Okunma: 131 kez
İzmir Suikastı Davası
Haziran 1926, İzmir
Giritli Motorcu Şevki’nin 15 Haziran 1926 günü İzmir Valiliğine yaptığı bir ihbarla ortaya çıkarılan Mustafa Kemal’e suikast olayının yeni kurulan cumhuriyette bir iktidar savaşı olduğu bellidir. İktidarı elinde bulunduran kadro kendisine rakip olarak gördüğü bir diğer kadroyu tasfiye etmek için bu olayı kullanmıştır.
Dolayısıyla bu tuhaf davanın sanıkları durumuna sokulan ünlü
şahsiyetlerin, milli mücadelenin önde gelen paşalarının başına gelenler
pişmiş tavuğun başına gelmemiştir!
Sonuçta çoğu İttihatçı olan 18 kişi idam edilirken Mustafa Kemal,
Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü dışında milli mücadeleyi yürüten askeri
liderlerin hemen tümü şaibeli hale getirilmiştir. Hukuksal olarak nasıl
bir skandal veya fiyaskonun cereyan ettiği ise olayın üzerinden sekiz
ay geçtikten sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından itiraf edilecektir.
Şevki’nin ihbarı sonucunda 15 Haziran akşamı İzmir’de ve İstanbul’da
yapılan tutuklamalarla yakalanan Ziya Hurşit, Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf,
Laz İsmail gibi kişilerin verdiği ifadelerin yanı sıra yakalanan
silahlar ve bazı diğer kanıtlardan Mustafa Kemal’in İzmir’i ziyareti
sırasında Kemeraltı’nda bir suikast teşebbüsü olacağı söylenebilir.
Ama Enver Paşa’nın adamı olarak bilinen Hacı Sami ve İttihat ve
Terakki’nin Teşkilat-ı Mahsusası’nın kurucularından Kuşçubaşı Eşref’den
yurtdışında bulunan Çerkez Ethem’e kadar birçok kişiyle bağlantısı
olduğu ileri sürülen olayın karanlıkta kalan yanları açığa çıkarılan
yanlarından daha fazladır.
Tabii bütün bu kargaşa içinde asıl önemli olan tam bir yıl önce,
Haziran 1925′te kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda yer alan
paşaların olaya dahil edilmeleri ve tutuklanarak idam talebiyle
İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmalarıdır. Çok değil, daha birkaç yıl
önce gerçekleştirilen milli mücadelenin kahramanları birdenbire
cumhurbaşkanına suikast düzenlemeye kalkışacak kadar iktidar hırsından
gözleri bir şeyi görmeyen caniler haline gelivereceklerdir!
Kasım 1924′de Kazım Karabekir’in başkanlığında kurulan ve Rauf
Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Mersinli
Cemal Paşa gibi ünlü komutanların da yer aldığı Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası Haziran 1925′te hükümetin aldığı bir kararla
kapatılmıştı. Ama İttihat ve Terakki’nin nasıl bir örgüt olduğunu iyi
bilen Mustafa Kemal Paşa açısından bu defter tam anlamıyla kapanmamıştı.
İktidar savaşı şu veya bu şekilde devam edecekti. Bu duruma
hazırlıklı olmak ve gerektiğinde hiç tereddütsüz ve acımasız bir
şekilde hareket etmek zorunluydu. İşte İzmir suikastı davası bu
bağlamda bir anlam taşımaktadır.
Mustafa Kemal’e yönelik bir suikast hazırlığından haberi olan
hükümetin olayı denetimi altında tuttuğu ve suikastçıların içine de
kendi adamı olan emekli jandarma yüzbaşısı Sarı Efe Edip’i soktuğu
mahkeme sırasında paşalar tarafından ileri sürüldü. Ama üzerine
gidilemediği için kanıtlanamadı. Ancak olayın bu çerçevede geliştiğini
gösteren çeşitli işaretler vardır.
İzmir’de yakalanan tetikçilerin ardından İstanbul’da Bristol
Oteli’nde yakalanan Sarı Efe Edip İstanbul Polis Müdürü Ekrem Bey’e
verdiği ifadede suikastın, “Terakkiperver Fırkası Umumi Heyeti
tarafından kararlaştırıldığını” söyleyince, İzmir’de bulunan
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ankara’daki Başbakan İsmet Paşa’ya bütün
Terakkiperver paşalarının, yani Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy,
Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Rüştü Paşa, Mersinli Cemal Paşa’nın
tutuklanmasını ve yargılanmak üzere İzmir İstiklal Mahkemesine
gönderilmesini isteyecektir. (Rauf Orbay o sırada yurtdışında olduğu
için daha sonra gıyabında Ankara’da yargılanacak ve 10 yıl hapis
cezasına çarptırılacaktır.)
Ancak İsmet Paşa durumdan çok emin değildir ve ortada ciddi bir
kanıt olmadan, hepsi de mebus olan ve milli mücadelenin önderliğini
yapmış bu şahsiyetlerin tutuklanmasının bir skandal olacağını
düşünmektedir. Nitekim Kazım Karabekir 18 Haziranda tutuklanmış ama
Başbakan İsmet Paşa’nın müdahalesiyle hemen serbest bırakılmıştır.
İçişleri Bakanı Recep Peker bu durumu bir telgrafla Mustafa Kemal’e
ihbar edecek ve bunun üzerine İzmir İstiklal Mahkemesinin Başbakan
İsmet Paşa için de tutuklama kararı çıkardığı söylenecektir ama bu da
kanıtlanmış değildir.
İzmir ve Ankara arasında karşılıklı telgraflarla durum açıklığa
kavuşamayıp İsmet Paşa yeterince ikna olmayınca kalkar İzmir’e gider.
Orada Mustafa Kemal ve mahkeme heyetiyle yüz yüze yaptığı görüşmeler
sonucunda ikna edilecek ve böylece paşaların hepsi tutuklanarak İzmir’e
gönderileceklerdir.
Elbette bütün ülke ve dünya şaşkın bir şekilde olayı izlemektedir ve
sadece bir kişinin, sanık paşaların “hükümet ajanı” olduğunu, örtülü
ödenekten para aldığını söyledikleri birinin verdiği saçma bir ifade
nedeniyle tutuklanmışlardır. Saçma, çünkü cumhurbaşkanına suikast
düzenlenmesi gibi bir eylemin kapatılmış bir partinin “umumi heyeti”
tarafından kararlaştırılması aklın alacağı bir iş değildir.
Sonuçta İzmir’de Elhamra Sineması salonunda yapılan İstiklal
Mahkemesi duruşmalarında celladın ipini boyunlarında hisseden paşalar
mümkün olduğunca durumu açıklığa kavuşturmaya çalışırlar. İp
boyunlarındadır, çünkü İstiklal Mahkemeleri neredeyse önüne gelene idam
cezası vermekle ünlüdür. Bu kadar uydurma bir gerekçeyle tutuklanıp
mahkemeye çıkarıldıklarına göre aynı şekilde idam cezasına
çarptırılmaları ve hemen infaz edilmeleri işten bile değildir.
Mahkeme çok hızlı bir şekilde çalışarak davayı en kısa sürede
sonuçlandırmak istemektedir. Gerek Kazım Karabekir, gerekse Ali Fuat
Cebesoy, Sarı Efe Edip’in Meclis Başkanı Kazım Paşa’nın yakını
olduğunu, hatta Ankara’ya geldiğinde onun evinde kaldığını, bu tertibin
içine hükümet tarafından ajan olarak sokulduğunu anlatırlar ve
kendilerinin olayla bir ilgilerinin olmadığını belirtirler.
13 Temmuzda Kel Ali başkanlığındaki mahkeme kararını açıkladığında
verdiği 13 idam cezası arasında tetikçilerin yanı sıra suikastın
örgütleyicileri olarak adı geçen İzmit mebusu Şükrü, Rüştü Paşa,
Eskişehir mebusu ve Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı Miralay Arif,
Saruhan mebusu Abidin, Sivas mebusu Halis Turgut gibi isimler de
vardır, ancak Terakkiperver paşalar beraat etmişlerdir.
Mahkeme Terakkiperver Fırka içinde gizli bir örgütün Cumhurbaşkanım
öldürerek yönetime el koymak istediği kararına varmıştır, ancak
paşaların bununla ilişkisi kurulamamıştır.
Sarı Efe Edip de beklemediği idam cezası karşısında şaşıracak ve “Bu
kararda benim hizmetim nazara alınmadı” diyecektir ama mahkeme başkanı
Kel Ali tarafından “Hizmetiniz elbette nazara alınacaktır” diye
susturulacaktır. Ali Fuat Paşa hatıralarında, Sarı Efe Edip’in hükümet
ajanı olmasına rağmen idam edilişini “Bu hizmet esnasında yanlış bir
hareketine yahut başka bir sebebe bağlıdır” diye yazacaktır.
Sonuçta paşalar boyunlarını cellatın ipinden kurtaracaklar ama siyasi
hayatları da bitmiş olacaktır. Hukuki olarak ortada ciddi hiçbir şey
yoktur, ama beraat etmiş de olsalar Mustafa Kemal’e suikast davasından
yargılanmış olmaları siyasette artık bir rol üstlenememeleri için
yeterlidir. Nitekim bazıları ancak Mustafa Kemal’in ölümünden sonra
tekrar siyasetle ilgilenecekler ve mebus olabileceklerdir.
Bu davadan sekiz ay kadar sonra, Mart 1927′de bir akşam Çankaya’daki
sofrasında ağırladığı çocukluk arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a Mustafa
Kemal itirafta bulunup, şöyle diyecektir: “Paşaları senin hatırın için
affettirdim.” Harbiye’den atılmaktan Ali Fuat’ın babası İsmail Paşa
sayesinde kurtulan Mustafa Kemal bu sözlerinde herhalde samimidir ama
aslında bu sözler aynı zamanda büyük bir fiyaskonun da itirafı değil
midir?
Mustafa Kemal milli mücadelede omuz omuza savaştığı paşaları
affettirmiştir ama onlar Mustafa Kemal’i affetmemiş, hatta Mustafa
Kemal’in çağrısına ve çabalarına rağmen bazıları bir daha ölünceye
kadar kendisiyle görüşmemiştir…

Etiketler:
Bilimler
Tarih
izmir Suikastı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |