Okunma: 495 kez
İttihat ve Terakki’nin eski Başvekili Talat Paşa, kendisine seslenen adamı görmek için geriye döndü. Dönmesiyle ateşlenen bir tabancadan çıkan kurşunun alnına saplanması ve kaldırımların üzerine yığılması bir olmuştu.
Bir zamanlar, Osmanlı İmparatorluğunun kaderini elinde tutan Talat Paşa, İran’ın Selmas şehrinde doğan Salomon Taleyran adlı bir Ermeni Komitacısının kurşunuyla böylece can vermişti.
( www.genbilim.com )
Olay Berlin’de geçiyor, takvimler 15 mart 1921′i gösteriyordu.
Eşi Hayriye hanım, kocasının ölümünden yıllar sonra, Talat Paşa’nın öldürülmesi konusunda şunları söylüyordu:
“Çok cesurdu. Tehlike nedir bilmezdi. Etrafında kimbilir, ne
maksatla kimler dolaşıyor, dikkat et, dedikleri zamanlarda bile
aldırmaz, çantasını koluna alınca, fırlar tek başına giderdi. Berlin’de
-en sonunda kanına giren- katil daha önce iki kere karşısına çıkmış,
Paşa’yla göz göze gelmiş. Fakat Paşa o kadar pervasız, sakin, hatta
gülümseyerek bakıyormuş ki, adam avuçladığı silahını çıkarmaya cesaret
edememiş ve nihayet: Ben Talat Paşa’ya baka baka silahımı
çekemeyeceğim, ancak arkasından vurabilirim, demiş.”
Talat Paşa Berlin’deyken, bir dostuna yurt hasreti içinde şunları söylemişti:
“Selanik’teyken ikide bir sürgün cezasına çarpılan Bulgar
komitacılarıyla karşılaşırdık. Bunlar vatanlarından ayrılmadan evvel,
jandarma nezaretinde bulundukları halde merasimle rıhtımın üzerinde
toplanır ve içlerinden birisinin verdiği işaretle hep birden eğilip
toprağı öperlerdi.
Bu, onlar için vatana dönüş umudunun bir ifadesiydi: Öptüğümüz
toprak bizimdir, buraya yine geleceğiz… demek istiyorlardı. Bir gün ben
de vatana dönersem, bilir misiniz ne yapacağım?”
Dostu: “Her halde siz de onlar gibi toprağı öpeceksiniz…” deyince, Talat Paşa ağlayarak şu karşılığı vermişti:
“Ne dersin sen? Ne dersin sen? Ben öpmekle doyamam ki… Yiyeceğim vatan toprağını, yiyeceğim…”
Talat Paşa, 1874 yılının 17 Ağustosunda Edirne’de doğmuştu. Yoksul
bir ailenin çocuğu olarak ilk ve orta öğrenimini bitirdikten sonra
Alyans İsrail okulunda iki yıl Fransızca okudu. Zeki, çalışkan bir
gençti. Okul yöneticileri, kendisine bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği
görevini vermişlerdi.
Mehmet Talat, Edirne’de çok durmadı. Selanik’e giderek Telgrafhaneye
maaşsız memur adayı olarak girdi. Hukuk Mektebi’ne kaydoldu. Bir yıl
sonra. Telgrafhane “Mukayyid”i (Kayıt memuru) olarak maaşa geçti ve
yirmi yaşının içindeyken politikayla ilgilenmeye başladı. Jön-Türklerle
haberleşirken yakalandığından üç yıl sürgün cezası yedi, Hukuk
Mektebini de ikinci sınıfında bırakmak zorunda kaldı.
Cezası iki yıl sonra bağışlandı ve 1898′de Selanik’le Manastır arasında
“gezici posta memuru” oldu. Bu görevi, İttihat ve Terakki örgütünün bu
dolaylardaki haberleşmesini, güvenlik içinde yapabilmesi amacıyla kabul
etmişti. 1893 yılında Posta Telgraf Başmüdürlüğü kâtipliğine, 1903′te
de başkâtipliğine getirildi. 1907 yılındaysa, İttihat ve Terakki’nin
“İhtilâl Komitası” sivil kadrosunun basında olduğu anlaşılarak,
görevinden çıkarıldı ve tutuklandı.
1908′de, İttihat ve Terakki’nin önde gelen kişilerinden biri olarak
Mehmet Talat, İkinci Meşrutiyet Meclisine, Edirne mebusu seçildi. Önce
Meclis Reis Vekilliğine getirildi, 1909 Temmuzundan başlayarak
sırasıyla Dahiliye Nazırı, Meclis’te İttihat ve Terakki Fırkası Reisi,
Posta Telgraf Nazırı ve yine Dahiliye Nazırı oldu.
1916 yılında, Sadrazam Sait Halim Paşa’nın istifasıyla onun yerine
getirildi. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğunun yenilmesi ve
Mondros Mütareke’sinin imzalanması üzerine, Enver ve Cemal Paşalarla
birlikte yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
31 Temmuz 1918′de Mondros Mütarekesi uyarınca, Osmanlı İmparatorluğu
orduları silahlarını bırakmış, yenilgiyi kabul etmişti, İttihat ve
Terakki’nin üç büyükleri, Talat, Enver ve Cemal Paşaların, savaş
suçlusu olarak yargılanmaları kesindi. Bu nedenle, üç büyükler
yurtdışına kaçmaya karar verdiler,
Talat Paşa, yurt dışına çıkmadan önce, yerine getirilen Başvekil İzzet Paşa’ya şu mektubu göndermişti:
“Pek muhterem ve mübarek tanıdığım İzzet Paşa Hazretlerine,
Memleketin bir müddet ecnebi nüfuz ve tesiri altında kalacağını
anladım. Buna rağmen memlekette kalmak ve millet muvacehesinde muhakeme
olmak fikrinde idim. Bütün dostlarım bunu atiye talik etmek için ısrar
ettiler. Zat-ı fahimtaneleriyle istişare edemedim. Müşkül mevkide
kalacağınızdan çok düşündükten sonra sarfı nazar ettim. Bütün hayat-ı
siyasiyemde hedefim, memleket namuskârane ve fedakârane hizmet etmek
idi. Şahsen buna muvaffak oldum. Bütün servetim, zat-ı şahanenin ihsan
ettiği otomobil esmanıyla (değer, kıymet) her ay artırdığım yirmişer
liradan müterakim bin altı yüz liralık istikraz-ı dahili bedelinden ve
bir de dört arkadaşımla birlikte isticar (kiralamak) ettiğimiz
çiftliğin devri icarından hasıl olan paradan ibarettir. Bunun bir
kısmını aileme terk ederek bir kısmını yanıma aldım. Bundan başka bir
nesneye malik değilim. Millete karşı hesap vermek ve muhakeme olarak
tayin edilecek cezayı kemal-i cesaretle çekmek isterim, işte zat-ı
fahimanelerine söz veriyorum. Memleketim ecnebi nüfuz ve tesirinden
azade kaldığı gün, ilk telgrafınıza itaat edeceğim. Baki kemal-i
hürmetle ellerinizden öperim muhterem Paşa Hazretleri.
2 Teşrinisani 1334 (2 Kasım 1918)
Mehmet Talat”
2 Kasım 1918 cumartesi gecesi, saat 11′e yaklaştığı sırada,
karanlıklar arasında iki kişi hızlı hızlı rıhtıma doğru yürüyordu.
Bunlardan biri Talat Paşa, öteki de İhsan Namık Bey’di. Rıhtıma
yaklaştıklarında üç kişinin daha orada beklediğini gördüler. Talat
Paşa, İhsan Bey’e dönerek:
“Bir kadınla iki erkek dolaşıyor, bunlar kimdir İhsan?” diye sordu.
“Belki de pokerden dönüyorlardır. Paşam…”
Bekleyen üç kişiden biri onlara doğru ilerleyince, tanımakta gecikmediler: Bu Enver Paşa’ydı.
Eski Harbiye Nazırı Talat Paşa’nın elini sıktıktan sonra:
“Tam zamanıdır, motor da neredeyse gelir…” dedi.
Gerçekten de az sonra, burnunda cansız bir ışıkla yol alan bir motor
Amerikan Koleji yönünden gelerek rıhtıma yanaştı. Enver Paşa, kendisini
uğurlamaya gelen kız kardeşini kucakladıktan sonra motora atladı. Onu
ötekiler izlediler. Biraz sonra bütün yolcularını alan motor, açıkta
kendilerini bekleyen Alman torpitobotuna yanaşıyordu.
Talat Paşa Berlin’e yerleşmişti. Anılarını yazıyor, karısıyla
birlikte yoksul sayılabilecek bir hayat yaşıyordu. Sık sık karısı
Hayriye hanıma:
“Beni bir gün sokakta vuracaklar. Alnımdan kanlar akarak yere
serileceğim. Yatakta ölmek nasip olmayacak. Ama ziyanı yok, varsın
vursunlar, vatan benim ölümümle bir şey kaybetmez. Bir Talat gider, bin
Talat gelir!..” derdi.
Bir gün ya Ermeni Komitacılarının ya da bir başka düşmanının
kurşunlarıyla can vereceğini biliyordu. Özellikle Ermeni
Komitacılarının…
Ermeniler, 1878 Türk-Rus savaşından sonra Doğu illerimizde bağımsız bir
devlet kurmak istiyorlardı. Çarlık Rusyası ve İngiltere, Ermenileri
sürekli olarak kışkırtıyor, Amerikan misyonerleri de aynı yönde
çalışmalar yapıyorlardı. Aya-Stefanos Anlaşması (Yeşilköy’ün eski adı)
yapılırken, Avrupa Devletlerinin Berlin Kongresi’ndeki yetkili
delegelerine bu amaçla baş vurmuşlar fakat, diplomatik yollardan
yaptıkları bu baş vurmanın sonuçsuz kalmasıyla birtakım anarşist
örgütler kurarak, sabotaj ve ayaklanma eylemlerine girişmişlerdi.
Hınçak ve Taşnak adlı bu gizli örgütler, her eylemlerinde karşılarında
Osmanlı Hükümetini buluyor, yabancıların işe karışmasını sağlamak için,
“Türkler, Ermenileri kesiyor!..” şeklinde propaganda yaparak, Avrupa’yı
birbirine katıyorlardı.
Ermeni Komitacılar, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra,
Ermenilerin Doğu illerimizden göç ettirilmelerinde İttihat ve
Terakki’nin, dolayısıyla bu örgütün önderleri durumundaki Enver, Talat
ve Cemal Paşaların parmağını görüyor, intikam için fırsat kolluyorlardı.
15 Mart 1921 günü Talat Paşa, her zamanki gibi erkenden kalkmış saat ona kadar çalıştıktan sonra, eşine dönerek:
“Haydi Hayriye, seninle biraz dolaşalım. Hava almış olursun…” demişti.
Fakat mutfakta yemek pişirmekte olan karısı:
“Ben çıkmayayım. Hem yorgunum, hem de ateşte yemek var.” diye karşılık verdi.
Talât Paşa Hardenberg Strasse’deki evinden çıkıp tek başına yürümeye
başlamıştı. Daldın ve düşünceli bir şekilde. Kurfüstendam caddesine
saptı. Daha birkaç adım atmamıştı ki, arkasından birinin:
“Talat Paşa!.. Talat Paşa!..” diye bağırdığını duydu. Geriye döndü ve…
Rumeli’de başlayan, fırtınalar içinde geçen bir hayat,. Kurfüstendam
caddesinin kaldırımları üzerinde sona ermişti. Katil Salomon Taleyran,
24 yaşında üniversite öğrencisi gözü dönmüş bir Taşnak Komitacısıydı.
Alman mahkemesi, kendi toprakları üzerinde işlenen bu cinayetin
suçlusuna hiç bir ceza vermeyerek, Taleyran’ı beraat ettirdi. Yıllarca
dost bildiği, Birinci Dünya Savaşı’nda kader birliği ettiği Almanya,
onun anısına ve kanlı ölüsüne bile saygı göstermemişti.
Talat.Paşa’nın cesedi, aradan 22 yıl geçtikten sonra 25 Şubat
1943′te yurda getirilerek Hürriyet-i Ebediye tepesindeki şehitliğe
gömülmüştür. Talat Paşa, dostuna söylediği biçimde yurdunun toprağını
yiyememiş, ancak bir torba kemik olarak yurt topraklarında sonsuz
uykusuna dalmıştır.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Talat Paşa Suikastı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |