Okunma: 716 kez
Bizans imparatorluğunda son yüzyıllarda şehir hayatında diğer dönemlere oranla büyük bir değişim yaşanmıştı. Çünkü son yüzyıllardaki toprak kayıpları sınır köylerin boşalmasına sebep olmuştu. Bu boşlamalara sonucunda köylerde bulunan Bizans halkı büyük şehirlere göç etmişlardi. Bu şehirlerin başında gelen Konstantinopolis, Thessalonokia, Nikaia ve Nikomedia gibi şehirlerde zamanlan büyük yığılmalar olmuştur.
( www.genbilim.com )
Bunlar arasında Konstantinopolis’in hem başkent
olması hem de önemli bir noktada bulunması kendisine bazı ayrıcalıklar
kazandırmasının sonucunda diğer büyük şehirlere oranla daha çok göç
almasına sebebiyet vermişti. Bu son dönemlerde şehir hayatında bu
göçlere bağlı olarak birçok değişim gerçekleşmiştir. Bir Bizanslı
tarihçi olan Brocardus genel mahiyette imparatorluğun son dönemlerinde
ki şehirlerde bu değişimi şöyle tanıtmıştır; “ Varlıklılar sokakları
yapılarla gölgelendirirken, pis ve karanlık yerleri yoksullara ve
gezginlere bıraktılar. Konstantinopolis’in kendisi sefalet içerisinde
pis kokulara ve sürekli karanlığa bırakılmıştı. Şehirlerde cinayet,
hırsızlık ve diğer adi suçlar olağan hale gelmişti. Zengin kişilerin
hepsi zorba, yoksuların da çoğu hırsız olduğu için kentlerde insanların
yasaları karşısında dokunulmazlıkları oluşmuştu. Suçluların yasalarca
cezalandırılmadığı için yapılan suçlar tümüyle aydınlığa
kavuşturulamamıştır. Bir suçlu ne korkuyu ne de utanmayı bilirdi .”
İşte bu oluşumların oluşmasında son dönem itibariyle şehirlere akın
eden köylülerin işsiz güçsüz bir şekilde dolaşmaları ve kendilerini çok
ucuza satabilmelerinden kaynaklarınıyordu.
Bu başıbozukluğa rağmen şehirlerde halkı bir nebzede rahat ettirebilmek
için bazı yönetim organları mevcuttu. Bu organların başında şehrin
valisi gelmekteydi. Valiyle birlikte birde esnaf ve metropolitler
tarafından oluşturulan bir meclis vardı bu meclis de şehrin yönetimine
katılırdı. Gerekirse şehir halkı şehrin korunması için bir milis gibi
savaşa katılırdı. Gençlere fazla bir hak tanınmayan şehir
cemiyetlerinde dini yortu günlerinin oldukça büyük bir yeri vardı.
Hatta imparator Manuel Komnenos yazmış olduğu 1165 yılına ait bir
fermanda bir yılda tam 115 gün kadarının dini günlere ayrıldığını
belirtmişti. Şehirlerde de olsa kadınlar ev içinde kalırlar ve ev
işleriyle uğraşırlardı. Erkek ise dışarıdaydı .
Şehir halkı mahallelerden “demeslere” göre örgütlenmişlerdir.
Demeslerin (mahalle) kendi içinde bütünlüğü olan bir yapıları yoktu. Bu
da zamanla aralarında farklı fikir yapılarının doğmasını engellemiştir.
İç çatışmalarda çeşitli guruplar şehir halklarını kullanıyorlardı.
Varlıklı kesim propaganda aracılığıyla kendilerini şehir halklarının
yanında gösteriyor izlenimi veriyorlardı. Bütün bunlara rağmen halk
kendilerine yapılan haksızlıkların bilincindeydi. Sirk gösterileri
halkın büyük şehirlerde toplanıp yönetim hakkında tartıştıkları önemli
toplantı yerleriydi (tribunus). Halk imparatoru seçmek için burada
toplanırdı. İmparator da halkı burada selamlardı. Seferden dönen
general burada karşılanırdı. Kitleler hoşnutsuzluklarını göstermek için
burada toplanırdı. Halk imparatoru kabul edikten sonra imparatora
“galipsin, dini bütünsün, kutsal imparator, soylusun” diye bağırarak
selamlarlardı .
Sanayiciler ve dinsel toplum üyeleri şehirlerin daha çok banliyölerinde
bulunurlardı. Merkezi alanlar pazaryerlerine ayrılmıştı. Ayrıca sıcak
haberlerin tartışılması için bazı alanlara kahvehane benzeri yerler
yapılmıştır. Caddeler oldukça genişti. Halk çoğunlukla yavaş hareket
eden araba ve katırlarla gezerdi. Zengin ve soylular Arap atlarıyla
seyahat ederlerdi. Kent içinde bu kişilere yol açıp, onları koruyan
sopalı hizmetkârlar bulunurdu. Şehirlerde birçok bahçe mevcuttu. Bu
bahçeler birçok sarayın tabanına mozaik olarak işlenmişti.
İmparatorlukta her dönemde en önemli ihtiyaçlardan birisi olarak
görülen su, son döneler içersinde sınırları daralan Bizans
imparatorluğu için çok önemli bir ihtiyaç olmuştu. Bu nedenle Avrupa’da
Trakya’dan ve Anadolu’da Nikaia bölgesinden Bizans’ın diğer şehirlerine
su dağıtmak için suyolları yapılmıştır. Şehirlere lazım olan suyu
toplamak için Suriye’de ki gibi üstü açık su kemerleri yapılmıştı. Bu
su yolları Suriye’de ki gibi taştan değil tuğladan yapılıyordu. Daha
sonra üstü örtülü su sarnıçları yapılmıştır . Bu yapılan su
sarnıçlarının sayesinde imparatorlukta her kente su kemerleri
yapılabilmiştir. Arap rehin Harun b. Yahya, Konstantinopolis’e
Bulgarya’dan su getiren bir su kemerinin var olduğunu açıklıyor. Bu su
20 gün uzaklıktan akıp geliyordu. Kente ulaştıktan sonra biri
imparatorluk sarayına, diğeri Müslüman esirlerin bulunduğu hapishaneye
üçüncüsü de soyluların hamamlarına akıyordu. Kent nüfuzu da hafifi
tuzlu olan bir sudan içiyordu . Buradan da anlaşılacağı üzere şehir
halkından her kesim gelen bu temiz sudan faydalanamıyordu.
Bizans şehirlerinde özellikle başkent halkı imparatorluk seçimlerine
katılırlardı. Hükümdar da şehir halkının görüşlerini hesaba katmak
zorundaydı. Saray olsun zengin aristokrat tabaka olsun hepsi şehir
halkının kendi yanlarında olmasını isterdi. Bunun yanında şehir
halkının değeri günden güne artıyordu. Buda gün geçtikçe şehir
nüfusunun artmasına sebep oluyordu. Halkın başkente akmasını engellemek
için giriş yasağı, kalma zamanını sınırlamak gibi çeşitli önlemler
alınmıştır. Fakat bu bile nüfusun başkente akmasını engelleyememişti .
Bu artışlar sebebiyle şehirlerde cinayet, nifak ve ihtiras dalgaları
daha da çok artmıştır .
Son dönemlerde artan bu şehir nüfusu zamanla şehirlerde
gecekondulaşmanın olmasına sebebiyet vermişti. Son dönemlerde hemen
hemen her mahallede gecekondulaşma mevcuttu. Gecekonduyu yapan bir
kişiden bir daha yeri geri alınamazdı. Bu bölgeler cinayet ve
hırsızlığın en fazla olduğu bölgelerdi. Ayrıca şehirlerin içinde çıkan
isyanların başlangıç noktası da bu gecekondu bölgeleriydi. Bu soruna
hiçbir zaman tam bir çare bulunamamıştı .
Şehirlerde insanlar evleri genellikle iki katlıydı ve evlerini önünde
ev sahibinin adı yazardı. Ev sahibinin at ve büyük baş hayvan ahırları
ile kümes ve kilerler ortak bir avluya açılırdı. Bu avluda gerektikçe
atlara talim yaptırılabilecek kadar büyük bir avluydu. Her yapılan ev,
başka bir evin ışığı kesilmeyecek şekilde yapılırdı. Deniz manzarasının
kapatılmamasına ve atık su borularının ve oluklarının olmasına dikkat
edilirdi. Bu konulara ilişkin yasalar çıkarılmıştı. Sarayların çoğu
tuğla temeller üzerine mermer bloklardan yapılırdı. Az sayıda yapılan
tozton evlerinde yüzeyi sıvaya benzer bir maddeyle kaplanırdı. Zengin
evlerinin üst tarafında bir de teras bulunurdu. Normal kişilerin
oturduğu evlerde ise çatılar kiremitler ile örtülürdü . Odalar
genellikle merkezi bir salonun etrafında olurdu. Bu salon evin
erkeğinin misafirleri kabul odasıydı. Evin üst katlarını desteklemek
için konan toz bloklar ayrıca süs niyetine kullanılırdı. Evin
girişinden ilk kata bir merdivenle çıkılırdı. Oda duvarları çeşitli
dinsel motiflerle süslenirdi. Ailede oturma odasını en çok erkek
kullanırken evin kadını daha çok en üst kattaki odayı kullanırdı ve
burada zamanını çoğunu çocuklarıyla ilgilenerek geçirirdi.
Manastırlarda da olduğu gibi kışın zengin evlerinde de ısıtılan bir oda
olurdu. Mutfaklarda bacalı ve alçak bir fırın kullanılırdı. Her evin
denize dökülen bir atık su kanalı vardı .
Bizans imparatorluğunda ki kent yaşamı imparatorluğun her alanında
olduğu gibi ekonomik alanında da etkili bir role sahipti. Yıkıma dönemi
içerisinde bile Thessalonika, Konstantinopolis ve Trabezons gibi
ekonomik faaliyetleri oldukça önemli olan şehirler bulunmaktaydı. İster
büyük şehirlerde olsun ister küçük şehirlerde olsun bütün sanayi
kollarında, ekonomide ve ticarette büyük bir kontrol vardı. Dış ticaret
ve lonca teşkilatları çok sıkı bir şekilde denetleniyordu. Bu
denetlemelerin amacı politik ve ekonomik çıkarlara dayanmaktaydı.
Siyasi sebepler olarak devlet, silah ve çok sayıda işlenmiş eşyanın
sadece saray için değil bunun yanına kendileriyle iyi ilişkiler
içerisinde olan diğer devletlere hediye olarak gönderilmesi için bu
değerli eşyaların ve silahların sadece devlete ait olmalarını
istiyordu. Ekonomik olarak yaşam için gerekli olan mallar ile malların
kalitesini iyi durumda tutarak aşırı fiyat artışını önlemekti. Kent
ekonomisi devlete önemli bir ekonomik girdi sağlıyordu. Bütün
gümrüklerden %10 vergi alınıyordu. Ticaret yapmak veya zanaatkârlık
yapmak belirli vergileri ödemenin yanında bazı merasimlerin yapılmasını
da gerektiriyordu .
Şehir içerisinde birçok semtte köy görüntüsünü veren geniş ekili
alanlar vardı. Başka semtlerde zengin evlerin önlerinde uzanan pis
sokaklar vardı. Şehir döşeme taşlarıyla kaplanmış geniş ve sütunlu
caddelerden oluşmaktaydı. Aynı zamanda sefalet içerisinde ki pis ve
daracık sokaklarıyla şehirler tam bir ortaçağ kentleri konumundaydı .
Ölüler kentlerin içine gömülmezdi. Ölülerin kentlere gömülmemesinin en
önemli nedeni hastalıkların yayılmasını önlemekti. Veba ve cüzam çok
yaygın hastalıklardı. İyi bir tıp alanları vardı. Fakat bu yüzyıllarda
veba ve cüzamın herhangi bir tedavi şekli yoktu. Bu nedenle ölüleri
şehirlerin dışına gömme işine çok dikkat edilirdi. Bunun yanında her
kentin kendisine yetecek kadar hastanesi, doktoru, yetimhanesi ve
yoksul evi vardı .
Hakan Şanlıbayrak
Kaynakça:
Andrew Dalby; a.g.e., s.33.
Andre Guillov; a.g.m., s.313.
G.L.Seidler;a.g.e., s.45-46.
Heyet; “Bizans Sanatı”, Milli Eğitim Bakanlığı Sanat Ansiklopedisi, a.g.m., s.260.
Andrew Dalby; a.g.e., s.75.
G.L.Seidler;a.g.e., s.44.
Adnan Adıvar; “Konstantinopolis’in Fetihi Sırasında Bizans ve Türk Kültür Vaziyeti”, a.g.m., s.1.
Tamara Talbot Rice; a.g.e., s.141.
Tamara Talbot Rice; a.g.e., s.139–140.
Tamara Talbot Rice; a.g.e., s.140–141.
Peter Chanaris; a.g.m., s.531–532.
Jean Ebersolt; a.g.e., s.53.
Tamara Talbot Rice; a.g.e., s.150.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Bizans İmparatorluğunda Kentsel Yaşam
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |