri ele alõnarak
bütün şahõslara göre çekimi yapõlmakta, ardõndan bunun Farsçadaki
karşõlõğõ hod ve Arapçadaki karşõlõklarõ bi’z-zat ve bi’n-nefs üzerinde durulmaktad
õr.
Ne, kim ve kaç soru zamirleri ve bunlarõn çokluk şekilleri, kim gelirse
gelsin, ne olursa olsun, kaç olursa olsun cümlelerindeki kullanõlõşlarõ
ile belirsizlik ifadesi olarak ele alõnmaktadõr. Kaç soru kelimesinin Farsçadaki
karşõlõğõ çend de, Türkçedeki çend defa kullanõlõşõ ile dilimizin belirsizlik
ifadesi taşõyan sözleri arasõnda değerlendirilmektedir.
Bâb-õ sâdis masdar beyânõndadõr:
Altõncõ bölümde ele alõnan mastar, "bir işin ismi olup âhiri mek yâhut
mak olur." şeklinde tanõmlanmaktadõr. Ardõndan kelimenin madde-i
asliyyesi olarak adlandõrõlan fiil kökü ve fiili mastar hâline getiren -mAk
ekinin kullanõlõşõ ele alõnmaktadõr. Fiil köklerinin diğer kullanõm biçimleri
olan fiil çekimlerine ise sõyga yani kip adõ verilmektedir.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
102
Mastarlarõn yazõlõşõ ve bunlarõn yazõmõnda görülen bazõ farklõ şekillerin
nasõl anlam değişmelerine yol açtõğõ örneklerle anlatõldõktan sonra
mastarlar, masdar-õ mücerrede yani basit mastarlar ve masdar-õ mezîdün-fih
yani türemiş mastarlar olarak ikiye ayrõlõr.

Mastarlar, nesne alma durumlarõna göre lâzõm yani geçişsiz ve mü-
te’addî yani geçişli fiiller olarak gruplandõrõlmaktadõrlar. Bazõ fiillerin kitabõ
hocaya vermek örneğinde olduğu gibi iki mef’ûle yani iki nesneye yönelik
olduklarõ ifade edilir. Bu yaklaşõmdan ve daha önce de yönelme hâli için
sahrâyõ dolaştõm örneğinin verilmesinden, Arapça sarfõn etkisiyle yükleme
ve yönelme hâllerinin bazen aynõ kategoride değerlendirildikleri anlaşõlmaktad
õr.
Fiil çatõlarõ öznelerine göre de bir değerlendirmeye tâbi tutulmaktad
õr. Ma’lûm yani etken çatõ mastarõn anlamõnõn öznenin işi olmasõ şartõna
bağlanmakta; mechul yani edilgen çatõ ise mastarõn gösterdiği hareketin
özneye değil nesneye yönelik olmasõyla açõklanmaktadõr.
Türemiş fiillerden, lam (-l-) veya nun (-n-) ekleriyle türeyen meçhul
yani edilgen çatõlõ ve mutâva’at yani dönüşlü çatõlõ fiiller aynõ gruba dahil
edilerek, bunlarõn adam kendi kendine yõkanmak ve esvap yõkanmak, ayak
üzerine dikilmek ve ağaç dikilmek şekillerinden birincilerin meçhul, ikincilerin
mutâva’at anlamõ taşõdõğõ belirtilmektedir.

İkinci gruba şin (-ş-) ile türeyen iştirak yani işteşlik fiilleri, üçüncü
gruba ta (-t-) ve -DIr ekleri ile geçişli veya ettirgen yapõlan fiiller dahil edilmektedir.
Bu kõsõmda -t- ekinin; son sesi ünlü olan ve birden çok hecesi
bulunan fiiller ile -DIr- eki almõş fiillere, -DIr- ekinin ise son sesi ünlü olan
tek heceli fiiller ile son sesi ünsüz olan ve birden çok hecesi bulunan fiillere
geldiği örneklerle açõklanõr.
Dördüncü grupta lâm-õ meftûha (-lA-) ile isimden türemiş fiiller ile
-n- ve -ş- ekiyle genişletilmiş şekilleri ele alõnmaktadõr.
Türemiş fiillerden sonra bir isimle birlikte kullanõlan fiillerin meydana
getirdiği birleşik fiiller işlenmektedir; ateş yakmak, ziyâ vermek gibi
deyimleşmiş ifadelerden sonra Türkçenin isimle birleşik fiil yapan aslî yard
õmcõ fiilleri olan etmek, eylemek, olmak, kõlmak fiilleri ile bazen bu fiillerin
yerine de kullanõlan yapmak ve bulunmak fiilleri anlatõlmaktadõr.
Bu bölümde, mastarlarõn -mAk ekinin son sesi düşürülerek yapõlan -
mA ekiyle türetilmiş tahfîfî yani hafifletilmiş şekli ve -mAk ekinden sonra
getirilen -lIk ekiyle genişletilmiş te’kîdî yani kuvvetlendirilmiş şekli ve bunlar
õn isimler gibi hâl ekleriyle kullanõlõşõ ele alõnmaktadõr. Bu mastar şekillerine
fiil kök veya gövdelerine şin (-Iş) eki getirilerek türetilen hâsõl-õ masSosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
103
darlar da dahil edilmektedir. Mastar şekillerinin hâl ekleriyle kullanõlõşõ tablosunda
-mAk ekiyle yapõlan mastarlarõn ilgi hâli eki almadõğõna işaret edilmektedir.

Bâb-õ sâbi fi’l beyânõndadõr:
Altõncõ bölümde fiil çekimleri üzerinde durulmakta ve "fiil, üç zamandan
birinde vâk’i işe delâlet eden kelimedir." şeklinde tanõmlanmakta ve
geldi, geliyor, gelecek örnekleri ile söz konusu üç zamandan görülen geçmiş
zaman, şimdiki zaman ve gelecek zamanõn kastedildiği anlaşõlmaktadõr.
Ancak fiil çekim tablolarõnda mâzî-i şuhûdî (görülen geçmiş zaman), mâzî-i
naklî (öğrenilen geçmiş zaman), muzâri (geniş zaman), hâl (şimdiki zaman),
istikbâl (gelecek zaman), fi’l-i vücûbî (gereklik), fi’l-i iltizâmî (istek), emr-i
gaa’ip - emr-i hazõr (emir) kiplerinde çekilmiş fiiller sõralanmaktadõr. Bugün
tasarlama kipleri içinde değerlendirdiğimiz şart kipi ise bir fiil kipi olarak
ele alõnmamakta şart birleşik çekimi yapan bir yardõmcõ fiil olarak değerlendirilmektedir8.
Fiil çekimleri basit ve birleşik çekimler olmak üzere iki bölüme ayr
õlmakta ve basit kipler, fiil kökünün görünüşünün şahõs ve kiplere göre değişmesi
olarak tanõmlanmaktadõr. Tablolar hâlinde düzenlenen fiil çekimleri,
son sesi ünsüz olan ince sõradan fiillerin ve kalõn sõradan fiillerin etken
ve edilgen çatõlarõ olumlu ve olumsuz şekilleri ile III., II., ve I. teklik ve
çokluk şahõslara göre sõralanmaktadõr.

Son sesi ünsüz olan ince sõradan etken çatõlõ fiil olarak sevmek, edilgen
çatõlõ fiil olarak sevilmek; kalõn sõradan etken çatõlõ fiil olarak yazmak,
edilgen çatõlõ fiil olarak da yazõlmak fiilleri seçilmiştir.
Emir çekiminin gaa’ip kõsmõnda III. teklik ve çokluk, emr-i hazõr
kõsmõnda II. teklik ve çokluk şahõs çekimleri verilmiştir.

Son sesi ünsüz olan fiil çekim tablolarõndan sonra emir çekimin III.
teklik şahõs eki -sIn ve gereklik eki -mAlõ’nõn değişik yazõlõşlarõ anlatõlõr.
Son sesi ünlü olan fiillerin çekim tablolarõ da tõpkõ son sesi ünsüz olan
fiillerin çekim tablolarõ gibi düzenlenmektedir. Ancak son sesi ünlü olan
fiil çekim tablolarõnda bütün kiplerin ve şahõslarõn tek tek gösterilmesine
ihtiyaç duyulmamõştõr.

Son sesi düz ünlü olan fiillerin ince sõradan olanlarõ için bellemek ve
bellenmek, kalõn sõradan olanlarõ için aramak ve aranmak fiillerinin, son
sesi yuvarlak ünlü olanlar için ise okumak ve okunmak fiillerinin çekimleri
yapõlmõştõr.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
104
Basit kiplerden sonra ele alõnan birleşik kipler, yardõmcõ fiil ile yap
õlan fiil çekimleri olarak tanõmlanõr. Yardõmcõ fiil ise mastarõ ve başka kipleri
olmayan yalnõzca geçmiş zaman ve şart çekimleri bulunan fiil olarak
açõklanõr. i- yardõmcõ fiilinin görülen geçmiş zaman, öğrenilen geçmiş zaman
ve şart çekimi III., II. ve I. teklik ve çokluk şahõs sõrasõna göre birer
tablo ile verilir.

Basit fiil kipinin III. teklik şahõs çekiminden sonra i- yardõmcõ fiilinin
görülen geçmiş zaman çekimi getirilerek hikâye birleşik çekimi, aynõ
yardõmcõ fiilin öğrenilen geçmiş zaman çekimi getirilerek rivayet birleşik
çekimi, şart çekimi getirilerek şart birleşik çekimi yapõlõr. Fakat görülen
geçmiş zamanõn rivayet çekimi bulunmamaktadõr.
Basit fiil çekimlerinde bütün fiil kiplerinin şahõslara göre çekimi verildiğinden,
birleşik fiil çekimlerinde bütün kiplerin sadece sevmek fiili ile
III. teklik şahsa göre çekimi sõralanmaktadõr.

Birleşik fiil çekim tablolarõnda istek kipinin hikâyesi seveydi, rivayeti
seveymiş, şartõ sevse şeklinde verilmektedir. Tablonun sonunda ise bu
birleşik çekimlerin aslõnda seve idi, seve imiş, seve ise şeklinde olduğu ses
yutumu sebebiyle birleştirildiklerinden bu şekle girdikleri, diğer kiplerin de
aynõ usulle sevdiydi, sevmişti, severmiş, seviyormuş, sevecekse, sevmeliyse
şeklinde birleştirilebileceği söylenmektedir.

Basit ve birleşik fiil çekimlerinin ardõndan sõyga-i sõla denilen sõfatfiillere
geçilmektedir. Sõfat-fiillerin geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman çekiminin
bulunduğu, isimler gibi şahõs zamirleri ile iyelik çekimine girdiği ve
hâl eki alabildiği ifade edilmekte ve geçmiş zaman çekimi için sevdiği, gelecek
zaman çekimi için seveceği, şimdiki zaman çekimi için sevmekte idiği
çekimleri esas alõnarak hâl ekleri ile çekimi tablolar hâlinde sunulmaktadõr.
Aynõ çekimlerin kalõn sõradan filler ile yapõlmasõ için ise yazmak fiili seçilmiştir.
İyelik eki almõş bir sõfat-fiil şekli olan idiği kelimesinin idüği şeklinin
de var olduğu ve bunun yerine olduğu ve bulunduğu kelimelerinin de
konulmasõyla bir tür şimdiki zaman çekimi yapõlabileceği anlatõlmaktadõr.
Sõfat-fiillerle ilgili anlatõlacaklar böylece tamamlandõktan sonra rabt
sõygalarõ adõ verilen zarf-fiiller ele alõnmaktadõr. Zarf-fiiller, bir sözü bir
başka söze bağlayan, değişik kiplere göre çekimi bulunmayan, etken ve
edilgen çatõlarõ ile olumlu ve olumsuz yapõlarõ olan fiil şekilleri olarak tan
õmlanmakta; -Ip zarf-fiil eki sõyga-i atfiyye, -IcAk zarf-fiil eki sõyga-i ta’kibiyye,
-IncA zarf-fiil eki sõyga-i intihâ’iyye, -AlI zarf-fiil eki sõyga-i
ibtidâ�iyye, -DIkçA zarf-fiil eki sõyga-i tevkîtiyye olarak adlandõrõlmakta ve
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
105
sevmek, yazmak, bellemek, aramak, acõmak, okumak fiilleri bu zarf-fiil eklerine
göre etken, edilgen çatõlarõ ve olumlu, olumsuz şekilleri ile çekimlenmektedir.

Bâb-õ sâmin fer’-i fi’l beyânõndadõr:
Sekizinci bölümde fiil kökünden türeyen kelimeler ele alõnmaktadõr.
İlk olarak Arapçadaki kelime tasnifinin etkisiyle, -An ekinin etken çatõlõ fiile
getirilmesiyle yapõlan ism-i fâil ve aynõ ekin edilgen çatõlõ fiile getirilmesiyle
yapõlan ism-i mef’ûl işlenmektedir. Bu tür kelimelerin tõpkõ isimler gibi
işlem gördüğü örneklerle anlatõldõktan sonra ism-i fâ’il kategorisine -IcI
ekiyle yapõlan isimler ve ism-i mef’ûl kategorisine edilgen çatõlõ fiillere -
mIş eki getirilerek türetilen sõfat-fiiller de dahil edilmektedir.
Mübâlaga-i ism-i fâ’il kategorisine ise fiillerden devamlõlõk arz eden
nitelik isimleri türeten -GAn ve -GIç fiilden isim yapma ekleriyle türemiş
isimler sokulmaktadõr.

Sõfat-õ müşebbehe ise -Ik ve -GIn ekleriyle türemiş sõfatlardõr. Bunlar
õn bazõlarõnõn ism-i fâil, bazõlarõnõn ise ism-i mef’ûl anlamõ taşõdõklarõ belirtilmektedir.
Fiillerden türemiş kelimelere -ArAk zarf-fiil eki de dahil edilmekte
ve bu ekin -A- istek ekine mahiyeti belirtilmeyen bir -rAk eki getirilerek tü-
rediği söylenmektedir.

Son olarak Arapça mastarlarõn ve fiilden türemiş isimlerin dilimizde
yaygõn olarak kullanõldõğõ ancak bunlarla ilgili bilgilerin Kavâ’id-i Osmâ-
niyye’de verildiği hatõrlatõlmaktadõr.

Bâb-õ tâsi edevat beyânõndadõr:
Dokuzuncu bölümün konusunu teşkil eden edatlar, "başlõ başõna bir
ma’nâya delâlet etmeyip belki kelimelerin birbiriyle terkîbine âlet olarak
kullanõlan kelimeler" olarak tanõmlanmakta, ancak bu kategoriye çok sayõda
çekim ve yapõm eki de dahil edilmektedir.

Bu bölümde ele alõnan başlõca edat ve ekler şunlardõr:
Üzere yükseklik edatõ (edât-õ isti’lâ) olarak adlandõrõlmakta ve Farsça
ber, Arapça alâ edatlarõnõn da aynõ işlevde kullanõldõğõ belirtilmektedir.
İçin sebep edatõ (edât-õ ta’lil) yanõnda Farsçadan beray, Arapçadan li
ve li-ecl edatlarõnõn da aynõ işlevle kullanõldõğõ söylenmektedir.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
106
İle sohbet (musâhebet) ve mâ’iyyet (beraberlik) edatõnõn bazen -lA
şeklinde isme bitiştirildiği, Farsçadan bâ ve Arapçadan ma’a edatlarõnõn da
ile edatõyla aynõ işlevde kullanõldõğõ bildirilmektedir.

Edat olarak değerlendirilen -DAn çõkma hâli ekinin İstanbuldan Mõ-
sõra dek gittim cümlesinde olduğu gibi fiilin gösterdiği işin başlangõcõnõ,
gümüşten zarf yaptõrdõm cümlesinde olduğu gibi bir nesnenin neden yapõldõ-
ğõnõ, şu etten bir parça kes ve meclis-i ma’ârif â’zâsõndan filan ibarelerinde
olduğu gibi bir bütünün parçasõnõ bildirdiği ifade edilmekte ve bu ekin iyelik
eklerinden, şahõs ve işaret zamirlerinden, zaman bildiren sõfat-fiil eklerinden
sonra gelebileceği örneklerle gösterilmektedir. Farsçadan ez,
Arapçadan min ve an edatlarõnõn da -DAn ekiyle aynõ işlevde kullanõldõğõ
anlatõlmaktadõr.

-DA bulunma hâli eki de edat olarak değerlendirilmektedir. Bu ekin
geldiği kelimelere zarf anlamõ kattõğõ, -DAn çõkma hâli ekinin diğer ek ve
kelimelerle girdiği şekil münasebetlerine girebildiği ve Farsçadan der,
Arapçadan fî edatõnõn bu ekle aynõ işlevde kullanõldõğõ açõklanmaktadõr.
Dek, bir şeyin bittiği noktayõ bildiren ve bazen anlamõ pekiştirilmek
üzere başõna çak edatõ getirilen bir miktar edatõdõr. Farsçadan tâ, Arapçadan
ilâ edatlarõ da aynõ işlevde kullanõlmaktadõr.

Benzetme edatõ gibinin Farsçadaki karşõlõğõ çü ve çün edatõ, Arap-
çadaki karşõlõğõ ise kelime başõna getirilen kâf harfidir.

-CA eşitlik eki, bir hükmün yönünü bildiren bir unsur olarak açõklanmakta
ve Farsça -âne ekinin de aynõ işlevde kullanõldõğõ bildirilmektedir.
İken zarf-fiili, "bir fiilin vukû’unda öznenin veyâ nesnenin ne hâlde
olduğunu ifade eden söze eklenen bir zarf eki (edât-õ hâl)dir."
Ki ve aynõ işlevde kullanõlan kim bağlacõ, bir cümlenin anlamõnõ bir
şeye sõfat hükmünde bağlayan bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Dahi, "iki şeyi bir hükmünde birleştiren bir edat" olarak açõklanmakta
ve da / de edatlarõ onun hafifletilmiş bir şekli olarak görülmektedir.
Hem edatõ da tõpkõ dahi edatõ gibi, iki şeyi bir hükmünde birleştiren
bir edat olarak açõklanmakta ve örneklerle bu iki edat arasõndaki işlev birliği
açõklanmaya çalõşõlmaktadõr.

Yahut, bazen hafifletilmiş şekliyle ya olarak kullanõlan ve iki ihtimali
birden ifade eden bir edat olarak açõklanmaktadõr.
Vav, Arapçada ve, Farsçada u, ü, vü, Osmanlõ Türkçesinde her iki
dildeki şekilleriyle kullanõlan bir bağlama edatõdõr.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
107

-sIz eki, isimleri; değil edatõ, sõfatlarõ olumsuz kõlan unsurlar olarak
değerlendirilmekte, ardõndan -mAk mastar ekinden sonra gelen -sIz olumsuzluk
ekine, yazarõn ifadesiyle ya ve nun, -(I)n vasõta eki getirilerek türetilen
-mAksIzIn ekinin etimolojisi üzerinde durulmaktadõr. Farsçada -sIz
ekinin yerine bî, değil edatõ yerine de nâ ön ekinin kullanõldõğõ; mimin yani
-mA olumsuzluk ekinin fiilleri olumsuz kõldõğõ, hiç sözünün ise olumsuz
ifadeleri pekiştirdiği anlatõlmaktadõr.

mI, soru anlamõ kazandõrõlmak istenen her tür kelimenin yanõna getirilmektedir.
Sorunun cevabõ olumlu ise tasdik edatõ olan evet, olumsuz ise
hayõr ile mukabele edilmektedir.

Ancak, birlikte kullanõldõğõ kelimenin anlamõnõ sõnõrlandõran ve birleşik
cümlelerde yardõmcõ cümlenin ifade ettiği anlamõ kesinleştiren bir edat
olarak değerlendirilmekte ve Arapça fakat ve lâkin edatlarõnõn da aynõ işlevlerde
kullanõldõğõ bildirilmektedir.

Türkçedeki -cIk ve -cAğIz ekleri ile Farsçadaki -çe eki küçültme anlam
õ taşõyan ekler olarak belirtilmektedir.

-lIk ekinin yer adlarõ türetme işlevine edât-õ mahalliyet, sõfatlardan
kavram adõ türetme işlevine edât-õ masdariyet adõ verilmekte ve Arapçadaki
-iyyet ekinin de edât-õ masdariyyet işlevi taşõdõğõ ifade edilmektedir.
-lI eki ile Farsçadaki -î ve Arapçadaki -iyye eklerine edât-õ nisbet adõ
verilmekte ve eklendikleri kelimelere ilgi anlamõ kattõklarõ açõklanmaktadõr.
Cümle sonuna getirilen ya edatõnõn ve bunun kõsaltõlmõşõ olarak dü-
şünülen A edatõnõn sevdin ya, geldin ya, baksana, gelsene örneklerinde olduğu
gibi kuvvetlendirme; a sultânõm, a cânõm gibi yerlerde görülen a edatõ-
nõn edât-õ nidâ, cümle başõnda kullanõlan işte sözünün işte bak türünden örneklerde
görüldüğü gibi tenbih edatõ olduğu bildirilmektedir.

Hâtime:
Son bölümde cümle konusu işlenmektedir. Cümle, bir tamlayanõn bir
tamlanana bağlanmasõyla ortaya çõkõp dinleyene anlamõ bütünüyle ifade
eden söz olarak tanõmlanmaktadõr. Bu tanõm daha çok isim cümlelerine uymakla
birlikte, cümle; bir özne (fâ’il) ile bir fiilden meydana gelen fiil cümlesi
ve bir özne (mübtedâ) ile isim olan bir yüklemin (haber) -DIr eki (edât-õ
haber) vasõtasõyla birleştirilmesinden meydana gelen isim cümlesi olmak
üzere iki gruba ayrõlmaktadõr9. Daha sonra da olumlu isim cümlesinin ve
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
108
olumsuz isim cümlesinin örnekleri bütün şahõslara göre bir tablo hâlinde sunulmaktad
õr.

Cümlenin temel unsurlarõ böylece verildikten sonra mütemmimat adõ
verilen yardõmcõ unsurlara geçilmektedir. İlk olarak hâl adõ verilen zarffiiller
ele alõnmakta, -ArAk ve iken zarf-fiili taşõyan kelimelerin bulunduğu
cümleler sunulmaktadõr. İkinci sõrada eşitlik fonksiyonu taşõyan unsurlara
yer verilmekte, -CA eki ve Farsça -âne ekiyle kullanõlan örnekler sõralanmaktad
õr. Üçüncü ve son olarak müte’allikat-õ fiil adõ verilen fiilin anlamõnõ
tamamlayan üzere, için, ile, gibi, dek edatlarõ ve -I, -A, -DA, -DAn hâl ekleri
ile kurulan ibareler sayõlmaktadõr.

Zeyl-i risâle:
Kitaba ek olarak konulan bu bölümde çok kullanõlan fiiller; Arapça
sarf anlayõşõnõn etkisiyle ikili, üçlü, dörtlü kökler hâlinde ve farklõ yazõlõşlar
õyla birlikte sõralanmõş, fâ’ide ve kaa’ide başlõklarõ altõnda fiillerle ilgili bazõ
açõklamalara yer verilmiştir.

Sünâ’î:
Kökü iki harften meydana gelen 235 fiile ve bunlardan 14’ünün ayrõ
yazõlõşõna yer verilmiştir.

Fâ’ide:
Küçük ünlü uyumuna uymayan çürimek, sürimek, yürimek yazõmõnõn
bu kurala uydurularak çürümek, sürümek, yürümek şekillerinde de olabileceği
belirtilmektedir.

Sülâsî:
Kökü üç harften meydana gelen 208 fiile ve bunlardan 13’ünün ayrõ
yazõlõşõna yer verilmiştir.

Fâ’ide:
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
109
Bazõ fiillerde kelime kökünde bulunan ve fiil çekimi sõrasõnda ortaya
çõkan ünlülerin yazõlõp yazõlmamasõ ile ilgili iki ihtimalli durumlar ele alõnmaktad
õr.

Rübâ’î:
Kökü dört harften meydana gelen 54 fiile ve bunlardan 9’unun ayrõ
yazõlõşõna yer verilmiştir.

Fâ’ide:
Bazõ fiil köklerinin son sesinde bulunan -a ünlüsünün elif ile de yaz
õldõğõ, ancak ha (-yõ resmiyye) ile yazõlmasõnõn daha yaygõn olduğu belirtilmektedir.
Türkçede õsmarlamak fiili beşli bir kök olarak değerlendirilmekte,
fakat bu tür fiillerin Türkçede çok az bulunduğu ifade edilmektedir.
Bu bölümde son olarak 37 geçişsiz fiilin ve bunlarõn -Ar-, -Ir- ve -tekleri
ile geçişli kõlõnmõş şekillerinin bulunduğu bir tablo bulunmaktadõr.

Kaa’ide:
Ünsüzle biten bilin-, yazõl-, eriş-, alõş-, irkil-, ayrõl- gibi fiillerin üns
üzle başlayan bir ek aldõklarõnda araya bir ünlü harfin yazõldõğõ belirtilmektedir.

Kaa’ide:
Bu bölümde iki ünlü arasõnda kalan -t- fiilden fiil yapma ekinin -d-
ünsüzüne dönüştüğü örneklerle açõklanmakta ve et- fiilinin t ünsüzünün de
aynõ şekilde bu fiile ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde d ünsüzüne dö-
nüştüğü bir tabloda gösterilmektedir10.

Ünlüyle biten fiillerin -r ekiyle, ünsüzle biten tek heceli fiil köklerinin
-Ar ekiyle, r, t ve k ünsüzlerinden biriyle biten fiillerin ise -Ir ekiyle geniş
zaman yapõlacağõ anlatõlmakta; alur, bilür, gelür, gücenür, õslanur,
ilişür, irkilür, sanur, virür, utanur gibi eskiden beri -Ur ekiyle geniş zaman
çekimine sokulan fiillerin artõk, küçük ünlü uyumuna uygun olarak, -Ir ekiyle
telâffuz edildiği söylenmekte ve bu eserde de eski kurallara uygun
olarak bu tür fiillerin yuvarlak ünlüyle yazõldõğõ, ancak doğru olanõn kelimelerin
söylendiği gibi yazõlmasõ olduğu anlatõlmaktadõr. Ayrõca kelimeleSosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
110
rin yazõlõşõ ve okunuşu arasõnda görülen bu tür farklõlõklarõn dilde bazõ zorluklara
yol açtõğõ ve zihinlerin lüzumsuz kurallarla dolduğu belirtilmektedir.

Fâ’ide-i mühimme:
Daha önce sõfat bölümünde ele alõnan Arapça kelimelerdeki dişilik
ve erkeklik kategorisi burada tekrar işlenmekte ve sonunda tâ-i te’nis bulunan
isimlerin dişi olarak kabul edildiği açõklanmaktadõr. Arapça kelimelerle
kurulan tamlamalarda da tamlama unsurlarõnõn cinsiyet özelliği bakõmõndan
uyumlu olmalarõ gerektiği, ancak Farslarõn ve bu konuda onlara uyan Türklerin
bazõ tamlamalarda bu kurala uymadõklarõ ifade edilmektedir. Son devirde
bazõ kâtiplerin ise bu uygulamayõ galat olarak değerlendirdikleri açõklanmaktad
õr.

Eserin son kõsmõnda Arapça olarak bütün milletlerin bir dili vardõr
anlamõnda bir söz ile bir şükür ifadesine yer verilmekte ve Medhal-i Kavâ’id
adlõ bu eserin Ahmet Cevdet Efendi tarafõndan 1268 (M.1851) yõlõnda yazõld
õğõ ve Dârü’l-matba’atü’l-âmirede litoğrafya tezgâhõnda basõldõğõ belirtilmektedir.
Eserin sonraki baskõlarõnda yazar ve matbaa hakkõndaki bölüm bulunmamakta,
eserin baş kõsmõnda yer alan bir dõş kapakta eserin mekâtib-i
rüşdiyede (orta okullarda) okutturulmak üzere ders kitabõ olarak seçildiği
açõklanmaktadõr.

Sonuç:
Medhal-i Kavâ’id, 150 yõlõ aşan Türkçe dil bilgisi kitabõ yazma maceram
õzõn ilk adõmõ olmasõ bakõmõndan tarihî bir değer taşõmaktadõr.
Bu kitabõn bir diğer önemli özelliği de bir ders kitabõ olmasõ, yani
pedagojik bir eser niteliği taşõmasõdõr. Bugün de çok önemli bir konu olarak
önümüzde duran okullarõmõzda dil bilgisinin nasõl veya hangi yöntem ve
tekniklerle öğretileceği konusunda da Medhal-i Kavâ’id’in ilk olma özelliği
taşõdõğõnõ söyleyebiliriz.

Yazar, Türkçenin kelimelerin imlâsõ ve Arap alfabesiyle doğru okunup
yazõlmasõ için yeni teklifler getirmekte, yuvarlak ünlülerinin tamamõ (o,
ö, u, ü) ve v ünsüzü için kullanõlan vav harfinin üstüne ve altõna işaretler
ilave ederek alfabenin Türkçenin ses özelliklerine uygun bir tarzda õslah
edilmesini düşünmektedir.

Sağõr kef harfiyle gösterilen ñ ünsüzünün, İstanbul Türkçesinde n
ünsüzüne dönüştüğü yolundaki açõklama ve alur, bilür gibi ilk hecesi düz
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
111

ünlüyle başladõğõ hâlde ikinci hecesinde yuvarlak ünlü bulunan kelimelerin
alõr, gelir şeklinde düz ünlüyle okunduğunun belirtilmesi, ñ ünsüzünün
söyleyişten kalkmasõ ve küçük ünlü uyumu kurallarõnõn başlangõcõyla ilgili
bir fikir vermesi bakõmõndan önemlidir.

İşaret zamirleri ele alõnõrken o zamirinin belirtilmemesi, Arapça ve
Farsçanõn bunaltõcõ etkileri arasõnda sõkõşõp kalan Türkçenin, gramer konusunda
bilgin olanlar arasõnda bile tam olarak kavranamadõğõnõ gösteren çarp
õcõ bir örnektir. Ayrõca isim ve fiil çekimlerinde 3.şahõstan başlanmasõ ve
eklerle bir kelime türü olan edatlarõn aynõ başlõk altõnda değerlendirilmesi
Arapça sarfõn Türkçe dil bilgisi üzerindeki etkilerinden sadece bir kaçõdõr.
Ahmet Cevdet Paşa, Türkçeyi Arap, Fars ve Türk dillerinin karmas
õndan meydana gelen bir dil olarak gördüğü Lisan-õ Osmânî adõyla anmõş
ve bu anlayõşla dört ayrõ dil bilgisi kitabõ yazarak hem devrinin Türk dil
bilgisi kültürünü yönlendirmiş hem de tarih ve hukuk alanõnda olduğu gibi
dil alanõnda da çağdaşlarõnõ ve haleflerini etkilemiştir. Bu bakõmdan
Medhal-i Kavâ’id, uzun bir dönem Türk dilinin bir bilgi alanõ ve bilim konusu
olarak işlenmesinin usulünü ve üslubunu belirlemiştir. Aynõ dönemde
yazõlan dil bilgisi kitaplarõnõn tamamõnda konularõn ele alõnõşõ ve düzeni
bakõmõndan Medhal-i Kavâ’id’in örnek teşkil ettiğini söylemek hiç de iddialõ
olmayacaktõr.

Jean Deny’nin Gammaire de la langue turque, dialecte osmanli, (Paris
1921) adlõ eserinin yayõmlanmasõna kadar yazõlan Türk dil bilgisi kitaplar
õ Ahmet Cevdet Paşa’nõn Türkçeye bakõşõnõn etkisi altõnda kalmõştõr. Jean
Deny’den sonra ise Türk diline Hint-Avrupa dillerinin gramer özellikleriyle
yaklaşma dönemi başlamõştõr.
Bu değerlendirmeler õşõğõnda bütün ayrõntõlarõ ile ortaya koymaya
çalõştõğõmõz Medhal-i Kavâ’id’in, Türk dil bilgisinin Türk dilinin yapõsõna
uygun bir bakõş açõsõyla yazõlmasõna ve Türk dilinin okullarõmõzda daha
doğru ve etkin bir şekilde öğretilmesine katkõda bulunmasõnõ diliyoruz.


DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA
1 Daha geniş bilgi için bk. Ahmet Cevdet Paşa, Medhal-i Kavâ’id, hzl. Nevzat Özkan,
TDK yay. 772, Ankara 2000.
2 Ahmet Cevdet Paşa, Tezâkir-i Cevdet 40-Tetimme, hzl. Cavid Baysun, TTK yay., Ankara
1986. s.45.
3 İlk baskõda Sultan Abdülmecid’in daha sonraki baskõlarda Sultan Abdülaziz’in adõ bulunmaktad
õr.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 11 Yıl : 2001 (95-112 s.)
112
4 Rekin Ertem, Elifbe’den Alfabe’ye Türkiye’de Harf ve Yazõ Meselesi, Dergah yay., İstanbul
1991, s.37, 53.
5 M. Şakir Ülkütaşõr, Atatürk ve Harf Devrimi, TDK yay., Ankara 1981, s.20.
6 Krş. için bk. Abdullah Ramiz Paşa, Emsile-i Türkiyye, hzl. Emir İçhem İdben, TDK
yay., Ankara 1999, s.9-10.
7 Krş. için bk. Halit Ziya Uşaklõgil, Kavâid-i Lisân-õ Türkî, hzl. Kaya Türkay, TDK yay.,
Ankara 1999, s.24.
8 Krş. için bk. Halit Ziya Uşaklõgil. age., s.52.
9 Krş. için bk. Abdullah Ramiz Paşa, age., s.162.
10 Krş. için bk. Abdullah Ramiz Paşa, age., s.39.

 


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 


GenBilim