Okunma: 1472 kez
1. TOPRAĞIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ
Toprağın fiziksel özelliklerini, toprağın katı fazını oluşturan maddelerin boyutları, bunların birbirlerine bağlanma durumları, agregat sistemleri, agregat veya toprak parçalarının diziliş ve duruş şekilleri teşkil etmektedir. Toprağın fiziksel özellikleri, toprakta havalanma, suyun toprağa sızması ve alıkonulması, köklerin nüfuzunu, toprakta bitki besin maddelerinin tutulmasını önemli ölçüde tayin etmektedir.
Mesela kil gibi ince unsurlu maddelerden oluşan toprak kütlesinin
havalanması ve suyun sızması güç olmaktadır. Buna karşılık taneli bir
yapı gösteren topraklarda havalanma ve su dolaşımı mükemmel olarak
cereyan eder.
1.1. Toprağın Bünyesi (Tekstür)
Toprağın katı fazını kil, mil ve kum boyutundaki malzemeler
oluşturmaktadır. Bu boyuttaki malzemelerin toprak içindeki nispi
miktarları ve bunların birbirlerine göre oranları toprağın tekstürünü
ifade etmektedir. Toprağın tekstür sınıflarına ayrımında toprağın
kimyasal bileşimi, renk, ağırlık ve diğer özellikleri gözetilmeksizin
sadece farklı boyuttaki parçaların toprakta bulunan parçaları esas
alınmaktadır.
Toprağı oluşturan parçaların boyutu küçüldükçe 1 gr. da ki parçacık
sayısı artmakta ve parçaların işgal ettikleri yüzey de genişlemektedir.
Özellikle kilin parçacık sayısı ve yüzey alanının aşırı derecede geniş
olması dikkat çekicidir. Kum büyük ebattadır ve eşit ağırlıktaki kil
minerallerine göre çok yüzey işgal etmektedir. Bu bakımdan kumun,
toprağın kimyasal ve fiziksel aktivitesindeki oynadığı rol ihmal
edilecek kadar azdır. Kum toprak yapısında çatı vazifesi görmekte, hava
ve suyun dolaşımını kolaylaştırmaktadır.
Mil, toprak ayrışmasını hızlandırır, bitkilerin büyümesi için eriyik
haldeki besin maddelerinin tahliye edilmesinde kuma göre daha elverişli
rol oynamaktadır. Ayrıca mil toprakta suyun yerçekimine karşı
tutulmasında çok önemli bir yer işgal etmektedir. Demek ki milli
topraklar, bitkilerin istifadesine elverişli olan suyu sağlamakta ve bu
da dona karşı toprakları korumaktadır.
Kil, hem toprağın su tutma kapasitesini arttırır hem de toprak
çözeltisindeki besin maddelerinin tutulmasını sağlar.Kil miktarı fazla
olan topraklara ağır bünyeli, kum miktarı fazla olan topraklara ise
hafif bünyeli denilmektedir. Toprağın tekstürel özelliği, toprağın
plastiklik, sertlik, geçirgenlik, kuraklık, verimlilik vs. gibi
özelliklerini etkiler.
Belli başlı tekstür sınıfları ise şöyledir: Kil, killi balçık,
balçık, kum, balçıklı kum, kumlu balçık, kumlu killi balçık, kumlu kil,
mil, milli balçık, milli killi balçık, milli kil.
1.2. Toprak Strüktürü
Toprağın strüktürü, toprak parçalarının bir araya gelerek
oluşturduğu sıralanma ve bunların duruş şekillerini ifade etmektedir.
Bir toprak profilinde farklı horizonların strüktürü toprağın renk,
tekstür veya toprağın kimyasal bileşimini ortaya çıkardığı kadar
toprağın ana karakterini de yansıtır.
Toprağın strüktürü toprağın tekstürünün etkisine bağlı olarak
değişir; ayrıca nem, havalanma durumu, mikroorganizmaların
faaliyetleri, kök büyümesi ve gelişmesi, hatta topraktaki besin
maddelerinin bitkiler tarafından alınmasını da etkilemektedir.
Toprak strüktürü esas itibariyle taneli, bloğumsu, levhamsı ve
prizmamsı olmak üzere dört ana tipe ayrılır. Toprak strüktürü,
topraktaki boşlukların şekillenmesi açısından son derece önemli olup,
toprakta su ve havanın dolaşımını ve hareketini tayin etmektedir.
1.3. Toprağın Ağırlığı
Topraktaki gözenek veya boşluklar su ve hava ile dolmaktadır.
Bitkilerin beslenmesi için gerekli olan su ve havanın dolaşımı
gözeneklerin miktarına ve ebadına bağlıdır. Toprak ağırlığı, topraktaki
gözenek miktarıyla alakalıdır. Toprak ağırlığı hesap edilirken iki ayrı
durumu dikkate almak gerekir. Bunlardan birincisi, sadece toprak
kitlesi esas alınarak hesap edilen yoğunluktur ve topraktaki
boşlukların oluşturduğu hacim dikkate alınmaz. İkincisi ise toprak
parçaları arasında gözenek veya boşluklar hacme katılarak elde edilen
toprak ağırlığıdır. Buna volüm veya görünen ağırlık denilmektedir.
1.4. Toprağın Rengi
Toprağın almış olduğu renk, toprak oluşumunda ayrışma olaylarının
şiddet ve seyrini yansıtmaktadır. Toprak ilk olarak oluşmaya
başladığında rengi, ana materyalin rengine benzer. Ayrışmanın
ilerlemesi, oksidasyonun artması ve organik maddenin toprağa karışması
ile toprağın rengi koyulaşmaktadır. Organik maddeler, demir ve manganez
bileşikleri toprağa renk veren unsurlardır. Bunlardan organik
maddelerin oranı arttıkça toprağın rengi koyulaşmakta ve koyu siyah
renkli topraklar oluşmaktadır. Demir minerallerinin hasıl ettiği
renkler ise esmer, kırmızı ve sarı olup, bu renkler ferri
hidroksitlerden ileri gelmektedir. Topraktaki yeşilimsi ve mavimsi
renkler, indirgenme olayına işaret etmektedir. Bu renkler drenajı bozuk
ve havalanmanın iyi olmadığı şartlarda oluşmaktadır.
Ferro demirin fazla olması durumunda toprak mavimsi renk almaktadır.
Ayrıca topraktaki sarımsı renk, fazla miktarda demir oksitle ilgilidir;
Yüksek oranda hidrate olmuş demir oksitler sarı renktedir, fakat
hidrasyon azaldıkça renk kırmızılaşır. Dolayısı ile topraktaki kırmızı
renk genellikle, iyi drenaj ve havalanma şartları altında dehidrate
olmuş demir oksitler ile ilgilidir. Manganez bileşikleri genel olarak,
toprağa esmer ve siyah renk vermektedir.
Diğer taraftan, profil boyunca toprak renginin önemli ölçüde
değiştiği görülmektedir. Organik madde yönünden zengin A horizonu koyu
renklidir. B horizonunda demir ve alüminyum bileşiklerinin
oksidasyonuna bağlı olarak renk değişmektedir. Kalsiyum karbonat, jips,
kuvars ve kil minerallerinin biriktiği alt zonlarda renk
açıklaşmaktadır.
İklim bölgeleri ile toprak renkleri arasında sıkı bir ilişki
mevcuttur. Kurak bölgelerde açık renkli, kurak ve sıcak bölgelerde
kırmızımsı renkli topraklar, yağışlı ılıman kuşaklarda koyu renkli,
sıcak ve nemli tropikal ve ekvatoral bölgelerde kırmızı renkli
topraklar yaygın durumdadır.
1.5. Toprak Sıcaklığı
Toprakta bitkilerin yetişmesi, mikroorganizmaların faaliyeti,
organik maddenin parçalanması ve mineralizasyonu ile topraktaki
kimyasal olayların devam etmesi için toprak sıcaklığı önemlidir.
Toprağın sıcaklığı ve nemi yeterli miktarda ise toprak dahilindeki
biyolojik ve kimyasal faaliyetler devam eder. Toprak donduğu zaman bu
faaliyetler durur.
Toprağın sıcaklık bilançosu, güneşten gelen enerjinin tutulması veya
ısıtılmasına bağlıdır. Koyu renkli topraklar gelen enerjinin % 80’ ini
, açık renkli kuvars kumları ise % 30’ unu tutmaktadır. Toprakta
tutulan sıcaklık suyun buharlaşması, toprak yüzeyindeki havanın
ısıtılması, toprağın ısıtılması ve uzun dalga ışınlar halinde tekrar
atmosfere dönmesi halinde harcanır. Toprağın ısınma ve soğuma
kapasitesi, toprakta bulunan su miktarına, toprağın yüzeyini örten
organik madde ve bitki örtüsüne bağlıdır.
2. TOPRAK SUYU
Toprakta bulunan su, bitkilerin yetişmesi, toprak içindeki biyolojik
faaliyetlerin devamı, çeşitli ayrışma ve özellikle iyon alışverişinin
sağlanması bakımından son derece önemlidir.
Toprakta suyun tutulması Adhesion ve kohezyon yoluyla olmaktadır.
Adhesion, katı toprak parçacık yüzeylerinin suyu çekme kuvvetidir. Su,
toprak parçacıklarının iç ve dış yüzeylerinde bulunan elektriksel
alandaki elektrostatik kuvvetlerle tutulmaktadır. Birkaç su
molekülünden ibaret olan tabakalar, kuvvetli Adhesiv kuvvetler
sayesinde toprak parçacıklarını kuvvetli olarak sarmaktadır. Bu suya
adhesion suyu denilmektedir. Adhesion suyu çok küçük ölçüde hareket
etmekte, dolayısıyla bitkilere faydalı olamamaktadır.
Kohezyon olayı su moleküllerinin birbirini çekmesidir. Toprak
dahilinde su moleküllerinin birbirini çekmesi ile tutulan suya kohezyon
suyu denilmektedir. Kohezyon suyunda su molekülleri daha fazla hareket
etmekte dolayısıyla da bu suyun yaklaşık 2/3’ ü bitkiler tarafından
kullanılır.
Su ile doygun olan topraklarda suyun hareketi, kuru veya doygun
olmayan topraklara doğrudur.Bitki kökleri tarafından suyun absorbe
edilmesi de suyun hareketini sağlar.
2.1. Gravitasyon Suyu
Doygun haldeki bütün toprakların gözeneklerini dolduran su basınç
altındadır. Bu durumda gözeneklerde bulunan su, çok yüksek basınç
sahasından düşük basınç alanlarına doğru serbest halde akmaktadır. Bu
hareket yerçekiminin etkisiyle olmaktadır.İşte, yerçekiminin etkisiyle
toprak dahilinde hareket eden suya gravitasyonal veya serbest su
denilmektedir.
2.2. Kapilar Su
Yerçekiminin etlisiyle topraktan sızan su, topraktan tamamen
ayrıldıktan sonra toprakta kalan su miktarına kapilar su ya da tarla
kapasitesi denilmektedir. Bu su toprakta otuz mikrondan daha küçük
gözeneklerde tutulur. Kapilar su toprak parçacıkları dahilinde adhesion
ve kohezyon kuvvetleri tarafından 1/3 ile 31 atmosfer basınç altında
tutulmaktadır.
Topraktaki kapilar suyun hareketini ve depolama kapasitesini
toprağın tekstür, strüktür ve organik madde durumu tayin etmektedir.
Gerçekten de bir toprak ne kadar ince bünyeli ise kapilar boşluk
miktarı o kadar fazla olmaktadır.
2.3. Hidroskopik Su
Toprak kolloidleri tarafından 31 atmosfer veya daha fazla basınçla
tutulan sudur. Toprak zerreleri tarafından tutulan bu su tanelerin iç
ve dış yüzeylerini çok ince bir tabaka olarak örter. Bu haldeki su,
sıvı durumunu ve akışkanlığını kaybettiğinden bitkilere faydalı olamaz.
3. TOPRAĞIN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ
Kimyasal bakımdan topraklar basit yapılı tuzlardan başla¤¤¤¤¤ çok
fazla karmaşık olan organik ve inorganik bileşiklere kadar çok sayıda
maddelerden oluşmuşlardır. Toprakta kimyasal olaylar, ardı arkası
kesilmeyen bir surette devam etmekte olduğundan toprağın bileşimi de
devamlı olarak değişmektedir. Bitkilerin yetişmesi ve beslenmesi
bakımından önemli olan kimyasal olayların başında; topraktaki bitki
besin maddelerinin miktarı, bu besin maddelerini depo eden absorbsiyon
ve iyon değiştirme kapasitesi ile toprağın reaksiyonu gelmektedir.
Toprağın kimyasal özelliklerini belirtmek bakımından, toprakta
bulunan mineral besin elementleri, genellikle killerin oluşturduğu
inorganik ve organik toprak kolloidleri, katyon değişimi, toprağın
reaksiyonu ve bitki besin elementleri üzerinde ana hatları ile
durulacaktır.
3.1. Toprakta Bulunan Besin Maddeleri
Topraktaki besin maddeleri ana kayadan kaynaklanan mineral
elementler oluşturmaktadır. Katı yer kabuğunun % 98’ ini 8 element
oluşturmaktadır. Bunlar sırasıyla, oksijen, silisyum, alüminyum, demir,
kalsiyum, sodyum, potasyum ve magnezyumdur. Bunlardan oksijen ve
silisyum kayaların % 75’ ini oluşturmaktadır.
3.2. Toprağın Kolloidal Fraksiyonları
Toprak katı parçacıklarının yüzeylerinde moleküllerin ve iyonların
toprak çözeltisinden çekilip bağlanmaları ve özellikle katyon
değiştirme kapasitesinde etkili olan kil ve organik maddeler, toprak
kimyası, bitki beslenmesi ve toprak reaksiyonu yönünden çok önemli rol
oynamaktadır. Bu başlık altında toprak kolloidlerini oluşturan kil
mineralleri ve organik maddeler üzerinde durulacaktır.
Tabiatta bileşimlerine göre iki türlü kil bulunmaktadır. Ilıman
bölgelerde yaygın olan silikat killeri ve tropikal ve yarı tropikal
bölgelerde baskın olan oksit killeridir. Bilindiği gibi, topraktaki kil
sekonder mineral olup ana kayadaki özellikle silikat minerallerinin
ayrışması sonucunda oluşmaktadır.
Değişik ana kayaların farklı ortamlarda ayrışması sonucunda oluşan
killerin miktarı ve bileşimi çok değişik ve karmaşıktır. Ayrışma
ortamının iklim şartları, kil çeşidinin oluşmasında önemli rol oynar.
Şöyle ki, illit ayrışmanın şiddetli olmadığı ılıman iklim kuşaklarında
yaygındır; yapısal potasyumun kısmen kaybolması ile mika mineralinin
alterasyonu ve hidrasyon, illitin oluşumunda ön plana geçer. Bu kilde
hidrasyon katyon absorbsiyonu şişme, büzülme ve plastiklik özellikleri
belirgin değildir. Montmorillionit in teşekkülü ise bol magnezyum ile
nötral veya sadece hafif asit ortam şartları altında gerçekleşmektedir.
Ilıman bölgelerde illit montmorillionitin alterasyonu ile oluşabilir.
2:1 strüktüründe olan montmorillionit plastiktir, kohezyonu fazladır,
kurudukları zaman çatlar, bünyesine su alınca şişerler. Kaolinit, nemli
tropikal bölgelerde doğrudan topraktaki veya ayrışmış zondaki primer
minerallerinin ayrışmasından oluşmaktadır. 1:1 strüktüründe olan kaolin
plastiklik, kohezyon ve çatlama şişme özellikleri çok zayıftır. Bundan
dolayı porselen yapımında kullanılır. Genel olarak silikat kil
mineralleri iki ana bileşimden ibarettir. Bunlardan bir bileşen, silis
oksijen levhası, ikincisi ise alüminyum levhasıdır.
Oksit killer tropikal ve subtropikal bölgelerde demir ve alüminyumun
bünyelerine su alarak hidroz oksitleri meydana getirmeleri sonucunda
oluşmaktadır. Bunlara örnek olarak gibsit ve götit verilebilir.
3.3. Topraklarda Katyon Değişimi
Toprakta kolloidal halde bulunan kil ve organik madde geniş bir
yüzeye sahip olduğundan, su ve iyonları bünyelerinde toplamaktadır.
Ayrışma esnasında torak çözeltisi içinde serbest hale geçen Ca, Mg, K,
Na, Al, H gibi bitki besin maddeleri olan katyonlar humus ve kil
parçacıklarının yüzeyinde tutulmaktadır. Bu olay tek yönlü olarak
cereyan etmez. Şöyle ki, kireç bakımından zengin olan nemli bölge
topraklarında organik maddenin ayrışması ile CO2 meydana gelmektedir,
buna bağlı olarak toprak çözeltisinde karbonik asit (H2CO3) zengin
durumdadır. Bu asitteki H iyonu Ca ile yer değiştirme özelliğine
sahiptir. Böylece Ca iyonlarının yerine H iyonları geçmektedir.
Toprağın yağış sularıyla yıkanması devam ettiği takdirde toprakta H
iyonları ile diğer iyonların yer değiştirmesine bağlı olarak H
iyonlarının konsantrasyonu artar.
3.4. Toprakta Değişebilir Anyonlar
Anyonlar kil minerallerinde OH grupları ile yer değiştirmektedir ve
bu gruplar montmorillionit kiline nazaran kaolinitte fazla
bulunmaktadır. Bundan dolayı kaolinit killerinin baskın olduğu nemli ve
kurak bölge topraklarında anyon değiştirmesi daha yüksektir. Bu sahalar
fazla yayılış göstermemesine rağmen nemli tropikal bölgelerde fazla
ayrışmaya uğramamış bazı topraklarda az miktarda kaolinit
bulunmaktadır. Bu topraklar, pozitif yüklenme gösterirler. Özetle,
pozitif yükle yüklenmiş kolloidli topraklar; nitrat ve klorit gibi
anyonları absorbe ederler, Ca, Mg ve Na gibi katyonlar reddedilmekte ve
dolayısıyla bunlar toprak solüsyonunda yıkanmaya karşı çok hassas
duruma geçerler ve toprağın baz saturasyonu çok düşer, fosfat ve sülfat
iyonları, hidroksillerin (OH) yerine geçer ve yapışık halde
sabitleşirler. Bu topraklarda yüksek derecede potasyumu tespit etme
kapasitesine sahiptir ve tabi olarak alınabilir fosfor düşük seviyede
kalmaktadır.
3.5. Toprak Reaksiyonu
Toprak reaksiyonu, toprağın asitliliğini, alkalenliliğini ve nötral
durumunu ifade etmektedir. Toprak reaksiyonu, pedojenezin seyrini veya
özelliğini aksettirmesi yanında topraktaki bitki besin elementleri
hakkında bilgi vermektedir. Şöyle ki, asitliliği fazla olan topraklar
nemli iklim şartları altında bulunmaktadır ve aşırı yıkanmaya bağlı
olarak da topraktaki bazlar önemli ölçüde uzaklaşmıştır ve bunların
yerini H iyonları almıştır. Bunun yanında alkalen topraklar, bitki
besin elementleri olan bazların toprakta fazla olduğunu işaret
etmektedir.
Toprak reaksiyonu pH (potansiyel hidrojen) ile ifade
edilmektedir.Suda H+ ve OH-iyonları bulunmaktadır. H+ ve OH- iyonları
birbirine eşit olduğu takdirde su nötral durumdadır. Yani suyun pH’ ı
7′ dir.
Toprak çözeltisinde serbest hidrojen (H+) iyonlarının konsantrasyonu
hidroksil (OH-) iyonlarından fazla ise çözelti asittir. Bu durumun
tersi olursa çözelti alkalendir. İşte bu durumu belirtmek bakımından pH
terimi kullanılmaktadır. pH 7’den küçük ise asit, 7’den fazla ise
alkalen, 7 nötr durumu göstermektedir. Başka bir ifade ile hidrojen
iyonları arttıkça pH azalmakta, OH iyonları arttıkça pH yükselmektedir.
Yağışlı bölgelerde, yağış suları vasıtasıyla toprak yıkanmaya
başladığı zaman sudaki H katyonları Ca, Mg, K, Na katyonlarının yerine
geçer. Bu suretle toprakta bulunan katyonların yerine H’ in geçmesiyle
toprak asitleşir.
Toprak reaksiyonunun değişmesinde etkili olan önemli faktörlerin
başında CO2 gelmektedir. Bu gaz su ile birleşerek karbonik asiti
oluşturur. CO2 basıncı ne kadar fazla olursa, topraktaki H
konsantrasyonu o nispette artar. Karbonik asit ve onun oluşturduğu
bikarbonatlar, nemli bölgelerde toprağın alt katlarına doğru
taşınmaktadır. Böylece topraklar asitleşirler.
Bazların yıkanması özellikle toprakta Ca ve Mg un eksilmesi, toprak
pH’ ının düşmesine yol açar. Bu arada organik maddelerin ayrışmasıyla
oluşan organik ve inorganik asitler bazların yıkanmasını arttırır.
Özellikle vejetasyon devresinde hasıl olan bol miktarda H iyonları
topraktaki bazların yerine geçerek bazları serbest bırakır. Bu bazlar
ya bitkiler tarafında alınır ya da taban suyu ile uzaklaşırlar. Bu
durum da toprağın asitleşmesine sebep olur. Nemli bölgelerde çayır
örtüsü de toprağın fazla asitleşmesini sağlayan bir faktördür.
Kurak bölgelere gelince yağış topraktaki bazları yıkamaya kafi
gelmediğinden toprağın bazlarla olan doygunluğu yüksektir ve toprak
nötr ve daha çok alkalen reaksiyon gösterir. Demek ki, toprak
asitliliğinin artmasında iklim ana faktördür. Nitekim, yağışlı iklim
şartlarında toprak yıkanmakta bu esnada H iyonları, Na, Ca, Mg, K gibi
katyonların yerine geçmektedir. Ayrıca nemli bölgelerde vejetasyon
örtüsünün gür olması bir taraftan organik maddelerin artmasına ve diğer
taraftan da organik maddelerin ayrışmasıyla hasıl olan CO2 ve diğer
organik asitler toprağın asitleşmesine yardımcı olur. Kurak bölgelerde
ise bu durumun hemen hemen tersi cereyan ettiğinden, topraktaki
bazların yıkanması son derece sınırlıdır, bu yüzden kurak bölge
toprakları genellikle alkalen reaksiyon göstermektedir.
3.6. Toprakta Bitki Besin Elementleri
Bitkilerin gelişip büyümeleri için iklim faktörleri yanında
topraktaki besin elementlerine de ihtiyaç vardır. Türlü bitkilerin
topraktan aldıkları besin elementleri çok değişiktir. Bitkilerin
topraktan istedikleri besin elementlerinden birinin veya birkaçının
eksik ya da fazla olması bitki gelişimini engeller hatta tamamen
durdurabilir.
Bitkilerin gelişmesi için mutlak surette gerekli olan elementler
esas itibariyle bitki besin maddeleridir ve bunların sayısı 16
civarındadır. Bitkiler tarafından kullanılan esas elementler şunlardır;
havadan kaynaklanan CO2 , H ve O, topraktan alınan nitrojen, P, K, Ca,
Mg ve S’ dir. Topraktan alınan fakat az miktarda kullanılan belli başlı
elementler ise Fe, Mn, B, Mo, Cu, Zn ve Cl’ dur. Bitkiler karbon ve
oksijenin büyük bir bölümünü havadan doğrudan doğruya fotosentezle
alırlar. H doğrudan ve dolaylı olarak sudan alınmaktadır.
3.6.1. Makro Elementler
Fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, kükürt ve nitrojen bitkiler
tarafından en fazla kullanılan elementlerdir. Bu elementler bitkilerin
hücre (gövde) büyümelerinde ve meyve verimlerinde etkili olmaktadır.
3.6.2. Mikro Elementler
Toprakta az bulunmasına ve bitkiler tarafından az alınmasına rağmen
eksikliği halinde bitkilerin gelişmesini engellemektedir. Bu
elementler: demir, manganez, bakır, bor, çinko, molibden ve klordur.

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Toprağın Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |