Okunma: 479 kez
Türkistan, Asya'nın tam göbeğindedir. Yani tam anlamıyla Orta Asya'dır. Burada,Türkistan'ın dört tarafının da denizden aynı uzaklıkta bulunduğunu ve dünyada denizden en uzak tek bölge olduğunu da söyleyebiliriz. Cengiz'in ve Timur'un,dünyanın ve tarihin en büyük fatihleri olabilmelerinin sırrı, Türkistan'ın Karalar Çağı'ndaki bu coğrafi konumunun sağladığı imkanlarda yatmaktadır. Uçsuz bucaksız Türkistan bozkırlarındaki ve dağlarındaki atlı insan, Türkistan'dan Avrupa-Asya karalar okyanusunun dört tarafına yayılan Cengiz ve Timur ordusunun güç kaynağı olur.
Kuzey Buz Denizi'nden Hint Okyanusu'na kadar, Büyük Okyanus'tan
Atlantik Okyanusu'na kadar uzanan kervan yolları Türkistan üzerinden
geçer. Türkistan'da yoğurulan bu Kuzey. Güney, Doğu ve Batı'nın ticari
ve medeni değerleri, Türkistan insanlarının hem maddi hem manevi
kaynağı olur. Fakat, çağ değişir, müspet bilimler gelişir. Moğol'u ve
Türk'ü coşturan atın hızı deniz kıyılarında kesilir. Avrupalılar gemi
ve pusula ile okyanus ötesindeki bilinmeyen karalara gider. Karalar
Çağı (Orta Çağ) kapanır, Deniz Çağı (Yeni Çağ) başlar. Karalar çağı
kapanınca, Türkistan da karalar okyanusundaki rolünü kaybetmeye başlar.
Artık Türk'ün de karadaki fatihlik çağı yavaş yavaş kapanır. Dünyamız,
denizci yeni fatihler tarafından işgal edilir.
Böylece
bir zamanlar fatihlerin ana yurdu olan Türkistan,doğuya yayılan Ruslar
ile batıya yayılan Çinliler arasında paylaşılır. Batı Türkistan'da
1870'li yıllarda gerçekleşen Rus istilası ile 1878 yılında Yakup Bey
Devleti'ni yıkan ikinci Çin istilası'na kadar, Türkistan'ın bu iki
bölgesi arasında siyasi sınır yoktur. Doğu Türkistan'daki Çin'e karşı
bütün isyanlar, Batı Türkistan'daki hanlıklar tarafından desteklenir.
Çin katliamından kaçan Doğu Türkistanlılar, zaman zaman Batı
Türkistan'daki hanlıklara sığınırlar. Yakup Bey'in Batı Türkistan'dan
gelerek, Doğu Türkistan'da bir devlet kurması (1865-1878), Türkistan
tarihindeki milli dayanışmanın en canlı örneğidir. Bu yüzden Çinliler
110 yıl (1755-1865) süren ilk istila eylemlerinde başarılı
olamamışlardır. Fakat, Ruslar'ın Batı Türkistan'ı hızlı bir şekilde
işgale kalkması yani Türkistanlılar'ın hem batıda hem doğuda iki dev
düşmana karşı iki cephede savaşmak zorunda kalması, Türkistan'ın
kaderini büsbütün değiştirir. Türkistan'ın paylaşılmasında Ruslar ile
Çinliler dayanışma içine girer. Yakup Bey Devleti'ne karşı seferber
edilen kalabalık Çin ordusunun yiyeceği Ruslar tarafından karşılanır
(Sadri 1984:297).
İşte, Batı Türkistan veya Rus
Türkistanı, Doğu Türkistan veya Çin Türkistanı adları, bu iki yönlü
istiladan sonra ortaya çıkar. Ruslar, 1920'li yıllardaki Batı
Türkistan'da kurduğu (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan,
Türkmenistan, Tacikistan) yeni idari kurumlarının oluşmasına kadar, bu
bölgeyi genel olarak Türkistan kabul eder ve bütün Batı Türkistan için
''Türkistan Valiliği'' adı altında bir idari kurum kurarlar.
Türkistan'ı Uzak Doğu'ya bağlayan demir yoluna TÜRKSİB
(Türkistan-Sibirya) Demir Yolu adını vermeyi sakıncalı görmezler.
Fakat,
Çinliler İkinci Çin istilası'na kadar Doğu Türkistan'da siyasi ve idari
bir kurum kuramamışlardır. Çinliler'in her şehir yanına birer savunma
kalesi kurarak, orada bıraktığı askeri birlikleri, zaman zaman Türkler
tarafından yok edilir. Sadece Çinliler'in yerleştiği bu savunma
kaleleri, sonradan Kaşgar Yeni Şehri, Aksu Yeni Şehri, Yarkent Yeni
Şehri şeklinde adlandırılmıştır. Çinliler bu yeni kurduğu savunma
kalelerine ''Hençin'' (Çinli Şehri), eskiden var olan şehirlere
''Huyçin'' (Müslüman Şehri), adını verirler (LİU 1988:991). ''Türk
Şehri'' adını hiç kullanmamışlardır. Çinliler Doğu Türkistan'a hakim
olduklarını ancak 1884 yılında, İkinci Çin İstilası'ndan sonra, burası
için ''yeni toprak'' veya ''kazanılmış toprak'' anlamıma gelen ''Şin
Can'' adını kullanarak ifade ederler (Hayıt 1975: 147-148).
Fakat,
bu 1878 yılında başlayan İkinci Çin Istilası da, Çinliler için Doğu
Türkistan'da tam bir istikrarlı ortam yaratamamıştır. Bu dönem içinde
Tanrı Dağları'nın güneyinde 1933 yılında, Tanrı Dağları'nın kuzeyinde
1944 yılında cereyan eden isyanlar sonucu 1 0 yıl ara ile iki milli
devlet kurulur Birinci Milli Devlet 1933-1934 yılları arasında bir yıl
yaşar. Hoca Niyaz Hacı başkanlığındaki Nisan 1931'de başlayan Kumul
İsyanı; Mahmut Muhiti başkanlığındaki Ocak 1933'te başlayan Turfan
İsyanı ; Mehmet Emin Buğra başkanlığındaki Şubat 1933'te başlayan Hoten
İsyanı gibi ciddi silahlı eylemler sonucu, 12 Kasım 1933'te Sabit
Damolla başkanlığında Kaşgar'da ''Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti''
adıyla bir Türk devleti kurulur (Buğra 1952:29,30,42). Fakat, Ruslar'ın
böyle bir devletin kendi hududu yanında yaşamasına hiç tahammülü yoktu.
Ruslar'ın koyu desteğiyle 12 Nisan 1933'te İrümçi'de hükümet başına
gelen Çin ordusunun albayı Şın Şi Sey, hem barış, hem terörden ibaret
iki yüzlü politika takip ederek, bu Kaşgar'daki Türk devletini ortadan
kaldırmaya muvaffak olur. Hoca Niyaz Hacı İrümçi'deki Şın hükümetinin
başkan yardımcılığına getirilir ve bir müddet sonra hapsedilir. 1942'de
boğularak öldürülür (Ötkür 1985:416).
İkinci Mi1li
Devlet 1944-1949 yı1ları arasında beş yıl yaşar. İli vilayetinin Nılkı
nahiyesinde, Kazan Türkleri'nden Fatih Müslim'in başkanlığında ortaya
çıkan isyan, kısa bir zaman içinde 12 Kasım 1944 günü Gulca'da ''Şarki
Türkistan Cumhuriyeti''nin kuruluşunu sağlar. 1945'te bu cumhuriyete
Altay ve Tarbagatay vilayetleri de katılır. Ne yazık ki, bu cumhuriyet
de, 1949 yılının ikinci yarısında, Stalin ve Mao işbirliği altında
tertip edilen Üçüncü Çin: istilası ile yıkılır. Cumhurbaşkanı Ahmetcan
Kasimi başta olmak üzere, cumhuriyetin ileri gelen şahsiyetleri,
Pekin'deki kurultaya davet edilme gerekçesiyle bir Rus uçağına
bindirilir ve ''uçak kazası'' süsü ile öldürülür. Dünyamızda 1990'lı
yı1larda cereyan eden büyük değişim sonucu ortaya çıkan olgular, bu
''uçak kazası süsü ile öldürülmenin'' bugünkü Kazakistan'ın hudut şehri
Almatı'da gerçekleştiğini kanıtlamaktadır (Kurban 1994:3334). Bu siyasi
faciadan sonra, Doğu Türkistan tarihinin iki komünist devlet arasındaki
çaresiz ve en karanlık günleri başlar.
Böylece Doğu
Türkistan üzerindeki Çin istilasını üç büyük devreye bölebiliriz :
1755-1865 yı1larını kapsayan Birinci Çin istilası Devri. Bu devreye
değişik bir ifadeyle isyanlar Yüzyılı da denilmektedir. Çünkü bu
devrede 9-1 0 defa büyük isyan meydana gelmiştir. 1878-1944 yı1larını
kapsayan İkinci Çin. İstilası Devri ve.. 1949'dan başlayan Üçüncü Çin
Istilası Devri. Bu Üçüncü Çin İstilası Devri'ne, değişik bir ifadeyle
Komünist Çin İstilası Devri de denilebilir.
Yakın
çağımızın dünyasında, hiçbir yöre Doğu Türkistan kadar çok isyanlara ve
tekrar tekrar istilalara sahne olmamıştır. Hiçbir topluluk Doğu
Türkistanlılar kadar zulüm ve katliamlara maruz kalmamıştır. 250
(1755-2002). )yıllık esirliğin birikimini halen taşımakta olan Doğu
Türkistanlılar kadar bahtsız ve zavallı başka bir topluluk yoktur.
Türkistan'ı
paylaşarak istila eden bu iki milletin (Ruslar'ın ve Çinliler'in)
kültürü ve geleneği birbirinden çok farklı olduğu için, onların sömürge
politikaları da, istila edilen topluluğa karşı tutumları da çok
farklıdır. İngilizler'in ve Ruslar'ın sömürge politikası, sömürgelerin
hayranlığına dayanır. Fakat, Çinliler'in sömürge politikası daha
değişiktir. Uzun tarihi boyunca, başkalarının istilası karşısında
sayıca üstünlüğü ile ayakta kalabilen bu millet, sayıca üstünlüğü ile
elde ettiği sömürgelerini de, sadece sayıca üstünlüğüne dayanan ırkçı
bir politikayla ellerinde tuttular. Yapımı yüzyıllarca süren Çin Seddi,
işte bu insan çokluğunun, insan horluğunun ürünüdür. Çinliler'in
başkalarına verebileceği ancak Çinciliktir. Bu yüzden Çinliler, Doğu
Türkistan'ı istila ettikten sonra, Türkler'in milli benliğini ifade
eden ''Türk'' (Çince telaffuzu Tu Cü) sözcüğünün yerine Huy Huy
(Müslüman) sözcüğünü, ''Türkistan'' sözcüğünün yerine Şi Yü (Batı
Bölgesi) sözcüğünü kullanırlar. ''Türk'' (Tu Cü) sözcüğünü hiç
ku1lanmamışlardır. Elbette bunun sebebi çok açıktır. İstila edilmiş
topluluk için, onların milli kimliğinin yerine dini kimliğini
kullanmak, istilacıların işine gelmektedir.
Çünkü
''Türk'' sözcüğü,bütün Türk boylarını birleştiren ve tarih boyunca her
zaman iktidar anlamıyla ortaya çıkan bir kavram olduğu için,Çin'in
milli devlet geleneği olan ''Başkalarını birbirine karşı kışkırt ve
parçala, yut'' (Barthold 1990:405), politikasına ters düşecektir.
Çinliler'e göre, Çinliler'in işgalindeki herkes, kesinlikle Çinli
olmalıdır. Zaman ve değişen rejimler Çinliler'in bu milli öze1liğini
değiştirmemiş belki de geliştirmiştir. Çin komünistleri azınlık
haklarının koruyucusu görünümü altında, Doğu Türkistan için ''Şin Can
Uygur Özerk Bölgesi'' adını ku1landıkları halde, buradaki Uygur ve
Çinli oku1larını ''yapay ayrılık'' diye, Uygur ve Çinli çocuklarını
aynı okula toplamaları ve Çin'den çok sayıda göçmen getirerek,
Uygurları kendi yurdunda azınlık durumuna düşürmeleri, Çin Komünist
Partisi ve Devleti'nin kurucusu Mao tarafından geliştirilmiş tipik bir
Çin ırkçılığının uygulanışıdır. Sözde ırkçılığa karşı olan komünizm,
Çin ırkçılığını daha çok körüklemiştir. Komünizm, Çin ırkçılığı
yararına, istila edilenlere karşı ku1lanmada en güçlü felsefi bir silah
oluvermişti. Gerçi bugün Çin komünistleri, komünizmin iktisadi
ilkelerinin iflas ettiğini, kendi çıkarları açısından, uygulamada kabul
etseler bile, komünizmin diktatörlük ve ırkçılık için hayati önemi olan
tek partili ve tek uluslu idari ilkelerinden vazgeçmediler. Fakat,
günümüzdeki hızlı değişim sonucu gittikçe yaşamın vazgeçilmez ilkesi
haline gelen özgürlük ve demokrasi karşısında, bugün Kızıl Çin
çaresizdir. Onun ilişkilerindeki, uygulamalarındaki yalan gülümsemeleri
geçersizdir. Özgürlük ve demokrasi kavramı, Kızıl Çin'in ölüm
fermanıdır.
Komünist Çin yakın geçmişte,''Özerk
Bölge'' diye adlandırdıkları Doğu Türkistan'da bütün kadroları
Çinlileştirmek için şu sloganı kullanırdı: ''Amacımız millileştirmek
değil, komünistleştirmektir''. Böylece Çinliler, bir taraftan,
''özerksiniz'' diye aldatıyor, öbür taraftan komünizm kalkanına
sığınarak, özerkliğe karşı cephe alıyorlardı. Onlar, ülkenin asıl
sahibi olan Uygurlar'ın milli benliğini, gururunu ezik tutmak için,
''Yaşasın Ulu Çin Milleti'' sloganını, devletin yüksek siyasi
hayatından başlayarak, fertlerin aile ve özel hayatına kadar
güncelleştirdi. Bir Çinliye ''Çapak Hitay'' (Çapak Çinli) diyebilen bir
Uygur, ömür boyu hapse mahkum edildi veya öldürüldü. Komünizme bilhassa
Çin'e karşı siyasi suç söz konusu ise, Çin polisi bir suçluyu yakalamak
için bin adamı hapsetmekten çekinmez. Çin mahkemesi bir suçluyu
öldürebilmek için bin adama ölüm hükmü giydirmekten çekinmez. Ölümden
kıl payı kurtulabilen siyasi suçluların toplandığı Taklamakan
Çölü'ndeki ''Tarım Toplama Kampı'' ünlüdür. Çarpıcı sloganlara en çok
ihtiyaç duyan rejim komünizm olduğu gibi, çarpıcı sloganları en çok
seven ve kullanan millet de Çinlilerdir. Çünkü sloganlar haksızlıkları
ve zayıt1ıkları kapatmanın en kolay ve etkisi geçici de olsa en etkili
çaresidir. Sloganlar en iyi afyon yutturmaca yoludur. Burada, Çin
milletinin kendine özgü en tipik özelliği, mantık yerine iradeden yani
somut eylemden yana psikolojik yapıya sahip olduklarını ayrıca
belirteyim. Komünizm, Çin'in toplum ve karakter yapısına uygun gelen
bir hayal ürünü olduğu için, bu ilkenin sahipleri olan komünistlerin
vaatlerinin ve sözlerinin gerçek hayatta yerine getirilmemesi
sorumluluk arz etmez. Onlar için önemli olan, bu hayal ürününün sözde
olsa bile yaşatılması ve bu sözlerin arkasına sığınan Çinliler'in, bu
yalanların kurbanı olan milyonların hesabına rahatça geçinebilmesidir.
İnsanlık ve adalet adına taht sahibi olan Çinli dahilerinin (!),
aldatılan bu milyonların üzerinde bir istibdat olarak saltanat
sürebilmesidir. Bu yüzden, Uygurlar'ın cesur milliyetçisi Abdurehim İsa
kendisinin öldürülmesine sebep olan şu hükmü söyler: ''Çinliler'in
özerk bölgesi olmaktansa, İngilizler'in sömürgesi olmak daha iyidir''.
Evet, Çin komünizmi, klasik sömürgeciliği özleten, gelişmiş yirminci
yüzyıl sömürgeciliğidir. ''Kapitalizm ile klasik sömürgeciliğin
haksızlıklarına karşı, dünyaya, hiç kimsenin hiç kimseyi sömüremeyeceği
yeni düzen ve adalet getirdiklerini'' söyleyen, iddialarında çok inatçı
ve son derece cahil olan Çin komünistlerine karşı böyle bir yalın
mantık ile ortaya çıkmak, elbette yalnız cesaret işi değil, aynı
zamanda Çin komünistleri hakkındaki doğru ve derin bilginin de
sonucudur. Abdurehim İsa, Çin komünistleri hakkındaki bu bilgiyi, Çin
komünistleriyle beraber çalıştığı 8 (1949-1957) yıllık çalışma hayatı
sırasında elde etmiştir. Fakat, Çinliler ile beraber çalışmak, Çinliler
ile beraber yaşamak hiç de kolay değildir. Bu yaşam her şeyden önce
yalan ve haksızlıklara katlanmak demektir. Çinlilerle beraber yaşarken
cesurluğu ve dürüstlüğü seçmek ölümü seçmek demektir.
Orhun
Abideleri'nde, Çin hakkında 1300 yıl önceki ölümsüz Türk ikazı bugün de
geçerlidir : ''Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş.
Tatlı sözle yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece
yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman
düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan
yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış'' (Ergin 1
980: 18).
Çin tehlikesi ve kötülükleri hakkındaki
yalın tarihi gerçek şu ki, Türkler güçlü veya zayıf dönemlerinde olsun,
tarih boyunca, Çinliler'in karşısında bir kaya gibi onların etrafa
genişlemesine engel olmuştur. Türkler'in sayesinde kuzeydeki ve
batıdaki bir çok milletler bu arsız ve zalim milletin olası istila ve
zulmünden kurtulmuştur. Yani, Türkler bir kalkan gibi Batı uygarlığını
bu ''Sarı tehlike''den korumuştur. Türkler tarihteki bu rolleri
itibarıyla insanlık ve uygarlık adına övünmekte haklıdırlar. Fakat,
Türkler bu hizmetine karşılık Batı milletlerinden yardım görmek şöyle
dursun, onların da saldırısına uğramıştır. Türkistan'a yönelik Arap,
Fars, Rus, Kalmuk saldırıları, Türkler'i çoğu zaman iki cephede
savaşmak zorunda bırakmıştır. Yine de bu millet, düşmanlarının bu kadar
çok olmasına rağmen, tarihteki görevinin bu kadar ağır olmasına rağmen,
ırkının, dilinin asilliği ve yaşam biçiminin hareketliliği sayesinde
günümüze kadar gelebilmiştir. Ne acıdır ki, bu ağır görev bugün sadece
Uygurlar'a yüklenmiş gözükmektedir. Batı Türkistan'daki Türk
cumhuriyetleri Çin ile çeşitli anlaşmalara imza atarak,Çin'in
dostluğunu kazanmaya çalışırken, Türkiye Cumhuriyeti, Çin Devlet
Başkanı Jiang Zemin'i Devlet Nişanı ile ödüllendirdi (20. 04. 2000).
Yıl
1877 Mayıs, Yakup Bey hayata gözlerini kaparken, Çinliler'in öç alma
hırsı şiddetle devam eder. Çin birliklerinin Kaşgar'ı işgal ettikten
sonra yaptıkları ilk iş, Yakup Bey'in mezarını bulup, cesedini ateşe
vermek olur. (Sayrami 1986 : 611 )
1221 yılında
Horasan'ın Merv şehrini işgal eden Tuluy komutasındaki Moğol ordusu,
Selçuklu Sultanı Sencar'ın mezarını bulup, cesedini ateşe vermişlerdi
(Howorth 1876 : 87). Avrupalılar bu Moğollar'ı ''barbar'' olarak
nitelendirmişti. Fakat, aradan 700 yıl kadar zaman geçtikten sonra,
Orta çağ Moğolları'nın yaptıklarını yapan Yeni çağ Çinlileri'ni
nitelendirmek için nasıl bir sözcük kullanılabilir? Sömürgecilik ve
komünistlik utanç veren bir eylem ve kavram olmaya başladığı günümüz
dünyasında, Çinliler'in bu eylem ve kavrama sıkı sıkı sarıldığının
sebebi nasıl izah edilebilir?
İngiliz ve Rus istilası ve
sömürgeciliği, bilgi arayışıyla güçlü olma isteğinden ileri gelmişse,
Çin istilası ve sömürgeciliği başkalarına zulmetmek zevki ile geçim
derdinden ileri gelmektedir. Zulümden zevklenmek tipik bir Şark
geleneği olup, bu geleneğin asıl kaynağı Çin'dir. Sömürgecilik ve
komünizm Çin'in geleneğine ve asıl karakter yapısına, isteklerine uygun
geldiği için, sömürgecilikten ve komünizmden Çin, hiçbir zaman
kendiliğinden vazgeçmez.
Çinliler'in, Türk
komünistlerini yani vatan hainlerini kullanarak, ister siyasi bakımdan
olsun, ister maddi ve manevi bakımdan olsun, Doğu Türkistan'da
yürüttüğü bütün eylemleri, bazen sinsi, bazen açık olarak, Doğu
Türkistan Türklüğü'nü top yekun yok etmeye yöneliktir. Bu yüzden Doğu
Türkistan Türkleri'nin Çinliler'e karşı duyduğu kin ve nefret
sonsuzdur. Bu kin ve nefretlerin 250 yıllık birikimini, patlamaya hazır
bir bomba gibi Kalbinde taşıyan Doğu Türkistan Türkleri, istiklal ve
özgürlüğünü elde edene kadar geçmişte olduğu gibi yine birçok isyanları
ve olası acımasız kanlı katliamları göze alacaktır. İnsanlık ve
adaletten nasibini almamış gaddar ve zalim bir istilacı karşısında,
Doğu Türkistan Türkleri'nin, geçmişte olduğu gibi bugün de isyandan
başka seçeneği yoktur. İsyan, yaşamın ağır bir yük olduğu, sadece
başkalarının yaşaması için yaşayan topluluklarda kaçınılmaz bir
olaydır. İsyan, mazlumların son çaresidir. İsyan, kan ve can pahasına
olsa bile, mazlumların acısını dindiren, yaşamını tazeleyen, insanlık
aleminin, insanlık tarihinin fırtınasıdır. İnsanlık aleminde zalim ve
mazlum var olduğu müddetçe, zalimlere korku, mazlumlara ümit veren bu
isyan da var olacaktır. Sömürmekten ve zulmetmekten kendiliğinden
vazgeçmek gibi akıllı bir eğilim, İngilizler'de ve Ruslar'da var,
Çinliler'de yoktur. Bu yüzden Doğu Türkistan Türkleri'nin kurtuluşu
için tek yol isyandır.
Bu yazı Gökbayrak Dergisi’nin 42. Sayısından alınmıştır.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Doğu Türkistan'daki Çin Eylemleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |