Okunma: 247 kez
Muhammed’in vefatından (632) sonra, İslam dünyasını Hulefa-yı Raşidin denilen dört halife ve ardından da Emeviler (661-750) yönetti. Emeviler, Ali’nin öldürülmesiyle yönetimi ele geçirmişlerdi. Emevilerin iktidardan düşüşleri de aynı biçimde kanlı oldu. Muhammed’in amcası Abbas Bin Abdülmuttalip’ın soyundan gelen Abbasiler, Emevi yönetimine karşı ayaklanarak 750′de halifeliği ve iktidarı ele geçirdiler. Bu tarihten başlayarak Abbasiler 1258′e kadar İslam dünyasının büyük bölümüne egemen oldular.
İlk Abbasi halifesi Ebu’l-Abbas’tı. 754′te oğlu Mansur onun yerine
geçti. Bu iki halife döneminde orduda Türk ve İran kökenliler önemli
görevler üstlendiler[kaynak belirtilmeli]. Mansur, 762’de Bağdat
kentini kurdurarak başkenti Şam’dan buraya taşıdı. Abbasi Devleti
Mansur’un torunu Harun Reşid döneminde en geniş sınırlarına
ulaştı[kaynak belirtilmeli]. Harun Reşid, Binbir Gece Masalları’na konu
olan görkemli saltanatını Bermeki ailesine borçluydu. Bu aileden Yahya
Bermeki ve iki oğlu, vezir olarak Abbasi Devleti’ni 17 yıl boyunca
fiilen yönettiler.
750-1258 arasında AbbasilerHarun Reşid’in oğulları Emin (809-813),
Memun (813-833) ve Mutasım (833-842) babalarının politikalarını
sürdürdüler. Annesi Türk olan Mutasım[kaynak belirtilmeli], Türklerden
özel bir askeri güç kurmuştur[kaynak belirtilmeli], Türk unsurları
yönetimde önemli görevlere getirmiştir. Daha sonra bu askeri gücün
Bağdat’taki varlığı bazı huzursuzluklara neden olduğundan Samarra
adıyla yeni bir kent kurdurarak devlet merkezini oraya taşıdı. 838
yılında Bizans üzerine bir sefer düzenleyen Mutasım, sınırları İznik
kentinin yakınlarına kadar ilerletmiştir.
Yerine geçen oğlu Vâsık döneminde Türk emirleri askeri işlerin yanı
sıra yönetsel konularda daha etkili oldular. Vâsık’ın ölümünden sonra
Abbasi Devleti parçalanma sürecine girdi. Abbasi toprakları üzerinde
Samaniler, Karahanlılar, Fatımiler, Tolunoğulları ve Hamdaniler gibi
bağımsız devletler kuruldu.
İran’da hüküm süren Büveyhiler, 945′te Bağdat’a egemen oldular.
Bundan sonra Abbasi halifeleri Büveyhilerin izniyle başta kalabildiler.
Halife Kâim’in (1031-1075) çağrısı üzerine Büyük Selçuklu Devleti
Hükümdarı Tuğrul, 1031 yılında Büveyhileri Bağdat’tan çıkardı ve
Abbasilere yeniden saygınlık kazandırdı.
Ne var ki Abbasiler eski askarı güçlerine ulaşamadılar ve Mustazhir
dönemindeki Haçlı Seferleri karşı başarılı olamadılar. Büyük Selçuklu
Devleti’nin parçalanmasıyla birlikte Abbasiler yeniden gücünü yitirdi.
Cengiz Han’ın torunu Hulagu’nun yönetimindeki İlhanlılar 1258′de
Bağdat’ı yakıp yıktılar, Halife Mustasım’ı ve yakaladıkları hanedan
üyelerini öldürdüler. Böylece 508 yıllık Abbasi Devleti son buldu.
Halife Zâhir’in oğlu Ahmed Mısır’a kaçtı ve orada Memluk Sultanı
Baybars’ın koruması altında halife ilan edildi (1261). Mısır Abbasi
halifeliği, siyasal ve askeri yetkiden yoksun, yalnız dinsel otoritesi
olan bir kurumdu. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim 1517′de Mısır
topraklarına girerek, halifenin yetkileri ile Kutsal Emanetler’i
devraldı ve Mısır Abbasi halifeliğine son verdi.
Devlet yönetimi [değiştir]Abbasilerde devlet örgütlenmesi, “Divan”
adı verilen ve değişik alanlarda görevler üstlenen resmi kurullara
dayanıyordu. Devlet maliyesinin ana gelir kaynağı ise toprak
vergisiydi. Halktan toplanan zekât da önemli bir gelir kaynağıydı.
Vergi gelirlerinin büyük bölümü orduya ve bayındırlık işlerine
ayrılırdı. Halife Ömer döneminde kurulan divanı geliştirdiler. Divanı,
devlet yönetiminde en etkili kurum haline getirdiler.Devlet ve memleket
sorunları, önce divanda görüşülerek divanın önerdiği çözümleri
uygularlardı.
Abbasi Sanatı [değiştir]İslam dininin sanata getirdiği en büyük
yenilik cami mimarisidir. İslamlıkta her sınıf halkın ayrım
gözetilmeden ön saflarda namaz kılabilmesi safların geniş tutulması
istediği uyandırmış, bu nedenle kiliselerin aksine camilerde enine
mekan tercih edilmiştir. Plan formunun ihtiyaçtan doğması gibi, mihrap,
minber, minare türünden mimari ögeler de İslamlığın gelişmesine paralel
olarak zamanla ihtiyaçtan doğmuşlardır.
Abbasilerden önceki İslam şehirciliği konusundaki bilgilerimiz çok
kısıtlıdır. Bu konuda bilinen ilk örnek, 762-765 yıllarında Abbasi
halifesi Mansur’un kurdurduğu Bağdad şehridir. Kaynaklardan edinilen
bilgilere göre ilk Bağdad şehiri daire planlıydı ve iç içe iki sur
duvarı dıştan bir hendekle çevrelenmişti[kaynak belirtilmeli]. Şehrin
dört kapısına bulundukları yöndeki komşu şehirlerin adı verilmişti. Haç
planlı saray ve yanındaki cami şehrin merkezinde yer alıyordu. 766
yılında yapılan Bağdad Ulu Camii kerpiç duvarlı, ahşap sütunlu ve düz
damlı basit bir yapıydı. Halife Harun Reşid, 808’de yapıyı planını
değiştirtmeden tuğla duvarlı olarak yeniden yaptırmıştır. Bağdat 892’de
Abbasilerin başkenti olunca, artan nüfus nedeniyle camiye aynı planda
ikinci bir bölüm eklenmiştir. Ancak, Bağdad şehrinin bu dönem
yapılarından günümüze, ilk camiye ait basit bir mihraptan başka hiçbir
şey gelmemiştir.
Abbasi şehirleri arasında Samarra’nın ayrı bir önemi vardır.
Abbasilerden sonra hiç oturulmadığından üzerinde başka dönem ve
kültürün izine rastlanmadığı için Abbasi şehirciliğini en katıksız
biçimde yansıtır. Samarra, Dicle kenarında Bağdad’ın yakınındadır.
Bağdad’ın dairesel ve düzenli planı burada yerini araziye uydurulmuş,
uzun bir plana bırakmıştır[kaynak belirtilmeli]. Dicle kıvrımlarına
paralel olarak uzanan şehrin büyük bölümü kazılarla ortaya
çıkarılmıştır. Buluntular, Abbasi cami, saray, türbe ve ev mimarisi ile
zengin süsleme sanatı hakkında bilgi vermektedir. Samarra, 836 yılında
Halife Mutasım tarafından abbasi hizmetindeki Türk birlikleri için
“ordugah şehri” olarak kurdurulmuş, 883 yılında terkedilmiştir[kaynak
belirtilmeli].
Samara Ulu Camii, öteki adıyla Mütevekkiliye Camii, İslam dünyasının
en büyük cami yapılarından biridir. 150.000 kişi burada bir arada namaz
kılabiliyordu. Basit mimarisi, ilk İslam cami planının anıtsal ölçüler
içinde tekrarından ibarettir. Yapımında tuğla ve kerpiç kullanılan
caminin ilginç bir minaresi vardır. Kare tabana oturan dev boyutlu bu
anıtsal minareye geniş bir rampa ile çıkılır. Bu minare formu, yine
Samarra’da Ebu Dulaf Camii’nde tekrarlanmış ve bir daha
kullanılmamıştır.
Samarra’ın ikinci büyük camii olan Ebu Dulaf Camii, 860 yılında
yapılmıştır[kaynak belirtilmeli]. Kalıntılar daha gelişmiş bir
mimarinin varlığını ortaya koymaktadır. Harem bölümü, kemerli
duvarlarla birbirinden ayrılan neflerden oluşmuş ve üzeri düz bir
çatıyla örtülmüştü.
Samarra’nın saray ve evlerinde kullanılan çeşitli süsleme arasında
mermer tozu ve alçı karışımıyla yapılan “ıtuk” kabartmalar önemli bir
yer tutar. Bu kabartmalarda iki farklı teknik kullanılmıştır: Dik kesim
ve eğri kesim. Dik kesimde motifler yaş sıva üzerine dikine olarak
oyulmakta, böylece ışık-gölge kesin çizgilerle birbirinden ayrılarak
kuvvetli bir kontrast etkisi sağlanmaktadır. Eğik kesimde ise daha
yumuşak bir plastik etki söz konusudur. Eğik kesim, Türklerin İslam
sanatına belki de ilk katkısıdır[kaynak belirtilmeli]. Bu teknik daha
önceleri Orta Asya sanatında Türkler tarafından kullanılmıştır. Dik
kesimde daha natüralist, eğik kesimde ise daha stilize bir üslup
görülür.
Abbasi halifeleri [değiştir]Ebu’l-Abbas 750-754
Mansur 754-775
Mehdi 775-785
Hadi 785-786
Harun Reşid 786-809
Emin 809-813
Memun 813-833
Mutasım 833-842
Vâsık 842-847
Mütevekkil 847-861
Muntasır 861-862
Mustain 862-866
Mutez 866-869
Muhtedi 869-870
Mutemid 870-892
Mutezid 892-902
Muktefi 902-908
Muktedir 908-932
Kahir 932-934
Razi 934-940
Mutteki 940-944
Mustekfi 944-946
Muti 946-974
Taî 974-991
Kadir 991-1031
Kâim 1031-1075
Muktedi 1075-1094
Mustazhir 1094-1118
Musterşid 1118-1135
Reşid 1135-1136
Muktefi 1136-1160
Müstencid 1160-1170
Mustazi 1170-1180
Nâsır 1180-1225
Zâhir 1225-1226
Mustansır 1226-1242
Mustasım 1242-1258

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Abbasiler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |