Okunma: 1431 kez
Günümüzün hızla değişen dünyasında tarih biliminin anlayışında da büyük değişimler olmuştur.Eskiden tarih denilince akla siyasi tarih gelmekte ve olaylar tarihsel kronolojiye göre anlatılmaktaydı.Günümüzde bu yöntemin tarihi açıklamak için yeterli olmadığı,tarihin toplumsal tarih anlayışından da beslenmesi gerektiği günümüz tarihçileri tarafından da kabul edilmektedir.
( www.genbilim.com )
İşte bu noktadan hareketle bizimde Osmanlı Uygarlığı’nı anlayabilmemiz
için Osmanlı toplumunu ve Osmanlı toplumundaki zümreler arasındaki
ilişkileri tüm çıplaklığıyla ortaya koymamız gerekmektedir.Bu nedenden
dolayı Osmanlıda köle konusunu çalışma konumuz haline getirdik.Bu
konuyu incelememizdeki amaç;Osmanlı toplumunun önemli bir öğesi olan
köleyi anlayarak,kölenin Osmanlı toplumundaki işlevini ve yerini ortaya
koyabilmektir.Tarih boyunca her türlü uygarlıkta yeralan köleliğin
Osmanlıda yer ettiği anlamı kavrayabilmek Osmanlı toplumunu
anlayabilmek açısından önemlidir.
Köle kısaca;güçlünün zayıfa hükmetmesi ve onu her alanda kullanması
olarak tanımlanabilir. “İnsanlığın tarihi ile birlikte ortaya çıkan
kölelik Eskiçağ boyunca Yakın ve Ortadoğu Avrupa ekonomisinin sosyal
hayatını değişmez bir unsuru oldu1”.
Eskiçağ boyunca emeğin veriminin düşük ve tekniğin ilkel olması köleyi
en büyük üretim aracı yapmıştır.Mısır,Roma,Yunan ve İslamiyet öncesi
Arap dünyasında kölenin yaşadığı şartlar son derece ağırdı.Tek tanrılı
dinlerin ortaya çıkmasıyla kölelerin yaşadığı şartlar biraz olsun
yumuşamıştır. “Özellikle İslamiyetin doğuşuyla birlikte köleler daha
insalcıl kavramda görülmeye başlanmıştır[2]”.
İslamiyet kölelere daha iyimser bir bakış açısı getirmiş kölelerin
yaşamlarını kolaylaştırmıştır.Kuran-ı Kerim de kölelere iyi
davranılması konusunda ayetler vardır.Hz.Muhammed’in de kölelere iyi
davranılması konusunda hadisleri vardır.
I. OSMANLI DEVLETİNDE KÖLE
Osmanlı Devletinde,Osman Bey döneminde saray hizmetinde ve orduda
kölelerin kullanılması çok yaygın değildir. “Osmanlı Devletinde
kölelerin saray hizmetinde kullanılması ve özellikle cariyelerin saraya
girmesi,Orhan Bey zamanında başlayarak gittikçe arttı[3]”.
Sarayda ve devlet hizmetinde kölelerden görevli yetiştirilmesi
Osmanlı’ya Orta Doğu İslam Devletlerinden geçmiştir.Osmanlı Devleti
köleleri başta saray olmak üzere devlet ve orduda kullanmıştır.
“Fatih döneminde kurulan harem,cariyelik kurumunun oluşmasında ve
gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur[4]”.Cariyelik
kurumunun oluşması ve gelişmesiyle padişahlar Türk kızlarıyla evlenme
geleneğini terk ettiler.Kanuni’nin Hürrem Sultan İle evlenmesiyle
başlayan cariyelerle evlenme geleneği ikinci Osman tarafından
kaldırılmaya çalışılmışsa da daha sonraki padişahlar cariyelerle
evlenmeye devam etmişlerdir.
“Sarayda gelişen kölelik orduda da işletiliyordu.Selçuklularda
görülen gulam sistemi Osmanlılarda 1362de benimsenen pençik kanunu
gereğince acemi oğlanlar olarak karşımıza çıkıyor[5]”. Fetihlerle elde
edilen esirlerin bir bölümü acemi teşkilatına alınır ordu için
yetiştirilirdi.Bir bölüm esirde saraya devlet hizmetinde eğitilmek
üzere ayrılıyordu.Saraya ayrılanlar Edirne sarayı,Galata sarayı ve At
meydanındaki İbrahim paşa saraylarında eğitiliyorlardı.Bosnalı
Müslümanlar doğrudan saray hizmetine alınıyorlardı.
Osmanlı devletinde köle devlet hesabına kullanılan kölelerden ibaret
gelmiyordu.Konak köşk ve çevrelerinde kölelik görülmekte alt kesime
inildikçe ise pek rağbet görülmemekteydi.Buralarda görülen kölelere
efendileri iyi davranmak zorundaydı. “Efendiler kölelere çoğunlukla ana
baba gibi davranırlar onların yetişmeleri için ellerinden geleni
esirgemezlerdi[6]”.Buralarda kadın köle olan cariyeler odalık olarak
alınır,erkek köleler ise ayak işlerinde kullanılırdı.
Osmanlı Devletinde köleler özgürlüklerini kazanarak halk arasına
katılabiliyorlardı.Kölelerin özgürlüklerini kazanabilmeleri üç yolla
oluyordu ve Osmanlı’ya İslamiyetten geçen Azadlık Kurumuyla
gerçekleşiyordu.Osmanlıda kölelerin özgürlüklerine kavuşabilmeleri üç
yolla oluyordu.Birincisi,efendisi köleye ben öldükten sonra hürsün
derse köle hürriyetine kavuşabiliyordu.İkinci olarak,efendisi köleye
sağlığında bundan sonra hürsün derse köle hürriyetine
kavuşabiliyordu.Üçüncüsüde kişinin bedelini ödemesiyle
gerçekleşiyordu.Kişi bedelini ödedikten sonra hürriyetine
kavuşabiliyordu.
Bunların dışında efendisi cariyesiyle evlenerek ya da onu başkasıyla evlendirerek kölesini hürriyetine kavuşturabiliyordu.
Osmanlı Devletinde köleliğin belli bir süresi vardı.Bu süre sonunda
köleler hürriyetlerine kavuşabiliyordu. “Sarayda ve sosyal hayatta bu
süre,beyaz köleler için dokuz,siyah köleler için yedi yıldır.Bu sürenin
sonunda kendilerine azatlık kağıdı verilirdi[7]”.
Osmanlı Devletinde kölenin kaynağını savaş esirleri ve ticaret yoluyla elde edilen köleler oluşturuyordu.
Osmanlı Devletinde savaş esirlerini köleleştirme Orhan Bey döneminde
başlamıştır. Osman Bey döneminde savaş esirleri zaman zaman öldürülür,
fidye karşılığı serbest bırakılır yada hür insanlara verilen ücretin
yarısı kadar ücret verilerek tarlalarda çalıştırılırlardı.Orhan Bey’in
son dönemlerine doğru savaş esirleri köle olarak kullanılmaya
başlanmıştır.Osmanlı Devletinde köleliğin en büyük kaynağı savaş
esirleriydi.
“Esirler, kadın, erkek; güzel, çirkin; çocuk, genç, yaşlı;sakat vb.
sınıflara ayrılıp, kanaatimize göre değerleri belirlendikten sonra,
diğer ganimet malları ile birlikte beş kısma ayrılırlardı. Devletin
hissesi olarak bunların beşte biri ayrıldıktan sonra, kalan beşte dördü
savaşa iştirak edenler arasında paylaştırılırdı [8]”.
Osmanlı Devletinde devlete ait kölelerin kaynağını bu beşte birlik
pay oluşturmuyordu. Devlet gerektiği durumlarda devlet işlerinde
kullanılmak üzere özel şahıslara ait kölelerden gerektiği kadar köle
satın alır yada kiralardı.
Savaşlar sırasındaki akıncıların küçük çaptaki hareketi esir elde
edilmesinde başka yoldu.Akıncılar güz aylarında devletin hedef
gösterdiği yerlere akınlar yapar bu akınlar sırasında bir çok esir
satılmak üzere esir pazarlarına gönderilirdi.
Bazı yeniçeriler bu işi geçim vasıtası olarak görmüşlerdir.Kalelerde
nöbetçi olan yeniçeriler beyler ve hanlıklarla anlaşarak esir
toplarlardı. Bu 1699 Karlofça ve 1700 İstanbul antlaşmaları ile
yasaklanmıştır.
Osmanlı Devletinde kölenin diğer kaynağı ticaret yoluyla elde edilen
kölelerdi.Ticaret yoluyla kölelik üç şekilde karşımıza çıkar:Kaçırma
yoluyla,hediye yoluyla ve ailelerin satışıyla köleleştirme.
Kaçırma yoluyla kölelik hukuken yasak olmasına rağmen,insanlar
kaçırılarak esir pazarlarında satılırlardı.Kaçırma yoluyla
köleleştirmenin cezası ölüm olmasına rağmen bu olayın önüne
geçilememiştir.Kaçırılma yoluyla kölenin kaynağını başlıca üç bölge
oluşturuyordu.
1)Macaristan,Eflak,Boğdan,Rusya,Polonya ve Ukrayna.
2)Kafkasya.
3)Afrika.
“Kaçırılma yoluyla kölelik çeşidinde korsan ve deniz haydutlarının rolüde büyük olmuştur[9]”.
Doğu Anadolu’da Kürtler Ermeni köylerine baskın yaparlar bunlar Yezididir diyerek Ermenileri satarlardı.
Ailelerin satışı ile köleleştirmede aileler kendi rızalarıyla
çoçuklarını satarlardı.Bu şekilde kölelik Kanuni devrinden başlayarak
20.yy’lın başlarına kadar görülmüştür.Özellikle Gürcü,Tatar ve
Çerkezler çocuklarını satmıştır.
Hediye yoluyla kölelik çok yaygın değildi.Güçsüz devletlerin,devlete
bağlandıkları padişah ve devletin ileri gelenlerine hediye olarak
gönderdikleri köle ve cariyeler bu tür kölelerin kaynağını oluşturur.
“Komutanlar ele geçirdikleri esirler arasında bulunan müstesna
güzelliğe sahip kız ve oğlanları satmaz,fidyeyle serbest
bırakmaz,genellikle padişah veya vezirlere hediye olarak
sunarlardı[10]”. Osmanlı Devleti de elçiler aracılığıyla İslam
ülkelerine köle ve cariyeleri hediye olarak göndermişlerdir.
II. OSMANLI DEVLETİNDE KÖLENİN GÖRÜLDÜĞÜ ALANLAR
Osmanlı Devletinde,devlete ve özel şahıslara ait olmak üzere iki türlü köle görülmekteydi.
A) Devlete Ait Köleler
Bazı tarihçilerin ve hukukçuların Osmanlı Devletinde bütün
vatandaşların;padişahın ve diğer devlet görevlilerinin köleleri
oldukları şeklindeki iddialarına şöyle der: “Bu iddiaların temelini
Osmanlı Devlet yapısını ve İslam Hukukunu bilmemek teşkil
etmektedir[11]”.Osmanlı Devletinde halka raiyye veya bunun çoğulu olan
reaya denmektedir. Bunun nedeni Hz.Muhammed’in bir hadisidir ve Osmanlı
Devletin de bu hadisin manasını unutturmamak için halka reaya
denmektedir.
1)Ortakçı Kullar
Ortakçı kullar devlete ait hassa çiftliklerinde çalışırlar. “Bunlar
genellikle sultanların ve yönetici sınıf üyelerinin mülk ve
vakıflarında çalıştırdıkları savaş tutsakları yada satın aldıkları
kölelerdir[12]”.
Ortakçı kullar ilk defa Orhan Gazi döneminde görülmüştür.Orhan Gazi
döneminden itibaren tarım toprakları ve köylere yerleştirilen
ortakçılar servaj usulüyle çalıştırılıyorlardı.Fatih döneminde sarayın
meyve sebze ve tahıl ihtiyacını karşılamak üzere Sırbistan ve Mora
seferinden getirilen otuzbeşbin köle İstanbuldaki otuzbeş boş köye
yerleştirilmiştir.
“Ortakçı;beylikten,vakıf idaresi veya toprak sahibi özel şahıslardan
aldığı toğumu eker biçer ve üründen öşür ile tohum çıkarıldıktan sonra
geriye kalan miktarı vakıf idaresi veya toprak sahibi ile
paylaşır[13]”.Ortakçılara kalacakları yer verilir tarlalarda
kullanılacak araç gereçler temin edilirdi.Çiftliklerde yaşayan
ortakçılar kendi aralarında evlenebilirler,çoluk çocuk sahibi
olabilirlerdi.
Ortakçı kullarla hukuki yönden farkı olmayan ortakçı kesim denen
grup vardı.Ortakçı kullar mahsülden tohum ve öşür çıkarıldıktan sonra
geriye kalan kısmı hizmet ettiği vakıf veya kişiyle paylaşırken, kul
kesimciler ne ekerlerse eksinler belli bir miktar ürün vermek
zorundaydılar.Özel şahsa ait kesimcilerde bulunmaktaydı.
Osmanlıda devlete ait sığır ve koyunların korunması,bakımı ve
otlatılmasıyla ilgilenen köleler vardı.Bunlara sığırcı kullar veya
koyun kafirleri denmekteydi.
2)Kapı Kulları
Osmanlı Devleti kurulduğu ilk yıllarda artan fetihler sırasında
düzenli ve daha fazla askere ihtiyaç duymuştur.Osman ve Orhan Bey
dönemlerinde mevcut ordunun gittikçe büyüyen ihtiyaçları
karşılayamadığı I.Murad döneminde daha da belirginleşmişti.Bu
ihtiyaçtan dolayı savaş esirlerinden askerlik yapmaya elverişli
Hıristiyan çocuklarının beşte birini kısa bir süre Türk terbiyesi
verilerek yeni bir askeri sınıf meydana getirildi.Bu teşkilatlanma
kapıkulu ocaklarının temelini oluşturmuştur. “Kapıkulu Ocakları ve
bunların başında yer alan yeniçeri teşkilatı,Osmanlı ordusunun en
önemli vurucu) güçlerindendir[14]”.Yeniçeri ocaklarına asker temin eden
iki önemli kaynak vardı:
a Pençik Sistemi ve Acemi Ocakları
I.Murat döneminde Karamanlı Rüstemin teklifiyle çıkarılmış olan
pençik kanununa göre;savaş esirlerinin beşte biri devlet hesabına ve
asker ihtiyacını karşılamak üzere alınıyordu.Ankara Savaşı’na kadar
pençik oğlanları yeniçeri ocağının asker ihtiyacını karşılamıştır.
b)Devşirme Usulü ve Acemi Oğlanları
Çeşitli hizmetlerde kullanılmak üzere Osmanlı tebaası bazı
Hıristiyan çocuklarının toplanmasıdır.II.Murat zamanında
kanunlaştırılmıştır.Devşirme kanununa göre devşirilen çocuklar önce
Müslüman olur,adları Türkçe olarak değiştirilirdi.Becerikli ve seviyeli
olanlar saray için seçilirdi,diğerleri Türk köylerine dağıtılırdı.Türk
köylerine dağıtılan çocuklar Türk ailelerin yanında hizmet
ederler,İslamiyeti ve Türkçeyi öğrenirler daha sonra acemi oğlanı
yazılırlardı.Devşirme kanuna uygun yapıldıgı sürece iyi sonuçlar
vermiştir.Daha sonra rüşvet karışmış ve devşirme sistemi
bozulmuştur.Devşirme sisteminin bozulması yeniçeri ocağınında
bozulmasına sebeb olmuştur.
c)Kapıkulu Askerleri ve Yeniçeriler
Kapıkulu padişaha bağlı olan,daimi ve maaşlı; yaya ve atlı
ordudur.Kapıkulu askerlerinin temelini yeniçeriler oluşturur.
“Avrupa’nın ilk daimi ordusu yeniçeriler, Osmanlılara savaş alanında
büyük bir üstünlük sağlıyordu[15]”.Yeniçerilerin Osmanlı Devleti’nin
genişlemesinde büyük katkıları olmuştur.Osmanlı Devletine 464 yıl gibi
uzun bir süre hizmet eden yeniçeri ocağı belli bir süre sonra bozulmuş
ve 1826 yılında kapatılmıştır.Yeniçeri Ocağı’nın kapatılışına Vaka-i
Hayriye adı verilmiştir.
3)OSMANLI’DA HAREM
“Topkapı Sarayın’da padişahın evleri ve aileleri bulunduğu yere
başkasının girmesi yasak anlamında harem denir[16]”.Haremde padişahın
annesi valide sultan,padişahın hanımı,hasekiler şehzadeler,padişah
kızları,ustalar,kalfalar ve cariyeler bulunurlar.Padişah haremin
efendisi,padişahın annesi valide sultan ise Harem’in reisi konumundadır.
Osmanlı Sarayında cariyeler Orhan Bey döneminden itibaren görülmeye
başlanmıştır.Fatih döneminden itibaren ise sarayda cariyelerin sayısı
oldukça artmıştır.Haremde iki tür cariye
bulunmaktadır:Birincisi;hizmetçi konumundaki cariyeler,ikincisi de;eş
konumuındaki cariyelerdir.
Hizmetçi konumundaki cariyeler sarayda para karşılığı
çalışırlardı.Bunlar başkasıyla evli olabilirlerdi.Evli olmayan
cariyelerin ise başkasıyla evlenmesi mümkün olmadığından bunlar
padişahın veya şehzadelerin haremine girebilirlerdi.Başkasıyla evli
olan cariyelerin ise saraydan herhangi bir kişiyle cinsi münasebeti
olamazdı.Acemiler,cariyeler(dar anlamda),kalfalar ve ustalar. “Bu dört
grup incelenince görülecektir ki,haremdeki cariyelerin %90’ı tamamen
bugünkü kadın hizmetçi konumundadırlar ve bunlar aldıkları belli
ücretler karşılığında haremde hizmet etmektedirler[17]”.
Eş konumundaki cariyeler ise;padişahın nikah yaparak ya da nikah
yapmadan karı koca hayatı yaşadığı cariyelerdir.Bu tür cariyelerin
sayısı fazla değildir.Eş konumundaki cariyeler iki bölümde
incelenebilir:
Birincisi;azad edilerek nikahlanmış cariyelerdir.Bunlara haseki
sultan veya kadın efendi denirdi.Bunların içinde padişahtan çocuk
doğuranlara haseki ünvanı verilirdi.Sayıları yediye kadar
çıkardı.Konumlarına göre baş kadın ikinci kadın diye sıralanırlardı.
İkincisi ise;padişahın nikahsız olarak yaşadığı cariyelerdir.Bunlara
ilkbal,gözde ve peykler denir.Kadın efendi olabilecek ilk dört cariyeye
gözde,ikbal adayı olabilecek cariyelere de peyk denirdi.Padişahların en
fazla dört ikballeri,dört gözdeleri ve dört tane peykleri
olabilirdi.Yani ikbal,gözde ve peyklerin toplam sayısı onikiyi geçmezdi.
Fatihten itibaren padişahlar genellikle azadlı cariyelerle
evlenmişlerdir.Ahmed Akgündüz padişahların cariyelerle evlenmeyi tercih
etme nedenini;bacanak,kayınpeder,sır saklama,akraba tasallutu gibi
olumsuz yönleri berteraf etmek amaçlı olabileceğini belirtir[18].
B) ŞAHISLARA AiT KÖLELER
Şahıslara ait köleler iki kısımdır.Birincisi gerçek şahıslara ait
kölelerdir.Bunlar genellikle özel şahısların çobanlığını yapar,ev,
tarla ve bahçe işleriyle uğraşırlardı.Kadın köle olan cariyeler
ise;köşklerde, varlıklı ailelerin evlerinde ve konaklarda hizmet
ediyorlardı.Alt kesime inildikçe kölelik pek rağbet görmezdi.Konaklarda
köle kullanılması gösterişten ileri gelmektedir. “Nitekim bir paşanın
ağırlığı,birazda kullandığı köle ve cariye sayısına göre de
değerlendirilebiliyordu[19]”.
İkinci olarak da vakıflarda ve yarı resmi müesseselere ait
kölelerdir.Bunlar vakıfların ve yarı resmi müesseselerin işleriyle
meşgul oluyorlardı.
III OSMANLIDA KÖLE TİCARETİ
Osmanlı Devletinde köle ve cariye alıp satan kişiye esirci
denirdi.,Esirciler I.Murad döneminden itibaren görülmeye
başlanmıştır.Savaşlarda devletin beşte birlik payı dağıtıldıktan sonra
geri kalan esirler savaş meydanlarında tüccarlara satılıyorlardı.Savaş
meydanlarında satılamayan esirler ise merkez şehirlerde esircilere yada
satın alma gücüne sahip kimselere satılıyordu.Kaçırma yoluyla köle
yapılanlarda yine merkez şehirlerde esir tüccarlarında toplanırdı.
“Osmanlı ülkesinde esir alım satımı serbest olduğundan,esircilik meslek
haline gelmiş ve bu mesleğin başına Esirciler Kethüdası
getirilmişti[20]”.Esircilik karlı bir işti ve esirciler zengin ticaret
adamları arasında sayılıyordu.İsteyen herkes esirci olamıyordu.Esirci
esnafının iyi tanınması gerekiyordu.
Esirci esnafı içinde çeşitli kötülüklerde bulunan ve kanuna aykırı
hareket edenler bu işten atılıyordu.Bazı durumlarda işten atılma
cezasının hafif geldiği kanuna aykırı davranan kişilerin esir pazarı
kapısında asıldıkları görülmekteydi.Esirciler sıkı kontrol altında
tutuluyorlardı.Kadın esircilerin hareketleri daha sıkı kontrol
ediliyordu.Bazı durumlarda çarşı esnafı esircileri davranışlarından
dolayı şikayet ediyorlardı. “Nitekim 1Ramazan 991(17 Kasım 1583)
tarihli bir hükümden anlaşıldığına göre esirlere karşı uygunsuz ve
kanuna aykırı davranışı görülen bazı kadınlar,idareye şikayet edilerek
hareketlerinin normalleşmesi sağlanmıştır[21]”.Alınan bütün tedbirlere
rağmen köle ve cariye alım satımında suistimaller önlenememiştir.
Diğer esnaf teşkilatı gibi esircilerde bir loncada
toplanmışlardı,kethüdaları,yiğitbaşları vardı.Büyük bestekar,musiki
bilgini Mustafa İtri Efendi de Esircilik Kethüdalığı yapmıştır.
Osmanlı Devletinde;kölelerin alınıp satıldığı yerlere esir pazarları
deniyordu.İlk dönemde yerleşik olmayan esir pazarları
vardı.Panayırların bir bölümünde esir alış verişi yapılmaktaydı.İlk
esir pazarı Bursa’da kurulmuştu.Fatih dönemine kadar dağınık ve
düzensiz bir şekilde sürdürülen esir ticareti İstanbul’un fethinden
sonra düzene girmiştir.Sınırlar genişledikçe Edirne,Macar Türk sınırına
yakın şehirler,Midilli,Batı Afrika’da Dorfur şehri ve Mısır’da esir
pazarları kuruldu.
“Bazı tarihçiler İstanbuldaki ilk esir pazarının bugünkü Haseki
semtinde kurulduğunu yazmakta ve esir ticaretinin III.Murad döneminde
eski ve yeni bedestenlerde merkezileştiğini ifade etmektedir.Bazı
tarihçiler de Esir Hanının ilk olarak 1609’da Sultan I.Ahmed’in
emriyle,Bedesten yakınında,Tavuk Pazarı denilen yerde yapıldığını ve bu
han dışında esir satışının yasak olduğunu söylemektedirler[22]”.Daha
sonra Fatih ve Üsküdar’da esir pazarları kurulmuştur.
Osmanlı Devletinde köle ticaretinin belli yöntem ve kuralları vardı.
“Köle satışı genellikle açık arttırma usulüyle yapılırdı.Pek müstesna
güzellikteki köleler ve cariyeler han avlusunda kurulan esir pazarında
müzayedeye çıkarılmaz;o müstesna köle ve cariye,taliplerine odada
gösterilir ve pazarlık ile satılırdı[23]”.Esirleri boyayarak daha
cazibeli göstermek yasaktı.
Köle satın almak isteyen kişi esirciyle pazarlığa başlardı.Kölelere
fiziki durumlarına ve sağlıklarına göre değer biçilirdi.Kölelerin
dişleri iyice kontrol edilir,dişlerinin sağlıklı ve düzgün olması
kölelerin sağlıklı bir bünyeye sahip olduğunu gösterirdi.Dişleri iyi
durumdaysa daha fazla para ödenirdi.Esirci eğer onunla anlamazsa köleyi
başka birine satardı.
İsmail Parlatır köle satışını şöyle anlatır:
“Öte yanda satılması sırasında köleler,hiçbir söz hakkına sahip
değillerdi.Köleyi satın alacak kişi,onu en ince hatlarına kadar gözden
geçirir,erkeklerin güçlü kuvvetli olanı seçilirdi.Eğer satın alınacak
cariye odalık ise satın alacak kişi,kızın göğsünü,kollarını,bacaklarını
iyi bir kontrol ederdi,buna karşı çıkanların cezası büyük olurdu.
Prensip olarak Osmanlı da gayrimüslimlere Müslüman köle satmak
yasaktı.Buna rağmen gayrimüslimlerin Müslüman köle aldıkları
görülmekteydi.Gayrimüslimlerin Müslüman olmayan köleyi alıp satmaları
serbestti.
SONUÇ
Devletindeki köle anlayışıyla Batıdaki köle anlayışı son derece
farklıdır.Batıdaki köle üretim aracı olarak görülmekte iken;Osmanlıda
üretim aracı olarak görülmeyip daha insancıl yaşam koşullarına
sahiptirler ve Osmanlıda kölelerin hakları kısıtlanmamıştır.Osmanlı
Devletinde köleler siyasi ve askeri alanlarda yüksek makamlara
erişebilmişler ve Osmanlı yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.
Osmanlı Devletinde ordunun çekirdeğini oluşturan yeniçeriler
kölelerden meydana geliyordu.Yani Osmanlı Devleti kölelerine ülke
savunmasını emanet etmiştir.
Fatih döneminden itibaren Osmanlı bürokrasisi devşirmelere teslim
edilmiştir.Bir devşirme olan Sokulu Mehmed Paşa sadrazamlığa kadar
yükselmiş ve Osmanlı yönetiminde söz sahibi olmuştur.Yine Fatihden
itibaren Osmanlı padişahları cariyelerle yaşamaya
başlamışlar,Kanuninin,Hürrem Sultana nikah kıymasından itibaren,Genç
Osman hariç,padişahlar arasında cariyelerle evlenmek gelenek haline
gelmiştir ve Türk kızlarıyla evlenme geleneği terk
edilmiştir.Cariyelikten gelen Hürrem Sultan ve Kösem Sultan gibi
padişah hanımları dönemlerinde Osmanlı yönetiminde etkili olmuşlardır.
Osmanlıda kölenin görüldüğü diğer alan iktisadi alandır.Köleler
padişaha ve devlete ait toprakları devlet hesabına
işlemişlerdir.Osmanlıda toprak köleleri diyebileceğimiz bu köleler
mahsulü paylaşarak geçimini sağlıyordu.
Yukarıda anlatılanlardan çıkarılabilecek sonuç şu olabilir:Osmanlı
Devletinde köle toplumsal hiyerarşide en alt katta olmayıp çeşitli
haklara sahip bir yer teşkil eder.Bu açıdan Osmanlıda köle Batıdaki
gibi yalnızca üretimde kullanılmamış bunun yerine toplumun bir çok
aşamasında iş gören sosyal bir grup olmuştur.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Osmanlıda Devşirme Sistemi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |