Okunma: 813 kez
Mezopotamya (Aram Nehrin), bugün Irak, doğu Suriye ve Güneydoğu Anadolu’yu (Türkiye) kapsayan coğrafi bölgeyi tarif eden bir isimdir. Mezopotamya Eski Yunanca’da “iki nehir arasındaki yer” demektir; μέσος (”arasında”) ve πόταμος (”nehir”). Kastedilen iki nehir Fırat ile Dicle’dir, zira bölge bu iki nehrin arasında kalır.
( www.genbilim.com )
Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski
zamanlardan beri yoğun göçe sahne olmuş Mezopotamya, birçok farklı
kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur ve bu nedenle de medeni
gelişime sahne olmuştur. Bilinen ilk okur yazar topluluklara ev
sahipliği yapmış bölgede birçok medeniyet gelişmiştir ve bu sebeplerden
Medeniyet(ler) Beşiği olarak da anılmıştır. Hiçbir zaman Mezopotamya
olarak anılan belirli bir siyasi mevcudiyet olmadığı gibi sınırları
belirli bir bölge değildir. Basit anlamda Yunan tarihçileri bu bölgeyi
anmak için bu ismi anmışlardır.
Mezopotamya tarih boyunca farklı kavimlerin bir arada yaşadığı bir
bölge olmuştur. Bölgeye uzun süre devam eden sürekli göçler, hem siyasi
iktidarın belirli bir çizgi izlemesini engellemiş hem de kültürel ve
teknolojik anlamda kent ve toplumların gelişimini körüklemiştir.
Mezopotamya bölgesi dünyanın en tanınmış ve köklü medeniyetlerinden
birkaçına ev sahipliği yapmıştır; Sümerler, Akadlar, Persler,
Babilliler ve Asurlular gibi. Bunların dışında daha birçok halk ve
kavim Mezopotamya’da kök salmıştır.
Yazı Öncesi Dönemden Sümerlere
Son buz devrinin sonlarına doğru, hâlâ hüküm süren buzul veya buzul
arası iklim koşullarından kaçmak için insanlar topluluklar halinde
güneye doğru göç etmişlerdir. Bu dönemlere dair kuzey Irak’ta ve çevre
bölgelerde çeşitli yerleşim alanları göze çarpar. Daha sonra iklimin
tarım için uygun hale gelmesiyle kuru tarım başladığı gibi yerleşim
birimleri de oluşmaya başlamıştır.
Güneydoğu Anadolu’da Çayönü (Diyarbakır, Türkiye) ve Göbekli Tepe
(Şanlıurfa, Türkiye) gibi yerleşim yerleri Neolitik dönemde
Mezopotamya’daki göze çarpan yerleşim bölgelerindir. Bunlara kuzey
Irak’taki Cermo da eklenebilir. Bu yerleşimler dönemin kültürel ve
teknolojik gelişimini anlamak için önemlidirler.
Tarım gelişimi ve köy yaşamının başlangıcından yazının ortaya çıkışına
kadarki dönemin ünlü yerleşim bölgelerine örnek olarak Samarra, Halaf
ve Hasuna verilebilir. Bu dönemde her kent aynı zamanda ayrı bir
kültürel tarz ortaya sunmaktaydı. Bu kentlerin ortak yönü konutların
ortaya çıkışıdır. Yine de konutların mimari tarzı kentten kente
değişiklik gösterir. MÖ 5500-MÖ 5000 dolaylarında Mezopotamya’da öne
çıkan iki kültür kuzeyde Halaf kültürü ve güneyde Ubaid (Obeyd)
kültürleridir.
Bölgenin bir sonraki evresi Uruk dönemi (MÖ 4000-MÖ 3100) olarak
anılabilir. Bu dönemde güneydeki kentler büyük oranda gelişmiştir. Bu
gelişmeler sadece kültürel planda değil aynı zamanda teknolojik
plandadır da. Uruk kenti, dönemi karakterize eden kent olarak, çok
önemli bir konumdadır. Sulu tarımın geliştiği bu dönemde, madencilik ve
teknoloji dallarında da ortaya çıkan gelişmeler kentlerin genel
durumunu yükseltmiştir. Uruk kentinin ünlü Mezopotamya kahramanı
Gılgamış’ın evi olduğu da söylencelerde yer alır. Bu dönemde ticaret
büyük oranda gelişmiştir ve Mezopotamya’nın o dönemde bilinen sınırları
içeresinde yoğun bir ticaret ağı oluşmuştur. Ayrıca Anadolu ile yapılan
ticaret, Anadolu halklarının kültürünü de Mezopotamya’ya, sınırlı
anlamda da olsa, taşımıştır. Bu dönemin sonlarında yazı geliştirilmiş
ve kayıt tutumu da başlamıştır. Bu dönemlerde ve daha sonra bir süre
güneydeki gelişimlerin kuzeye geçmesi uzun zaman almıştır.
Sümerler
Mezopotamya’da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha
sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil,
tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi
alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. “Yaratılış” ve
“Tufan”a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde Mezopotamya’da
18′i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek
vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur
zikredilebilir.
Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır.
Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Son
dönemlerde Sümerlerin baş tanrısı konumundaki Enlil’in tapınağı
Nippur’da idi bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı.
MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir.
Akkadlar
Akkadlar Sami kökenli bir topluluktur. Sümerler döneminde
Mezopotamya’ya göçen bu topluluk Sümer kültürünü benimsemiştir.
Sümerler sonrasında Mezopotamya’nın lideri konumuna gelen halk,
Mezopotamya’daki medeni gelişimin öncüsü Akkadlar olmuştur. Ayrıca
Akkadlar daha sonra Mezopotamya’da güçlü konuma ulaşacak yine Sami
kökenli Asur ve Babil halklarına da öncülük etmişlerdir. Akkadlar,
Sümerlerden farklı olarak kent krallıklarından ziyade Evren veya Dünya
krallığı kavramını Mezopotamya’ya getirmiştir. Bölgenin merkezi bir
idare eline geçmesi de ilk kez Akkadlar döneminde olmuştur.M.Ö 2150′de
güçlenen Sümerliler bu devleti yıkmışladır.
Akkad hanedanının kurucusu kral Sargon’dur. Agade isimli bir başkent
kuran Sargon kayıtlara göre 34 savaş yapmıştır. Yine de Sargon’a dair
bilgilerde mitoloji ile gerçeklik karışıktır. Sargon’un torunu olan
Akkad kralı Naram-Sin de dedesinin yolundan gitmiş birçok sefer
yapmıştır. Fakat Naram-Sin’den sonra bölgedeki güç dengeleri değişmiş
ve Akkadlar düşüşe geçmiştir. Kısa bir süre içinde Zagros Dağları’ndan
inen ve işgale başlayan Gutiler yönetimi ellerine geçirmişlerdir.
Üçüncü Ur Hanedanı
Akkadların yönetimindeki zayıflıklar nedeniyle, birçok kentin yönetici
hanedanı yönetimi tekrar ellerine geçirmişlerdir. Bu kentlerden öne
çıkanı Ur kenti ve yöneticisi 3. Ur Hanedanıdır. Hanedan Akkadların
izinden giderek bütün bölgeyi kontrol altına almak istemiştir. Yaklaşık
100 yıl kadar (MÖ 2100-MÖ 2000) süren bir dönemde Ur kenti
Mezopotamya’nın en büyük siyasi gücü olmuştur. Dönemlerinin sonu yoğun
göçler ve çevre toplulukların saldırıları ile gelmiş ve yönetimleri
zayıflamıştır. Ur Sülalesinin yönetiminin sonu aynı zamanda Sümerlerin
Mezopotamya’daki yönetimlerinin sonu demektir. Daha sonra Sümer kökenli
olmayan kavim ve sülaleler egemen olmuşlardır. Yine de bu dönem
kültürel, dini ve mimari açıdan medeni gelişimi büyük oranda
etkilemiştir.
Asur ve Babil
3. Ur salamanasarının çöküşünden sonra kuzeyde büyük bir siyasi güç
olarak Asur, güneyde ise din ve kültür merkezi olarak Babil öne
çıkmıştır. Aynı zamanda 2. binyılın erken dönemlerinde bölgeye gelen
Hurri ve Amurrular (veya Amoritler) bölgenin gerek nüfus gerekse
kültürel yapısını büyük oranda etkilemiş, daha sonraki siyasi olaylara
da etki etmiştirler.
2. binyılın başlarında yükselen kavimlerden biri Asurlardır. Özellikle
oluşturdukları geniş ticaret ağı onların Mezopotamya kültürünü farklı
bölgelere yaymasına ve farklı kültürleri de Mezopotamya’ya taşımasına
neden olmuştur. Anadolu’ya yazının gelmesi de yine bu dönemdeki Asurlu
tüccarlar sayesinde olmuştur.
Diğer yükselen kavim ise güneyli Babil’dir. Amurru kökenli olan Eski
Babil sülalesi, 5. kral Hammurabi ile dönemin diğer krallıkları
üzerinde egemenlik kurmuştur. Bu sıralarda Anadolu’da Eski Hitit
Devleti fetihlere başlamış ve sonunda Hitit Kralı I. Murşili MÖ 1595
yılında Babil’i alarak Babilin egemenliğine son vermiştir.
Daha sonraki dönemlerde Kassitler öne çıkmış, Anadolu’daki Hititler
güçlenmiş, Hurriler Mitannilerin önderliğinde yeni bir siyasi güç
oluşturmuşlardır. Yaklaşık iki yüzyıl süren Mitanni-Hurri egemenliğinin
zayıflaması Asurların yükselmesine olanak vermiş ve MÖ 13. yüzyılda
Asur kralı I. Şalmaneser Mitanni-Hurri devletini sonlandırmış ve Asur
egemenliğini kesin olarak başlatmıştır. Fakat bu Asur egemenliği de
yoğun göç dalgaları sebebiyle zayıflamıştır. MÖ 9. yüzyılın başında
kuzeyde Asur’un tekrar yükselmesine kadar bölge karışık bir dönem
geçirmiştir. Bu zamana kadar Mezopotamya ve çevresinde birçok yeni
devlet ve kavim ortaya çıkmıştı. MÖ 9. yüzyıldan yaklaşık MÖ 5. yüzyıla
kadar süren Asur yönetimine Yeni Asur Krallığı denmiştir.
Bu dönemde yoğun bir yayılma politikası benimsenmiş, her kral sayısız
sefer yapmıştır. Yine de güney Mezopotamya’da Babil egemenliğini
korumuştur. Babil dışında Urartular ve Medler de bağımsız birer güç
olarak konumlarını korumuşlardır. Bir dönem Asur zayıflasa da III.
Tiglatpileser ile tekrar yükselmeye başlamış Urartu kralını yenmiş ve
yayılma politikasıyla diğer önemli güçleri, Babil ve Medleri, rahatsız
etmiştir. II. Sargon ve sonrasında Asur’un konumu daha da yükselmiş;
Asur birçok krallığı egemenliği altına aldığı gibi Mısır’a yapılan
büyük seferlerle Mısır’ı da yağmalamıştır. Yeni Asur Krallığı’nın en
geniş olduğu dönemde Medler ve Babilliler, İskitlerle birleşerek Asur’a
savaş açmış ve sonunda Asur’un yıkılmasına neden olmuştur.
Yeni Asur Krallığı sonrası dönemde Babil yükselişe geçmiş ve Yeni Babil
olarak anılan bir dönem başlamıştır. Yeni Babil, Asur’un bütün
topraklarına egemen olduğu gibi çevre krallıklara birçok sefer
düzenlemiştirler. Bu sıralarda Medler Urartu devletine son
vermiştirler. MÖ 539 yılında Perslerin Babil’i ele geçirmesiyle Yeni
Babil son bulmuştur. Bu dönem ve sonrasında Persler tüm Mezopotamya’yı
egemenlikleri altına almıştırlar.
Sonraki Dönemlerde Mezopotamya
Mezopotamya Büyük İskender’in Persleri egemenliği altına alışına kadar
Perslerin egemenliği altında olmuştur. Daha sonra bir süre Pers
imparatorluklarının egemenliği altında kalmış, daha sonra Romalılar
kuzeybatı bölümünü egemenlikleri altına almışlardır. Pers Sasani
İmparatorluğu döneminde egemenlikleri altındaki Mezopotamya’nın büyük
kısmı Del-i Iranşahr yani “İran’ın Kalbi” olarak anılmaya başlanır ve
başkent Mezopotamya’da yer alır. MS 7. yüzyılın erken dönemlerinde Arap
halifeleri Şam’ı kontrol altına alır ve zaman içinde Mezopotamya
Arapların egemenliği altında tekrar birleşir.
Yine de bu dönemde iki vilayet şeklinde idare edilir: kuzeyde Musul
başkent, güneyde Bağdat başkenttir ki Bağdat daha sonra hilafetin de
başkenti olur ve 1258 yılına kadar böyle kalır. 1508-1534 arasında
Safaviler kısa bir dönem için Mezopotamya’yı kontrolleri altına alsalar
da 1535′te Osmanlılar (Türkler) Bağdat’ı egemenlikleri altına alırlar.
Osmanlı Devleti’nin egemenliği sırasında Mezopotamya üç vilayete
ayrılarak idare edilir: Musul, Bağdat ve Basra. I. Dünya Savaşı’nın
sonunda Mezopotamya kısa bir süre için İngilizlerin yönetimine geçer ve
İngilizler bugünkü Suriye ve Irak’ı bir Haşimi yöneticiye bağlı bir
devlet olarak kurar. 1920′de İngilizler tarafından Irak ulus devleti
kurulur ki bugünkü Irak sınırlarının yanı sıra bugünkü Kuveyt de
sınırlara dahildir. Daha sonra 1961 yılında Kuveyt bağımsızlığını ilan
eder.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Mezopotamya
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |