Okunma: 620 kez
Napolyon devrinde Fransa’da başlamış ve Avrupa’ya yayılmış olan mimari, mobilya, giyim vb. üslûbu, tarzı.
Eskiçağ tarz ve üslûplarının yorumlanması, daha Louis XVI. stilinde beliren bir eğilimdi. Üslûp, ihtilâl sırasında Louis David’in etkisiyle, ağır basacak kadar gelişti. Napolyon zamanında sürüp giden savaş hali, dekoratif unsurları savaşçı amblemler haline soktu. Merkezi idareyi de değişmeyen biçimlerde görmek mümkündür.
Percier ile Fontaine, sanatları yönettiler; 1812 yılında Fontaine,
döşemeyle ilgili bütün eşyayı içine alan bir iç süsleme dergisi
yayımladı: fildişi iskemleler, üç bodur ayak üzerinde yükselen sapın
taşıdığı yunan fenerli lambalar, revak görünüşlü âbidevi yatak
hücreleri. Bakır silmeler iskarpelaya iyi gelmeyen akaju ağacı ile
bağdaştırıldı. Sütunların süsü sert (kaide ve baslıkta bazen yaldızlı
bronzdan bindirilmiş yumurta veya defne şeklinde bir gerdanlık bulunur,
gövde oluksuzdur). Tıkanık ve ağırca olan marketri limon ve akaju
ağacının dışına pek çıkmaz.
Ampir mobilyası kübik ve masiftir (buna rağmen aynı çağa ait ve Jacob
ailesinden gelen pek güzel parçalar vardır). Yaldızlı bronz parlak veya
mat, bazen mat zemin üzerinde parlaktır; yine de imparatorluk çağının
yaldızları sıcak yumuşaklıkları ve dokularıyla beğenildi; eskiçağ
yeşili bronz, koyu renkli mermerle birleştirildi (granit, doğu
somakisi); bakırdan parmaklık, baklava şeklinde geometrik kafes
oymaları yapıldı, bunlar küçük masaların etrafında kemer veya üstünde
galeri meydana getiriyordu.
Kabul edilen tek eğri, daire formuydu. Çalışma masaları zafer
taklarına benzetildi. Rakkaslı saatlerin süslemesinde Eskiçağ hâkim
durumdaydı: Horatius’ların Yemini, Maruıs Minturnes’de v.b.; eskiçağ
vazoları sık sık ortaya çıkıyor, yeşil ve siyah mermer rafların
üzerinde, çoğu zaman Napolyon’un büstü veya heykeli bulunuyordu. Roma
miğferi, kılıcı, konsül alâmeti, subay asası, kudret timsali balta,
defne tac, kartallar, kanatlı zaferler, borazan üfleyen kenomee’ler,
sfenksler süsleme konularının repertuvarını meydana getiriyordu.
Kumaşlar çok zarif ve saf renkliydi. Kırmızı, sarı, yeşil renkler
hâkimdi. Bütün Avrupa’da ağır basan ampir üslûbu, Rusya’da Aleksandrin
üslûbu adını aldı.
TÜRK AMPİR STİLİ
Barok üslûbunun ardından Türkiye’ye giren ampir üslûbu, 1854-1874
yılları arasında 20 yıl yaşamış, özellikle İstanbul’da çeşitli
sahalarda kullanılmıştır. Çok yaygın olmamakla beraber bazı Anadolu
yapılarında da özel görünüşler halinde ortaya çıkmıştır.
Fransa’dan Türkiye’ye gelen bazı sanat eşyası ve oradaki yapıları
inceleme fırsatı bulan yabancı ve yerli Hıristiyan mimarlar yoluyla
yeni bir akım olarak beliren Türk ampir üslûbu, kısa bir süre içinde
hayli yaygın hale gelmesine rağmen Avrupa’daki uygulamadan birçok
noktada farklılıklar göstermiştir.
Uzun bir mimari geleneğin hâkim olduğu bir ülkede ampir üslûbun
Avrupa’dakinden ifade bulması ve yeni denemelerle karşımıza çıkması
tabiidir. Bu yüzden Türkiye’deki uygulamaya Türk ampir üslûbu
denmiştir. İnsan ve hayvan figürlerinin zengin bir şekilde ve çeşitli
biçimlerde kompoze edilmesine ve bunların bitkisel motiflerle
bağlanmasına dayanan bu üslûp, yalnız mimaride kalmamış, resim, heykel,
süsleme, seramik ve mobilya gibi çeşitli sanat kollarında da
denenmiştir. İnsan ve hayvan figürlerinin ağır bastığı böyle bir
üslûbun aktarılışı sırasında dini gelenekler göz önüne alınarak daha
çok çiçek ve yaprak gibi bitkisel süslemeler esas alınmış, mümkün
olduğu kadar insan ve hayvan figürlerinden kaçınılmıştır.
En önemli örneklerin toplandığı İstanbul’da özellikle Tophane’de
Nusretiye camii, baroktan ampire geçişi gösterir; 1853′te Hacı Emin
Paşa ve Serkis Balyan tarafından yapılan, Barok ve Ampir üslûplarının
karışmasından doğan Dolmabahçe sarayı ve 1854 tarihli Ortaköy camii
örnekleri Nusretiye’den sonra gelir. Ayrıca Mahmud II türbesi,
Sultanahmet’te Divanyolu üzerinde Çevri Kalfa mektebi, Topkapı sarayı
içinde bazı binalar ve Alayköşkü bu devrin eserleri arasına girmektedir.
Mimarinin yanısıra çeşitli süsleme alanlarında da bu devrin
karakteristik belirtileri, ahşap evlerin kapı, pencere, dolap ve tavan
süslemelerinde, resim ve yazı çerçevelerinde, dokuma ve işlemelerde,
mezar taşlarında görülmektedir.
Anadolu’da ve Osmanlı imparatorluğunun başka çevrelerinde Ampir
üslûp oradaki yerli geleneklerle birleşerek biraz daha değişik şekiller
meydana getirmiştir.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Ampir Nedir?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |