|
GenBilim Editorial
|
|
Cuma, 18 Nisan 2008 |
Okunma: 1018 kez
Bu ağır yenilgiden sonra Yunanlar, Afyon-Eskişehir hattına kadar geri çekildiler ve savunmaya geçtiler. Sahip oldukları bu geniş hatta üç kolorduları vardı ve buradan çıkacak olurlarsa savaşı kaybettiklerini kabul etmek zorunda kalacaklardı. Ama buna pek ihtimal vermiyorlardı. Çünkü Türk Ordusu’nun zaten yetersiz olan kaynaklarının iyice tükenmesi, kış mevsiminin olumsuzlukları gibi nedenlerin Türkleri kaçınılmaz bir yenilgiye mahkum edeceğini düşünüyorlardı.
( www.genbilim.com )
Bunun tarihi bir yanılgı olduğunu anlamaları ise çok uzun sürmedi.
Yunanlıların zannının aksine, Başkomutan Mustafa Kemal taarruz
hazırlıklarını hızlandırmıştı. Düşmanları Türk topraklarından tamamen
söküp atacak nihai saldırıya ilişkin planını büyük bir gizlilikle
uyguluyordu. Ancak taarruzun zamanı ve yöntemine dair hiç kimseye bilgi
vermiyordu. Onun bu bekleyişi muhalefeti kızdırmaya başlamış, daha
neyin beklendiği konusunda tartışmalara yol açmıştı. Oysa Büyük Komutan
bu sırada tüm imkanları biraraya getirmek için çaba gösteriyordu.
Sonunda 27 Temmuz gecesi Akşehir’e çağırdığı ordu komutanlarına planını
açıkladı; 6 Ağustos 1922′de ise taarruza hazırlık emrini verdi.
Kalan imkanlar dahilinde bütün ülke seferber olmasına rağmen Yunanlılar
her bakımdan üstündüler. Tabiki bir konu hariç; Türk’ün sahip olduğu
yüksek manevi güç.
Büyük Taarruz topçularımızın ateşiyle 26 Ağustos 1922′de Kocatepe’den
başladı ve kısa sürede Afyon-Konya demiryolu hattı boyunca başarıyla
gelişti. Bu hattın güneyinden taarruz eden 1. Ordu’ya Nurettin Paşa,
kuzeyinden saldıran 2. Ordu’ya ise Yakup Şevki Paşa komuta ediyordu.
Süvari Kolordusu’nun başında Fahrettin (Altay) Paşa bulunuyordu.
Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet
(İnönü) Paşa idi. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ise Büyük Taarruz’u,
tartışmasız bir cesaret örneği sergileyerek ateş hattından yönetiyordu.
Yunan kuvvetleri son derece süratli gelişen Türk taarruzunu
beklemiyorlardı; şaşkınlık içinde geri çekilmeye başladılar. 27 Ağustos
1922′de ordumuz Afyon’a girince Yunan Ordusu da Dumlupınar’a doğru
çekilmeye başladı. Bunun üzerine hemen girişimde bulunun Türk
kuvvetleri 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da 200.000 askerden oluşan Yunan
Ordusu’nu kuşatma altına aldılar. Düşmanların kayıpları büyük oldu.
Aynı gece Kütahya da düşman işgalinden kurtarıldı.
Tüm bu gelişmelerin ardından düşman ile Türk kuvvetleri arasında
amansız bir kovalamaca başladı. Başkomutan, 1 Eylül 1922′de şu emri
veriyordu: “Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir, ileri!”
Bu emri alan Türk askeri, 1 Eylül’de Uşak’ı, 2 Eylül’de Eskişehir’i, 3
Eylül’de Nazilli, Simav, Salihli, Alaşehir ve Gördes’i, 6 Eylül’de
Balıkesir ve Bilecik’i, 7 Eylül’de Aydın’ı, 8 Eylül’de de Manisa’yı
kurtardılar. Bu sırada 1. Yunan Ordusu Komutanı General Trikopis ile 2.
Yunan Ordusu Komutanı General Diyenis ve bazı yüksek rütbeli Yunan
subayları esir düştüler. Türk kuvvetleri en sonunda 9 Eylül 1922′de
İzmir’i düşman işgalinden kurtardılar ve kesin zafer sağlanmış oldu.
Bu zaferle düşmanın bütün ümitleri yıkılmış, Türk’ün yüksek manevi gücü
ve zekası tüm dünya tarafından bir kere daha anlaşılmış oldu. Bu
başarıyı körükleyen ise, Mustafa Kemal başta olmak üzere aziz Türk
Milleti’nin “Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti” isteği
oldu.
Türk Milleti artık yeni bir döneme adım atıyordu. 11 Ekim 1922′de
İtilaf Devletleri’yle Mudanya Mütarekesi imzalandı ve silahlar
bırakıldı; Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki çarpışmalara son
verildi. Yunanlılar Edirne ve Doğu Trakya’dan vazgeçtiler. İstanbul ve
Boğazlar bazı şartlarla idaremize bırakıldı.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Büyük taarruz
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |