Okunma: 195 kez
İster fare olun ister fil; vücut kütleniz sizinle ilgili her şeyi belirtiyor. Tarla faresi günlerden bir gün kırlarda koşup oynarken, derinliği bin metreyi bulan bir maden kuyusuna düşer. Kuyunun dibi yumuşak toprakla kaplı olduğu için ölmez; yalnızca düşmenin şokundan biraz sersemler; kendine gelir gelmez de bir delik bularak gözden kaybolur.
Aynı yükseklikten düşen sıçan ölür; insan paramparça olur; at büyük bir gürültüyle ortalığı toza dumana katarak yere çarpar ve düştüğü yerde kalır. Bundan çıkartılacak mesaj çok basittir: Biyolojide önemli olan boyuttur; her şeyi boyut belirler.
Yerçekiminin gücü boyutlar büyüdükçe artmaz. Hayvanlar aleminde
boyut, fizyolojik, anatomik, davranışsal ve ekolojik açıdan çok
önemlidir. İri hayvanlar küçük hayvanların birebir büyütülmüş şekli
değildir; vücüt kütlesi arttıkça kemikler oransal olarak kısalır ve
kalınlaşır, metabolizma yavaşlar, kalp atışları azalır, ömür uzar,
olgunluğa daha geç ulaşılır, yavru sayısı düşer, nüfus yoğunluğu
azalır, yaşam alanının metrakaresi büyür.
Fillerin farenin 200,000 kat büyümüş hali olmadığını öğrenmek
kimseye ters gelmez. Ancak canlı türlerinde vücut kütlesi ile yaşam
şekli arasında mükemmel bir matematiksel ilişki olduğunu öğrenmek pek
çok kişiye şaşırtıcı gelebilir. Yıllardır biyologlar bu konu üzerinde
kafa patlatıyor. İçinde bulunduğumuz günlerde iki çevre uzmanı ve
yüksek- enerji fizikçisinden oluşan üç kişilik bir araştırma grubu bu
ilginç biyolojik olguya açıklama getirdiklerine inanıyor. Bunlara göre
yanıt, bitki ve hayvanlardaki besin dağılımının fiziği ve geometrisinde
yatıyor.
Ayrıca bu bulgular doğanın bir mucizesine daha ışık tutuyor.
Evrimin, Uzay’ın dördüncü boyutuna kadar uzandığını ileri süren bu üç
araştırmacı, türlerin bu dördüncü boyuttan yararlanarak dünya
nimetlerinden daha fazla pay aldıklarını söylüyor.
Evrim, çok uzun süredir biyologların deyimiyle ”çeyrek-kuvvet
ölçeği” yasasından yararlanıyor. Bu, şu anlama geliyor: pek çok
biyolojik değişken, çeyrek veya üç çeyrek oranında büyütülmüş vücut
kütlesine bağlı olarak azalma veya çoğalma eğilimi gösterir. Örneğin
uzun ömür, bir çeyrek kuvvetine yükseltilmiş vücut kütlesine doğru
orantılı olarak artar.
Çeyrek-kuvvet ölçeği biyolojinin en temel kurallarından biridir;
ancak yaygın olduğu oranda da şaşırtıcıdır. New Mexico’da Los Alamos
Ulusal Laboratuvarın’ndan fizikçi Geoffrey West, söz konusu üç bilim
adamından biri. West şöyle konuşuyor:”Böyle bir durumla karşılaştığınız
zaman bunun size bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark
edeceksiniz”diyor. Burada önemli olan ”Bu bir şeylerin neyi anlatmaya
çalıştığı?”
Albuquerque New Mexico Üniversitesi’nden Brian Enquist ve Jim Brown
söz konusu üçlünün diğer ikisi. Üçü de sorunun yanıtının ünlü
çeyrek-kuvvet ölçeği yasasında aranması gerektiğini söylüyor. Öncelikle
canlının vücut oranı ile metabolik hızı arasındaki ilişkiye bir göz
atmak gerektiğine dikkat çekiyorlar.
Türlerin vücut kütlesi büyüdükçe metobolizma hızının azalması
kuralından yola çıkarsak, türlerin büyüdükçe enerjiyi daha verimli bir
şekilde kullandığı anlaşılıyor.
West’in son yıllarda çalışmalarına katıldığı Los Alamos
Laboratuvarı’ndan biyokimyacı William Wooddruff, çeyrek-kuvvet
yasasının tek hücreli yaratıklarda bile geçerli olduğunu belirtiyor.
Yalnızca basit geometrik bilgilerden yararlanarak, küçük
hayvanlardaki metabolik hızın, büyük hayvanlardaki hıza erişmeyeceği
sonucunu çıkartmak mümkün. Organizmanın boyutları büyüdükçe,
geometrisindeki iki özellik değişikliğe uğrar. Yüzey alanı iki boyut
üzerinden büyürken, hacmi üç boyut üzerinden değişir.
Organizma, metabolizmanın ürettiği fazla ısıdan kurtulmak için yüzey
alanlarından yararlanır. Dolayısıyla metabolizmanın hızı, küçük- büyük
farkı gözetmeksizin tüm hayvanlarda aynı kaldığı takdirde, organizmada
işlevsel bozukluklar ortaya çıkar.
Örneğin, kedi büyüklüğündeki bir farenin metabolik hızı kütlesine
orantılı olarak değişirse, normal büyüklükteki bir fareden yüz misli
daha fazla ısı üretmesi gerekir. Ancak farenin yüzey alanı fazla ısıdan
kurtulmak için ancak 22 misli büyür. Sonuçta ortaya sımsıcak bir fare
çıkar. Daha büyük türlerde aşırı ısınma sorunundan kurtulmak için
metabolik hızın daha düşük olması gerekir.
Basit geometrik kuralların geçerli olduğu durumlarda, vücut kütlesi
ile metabolizma hızı arasındaki ilişki ikide üç çarpanında olmalıdır.
1930′lu yıllarda bu ilişkiyi ilk kez ortaya çıkartan Amerikalı bilim
adamı Max Kleiber, bu çarpanın ikide üç değil, üç çeyrek kuvvetinde
olduğunu ileri sürüyordu. Brown bu konuda doğanın geometriden daha
becerikli ve daha akıllı olduğunu ileri sürüyor.
Bitkilerde Durum
Brown, uzun yıllardır çalışmalarını ölçek ve enerji akışı arasındaki
ilişki konusunda yoğunlaştırıyor. Enquist’in de aralarına katılmasıyla
1990′larda çalışmalarına bitkileri de dahil etti. O güne dek Kleiber’ın
kurallarının bitkileri de kapsayıp kapsamadığı bilinmiyordu.
”Organizmanın enerji kaynaklarını gövdenin en uç noktasına nasıl
taşıdığı konusu yaşamsal önem taşıyor”diye konuşan Enquist,
”Hayvanlarda olduğu gibi, tüm bitkilerin tek bir sorunu vardır. O da
dokularını en mükemmel şekilde nasıl besleyecekleri konusudur” diyor.
Enquist, bitkiler üzerinde sürdürdüğü birkaç haftalık çalışmasının
sonucunda şu bilgilere ulaştı: ”Metabolik hız ile kütle arasında 0.733
gibi ilişki oranı buldum. Bu da hayvanlarda olduğu gibi üç çeyrek
kuvvet kuramının bitkilerde de geçerli olduğunu gösteren önemli bir
kanıttı.”
Enquist, bunun üzerine organizmalarda kaynak dağılımı konusuna
ağırlık verdi. Çok hücreli organizmalar besinleri vücutlarında
dolaştırmak için dallara ayrılmış boru şeklindeki şebekeden yararlanır.
Bitkilerde bu yapısal özellik damar sistemi olarak ortaya çıkarken,
böceklerde trakeal (soluk borusu) dağılım şebekesi, omurgalılarda kan
damarları olarak kendini belli eder. Bilim adamları Kleiber Yasası’nı
işte bu şebekenin hidrodinamiği üzerinde kanıtlamaya çalışıyor.
Kalp atışlarının vücut kütlesine oranla bir çeyrek oranında azaldığı
gerçeğini kabul eden West, küçük veya büyük, tüm hayvanlarda yaşamları
boyunca kalp atış sayısının sabit olduğunu keşfetti. West’e göre kalp
atış sayısı canlı türünün ait olduğu gruba göre değişiklik gösteriyor.
Örneğin memelilerde bu sayı 1.5 milyar civarında.
Bu arada tüm organizmaların ortak noktası olan dağıtım şebekesinin
evrensel özellikleri tespit edildi. Üç ana maddede özetlenen bu
unsurlar şöyle sıralanıyor. İlk maddeye göre dağıtım şebekesi vücudun
her noktasına ulaşmak zorunda; çünkü yeterince beslenemeyen doku ölür.
Beslenme şebekesindeki en ince borunun çapı türden türe değişiklik
gösterirken, aynı türdeki organizmalarda çapın sabit kaldığı gözlenir.
Bu ikinci özelliktir. Üçüncü özellik ise evrimin, sıvı şebeke içinde
dolaşırken enerji kaybını en aza indirgemesidir.
Gizemli Düzen
Enquist, doğada izlenen bu mükemmel düzeni şöyle yorumluyor: ”Çeyrek
kuvvet ölçek yasasının temeli matematiğe dayanır. Bu matematiksel
modele göre organizmaların besin dağılım tablosu kesirli bir yapıya
sahiptir. Kesirli bir yapıya sahip olan bu şebekenin gizi, organizmanın
en ücra köşesine en verimli şekilde besin taşımasında yatmaktadır.”
Bu model, yalnızca memelilere özgüymüş gibi sunulmakla birlikte
genel olarak diğer hayvanlara ve bitkilere de uygulanabilir. Ancak
“Çeyrek Kuvvet Ölçeği Yasası” tek hücreliler kadar, çok hücrelileri de
kapsadığı için, enerji nakli sisteminde kesirli bir yön bulunması
olasılığı artar.
Biyologlar hücrede enerjinin nasıl üretildiğine ilişkin bilgiye
sahip olmakla birlikte, bu enerjinin nasıl taşındığına ilişkin yeterli
bilgileri yoktur. Şimdilik yalnızca mitokondriyalardaki enerji nakli
konusunda bir şeyler bilen bilim adamları, enerji dağılımını sağlayan
şebekeler konusunda yoğun incelemeler yapılması gerektiğine inanıyor.
Kesin olduğuna inandıkları tek nokta ölçekleme kuralının biyo-
farklılığı doğurduğu. Başka bir deyimle, metabolik hızın tüm canlılarda
aynı olması durumunda, vücut kütlesinin değişmesi son derece çarpık bir
biyo-farklılık yaratabilirdi.
Dördüncü Boyut
Sonuçta, üçte-iki kuvvet ölçeğinin varlığı yaşamın dördüncü
boyutunun kullanılmasına zemin hazırlıyor. Bu boyutun çalışma şekli
şöyle: Doğal seleksiyon, türün enerji verimini en üst dereceye
ulaştırıyor. Bu da şebekenin terminal tüplerinin (omurgalılarda kılcal
damarlar) yüzey alanını çıkabileceği en üst dereceye vardırıyor.
Terminal tüplerin vücut kütlesiyle aynı oranda artmadığına dikkat
çeken West, terminal tüplerinin vücut kütlesinden bağımsız olarak aynı
kalmasının, doğal seleksiyonun dördüncü boyutu yaratmasına yol açtığına
dikkat çekiyor.
Dolayısıyla organizmalar iki farklı uzaysal dünyaya sahip oluyorlar.
Hepimiz üç boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. Bu üç boyutlu dünya ile
doğrudan temasta bulunan deri, vücut kütlesi arttıkça üçte iki oranında
artış göstererek bu üç boyutlu dünyanın kurallarına mükemmel uyum
sağlıyor.
West, işte bu noktada dördüncü boyutun ortaya çıktığını söylüyor:
”Bizim içsel anatomimiz ve fizyolojimiz, yani gerçek halimiz dört
boyutlu bir dünyada yaşamaktadır. Dört boyutlu dünya yaşam süremizi,
olgunluk yaşını, nüfus yoğunluğunu belirliyor. Çünkü sonuçta sistemin
dinamiğini enerji kullanımı belirliyor. Sistemin tek bir organizma veya
ekosistem olması bu gerçeği değiştirmez.”

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Çeyrek Kuvvet Kuramı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |