Okunma: 269 kez
Real kelimesi İngilizcede gerçek anlamına gelmektedir. Realist gerçekçi olarak tanımlandırılmaktadır. Türkçede de realist aynı anlamı taşımaktadır. Dolayısı ile, realist düşüncenin manası kendiliğinden ortaya çıkmaktadır”gerçekçi düşünce”.
Realist düşüncenin anlamı biraz açılırsa realist düşüncenin anlamı “olayları gerçekçi bir şekilde değerlendirebilme ve olayların gerçek tarafını görebilme” şekline dönüşmektedir. Realist düşünce en geniş anlamı ile olayları yansız bir şekilde değerlendirebilme ve olayları doğru bir neden –sonuç ilişkisi içerisinde tanımlayabilme ve dolayısı ile daha doğru sonuçlara varabilme yeteneği olarak nitelendirilebilmektedir. Örneğin, Irak harekatı örneğini ele alalım. Irak harekatı çok muhafazakar bir kesime göre Müslüman ülkeleri alt etme hedefine adım adım yaklaşan bir hareketin devamıdır.Aşırı sol görüşlü kişilere göre bu harekat ABD’ nin dünyayı sömürgeleştirme hareketinin bir göstergesidir. Bu görüşler, insanların bir takım idealleri, değer yargıları ve görüşleri çerçevesinde ortaya çıkan yanlı değer yargılarıdır. Halbuki realist görüş yanlı düşünceden uzak olmak zorundadır. Dünyanın bütün süper güçleri petrol yatakları üzerinde gizli bir şekilde birbirleri ile çatışmaktadır.
AB Irak’ taki petrol yataklarının bulunduğu K. Irak ’ ta sivil toplum örgütleri kanalı ile halkı ve verdiği dolaylı desteği ile Kürt liderleri çıkarları çerçevesinde kullanmaktadır.Bu çıkar AB güdümünde bir Kürt devleti kurulmasını teşvik etmektedir. Yıllardır bu senaryonun gerçekleştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Diğer yandan, bu bölgede güç bulunduramayan ve faaliyetler olarak bu bölgede AB’ye göre daha zayıf olan ABD’ nin bu bölgede kendi lehine kullanmak isteyen ABD’ nin Irak’ ta askeri güç bulundurmaktan başka bir çaresi bulunmamakta idi. Diğer bir değiş ile, bu harekat bir sömürge hareketinin bir uzantısı değil bir zorunluluğun ortaya çıkardığı bir gerçektir. Bunlara ek olarak, Saddam iktidarda kaldığı müddet içerisinde Kuveyt’ te yaptığı gibi K.Irak’ ta oluşabilecek Kürt devletinin elinde bulunduracağı petrol kuyularını ateşe verebileceği muhakkaktı.. Aynı şekilde, Arap ülkelerini birliği altında toplama arzusunda olan ancak Arap ülkeleri tarafından kabul görmeyen bu lider, bu ülkelerdeki petrol kuyularını bombalama fiiliyatında bulunabilecekti. Böyle bir durum, global dünyada ürün maliyetlerinin artmasına satın alma güçlerinin azalmasına dolayısı ile dünya pazarlarında bir durgunluk şoku meydana gelmesine sebebiyet verebilecekti. Bu iktisadi kaos, kişi başı gelirin düşmesine, istihdamın azalmasına sebebiyet verebilecekti. Diğer yandan, böyle bir durum karanlık ekonominin kapsama alanının genişlemesine olanak verecekti. Dolayısı ile terör faaliyetlerinin artmasına zemin hazırlayabilecekti.
Girişimcinin tedirgin olması ve dünyada terör dalgasının başlaması bir yandan ürken girişimcinin yatırım yapmasına olanak vermeyecekken bir yandan da siyasi, dinsel ayrılıkların kutuplaşma aşamasına gelmesine zemin hazırlayacaktı. Dolayısı ile dünyada orta ve uzun vadeli siyasi, iktisadi ve sosyal kaos ortamı oluşabilecektir. Diğer bir değiş ile global dünya mentalitesine zemin hazırlayabilecek ortam ortadan kalkabilecekti. Böyle bir sonucu ortadan kaldırabilmenin yolu tehdit olabilecek unsurların ortadan kaldırılabilmesi ile mümkün olabilecektir. Olabilecek tehdit kaynaklarından birisi Saddam Hüseyin’ di. Bu liderin, Irak halkının menfaati pahasına ve zarar görmesi pahasına iktidarını bırakmaması böyle bir liderin sadece kendi halkının kısa, orta ve uzun vadeli menfaatine nasıl bir tehdit teşkil ettiği açıkça görülmektedir. Kendi halkının menfaatin aksi istikametinde harekette bulunan böyle bir liderin başka ülkeler için nasıl bir tehdit oluşturabileceği üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Türkiye ve Irak AB’ nin Irak konusundaki tutumu ve bir Kürt devleti kurma isteği Türkiye’ yi kendi menfaatleri açısından Irak’ ın toprak bütünlüğünü savunan ABD’ nin yanında yer almasına zorlamıştır. Türkiye bu global tehdit nedeni ile de ABD’ nin yanında yer almalı idi. Diğer yandan, tahmin ediyorum, ABD askerleri için ( topraklar için) tezkereyi uçuş tezkeresinden sonra hükümetiniz çıkaracaktır. Böyle bir durumun olmasının Türkiye’ nin pazarlık şansının artmasına zemin hazırladığı kanaatindeyim.
Şöyle ki, Hava harekatının ardından kara harekatının başlaması zorunluluğunun olması ve Kuzey cephesinin ABD için hayati önem taşıması, ve zamanın kısıtlı olması harekat senaryolarının başladığı günlerden bu yana Türkiye’ ye hiç bu kadar pazarlık gücü sağlamamıştır. Bu durumun değerlendirilmesi durumunda ABD’ den çok daha fazla taviz koparılacağı şansı vardı. Dolayısı ile Türkiye korkak ve ahmak çocuk misali barış çığırtkanlığını bir yana bırakmalı idi, hem ülkemiz menfaati açısından hem de global açıdan ABD’ nin yanında aktif olarak yer almalıdı idi. Aksi takdirde, ne iktisadi ne de siyasi olarak ne Irak’ ta, ne AB’ de ne de başka bir yerde ABD’ nin yardımını göremeyiz. Diğer yandan, başörtüsü meselesi Türkiye’ de polemik olarak yapılan başlıca konulardan birisidir. Başörtüsü özellikle laik kesim ve askeriyeden irtica noktasında büyük tepkiler almıştır. Gerçekte, başörtüsünün kamu kurumlarında takılmasının yasak olması tek bir neden dayanmaktadır. Bu neden kısaca Başörtüsü takan kişilerin çoğunun muhafazakar olması sebebi ile muhafazakar kesimin bu kişiler ile ilişkide oluşu kişilerle temasa geçebilmesi ve bu kişilerin irtica ihraç etmek isteyen mercilerce kullanılarak devletin kilit noktalarına yerleşmesi ve bir anti-rejim devriminin yapılabilmesi ihtimalinin önüne geçilmesi olarak belirtilebilir.
Bununla birlikte dünyanın globalizm sürecine girmesi ve Türkiye’ nin halk da olarak bu sürecin içerisinde bulunması, bu kesimin çok büyük bir oylarını toplayan AKP iktidarının rejim ile uyuşmayan söylemlerin karşısında olduğunu belirtmesi ve halkın bundan etkilenmesi ve devlet sistemi ile barışması , Türkiye’ nin halk olarak da AB rotasına girmesi, istihbarat ağının genişletilmesi,halkın refah seviyesinin artması, serbest piyasa ekonomisinin genişlemesi, eğitim seviyesinin artması irticanın Türkiye’ ye yerleşmesi fiilini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, Türkiye’ ye irtica ihraç etmek isteyen ülkelerin demokratik sistemlere geçmiş olması veya yakın gelecekte geçecek olması Türkiye’ de uzun vadeli olarak da irtica tehdidinin olmayacağı sonucunu vermektedir. Dolayısı ile uzun vadede başörtüsü sorunu bir sorun olmaktan çıkacaktır. İnsanlar her yerde istediği kıyafeti giyme özgürlüğüne sahip olacaktır. Dolayısı ile, realist düşünce halk katmanlarının bu konuyu doğru olarak tahlil edebilmelerinden önce geniş halk kesimlerini rahatlatıcı böyle bir uygulamanın olabileceğini önceden kestirebilmektedir. Özellikle 2000 yılı öncesi Türkiye üzerine oynanan oyunlar ana amaç olarak Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen ülkelerin bir oyunu olarak görünüyordu. Halbuki, Türkiye çok hassas bir coğrafyada bulunmaktadır. Dolayısı ile petrol zengini olan bu bölgede dünyanın gelişmiş ülkeleri ve bölge ülkeleri tarafından bir çıkar çatışması ortaya çıkmıştır. Dolayısı ile Türkiye üzerine oynanan oyunlar Türkiye’ nin gelişmemesini istemek değil menfaatler doğrultusunda oynanan oyunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada temel amaç menfaat çatışmasından karlı çıkmaktır.
Politika ise Türkiye’ nin bazı ülkelerce gelişmemesinin istenmesidir. Başka bir örnek Allah inancıdır. İnsanların yoktan var olması hipotezi günümüz bilim verileri ışığında reddedilmektedir. Bununla birlikte, realist düşünce kendi düşünce sistemi içerisinde doğruyu bulmağı hedeflemektedir. Örneğin, insanların genetik yapısı,organları, organlarının şekli, organlarının diziliş şekli ve bu organların en etkin olark kullanılacağı yerlerde bulunması ve hayatta kalmak için bu dizayn ve yerleştirmenin başka bir alternatif olmadığı sonucu,kısaca insanların organlarının ve vücudunun işleyişinin bir tesadüf olmadığı gerçeği insanların kendi kendine oluştuğu hipotezini reddetmektedir. Diğer yandan, insanların bir evrim geçirdiği ve bu evrim sonucu organların şekil değiştirdiği hipotezi insanların fosil örneklerinden bir evrim geçirmediği ve organlarının milyonlarca yıl önceki akrabaları ile aynı olduğu gerçeği tarafından çürütülmektedir. Diğer yandan, insanların bir evrim sonucu maymundan insana dönüştüğü hipotezi milyonlarca yıldır maymunların özelliklerinden ve görünümlerinden bir şeyin değişmediği gerçeği tarafından reddedilmektedir. Ayrıca, insanların yoktan var olacağı ihtimali sinekler ve diğer metabolizmalar üzerinde yapılan deneyler ve sonuçları ile çürütülmektedir. Şöyle ki, sineklerin yoktan var olduğu ihtimali deneylerle kanıtlanmağa çalışılmıştır. Bununla birlikte, bulgular sineklerin larvalarının soğuklara dayanıklı olarak maddeler üzerinde kaldığını ve sıcakta bu larvalardan sineklerin çıkarak hayatlarını sürdürdüğünü ortaya çıkarmıştır. Bütün bu bulgular insanın kendiliğinden oluşmadığını isbat etmektedir.Pekiyi, kim yaratmıştır.
Dün ve bugün yapılan bütün gözlemler insan ve diğer canlılar gibi komplike varlıkların kendiliğinden oluşamayacağını ortaya koymaktadır. En basit bir yemek şekli olan helva bile kendi kendine oluşmamaktadır. Örneğin, bir ahçı yağ, şeker un ateşi bir yere bıraksa ve bu helvanın oluşmasını beklese helvanın kendi kendine oluşamayacağı gerçeği ile karşı karşıya kalacaktır. Dolayısı ile insanlığın başlangıcının bir çift insandan oluşacağı ve bu çiftin kendilerinden daha komplike bir yapı tarafından yapılacağı sonucunu vermektedir.Örneğin, robotlar gelecekte insanlar gibi düşünebilen bir yapıda olabilecektir. Gelecekte, belki insanlara karşı bağımsız olarak karşı koyabilecekler. Her ne kadar, bu komplike varlık insan gibi işlev görecek olsa da başlangıçta bir insan tarafından yaratılmıştır.Aynı şekilde, dünyada işlev gören her makine, teçhizat insan tarafından yaratılmıştır. Dolayısı ile, insan gibi komplike bir yaratık kendi kendine oluşamayacağına göre yaratılmış olması ihtimali yüzde yüz olarak görünmektedir. Aynı şekilde, insanların bir nevi kullanımına verilen gökyüzü, atmosfer, yerçekimi olaylarının bir ahenk içerisinde dans etmesi canlıların yaşayabileceği bir ortam sunması bu olayların bir tesadüfi olarak ortaya çıkamayacağı sonucunu ortaya koymaktadır. Dolayısı ile bu ahenkin bir maksat için yaratıldığı gerçeğini ortaya koyacaktır. Dolayısı ile, realist düşünce insanın yaratıldığı gerçeğini kabul etmektedir. Diğer yandan, yaratıcı varlık veya varlıkların da bir yaratıcısı olduğu ihtimali göz önünde bulunmaktadır. Bununla birlikte, kainat gibi komplike bir olguyu yaratan bir komplike varlığın daha komplike bir varlık tarafından yaratılmış olması gerekmektedir. Dolayısı ile en başta geçmişi olmayan ve geleceği olmayan tek ana yaratıcı bir varlık bulunmaktadır.
Bu gerçek, insanı yaratan tek bir varlık olduğu ve başka olağanüstü güçlere sahip olan yaratıcı bir varlık olmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Dolayısı ile kainatta her şeyden üstün tek bir yaratıcı varlık bulunmaktadır. Dolayısı ile realist düşünce kainatta tek bir yaratıcı varlık olduğu gerçeğini kabul etmektedir. Örnekten anlaşılacağı gibi realist düşünce bir olayı yanlı olarak değil realist bir düşünce çerçevesinde değerlendirmeyi uygun görmektedir. Dolayısı ile bu mentalite insanlara olayları daha doğru bir şekilde değerlendirebilme fırsatı vermektedir. Bir örnek irticadır. 1900’lü yılların başından itibaren komünizm genişleyen bir çerçeve çizmektedir. Dolayısı ile demokratik toplumların önünde komünizm bir engel ve tehdit olarak durmakta idi. Özellikle Türkiye açısından sıcak denizlere ve ortadoğu petrollerine uzanan bir coğrafyada komünizmin Türkiye’ ye yayılması büyük bir tehdit olarak algılanıyordu. Komünizmin bir ateist metodoloji taşıması Türkiye’ de bulunan dış mihraklı dini terör gruplarının Türkiye aleyhine çalışmasına olanak vermiyordu. Bununla birlikte, özellikle 1980’lerin sonunda komünizmin ortadan kalma süreci içerisine girmesi Ortadoğu’da Türkiye’ nin irtica tehditi tarafından sarılmasına neden olmuştur. Bilindiği üzere İran bir kapalı ekonomidir.
Ayrıca, dini bir liderlik ve devlet düzeni sürmektedir.İran dolayısı ile bölgede ve dünyada batı ekonomileri ile entegre bir ekonomi ve siyasi süreci bulunmamaktadır. İran, müttefiksiz olarak aynı zamanda zengin petrol kuyuları üzerinde bulunan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’n de Türkiye, ABD, AB, Arap ülkeleri ve Çin ile nüfuz mücadelesi içerisinde bulunmaktadır. İran’ ın göreceli büyük bir pazara sahip Türkiye nüfusuna irticayı ihraç etmesi, hem iktisadi bir partner hem de orta asya’ da petrol kuyuları üzerinde kendi nüfuz alanını genişletecektir. Dolayısı ile irticanın Türkiye’ ye ihraç edilmesi İran açısından olumludur. Diğer yandan, irticanın devrim ile gerçekleştirilmesi yolundaki terör örgütlerine verilen emirler bir başka devletin yararına bir durum yaratmaktadır. Terör örgütlerinin devleti zaafiyete uğratması G.Doğu’ da AB güdümlü bir Kürt devleti kurulması sürecini hızlandıracaktır. Dolayısı ile, terör örgütleri AB tarafından dolaylı olarak İran taşeron kullanılarak beslenmektedir. Diğer yandan, irtica Türkiye açısından bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. İrticanın güçlenmesi kısa vadede bir yandan toprak bölünmesine neden olurken orta ve uzun vadede devlet rejiminin değiştirilmesi noktasında iktisadi ve siyasi olarak zengin ve güçlü batlı devletlerden uzaklaşmasına neden olacaktır. Rota, bu sefer zengin olmayan ve bilimsel teknolojik gelişmenin olmadığı Müslüman dünyasına çevrilecektir. Bu durum Türkiye’ nin siyasi ve iktisadi olarak genişlemesine engel bir durum tezahür etmektedir. Dolayısı ile irtica Türkiye için bir tehdit unsurudur. Bunlara ek olarak, Türkiye’ de irticanın karşısında devletin sibopu olarak duran askeriye bulunmaktadır. Askeriyenin bazı zamanlarda ne kadar yanlış politikalar uygulasa da hedefi inançlı kesim değil irticai faaliyetleri ortadan kaldırmak şeklinde nitelendirilse de yanlış olmayacaktır. Dolayısı ile askeriyenin karşısında olduğu olgunun arkasındaki düşünce realist bir düşüncedir. Türkiye’ de askeriyeye karşı hem bir sevgi hem de bir tepki beslenmektedir. Askeriyeye karşı sevgi beslenmesinin sebebi bu ocağın peygamber ocağı olarak nitelendirilmesinden ileri gelmektedir. Dolayısı ile bu sevgi inanç çerçevesinde şekillenmektedir. Diğer yandan, tepkinin sebeplerini Osmanlı İmp. zamanında aramak gerekmektedir. sık sık yeniçerilerin isyan etmesi padişaha karşı sonsuz güven duyan halkın yeniçerilere dolayısı ile orduya olan sevgisini tepkiye çevirmiştir.
Diğer yandan, özellikle Osmanlı imp.’ un son üç yüz yılı içerisinde askerlerin Fransız devrimi nostaljisi içerisinde yetişmesi ve devrim hazırlıkları halkın büyük tepkisini çekmiştir. Aynı şekilde, ordunun İstanbul yönetimini devirmesi ve Cumhuriyet’in kurulmasında ana rol oynaması millette “Padişah’ a karşı”nankörlük edildi düşüncesini zihinlere kazımıştır. Özellikle, İkinci dünya savaşı sırasında devletin ağır vergi politikaları uygulaması ve bunların uygulayıcısının ordu mensupları olması halkın askeriyeye duyduğu tepkisini daha da artmıştır. Bu olaylardan sonra, 1960 ihtilali ve devrimci subayların halkın büyük çoğunluğunun sevgi duyduğu üç devlet adamını idam etmesi halkın askeriyeye tepki duymasını daha da artırmıştır. 1980’de iki ana gruba ayrılmış olan halk kitlesinin her bir tarafın tepkisini çekecek olan 12 Eylül ihtilali ve uygulamaları halkın büyük kesiminin tepkisini çekmiştir. Diğer yandan, askeriyenin devletin ana güçlü kurumu olması ve halkın bu güç karşısında bir tepki verememesi askeriyeye duyulan tepkiyi daha da artırmıştır. Dolayısı ile sevgi ve tepki bir arada halkta zuhur etmiştir. Tarih boyunca yanlış uygulamalar askeriyenin realist düşünceye sahip olsa da realist uygulamalar içerisinde olmamasına neden olmuştur. Dolayısı ile, realist sloganlar insanlara tam olarak ulaştırılmış değildir. Bununla birlikte, 1990’lı ve akabindeki yıllar askeriyenin daha realist düşünce içerisinde olmasına ve daha realist uygulamalar içerisine girmesine olanak vermiştir. Dolayısı ile, halktaki tepki zamanla ortadan kalkmaktadır. Bundan dolayı, toplum realist sloganları daha kolay kabul etmektedir. Askeriyenin bir özelliği devleti dolaysız olarak temsil etmesidir. Dolayısı ile özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde devlet yönetimi ve rejimlerinin devamı realist düşünceye ve uygulamalara sahip olan askeriyenin bulunması ile doğru orantılıdır. Dolayısı ile devletlerin devamlılığı realist düşünceye sahip olan kurumların bulunması ile aynı yönlü ilişkiye sahiptir.. Annan planı ileride Rumların Kıbrıs’ taki Türkler üzerinde hegemonya kurma amacına hizmet etmektedir.
Türkiye açısından da menfaatler noktasında Türkiye aleyhine bir durum sergilemektedir. Şöyleki, stratejik olarak AB’ nin Güneydoğu’ da bir Kürt devleti kurulmasının tersine bir hareket doğduğunda Ankara’yı ve askeri güçleri zayıflatmada yardımcı olabilecek hava bombardımanının en yakın üssü olarak KKTC’dir. Annan planına göre gelecekte Rumlar Kuzey Kıbrıs’ ta yer alabileceklerdir. KKTC gençliğinin ana isteği daha fazla iş fırsatı bulunan Avrupa ülkelerine özellikle İngiltere’ ye göç etmektir. Dolayısı ile tek bir federatif devlet kurulması sonrasında gençlerin göçü dolayısı ile toprak parçasında yaşlı nüfus kalacaktır. Bu insanların vefat etmeleri durumunda Rumlar büyük paralar karşılığında göç etmiş olan genç varislerden bu toprakları satın alabileceklerdir. Dolayısı ile KKTC’ de Türk nüfus asimilasyona uğrayabilecek ve toprak parçaları Rumların eline geçebilecektir. Böyle bir durumda Türk askeri işgalci statüsünde bulunacaktır. Dolayısı ile, Türk askeri Türkiye menfaatleri açısından stratejik bir konum olan bu toprak parçasından çıkmak mecburiyetinde kalacaktır. Diğer yandan, AB Türkiye’ yi birliğe almak istememektedir. Türkiye’ nin AB’ ne girmesi AB açısından rasyonel değildir. Çünkü, Türkiye’ nin birliğe girmesi durumunda ucuz ve kalifiye işgücü dolayısı ile Türkiye AB’ ne ihracat üssü olacaktır. Diğer bir değiş ile Türkiye’ye yatırımlar yağacaktır. Böyle bir durum AB’ nin başını çeken iki güçlü devlet Frana ve Almanya’ nın menfaatleri aleyhine bir durum doğurmaktadır. Çünkü, bu ülkelerdeki yatırımlar Türkiye’ ye kayacak ve bu ülkelerde istihdam ve vergi kaybı ortaya çıkacaktır. Diğer bir faktör Türkiye’ nin genç ve üretken nüfusu ile AB siyasi mekanizmasında karar almada kilit öneme sahip olması korkusudur. ABD’ ye yakın bir Türkiye’ nin ileride siyasi mekanizmalarda rol alması ve ABD menfaatine yakın bir siyaset izlemesi özellikle Orta Asya’daki Petrol kuyuları üzerinde ABD’ ye stratejik ve askeri açıdan AB aleyhine yarar sağlayabilecektir. Dolayısı ile siyasi açıdan da Türkiye’ nin AB’ ne girmesi AB menfaatleri açısından rasyonel değildir.
Diğer yandan, AB K. Irak’ ta gelecekte bir Kürt devleti kurulması yönünde sivil toplum kuruluşları ile faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu bölgeye tampon bölge olarak G. Doğu’ daK.Irak’ takiKürt devleti ile birleşik bir AB güdümünde bir Kürt devleti kurulmasını amaçlamaktadır. Bu bir stratejik amaçdır. Diğer yandan, misyonerli,k faaliyetleri ile özellikle Almanya kendilerinin aynı kökten geldiğini savunduğu Kürtlerin hristiyanlaştırılması paralelinde kendi nüfuslarını takviye etmek amacı ile bu bölgeyi bir kaynak olarak zaman zaman kullanmak istemektedir. Dolayısı ile bu noktada AB ve Türkiye arasında bir menfaat çakışması söz konusudur. Bütün bu sebepler, Türkiye’ nin AB’ ne girmesini engellemektedir. Dolayısı ile KKTC ileride AB’ nin Türkiye’ ye gerçekleştirebileceği askeri harekatların bir merkezi olabilir. Bu noktada, Annan planı Rumlar ve AB lehinde bir sonuç verecektir. Diğer yandan yakın gelecekte bir Kosova sendromunun KKTC milleti aleyhine doğmasına yol açabilecektir. Bu yönü ile plan KKTC’ nin de aleyhine bir durum sergilemektedir. Bu noktada, KKTC başbakanının AB ve Rum taraflara olan sevgi bağı ve yanlı yargıları olayları realist bir şekilde değerlendirememesine yol açmaktadır. Bu da Türkiye’ nin ileride stratejik olarak bir tehdit altında olmasına yol açmaktadır. Diğer yandan,Türkiye yönetiminin AB pastası ile kandırılması Türkiye yönetiminde de gelecek çıkarlar noktasında bir zaafiyet doğurmasına yol açmaktadır. Bu durum realist düşüncenin eksikliğinin olayları doğru bir biçimde değerlendirilememesinin en yakın örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile realist düşünce eksikliği ortaya doğru politikalar konulamamasına ve çıkarların korunamamasına da yol açmaktadır. Realist düşünce bu yönü ile özellikle devlet yönetiminde edinilmesi ve kullanılması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Güncel bir örnek evlilikteki bireylerin durumlarıdır. Bay ve bayan evlenmeden önce kız tarafı ve erkek tarafı olarak ikiye ayrılmaktadır. Diğer bir değiş ile evliliği kuracak olan iki insan her iki ailenin güdümünde kurulmaktadır. Taraflık henüz evliliğin ilk günlerinde taraf olma şeklinde kendini göstermektedir. Kadınların yapıları gereği bu taraflık ilkesinden hareketle erkeğin ailesinin yaptığı bazı hareketleri sindiremeyebilmektedir. Bunu en yakın kişiye kocasına açma yolunu tercih etmektedir. Genel kadın eğilimi ezikliği yaşatan kişilere karşı cephe alınması yönündedir. Bu eziklikten duyulan tepki zamanla daha derin travmalara yol açabilmekte ve erkeği huzursuz edebilmektedir. Erkekler yapıları gereği olabilecek eziklik duygusunu dışarıya yansıtmayabilmektedir. Bununla birlikte, erkekte meydana gelebilecek huzursuzluk bu birey de travmaya neden olabilmektedir. Kadın ve erkekteki bu travmalar evlilikte huzursuzlukların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Dolayısı ile realist düşüncenin hakim olmadığı genel insan eğilimi evli çiftlerin bir problemi çözmelerine olanak verememektedir. Dolayısı ile zincirleme olayların gelişimi ve çözülememesi evliliklerin huzursuzluklarla devam etmesine olanak vermektedir. Bunun sonucunda tarafların birbirini aldatması veya evliliğin bitmesi sonucu ortaya çıkabilmektedir. Halbuki realist düşüncenin bir evlilikte bulunması önemli problemleri çözeceği gibi bazı problemlerin dallanıp budaklanmasını engelleyebilecektir. Dolayısı ile daha mutlu bir evlilik olayı gerçekleştirilebilecektir. Böyle bir durumda bireylerin verimlilikleri de artabileceği için bireyler kendilerine ve topluma daha fazla katma değer sağlayabilecektir. Dolayısı ile realist düşünce bu yönü ile dolaylı da olsa insanların mutluluk ve başarılarında önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Realist düşünce fikir ve düşünce şeklinde olgunluğu kendisinde içermektedir. İnsanların genel psikolojik eğilimi olayların içyüzünü anlamağa çalışmak değil de kendi fikirleri doğrultusunda yargılara varmak şeklindedir. Bu eğilimin altında yatan yegane sebep ben haklıyım fikrinin insanlarda bulunmasıdır.
Şayet insanlar olayları doğru şekilde anlayabiliyor ise ben haklıyım fiili yararlıdır. Ancak, olayları doğru olarak anlayamıyorsa ve ben haklıyım fiilini hayata geçiriyorsa olayların gerçek iç yüzünü anlayamama tuzağına düşmüş bulunmaktadır. Bu tuzağın varlığı çok önemlidir, çünkü düşünce olarak olgunlaşmamış insanların olayları doğru tahlil edebilmeleri ve dolayısı ile doğru politikalar ortaya koyabilmeleri mümkün görünmemektedir. Örneğin, bir ülke(A) düşünün ve bu ülkenin en üst yönetiminde bir birey bulunsun. Bir başka ülke(B) çok güçlü bir devlet olsun ve bir başka ülke(C) üzerinde bir takım menfaatsel düşünceleri olsun. Bizim ülkemizdeki bireyin de aynı ülke üzerinde düşünceleri olsun. B ülkesi siyasi, askeri ve ekonomik güç olarak A ülkesinin çok önünde olsun. B ülkesi’ne A ülkesi C ülkesi’nde bir askeri güç bulundurma dolayısı ile C ülkesinde bulunan örneğin petrol kuyuları üzerinde ortaklık teklif etsin. A ülkesinin başında bulunan yönetici hayır sadece ben aynı menfaati C ülkesi üzerinde gerçekleştireceğim düşüncesinde bulunsun. Her yönden A ülkesinin çok çok önünde olan B ülkesi çok önem bir menfaat zaafiyetine uğrayabileceği A’nin tutumunu kabul edebilir mi? Hayır. Sonuç olarak hem küçük bir devlet olan A ülkesi hem de büyük bir ülkenin hayati çıkarları noktasında kendi bildiğini okuması A ülkesinin yönetiminin B ülkesi gözünde sakıncalı ve devrilmesi gerektiği düşüncesi meydana gelmektedir. Dolayısı ile, A ülkesinde B ülkesi henüz demokratikleşmemiş ise darbe şartlarının ortaya çıkmasını sağlar, veya demokratik usüllerle yönetimin düşmesini sağlar. Bu yönetim değişikliği A ülkesinin yönetimine B ülkesinin menfaatine ters düşmeyecek ve çıkar işbirliği içinde bulunan bir yönetimi getirecektir. Tabii ki,bu arada yönetim değişikliği A ülkesinde kısa vadeli de olsa iktisadi ve sosyal çalkantıların meydana gelebilmesine ve serbest piyasa ekonomisinin zarar görmesine sebep olabilecektir. Dolayısı ile, özellikle devlet yönetiminde diktatörvari eylemlere sahip düşünce olgunluğuna ermemiş bireylerin bulunmasında o ülkenin menfaatleri açısından sakınca bulunmaktadır. Diğer bir örnek, ticarettir. Ticarette en önemli konulardan birisi faaliyet gösterilecek sektörün ve işkolunun belirlenmesidir. Bunun için öncelikle geniş nüfus kesimine hitap edilip edilemeyeceği, ciro durumu , iş kolunun karlılık durumu ve işkolunun uzun vadeli olup olmayacağın incelenmektedir. Bunun için bir araştırma gerekmektedir. Halbuki hiçbir rasyonel matematik ve ticari hesap yapmadan bir işadamının benim dediğim haklıdır ben inanıyorum ki bu insanlara yeterince mal satabilirim düşüncesi insanlara çok şeyler kaybettirebilir. Özellikle Anadolu’da küçük işletmelerde sık sık rastlanılan bu konu buradaki çoğu ticaret ehli kişilerin başarılı olamadıklarının en büyük kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile, ticarette de”ben bilirim “ düşüncesini kendisinde barındıran düşünce olgunluğu eksikliği insanların bir kısmının bu alanda da başarılı olmasının önüne geçmektedir. Örneğin, İki kişi bulunsun. A ve B kişileri. A düşünce olarak olgun olmayan bir ticaretçiyi temsil etsin B ise düşünce olarak olgun olan bir kişiyi temsil etsin.Her iki kişi de bir işkolunda faaliyet göstermek istesin. A hiçbir hesap yapmadan bir işkolunda faaliyet göstermeği ve B ‘de doğru bir çok kıstasa göre hesaplamalar yapsın ve bunun doğrultusunda bir işkolunda faaliyet göstermek istesin. Realist dünyada B’nin işkolunda başarılı olması çok daha yüksek bir olasılıktır. A’ nın ise işkolunda başarılı olamaması çok daha yüksek bir olasılıktır. B bir yandan kazancını artırırken bir yandan işlerini büyütebilecektir. Dolayısı ile uzun vadeli olarak istihdam sağlayabilecektir. Dolayısı ile, kişi bir yandan kendisine katma değer sağlarken bir yandan da topluma katma değer sağlayacaktır. Diğer yandan, A kişisi bir yandan kazancını ve birikimini kaybedebilecek bir yandan başkalarının birikimlerinin ortadan kalkmasına neden olabilecek bir yandan da dolandırıcılık gibi illegal yollara sapabilecek ve girişimcileri tehdit edebilecektir. Dolayısı ile düşünce olgunluğu eksikliği bir yandan insanların kendisine zarar verebilmek te bir yandan da toplumu tehdit edebilmektedir. Kısaca her türlü iş ve yönetimde kurumların ve kişilerin başarılı olması insanlardaki düşünce olgunluğuna sıkı sıkıya bağlıdır. Bu argümandan dolayı, geçmiş senelerde yönetim kademelerinde düşünce olgunluğuna sahip bulunan yaş sınırı yüksek kişilerin bulunması realist düşüncenin ancak yaşı belirli bir seviyede olan insanlarda bulunabileceği düşüncesinin kurumlara yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Realist düşünce olayları olabildiğince çeşitli açılardan değerlendirebilmeği ve dolayısı ile daha doğru sonuçlara varmağı insanlara sağlamaktadır.
Örneğin, bir elmayı ele alalım. Genel insan yargısı bunun bir meyve olduğu yargısı içerisinde bulunmaktadır. Bununla birlikte, realist düşünce elmanın nerede yetiştiğini, nerede yetiştiğini, hani mevsimin meyvesi olduğunu, elmayı yetiştren kişilerin başka hangi işle uğraştığını, bu mevsim elmanın bol olup olmadığını, fiyattaki değişikliklerin neden dolayı olduğunu, geçmiş yıllarla kıyaslandığında fiyatın ne seviyede olup olmadığı gibi çeşitli yönleri ile bir olguyu irdelemeği salık vermektedir. Böyle bir düşünce şekli olaylar hakkında detaylı bilgiler öğrenilmesini ve olaylar hakkında çeşitli yönlerde varsaymlarda bulunmağı insanlara sağlamaktadır. Bu tür alışkanlık hayatın her safhasında insanların olaylar hakkında değişik yönlerden gözlemleme yapmağı ve daha doğru sonuçlara ulaşılmasına sağlamaktadır. Bununla birlikte varsayımlar yapılırken şu noktaya çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu varsayımlar ve gözlemler irrasyonel saplantılar dahilinde yapılmamalıdır. Realist düşüncenin kolayca çözebildiği böyle bir hareket yanlı düşünen insanlarda irrasyonel saplantılara neden olabilecek bu tür olayların medyada düşmanlığa dönüşür hale gelmesi durumunda yanlı düşünen insanlarda bu düşünce şekli irrasyonel hale gelecek ve realist düşünce şekli ve başarıyı bu insanlar yakalayamayacaktır. Dolayısı ile toplumsal gelişmenin önü kapanabilecektir. Bununla birlikte, realist düşünceye sahip insanların bu gibi olayları çözebilmesi yada doğru değerlendirebilmesi olaylar hakkında doğru varsayımlar yapabilmesine olanak verebilecektir. Realist düşünce insanların mutlu olabilmesini sağlayan ana faktörlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, özellikle Küçük Anadolu illeri ve yerleşim merkezlerinde aile içi veya yakın çevre kamplaşmaları had safhada bulunmaktadır. Bu kamplaşmaların doğru sebebi yaşanmış doğru tecrübelerden elde edilen birikimler değil hissi ezikliklerin ortaya çıması olarak nitelendirilebilir. Dolayısı ile kalabalık yerlerde bile insanlar kendi subgrupları içerisinde karşı olunan gruplardan kendisini izole etmektedir. Bu durum insanların mutluluğu arzu edilen bir biçimde yaşamalarına olanak vermemektedir. Böyle bir durumda özellikle çocuklar yansız psikolojik gelişimlerini tamamlayamamaktadırlar. Bu kısır gelişmeler insanların dengeli bir şekilde mutlu olabilmelerine olanak vermemektedir.
Aynı şekilde, yansız olarak düşünebilme yeteneğini elimine edebilen çocukluktan başlayan bu yanlı düşünme çocukların psikolojik gelişimlerini sağlıklı olarak tamamlayabilmelerine olanak vermemektedir. Psikolojik olarak dengeli yetişememiş kişilerde verim kaybının ortaya çıktığı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısı ile realist düşüncenin yokluğu insanların bir yandan kendilerine, bir yandan, bulundukları kuruma bir yandan da topluma yeterince katma değer sağlamalarına olanak vermemektedir. Yanlı düşünme akabinde bireylerin büyümeleri sonucu bu subgruplarda meydana gelen irrasyonel kaplaşma devam edebilmekte ve toplumda kamplaşmalar oluşabilmektedir. Bu kamplaşmalar toplumun her katmanında kendisini gösterebilmekte ve huzursuzluğa sebep olabilmektedir. Böyle bir durum serbest piyasa ekonomisinin gelişmesine olanak veremeyebilmekte ve dolayısı ile toplumun refah seviyesi yükselemeyebilmektedir. Bu kamplaşmalar dünyanın bütün veya bir kısım toplumlarında kendini göstermesi bölgesel veya global huzursuzluklara neden olabilmekte, yapılabilecek siyasi, iktisadi ve ticari işbirlikleri bu irrasyonel kamplaşmalardan dolayı özellikle üçüncü dünya ülkeleri arasında gelişemeyebilmektedir. Aynı şekilde, irrasyonel kamplaşmalar rasyonel amaç taşımayan savaşlara ve huzursuzluklara neden olabilmektedir. Dolayısı ile, dünyada serbest piyasa ekonomisi toplumlar arasında entegre olamamakta global refah kayıpları meydana gelebilmektedir. Ayrıca, kamplaşmalar derin kinlere dönüşebilmekte ve terör olayları artabilmektedir. Böylece toplumsal barış ve huzur bir anda yok olabilmektedir. Bu durumda yatırımlar azalabilmekte, tüketim ekonomisi sekteye uğrayabilmekte, işsizlik oranları artabilmektedir. Dolayısı ile toplumsal iktisadi ve refah gerilemesi kronik hale dönüşebilmektedir. Aynı şekilde, yansız olarak akranlarına nazaran daha fazla düşünebilme yeteneğine sahip gelişmiş ülkelerde bütün bu tehditler ortadan kalkabilmektedir. Dolayısı ile, göreceli daha fazla olarak realist düşüncenin daha fazla olduğu toplumlarda bireyler kendilerine ve topluma daha fazla katma değer sağlayabilmekte, ve toplumsal refah artabilmektedir. Bunlara ek olarak realist düşünceye sahip insanların oranının daha fazla olduğu toplumlarda bilimsel gelişme daha fazla olmakta ve daha fala icat meydana gelmektedir. Böyle bir durum bir yandan o toplumun gelişmesine katkıda bulunurken bir yandan da global gelişmelerin önünü açmaktadır. Realist düşünce bu yönü ile toplumların gelişmesinde ana mihenk taşlarından birisini oluşturmaktadır. Realist düşünceye sahip insanlar günlük hayatta olayların gerçek yüzünü anlayabildiklerinden ve olayları rasyonel bir sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde incelediklerinden dolayı bu insanlarda saplantı olayı daha düşük seviyede gerçekleşmektedir. Dolayısı ile realist düşünce sahipleri irrasyonel saplantıların olumsuz etkilerinden göreceli olarak daha az etkilenmektedirler. Dolayısı ile hayatta daha mutlu insanlar olarak kalmaktadırlar. Realist düşünce bu yönü ile insanların mutluluğu sağlayabilmelerinde önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer yandan, realist düşüncenin insanlara sağladığı mutluluk hayatlarına daha fazla verimlilik katmaktadır. Dolayısı ile insanlar kendilerine, bulundukları kuruma ve topluma daha fazla katma değer katabilmektedir. Dolayısı ile insanların,toplumların maddi ve manevi olarak kalkınmasında realist düşünce büyük rol oynamaktadır. Realist düşünceyi elde etmede öğretici eğitim seviyesinin artması ve araştırmacılık ruhunun gelişmesi büyük rol oynamaktadır. Dünyada çığır açan insanların hayatları incelendiğinde bu insanların öğrenmeğe daha yatkın ve araştırmacılık ruhuna sahip olan insanlardan oluştuğu ortaya çıkacaktır. Bu yönü ile araştırmacılık ve öğrenme duygusu insanların realist düşünce elde etmesinde ve başarılı olmasında büyük rol oynamaktadır. Dolayısı ile realist düşünce toplumlara da dolaylı olarak katma değer sağlamaktadır. Gelişmiş batı ülkelerinde öğrenmeğe ve araştırmaya dayalı bir eğitim sistemi mevcut bulunmaktadır. Dolayısı ile bu ülkelerde diğer toplumlara göre realist düşünceye sahip insanların sayısı daha fazla miktarda olmaktadır. Bu düşünce tarzına sahip insanlar devlet, kademelerinde ve kurumlarda yerlerini almaktadırlar. Dolayısı ile, olayları daha doğru analiz edebilme ve dolayısı ile daha doğru politikalar ortaya koyabilmektedirler. Diğer bir değiş ile bu toplumlarda gelişme süreci hızlanabilmektedir. Araştırmacılık ve öğrenme olgusu realist düşüncenin elde edilmesinde çok önemli bir faktördür. İnsanlar öğrenmeğe ve araştırmağa dayalı bir mentaliteye sahip olmakla olayların iç yüzünü bulmağa çalışacaklardır. Diğer bir değiş ile doğruyu bulmağa çalışacaklardır. Bu psikolojik tekrarlama insanlarda davranış biçimine dönüşecektir. Dolayısı ile insanlar daha reel düşünce tarzına sahip olacaklardır. Bu düşünüş tarzı realist düşüncedir. Realist düşünce bu yönü ile olayları daha doğru anlayabilme yeteneğidir diye tanımlanabilmektedir. Örneğin, şirketlerin gelişmesinde tüketici eğilimlerini çok iyi tahlil edebilmek gerekmektedir. Daha doğru tüketici eğilimlerini tahlil edebilmek ortaya müşteri kazanmaya yönelik daha doğru politikaların ortaya konulması demektir.
Özellikle Pazar payı dolmuş işletmeler şöyle bir tehdit ile karşı karşıya bulunmaktadır. Şayet, şirket yeteri kadar büyümüşse ve daha fazla büyüyemiyorsa Pazar payını daha yeni şirketlere kaptırmak durumundadır. Bu dezavantajın arkasındaki faktör şirketin maliyetlerinin artması ve kurumsallaşmanın bir hantal bürokrasiye dönmesi olarak ifade edilebilir. Bu şirket Pazar payını artırabilmek için etkin pazarlama stratejileri uygulamak zorundadır. Bunun için de tüketici eğilimlerini çok iyi tahlil edebilmek gerekmektedir. Bu da yansız düşünme yeteneğine sahip olan realist düşünce tarzının bulunması ile sıkı sıkıya bağlıdır(Yanlı bir düşünce tarzı her olayda olduğu gibi tüketici eğilimi noktasında da yanlı gözlemlerin yapılmasına neden olabilmektedir). Realist düşünce olayları yansız olarak anlamağa çalıştığından dolayı doğrulara daha çabuk ulaşabilme yeteneğine sahip olmaktadır. Dolayısı ile olaylar karşısında daha doğru politikalar üretilebilmesi kolaylığını insanlara sunmaktadır. Örneğin, Türkiye’ de kamuoyunun bir kısmı Irak harekatı sırasında Devletin Irak’ın yanında yer almasını bir kısmı tarafsız kalınmasını istiyorlardı. Halbuki Türkiye’ nin uzun vadeli menfaatleri noktasında Türkiye’ nin ABD yanında yer alması gerekiyordu. Neden? ABD zorunlu olarak Irak’ a harekat düzenlemişti. Çünkü ABD’ nin en yakın ve gizli rakibi AB burada çok güçlü durumda idi. Bu gücün kırılması gerekiyordu. Bu bölgede ABD kendine yardım sağlayabilecek, coğrafyaya yakın ve bu bölgenin siyasi, sosyal ve stratejik konjönktürünü bilen bir ortak arayışında bulunmakta idi. Bu ortak ABD menfaatleri tersinde davranmayacak bir güç olmak zorunda idi. Bu ortak Türkiye idi. ABD’ nin orta ve uzun vadede bu bölgede güç sahibi olacağı muhakkaktır. Ne kadar kısa vadeli olarak çatışmalar bulunsa da bunların geçici olacağı muhakkaktır. Yukarıdaki örnekten anlaşılacağı gibi realist düşünce ortaya doğru tahliller konulmasına, doğru politikaların ortaya çıkmasına dolayısı ile realist düşünce sahiplerine ve bulundukları topluma karlılık avantajı kazandırmasına olanak vermektedir. Dolayısı ile, realist düşünce başarının ana kaynağıdır denilse yanlış olmayacaktır. Ampulu bulan Edison araştırmacı bir kişiliğe sahipti.
Dolayısı ile göreceli olarak realist düşünceye sahip bir kişiyi temsil etmektedir. Kendisi vefat ettiğinde laboratuarında İslam dini Kitabı olan Kur’an-ı Kerim’ de bulunan Nur suresi ayetleri bulundu. Kendisinin bilgiye ulaşmak isteği altındaki realist düşünce her tür kaynağa yansız olarak ulaştığını göstermektedir. Dolayısı ile realist düşünce kendisine mutlak başarıyı sağlamıştır. Diğer yandan, Dünyada iki farklı insan türünden birini teşkil eden kadınlar asırlar boyunca ikinci sınıf vatandaş olarak muamele görmüşlerdir. İkinci sınıf muamele görmenin ardında duyguları rasyonelliğe baskın çıkmasının ve güçsüz yapısının genel çoğunluk olarak daha güçlü ve daha realist düşünceye sahip olan erkeklerin hegemonyasındaki bir dünyada arka planda kalmasında büyük etkisi bulunmaktadır. Kadınlar asırlar boyunca okutulmamış,toplum içerisinde aktif hale gelmemiş, evde çocuklarına bakması gereken,evine ve işine hizmet etmesi gereken varlıklar olarak değerlendirilmişlerdir. Kadınların bu işleri erkeklerden daha iyi yapabilmesi ve bu işlere yatkın olmaları da bu görünmez işbölümünün arkasındaki sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır. Semavi dinler kadın erkek ayırımı yapmamaktadır. Bununla birlikte insan gücünün temel güç olduğu asırlarda göreceli olarak daha güçsüz bir yapıya sahip olan bu varlıklar erkekler tarafından pasif işlerde kullanılmıştır. Eski Türkler’ de kadınların pasif görevlerde olduğu ve eve hapsedildiği bir uygulamağa rastlanmış değildir. Kadın ve erkek evde iki birey olarak bulunmakta ve evlerde eşit söz ve rey hakları bulunmaktadır. O zamanlarda, diğer doğu ve batı toplumlarında kadın edilgen bir yapıda bulunmaktadır. Örneğin, İslamiyet’ten önceki Arap toplumunda kız çocukları diri diri gömülebilecek kadar aşağılık olarak değerlendirilebilen varlıklar olarak tanımlanmaktadır. İnsanların üzerinde büyük etkisi olan semavi dinlerin kadın-erkek eşitliğini savunmasına rağmen batı toplumları hariç diğer toplumlarda kadının statüsünde gözle görülür bir yükselme bulunmamaktadır.
Eğitim düzeyinin artması, refah seviyesinin yükselmesi batılı toplumlarda kadının statüsünü yükseltici bir etki göstermektedir. Eğitim seviyesinin artması realist düşünceyi beraberinde getirmektedir. Dolayısı ile, realist düşünce klasik bir düşünce şekli olan saçı uzun aklı kısa düşüncesini çürütmektedir. Tüm toplum katmanlarında bu görüşün hakim olması devlet ve diğer kurumlarda kendini göstermektedir. Dolayısı ile cinsiyet diskriminasyonu daha az görünür hale gelmektedir. Aynı şekilde, eğitim seviyesinin erkekler arasında artması eğitimli bayanlarla evli olma isteklerini beraberinde getirmektedir. Bu düşüncenin ardında hiç kuşkusuz bir şeyleri paylaşabilme duygusu büyük rol oynamaktadır. Kadınların aktif hayatta rol almaları tabi ki kadınların tercihine bağlı bulunmaktadır. Ancak, kadınların eğitim seviyesinin yükselmesi toplumların gelişmesi açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. Öncelikle, eğitimli bayanlar okuma-yazmayı bilmektedirler. Bu durum hem kendilerinin hayatta bir takım zorluklarla karşılaşmamaları hem de çocuklarına daha fazla yardımcı olmaları bakımından çok önemlidir. Diğer yandan, eğitim alan bayanların eğitimleri gereği eğitimsiz bayanlara nazaran daha geniş, detaylı, daha az subjektif olabilmeleri, olayları birkaç açıdan inceleyebilme yeteneklerinin daha fazla olması çocuklarının eğitimine büyük katkı sağlayabilmektedir. Aynı şekilde, aktif iş hayatına katılmaları halinde üretime katkıda bulunabilmekte kimseye ihtiyacı olmadan hayatını idame ettirebilmektedir. Dolayısı ile kadınlarda eğitim seviyesinin yükselmesi ekonomiye daha fazla katma değer sağlamakta hem de erkeklerle statü olarak daha eşit duruma gelmelerine olanak vermektedir. Dolayısı ile realist düşünce, kadınların eğitim seviyelerinin artırılmasına olumlu olarak bakmaktadır. Realist düşünce bilimsel olarak düşünebilme yeteneği olarak nitelendirilebilmektedir.
Dolayısı ile Realist düşünce olayları doğru gözlemlemekte, doğru varsayımlar yapmakta ve doğru neden sonuç ilişkisi bulmaktadır. ABD yönetimi Ortadoğu ve Orta Asya’ da petrol sahaları ve enerji koridorlarını kontrol altında tutmak amacı ile buralarda asker ve üs bulundurmaktadır. Yanlı görüşlü bir devlet yönetimi bu üs konusunu şayet Hristiyan bir devletin sömürgeleştirme kampanyası olarak görür ve bunun sonucunda kooperatifsel bir ilişki izlemez ise gelecekte devletine menfaat sağlayacak bir takım gelişmelerin dışında kalır. Diğer yandan, olayın doğru tahlili yapılır ve menfaatler ölçüsünde bir menfaatsel ilişki ortaya konulabilirse o devlet gelecekteki bir takım gelişmelerden karlı çıkabilir. Dolayısı ile bireyin yada devletin başarısı realist düşüncenin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Genellikle demokratik ülkelerde devletin yönetiminde bulunan insanlar göreceli olarak realist düşünceye sahip insanlardan oluşmaktadır. Bunun ana sebebi, devletin yönetiminin normal insanların psikolojisi neticesinde yönetilemeyeceği gerçeği ve realist düşünce çemberinde bulunmak olarak nitelendirilebilir. Dolayısı ile bu insanların toplumlardaki insanların gözünde zeki,akıllı,sabırlı gibi imajları ve toplumda imrenilebilecek bir konumda olmaları realist düşüncenin bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Realist düşünce olayları ulaşılabilen en ince detayına kadar irdelemeği salık vermektedir. Bununla birlikte, bu inceleme yanlı bir inceleme şekline sahip olmamalıdır. Bu noktada, araştırmacılık ruhu büyük önem taşımaktadır. Örneğin, siyaset dehası olarak bilinen II.Abdülhamit yakın etrafına olayların en ince detaylarına kadar incelenmesini salık vermektedir. Kendisi uluslar arası olayları ve imparatorluk üzerinde oynanan oyunlara ait olabilecek detayları en ince detayına kadar incelemiş ve sonuçta karşı strateji ile imparatorluk üzerinde oynanan oyunları bertaraf edebilmiş ve Osmanlı İmp.’nun hiç toprak kaybetmeden yaklaşık olarak 33 sene ayakta kalmasını sağlamıştır. Bunlara ek olarak çökmekte olan imparatorluğun çöküş zamanı geciktirilmiş ve batı devletlerinin lehine imparatorluğun aleyhine sonuç verebilecek petrol alanları üzerindeki menfaatsel faaliyetler 33sene geciktirilmiştir..
Bilindiği Japonya İkinci Dünya savaşı sonrası iktisadi için büyük bir çöküşün içerisine girmiştir. Bununla birlikte, Japonya’ nın askeri güç bulundurmasının önündeki ABD engeli bu ülkenin kaynaklarını iktisadi ve ticari gelişmeğe ayırmasına neden olmuştur. Japonya ekonomisinde bu olaydan sonra toparlanma hareketi başlamıştır. Bununla birlikte, Japonya’ nın asıl kalkınması Japon’ların insan faktöründen kaynaklanmaktadır. Japon nüfusunun ana özelliklerinden birisi milliyetçi olmalarına rağmen yansız olarak düşünebilmeleridir. Yansız düşünebilmenin ardındaki faktörlerden birisi hiç kuşkusuz bu insanların global dünya ile entegre olmalarından geçmektedir. Özellikle ABD’de okuyan Japon gençlerinin başka kültürler ile entegre olması bu insanların yansız olarak düşünebilmelerine olanak vermiştir. Bu yansız düşüncenin insanlarda alışkanlığa dönüşmesi bu ülkedeki eğitimli nüfusun realist düşüncenin bir adımı olan yansız düşünmeğe entegre olmalarına olanak vermiştir. Dolayısı ile bu yansız düşünme özelliği bu insanların bilim ve teknolojide bir zamanlar önemli icatlar geliştirmesine olanak vermiştir. Aynı şekilde, bu yansız düşünme şekli dünyada tüketici eğilimlerinin doğru olarak gözlemlenmesine olanak vermiş ve bir çok yüksek cirolu çizgi filmler ve bilgisayar oyunları Japonya’ da gerçekleştirilmiştir. Aynı şekilde, bu yansızlık Japonlar’ın büyük firmalarının dünyanın değişik ülkelerinde büyük yatırımlar gerçekleştirmesine olanak vermiştir. Dolayısı ile örnekten anlaşılacağı gibi realist düşüncenin bir adımı olan realist yansızlık ve ya önyargısızlık bir yandan bulunan topluma katma değer sağlarken bir yandan da global dünyaya katma değer sağlamaktadır. Başka bir örnek Rusya’ dır. Bu ülke kömünist rejiminden kısa bir süre öncesinde çıkmış olmasına rağmen halkı diğer doğu bloku ülkelerine göre daha az önyargılı bir sosyal metodolojiye sahip bulunmaktadır.
Yabancı yatırımların bu ülkede büyük teşvikler görmesi Rusya’ nın bir ülkenin kalkınmak için vazgeçilmez aracı olan serbest piyasa ekonomisine ne kadar realist olarak yaklaştığını gözle önüne sermektedir. Diğer bir değiş ile, Henüz yeni dağılmış ve şimdiki ekonomik yapıya tam zıt olarak eskiden sürdürdüğü sistemin kalıntıları rasyonel bir çerçeve içerisinde eritilmiştir. Bu yönü ile, Rus yönetimi realist bir düşünce yapısına sahip olmaktadır. Diğer yandan, Rusya’ nın genel halk eğiliminin diğer kültürlere önyargısız olması bu ülkede tüketim ekonomisinin hızla yayılmasına olanak vermiştir. Dolayısı ile kısa bir süre içerisinde sıkı bir enflasyon politikası uygulanması rağmen yatırımlar ve istihdam ve refah seviyesi artmıştır. Bugün Rusya ekonomisi geleceğin ana pazarlarından birisi olarak görülmektedir. Bu noktada, dünya ile ters düşen bir devlet anlayışının kısa bir süre içerisinde eski düşünce tarzına tan zıt bir iktisadi reform gerçekleştirmesi dolayısı ile realist düşünceye yaklaşması ve halkın realist düşüncenin bir adımı olan yansız düşünme avantajı köhne bir ülkenin kısa bir süre içerisinde sağlam iktisadi temellere oturmasına olanak vermiştir. Realist düşünce bu yönü ile bulunduğu topluma katma değer sağlamıştır. Realist düşünce yeteneğine sahip olan insanların başarılı oldukları gerçeği göz ardı edilmemelidir. Diğer bir değiş ile, her başarılı insan göreceli daha fazla realist düşünce yeteneğine sahip olmaktadır. Örneğin, II. Abdülhamit bu düşünce yeteneğine sahip başarılı örnek insanlardan birisidir. Olayları reel olarak değerlendirebilme dolayısı ile doğru politikalar uygulaması sonucu çökmekte olan bir imparatorluğu-ki dünyanın en hassas ve oynak coğrafyasıdır, savaş yapmadan yaklaşık otuz sene ayakta tutabilmeği başarmıştır. O zamanlar, dünyanın en güçlü devletleri olan İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya’ nın imparatorluk üzerindeki gerçek emellerini realist bir şekilde ortaya çıkartmış ve bu ülkeleri birbirine düşürmekten başka hiçbir politikanın başarılı olamayacağının farkına varmış ve bu yönde politika uygulama yolunu seçmiştir. Kendisinin bu düşünce tarzı kendisinden hoşlanmayanların bile kendisini siyasi deha olarak değerlendirmelerine neden olmuştur. Diğer yandan bu padişahın kardeşi olan Sultan Vahdettin Sultan Abdülhamit gibi olayları realist bir çerçeveye koyamamış, aşırı güvenici tutumlarla dış siyasetteki temel kural olan” Uluslar arası ilişkilerde ebedi dostluklar yoktur, karşılıklı menfaatler bulunmaktadır” ilkesini çiğnemiş ve imparatorluğun makus gidişine dur diyememiştir. Dolayısı ile realist düşünceden uzaklaşma başarısızlık getirmiş ve 600 yıllık bir imparatorluğun beklenen sonu gerçekleşmiştir. Diğer bir örnek Atatürk örneğidir.
Atatürk birinci dünya savaşında batılı devletlerle savaşmasına ve bu devletlerin askeri,diplomatik ve siyasi oyunlarına rağmen Cumhuriyet sonrası asker kökenli olmasına rağmen bu devletlerle menfaatler ölçüsünde işbirliği yapmağı ihmal etmemiştir. Bu davranış tarzı realist düşüncenin bir örneğidir. Diğer yandan, Atatürk 23 Nisan’ ı Dünya çocuk günü ve bayramı ilan etmiştir. Bu davranış şekli devletin tepesine geçen bir diktatörün “bu gün çocuk bayramı olsun” diye ilan ettiği rassal bir davranış biçimi değildir. Aksine bu davranış biçimi bir büyük devlet adımının ileriyi görerek ortaya attığı bir fikirdir. Şöyle ki her yıl bu amaçla Türkiye’ ye 50.000 çocuk konuk edilse 100 senede bu kişi sayısı 5.000.000 kişi yapacaktır. Bu çocukların devletin belirli kademelerinde görev almaları durumunda Türkiye’ ye yakın bir devlet tututmu izlenebilecektir. Böylece Türkiye uluslar arası arenada siyasi olarak güçlü hale gelebilecektir. Böyle bir durumda Türkiye dünya menfaatlerinin paylaşıldığı bir ortamda karlı çıkabilecektir. Dolayısı ile Türkiye iktisaden, siyasi olarak uzun vadede karlı çıkabilecektir. Diğer yandan bu 5.000.000 kişinin hayatı boyunca 100 kişiye Türkiye ile ilgili olumlu şeyler anlattığında Türk malları için hazır bir Pazar doğacaktır. Ayrıca, turizm müşterisi olarak potansiyel 500.000.000 kişi ortaya çıkacaktır. Bu rakamın 100 seneye bölündüğünde 5.000.000 potansiyel turist gelmesine olanak vereceği açıktır. Aynı şekilde, beş yüz milyon kişisin 100 kişiye Türkiye ile ilgili olumlu şeyler anlatması durumunda Türkiye 100 yıl boyunca 5.000.000.000 kişinin bulunduğu bir pazara sahip olacaktır. Bu rakam 100 seneye bölündüğünde her yıl 50.000.000 kişi iktisadi, ticari olarak müşteri konumunda olabilecektir. Diğer bir örnek hilafetin kaldırılmasıdır. Atatürk ve arkadaşları zengin olan ve bilimsel teknolojik üstünlüğe sahip olan batı devletlerinden kopulmaması, Türkiye’ nin oynak bir coğrafyada olması dolayısı ile batılı devletlerin hedefi haline gelmemesi, kısaca hem diplomatik,siyasi ve iktisadi hem de askeri olarak Türkiye’ nin risklere karşı korunması amacı ile hilafet kaldırılmıştır. Hilafetin kaldırılması o günün realist düşüncesinin bir örneğidir. Atatürk’ ün bu iki örnekten de anlaşılacağı gibi realist düşünceye sahip olması bir yandan kendi politikalarını başarılı kılarken bir yandan da ülkesinin uzun vadeli çıkarlarını garanti altına aldığını gösterecektir. Realist düşünce bu yönü ile kişisel ve toplumsal başarıların olmazsa olmaz kurallarından birisidir. Realist düşünceden uzaklaşma evrensel sorunlara da yol açabilmektedir. Dolayısı ile reel düşünce tarzının olmayışı özellikle devletler noktasında bir global sorun haline gelmektedir.
Bu soruna bir örnek Irak eski lideri Saddam Hüseyin’ dir. Saddam bölgesinde Arap liderliğin soyunan bir devlet adamı olarak nitelendirilmektedir. Saddam’ın bu özelliği İran ve Kuveyt savaşlarının ortaya çıkmasına nenen olmuştur. Bu bölgede çıkar hesabı yapan batılı devletler Saddam’ ın bu tuzağa düşmesi ile Saddam ve ve petrol zengini Irak üzerine bir takım hesaplar yapma yoluna girişmişlerdir. Bu hesaplar bölgede çıkar çatışmalarına ve huzurun ortadan kalmasına neden olmuştur. Bu madalyonun bir yüzüdür. Madalyonun bir başka yüzü ise Irak’ın Türkiye ve diğer komşu ülkeler için bir tehdit oluşturduğu idi. Saddam bu ülkelerde bir takım terör faaliyetlerine destek vermekte idi. Saddam bu yönü ile bölge barışı için bir tehdit oluşturuyordu. Diğer yandan, bu bölgesel tehdit ve çıkar çatışmaları Irak’a bir harekat yapılmasının önünü açmıştır. Bu noktada hem bölgede hem de diğer bölgeler de huzursuzluk ortaya çıkmış, terör olayları artmış ve global endişe ortaya çıkmıştır. Dolayısı ile, realist düşünce tarzına sahip olmayan bir lider evrensel sorunların ortaya çıkmasına da neden olabilmiştir. Diğer bir örnek Hitler’ dir. II. Dünya savaşı çıkmadan önce Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında petrol toprakları üzerinde bir anlaşmazlık çıkmıştı. Almanya sadece Almanya’ nın bu topraklar üzerinde söz sahibi olabileceğini ileri sürmekte idi. Ona göre, bu topraklarda söz sahibi olabilmek ancak bu topraklarda söz sahibi olmak isteyen devletlerin işgali ile mümkün olabilirdi. Dolayısı ile, Hitler Büyük Almanya İmparatorluğu hayali kurmakta idi. Bu görüş doğrultusunda batılı devletler ile anlaşmazlığa düşmüş ve ikinci dünya savaşına neden olmuştur. Dolayısı ile, özellikle Avrupa ortadoğu ve diğer bölgelerde savaş sonrasında bile huzursuzluğa neden olmuştur. Böylece, dünyanın globalizme doğru giden yolundan bir süre için ayrılmasına neden olmuştur.
Başka bir örnek terör örgütleridir. Terör örgütlerinin kadrolarındaki kişilerin eğitim düzeyi düşük ve irrasyonel kamplaşmağa açık subgrublardan geldiği gerçeği unutulmamalıdır. Bu irrasyonel düşüncenin alışkanlık haline gelmesi zamanla belirli bir subgruba karşı bir düşmanlığa dönüşme aşamasına gelmektedir. Dolayısı ile hareket tarzlarında bir rasyonalite bulunmamaktadır. Ana amaç topluma zarar verme haline gelmektedir. Dünyada yapılan devletler arasında yapılan savaşların bir çoğu rasyonel amaçlara hizmet etmektedir. Buradaki rasyonellik bir devletin hezimete uğratılması ve bu hezimetten dolaylı yada dolaysız olarak rant elde edilmesi isteğidir. Bununla birlikte, terör örgütlerinin toplumsal barışı kısa vadeli olarak tehdit edebilmelerinin yanında başka hiçbir şey amaçlanmamaktadır. Dolayısı ile realist düşünce eksikliğinin sık yaşandığı terör örgütlerinin bu davranışlarında herhangi bir rasyonel amaç göze batmamaktadır. Diğer yandan, terör örgütlerinin faaliyetlerinin toplumları tehdit eder duruma gelmesi toplumlarda huzuru kaçırabilmektedir. Diğer yandan, toplumlar arasında soğukluk yaratabilmektedir. Bu faaliyetlerin dolayısı ile sonuçları toplumların refah kaybna neden olabilmektedir. Dolayısı ile, realist düşüncenin nadir görüldüğü gruplar toplumsal ve global sorunlara neden olabilmektedir. Bu noktada, realist düşüncenin kendisinde idealizmi barındırmayacağı bir gerçektir. Realist düşünce reel olarak düşünmeyi hedeflemektedir. Diğer yandan idealizm gözü kara bir düşünceyi kendisinde barındırmaktadır. Dolayısı ile realist düşünce ve idealizm birbiri ile zıt iki kardeş gibidir. Örneğin, Türk cumhuriyetleri ile birleşmemiz gereklidir bizler kardeşiz sloganı rasyonel olmayan idealizm ürünü bir düşünce yapısını göstermektedir. Bununla birlikte, 2040 yılından sonraki ana petrol rezervlerinin bulunduğu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile siyasi, iktisadi,kültürel ve sosyal ilişkileri artırma düşüncesi realist bir düşünce örneği türüdür. Veyahut Amerikan kamuoyunda Pan-Amerikan düşünce tarzına sahip olan kişilerin “ABD imparatorluğunu kuracak” şeklindeki sloganı bir idealizm düşünce yapısının örneğidir. Başka bir örnek siyasal ümmetçilik fikridir. Dünyada bütün Müslüman ülkelerin birleşmesi gereklidir görüşü gerçeği yansıtmamaktadır. Fakat Müslüman bir ülkenin başka bir Müslüman ülke ile globalizm sürecinde ayrılmadan, diğer ülkeler ile ilişkisini kesmeden bazı ortaklıklarda bulunması ve her iki ülkenin de bundan faydalanması realist bir düşüncedir. Özellikle, Türkiye noktasında Müslüman ülkeler ile birleşmek fikri çok yanlıştır. Çünkü, zengin pazarlar Batı ülkeleridir. Şu an bilim ve teknolojide yaşanan gelişme Batı’da gerçekleşmektedir.
Diğer Müslüman ülkelerin Türkiye’ ye sağlayacağı gözle görülür bir katma değer sağlamamaktadır. Özellikle petrol zengini Orta doğu Müslüman ülkeleri batı devletlerinin hakimiyeti altındadır. Ayrıca, Müslüman ülkelerin birleşmesi durumunda dünya iki kutba ayrılacak ve dünyada huzursuzluklar artacaktır. Böyle bir ortam sebest piyasa ekonomisinin dünyada yayılmasını önleyecek ve dolayısı ile dünyadaki toplumlarda refah seviyesi artmayacaktır. Gergin bir ortamda Türkiye batı ile ilişkilerini aksatabilecek ve toplumsal gelişme ortadan kalkabilecektir. Dolayısı ile Türkiye’ nin menfaatleri noktasında ümmetçilik idealizmi Türkiye’ ye yarar sağlamayacaktır. Bununla birlikte, stratejik ortaklıklar realist bir düşünce ürünü olarak Türkiye’ ye katma değer sağlayacaktır. Komünist bloğun en güçlü üyesi bu rejime girdiği andan itibaren iktisadi olarak çok fazla bir gelişme göstermemiştir. Çin’deki komünistlik her totaliter rejimde olduğu idealizmi kendisinde barındırmaktadır. Gerçekte de halkın büyük bir kesimi komünist rejimin çok sıkı uygulandığı dönemde dünya fakirlik seviyesinin altında bir yaşam sürdürmektedir. Bununla birlikte, Çin yönetimindeki “bir ülkenin globalizm’den ayrılması o ülkeye zarar getirir “ gerçeği bu ülkenin kör bir idealizmi bırakarak realist düşünce ürünü olan serbest piyasa ekonomisine yavaş yavaş entegre olmasına olanak vermiştir. Bu noktada gelir seviyesi artmış ve halkın refahında görünür bir iyileşme görülmüştür. Dolayısı ile eğitim seviyesinin artması paralelinde Çin Halk Cumhuriyeti dünya ile yakında entegre olma yoluna girmiş bulunmaktadır. Realist düşüncenin bu yönü ile kör bir idealizmi elimine etmesi bir topluma katma değer sağlamıştır. Realist düşünce zaman zaman idealizmi kullanmaktadır. Örneğin, 1700’lere kadar Osmanlı İmp. Gelirlerini savaşlarda elde ettiği yerlerden toplanan vergi gelirlerinden sağlamakta idi. Bu zamanlarda İmparatorluk rotasını verimli toprak ve madenlerin bulunduğu Avrupa’ ya çevirmiş idi.
Bir yandan İmparatorluğun Avrupa’ya sefer hazırlığı içerisinde olması, bir yandan sefere gidilirken Müslüman devletlerin imparatorluk aleyhine avaş ve başkaldırış uğraşı içerisinde olması riskini ortadan kaldırmak, bir yandan savaş için gerekli mühimmat ve askerlerin sağlanması amacı ile halifelik Osmanlılarca alınmıştır. Bu bir realist düşünce örneğidir. Bununla birlikte, halifeliğin Osmanlılar’ da olması Müslüman halkın “küffara karşı” imparatorluğun yanında olması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda relist devlet düşüncesi halkın idealizmini kullanmaktadır. Diğer bir örnek Atatürk örneğidir. Atatürk’ ün Türk insanı çalışkandır, doğrudur gibi sözleri Türk insanını toplumsal ve iktisadi gelişmenin ana kurallarını benimsemesini sağlamaktan başka bir amaç taşımamaktadır. Buradaki realist düşünce bir toplumun gelişmesi için gerekli kriterlerin insanlara aşılanmasıdır. İdealizm ise toplumun motive edilmesinin ardındaki sözlerin insanlarda meydana getirdiği coşkudur. Dolayısı ile, realist düşünce bu noktada idealizmi kullanmaktadır. Siyaset realist düşüncenin idealizmi kullandığı ana platformlardan birisidir. İnsanlığın ilk varoluşundan itibaren dünyada küçük çapta veya devlet çapında mutlaka bir siyaset yapılması geleneği süregelmiştir. Modern anlamda siyaset bir kurumu veya devleti yönetmek amacı ile oluşturulan ve kişi veya kurumların içerisinde rol aldığı bir mekanizma olarak tanımlanmaktadır. Modern anlamda siyaset demokratik ülkelerde yapılmaktadır. Bununla birlikte, dikatötörlüğün bulunduğu ülkelerde bile en azından örneğin ikinci veya onuncu adam olabilmek için siyaset yapılmaktadır.
Modern anlamda siyasetin tarihçesi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Batılılar siyasetin temellerini Eski Yunan medeniyetine kadar indirmektedirler. Türkler’de ise bu süre çok daha eski zamanlara dayanmaktadır. 1940’ lı yıllara kadar dünyada Monarşinin hüküm sürdüğü bir yönetim biçimi mevcut idi. Mutlak hakimiyetin altındaki mevkilere yetiştirilmiş ve başarısı görülen insanlar getiriliyordu. Bunun için kulis çalışmaları çok yoğun olarak kullanılıyordu. Bu siyaset biçimi bir anlamda şimdiki halkın olurunu almak yerine daha değişik bir versiyonu olan mutlak hükümdarın olurunu almak şeklinde gerçekleşmekte idi. Kral adayı Prens yada Sultan veliahdı mutlak hakimiyetin vefat etmesini ya da kendisine tahtın verilmesini bekliyordu. Hükümdar olabilmek için, aday bu makamı verecek kişilerin olurunu almak mecburiyetinde idi.Bunun için aday kral veya hükümdar siyasi mekanizmanın içerisine girmekte idi. Bu arada demokratik ülkelerde siyasetçiler halkın, doğu bloku ülkeleri ise politbüronun olurunu almak mecburiyetinde idiler. 1990’lı yıllardan sonra genel olarak dünyada demokrasinin gelişmesi siyaset mekanizmalarındaki kişilerin halkın olurunu almak şeklinde hareket etmelerine olanak vermiştir.Medyanın serbestleşmesi ve serbest piyasa ekonomisinin gelişmesi halkın siyasetçileri daha yakından tanımasına ve daha rasyonel olarak oy kullanmasına olanak vermiştir. Siyasetin içerisinde siyasi partiler bulunmaktadır. Bu partiler 2000’li yıllara kadar sadece belirli bir kesimin oylarından en fazlasını alma uğraşı içerisinde bulunuyordu. Bu gruplar sağ ve sol gruplar şeklinde idi. Sağ partiler kendi aralarında muhafazakar, dinci, sağcı,aşırı sağcı, sol partiler ise sosyal demokrat, sosyalist ve komünist olarak ayırılabiliyordu. Batıda sağ ve sol ayırımı sosyal meselelerden daha çok iktisadi konularda ki görüşlere göre yapılıyordu. Daha devletçi politikaları sol partiler daha liberal politikaları sağ partiler uygulamakta idi. Doğu ülkeleri ve Türkiye’ de ise sosyal görüşlere göre bu ayırım yapılmakta idi. 2000’ li yıllardan sonra ise siyasetteki partiler globalizm sürecinde sağ ve sol ayırımını yavaş yavaş ortadan kaldırmaktadırlar. Çünkü, genel olarak artık dünyada tek bir iktisadi model-serbest piyasa ekonomisi ve tekbir yönetim biçimi bulunmaktadır-demokrasi. Demokraside olabildiğince geniş halk kitlelerinden oy elde etmek amacı ile halkın hoşuna gidecek çeşitli söylemler geliştirilmektedir. Bununla birlikte, iktidar olunduğunda bu söylemler değil reel politikalar uygulanmaktadır. Aynı şekilde, devletin menfaatleri doğrultusunda-ki iktidar olunmadan önce söylenmiş sözlerin tam zıttı olabilir davranmak zorundadır. Aksi halde belirli mekanizmalar tarafından al aşağı edilir. Bundan dolayı, bir anlamda realist düşünce ürünü olan devlet yönetimi seçimler zamanında insanların idealizm duygusunu kullanabilmektedir. Realist düşüncenin bu yönü ile idealizmi kullanması olumlu sonuçlar doğurabilmektedir. Bu argümana bir örnek İstanbul’un fethi olayıdır. O zaman dilimi içerisinde İstanbul’ da bulunan Doğu Roma İmp. verimli Avrupa topraklarının önünde Osmanlılar için bir engel teşkil etmekte idi. Dolayısı ile Osmanlılar’ın Avrupa’ ya açılması için bu topraklar alınmak zorunda idi. Diğer yandan Hz. Muhammed’ in İslam’ın yayılmasının önünde en önemli engel olarak gördüğü İstanbul’u alacak kişiler için”O Kumandan ne büyük kumandır, O Asker ne güzel Askerdir” sözleri İstanbul’un fethinin önünü açan sözlerdi.
Fatih Sultan Mehmet ve diğer devlet erkanının bu sözleri bir motive aracı olarak kullanması ve insanların idealizm duygularını törpülemesi çok düşük başarı imkanına rağmen İstanbul’un fethedilmesini sağlamıştır. Dolayısı ile, realist düşüncenin idealizmi kullanması bazen olumlu sonuçlar doğurabilmektedir. Diğer yandan, Yavuz Sultan Selim’ in halifeliği elde etmesi Ortadoğu’da Osmanlı imparatorluğuna karşı oluşabilecek tehdit ve tepkilerin en aza indirilmesine olanak vermiştir. Halifeliğin elde edilmesinde hem Osmanlı hem de diğer Müslüman ülkelerdeki insanların idealizm duygularının kullanılması Osmanlı İmp’nun yüzyıllar boyunca Ortadoğu ve Avrupa’da da sağlam temellere oturan rahat siyaset izlemesine olanak vermiştir. Aynı şekilde, ABD arenasında realist düşünce zaman zaman idealizmi kullanmaktadır. Irak harekatı öncesinde Saddam’ ın dünyayı ve ABD’yi tehdit ediyor sloganı Amerikan kamuoyunu ABD’ nin sadece bir tehditi ortadan kaldırmak amacı ile Irak’a harekat yaptığı fikrini ortaya koymuş ve Amerikan kamuoyu bu kamuflaja inanmış idi. Bu noktada Amerikan yönetiminin ABD’ nin stratejik menfaatleri açısından Irak’ a harekat yapabilmesini Amerikan ve dünya kamuoyunun idealizmi kullanılarak gerçekleştirilmiş idi. Bu noktada Amerikan çıkarları açısından bir realist düşüncenin örneği olan Irak harekatı kamuoyunun idealizm duyguları kullanılarak hem petrol rezervleri Amerikan çıkarları açısından garanti altına alınmıştır , hem de bölgesel ve evrensel olabilecek bir tehdit ortadan kaldırılmış, Irak halkının orta ve uzun vadede refah seviyesini artırabilecek bir sonuç ortaya çıkmıştır.
Osmanlı İmp.zamanında batılı devletlerin imparatorluk üzerinde oyunları olduğu gibi imparatorluğun da bu ülkeler üzerinde bir takım oyunları bulunmakta idi. Örneğin, fatih Sultan Mehmet zamanında Rusya ve diğer Slav Ortodoks cemaatini bölmek amacı ile İstanbul’ daki Rum Ortodoksluğu’na Dünya Ortodoksluk liderliği verilmiş idi. Dolayısı ile bu politika bir yandan Ortodoks faaliyetinin kutsal İstanbul şehrinde devam etmesinden dolayı idealizm duyguları okşanırken bir yandan da Osmanlı’ ya karşı girişilecek komplike bir savaş ortamının veya diplomatik ortamının oluşmasının önüne geçilmekte idi. Realist düşüncenin bu yönü ile idealizmi kullanması Osmanlı İmp. Açısından hem bir sempati dolayısı ile istihbarat alanında bir gelişme hem de stratejik olarak bir tehditin ortadan kaldırılması avantajını taşıyordu. AB’ nin ileride K.Irak’ ta ve G. Doğu Anadolu’da herhangi bir ters gelişme olmazsa bir Kürt devleti kurma isteği bir realist düşüncenin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bölgede Kürt’lerin bir millet vasfı olabilmelerini sağlayan alfabenin geliştirilmesi ve Kürt kimliğinin ön plana çıkarılması çalışması Kürt’lerin idealizmini AB’nin realist düşüncesinin kullanması ve AB’ ye rasyonel sonuçlar sunmasını öngören bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde, Arap dünyasının özellikle Suriye ve eskiden Irak’ın gizli olarak Filistin’ deki insanları el altından desteklemesi İsrail’ in bu bölgede kendilerini askeri olarak tehdit etmesini ortadan kaldırmak amacı taşıyan bir realist düşüncenin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada Filistin halkının idealizmi realist düşünce tarafından kullanılmaktadır. Realist düşüncenin bilimsel bir şekilde davranma şekli olduğunu vurgulamıştık. Realist düşüncenin yansız düşünce şekli olduğundan hareketle insanların yaşlarının ilerlemesi neticesinde daha realist bir düşünceye sahip olabileceği varsayımını yapmaktayız.
Bundan dolayı, kurumların ve devletlerin üst kademelerine daha realist düşünebilme yeteneği olduğu varsayılan insanlar getirilmektedir. Bu hareketin ardında kurumların ve devletlerin daha başarılı olabilmesi amacı yattığı düşünülebilir. Örneğin, eskiden Türk kavimlerinde bir hakan seçilir ve önemli kararlarda yaşlı ve bilge denilen yaşlı ve bilge kişilerin tavsiyeleri dikkate alınırdı. Bu hareketin ardındaki ana amaç olaylar hakkında daha realist bir şekilde düşünebilen insanların görüşlerinin alınması, olayların daha doğru olarak değerlendirilme isteği ve dolayısı ile hatasız politikalar ortaya konulması düşüncesi yatmakta idi. Günümüzde eğitim olanaklarının artması,araştırmaya önem verilmesi ve globalizm süreci insanların daha genç yaşta realist düşünceye sahip olabilme avantajını insanlara vermektedir. Dolayısı ile kurumlarda yüksek mevkilerde yaş düzeyi daha alt sınırlara inebilmektedir. Bu düşünceye bir örnek Bush, diğer bir örnek Schröder başka bir örnek Erdoğan’dır. Aynı şekilde, özel sektör şirketlerinde yönetim kademesinde bulunan kişilerin yaş ortalamasının düşmesi realist düşüncenin genç insanlarda eski zamanlara göre daha fazla oluştuğu sonucunu vermektedir. Eğitim olanaklarının artması ve geniş insan kitlesinin öğrenmeye yönelik eğitim olanaklarından yararlanabilmesi insanların olaylara birkaç açıdan yaklaşabilmelerine olanak verebilmektedir. Diğer yandan, araştırmağa dayalı eğitim insanların bir konu hakkında doğru bilgilere ulaşabilmesini sağlamaktadır. Dolayısı ile bu psikolojik mentalite tekrarı insanlarda davranış biçimine dönüşmekte ve olayların yansız, reel olarak değerlendirilmesine olanak verebilmektedir. Diğer bir değiş ile insanlarda realist düşünce biçimi oluşabilmektedir. Globalizmin genişlemesi,değişik kültür ve insan tiplerinin tanınması olanağını insana vermekte ve toplumsal düşmanlıklar ortadan kalkabilmektedir(yansız düşünebilme yeteneği sağlayabilmektedir). Dolayısı ile öğrenmeye yönelik eğitim, araştırma ve globalizm süreci insanların realist düşünce yapısına daha erken yaşlarda sahip olabilmelerine olanak verebilmektedir.
Globalizm sürecinin gelişmesinde ana araçlardan biri olan internetin yaygınlaşması ve görsel medya araçları ile değişik toplumların kültürlerinin tanınması insanların bir önceki nesile göre kendilerine yabancı olan bir toplumu daha farklı olarak değerlendirmelerine olanak vermektedir. Örneğin Türkiye’ de yaşayan bir birey Amerikalı bir insan değerlendirirken ilk baştaki değerlendirmelerinden birisi “kafir” nitelendirmesi iken, bu nitelendirme bu insanın Hristiyan, duyguları olan Amerikan vatandaşlığına sahip kendisi gibi bir insan nitelendirmesine dönüşmektedir. İlk değerlendirmede yanlı bir değerlendirme tarzı yer alırken ikinci değerlendirmede daha yansız bir değerlendirme biçimi yer alabilmektedir. Dolayısı ile yansız bir değerlendirme her alanda bir işbirliğinin sağlayıcısı olabilmektedir. Bu olgu hem toplumlar arasında barışın sağlanabilmesine hem de bireysel menfaatlerin artmasına neden olabilmektedir. Toplumların barışına hizmet den böyle bir olgu bir yandan dünyadaki toplumların bütünleşmesine dolayısı ile savaşların,tehditlerin ve huzursuzlukların ortadan kalkmasına olanak verebilmekte böylece dünyada ticari, turizm, siyasi, iktisadi ,sosyal menfaatlerin artmasına neden olabilmektedir. Realist düşünce bu yönü ile toplumsal refahın artmasında ana olgulardan birisi olarak görülmelidir. Realist düşünce ile rasyonel beklentiler arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Rasyonel beklentiler burada vurgulanış biçimi ile iktisat terminolojisinden çok daha farklı bir anlam taşımaktadır. Rasyonelden maksat reel, rasyonel beklentilerden amaç reel beklentilerdir. Örneğin, AB’ nin stratejik açıdan KKTC’ nin Rum Kıbrıs tarafı ile birleşmesi uzun vadeli AB çıkarları açısından rasyonel bir beklentidir. Aynı şekilde, Afganistan ve K. Irak’ taki uzun vadeli gelişmeler ABD menfaatleri açısından rasyonel beklentilerdir. Realist düşüncenin gelecek hakkındaki beklentisi rasyoneldir. Diğer bir değiş ile realist düşünce rasyonel beklentileri kendisinde barındırmaktadır.
Diğer bir değiş ile rasyonel beklentiler realist düşüncenin bir fonksiyonudur. Cumhuriyet ’in kurulması çoğu insan tarafından bir idealizm eseri olarak algılanmaktadır. Halbuki Cumhuriyet’ in kurulması realist bir düşüncenin ürünü olup Cumhuriyet’ ten beklentiler de bir rasyonel beklenti olarak şekillenmekte idi. Şöyle ki, Osmanlı İmp.’ nun gücü,idari yapısı ve yönetim şekli 1600’lerden itibaren zayıflamış idi. Bürokrasi hantallaşmış ve devlet mekanizmaları tıkanmıştı. İmparatorluğun bu aksaklığını gören bir çok devlet adamı ve Atatürk gençlik yıllarında yakından görme fırsatı bulduğu Cumhuriyet ’in bu aksaklığı ortadan kaldırabileceğini düşünmekte idiler. Devletin daha üst kademelerinde görev alması ve realist olgunluk iki sistem arasında bir mukayese yapması sonucunu doğurmuştur. Atatürk’ ün Cumhuriyet’ ten beklentisi bir mucize değil bir devletin ayakları üzerinde durabilmesi, milletin ve devletin önünün açılması beklentisidir. Dolayısı ile Cumhuriyet’ in kurulması bir ideal uğrunda değil, çağın gereklerine uygun bir zaruriyetten doğan bir realist düşünce ürünüdür. Cumhuriyet’ten beklentiler ise bir mucize değil bir rasyonel beklenti özelliği taşımaktadır. Diğer yandan, Osmanlı İmp.’ nun sefer yaptığı düşüncenin ardındaki mentalite “küffara karşı” bir sefer yapma düşüncesi, ya da dünyayı hegemonyasına almak stratejisi değildir. Sefer düzenlemenin ardındaki düşünce tamamen ekonomik ve devlet menfaati yönündeki siyasi sebeplerden kaynaklanmaktadır. Bu sebepler, öncelikle devlet ve ordu masraflarının çoğalmasından dolayı bu masrafları karşılayabilecek olan vergi gelirlerini artırma yönündeki toprak elde etme , ve kendisine tehdit oluşturabilecek bir devletin yönetiminin ele geçirilmesi isteğidir. Dolayısı ile, imparatorluğun beklentileri rasyonel beklentilerdir. Aynı şekilde, ABD’ nin Orta Asya ve Ortadoğu’da yaptığı bir takım uygulamalar bir sömürge imparatorluğu yönünde atılmış adımlar değil uzun vadeli Amerikan çıkarlarını korumak amacı ile atılmış ve rasyonel beklentiler içeren realist düşünce noktasında atılmış adımlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Osmanlılar örneği bir başka örneği oluşturmaktadır. Osmanlı İmp.’ Da devlet yönetiminin fetihlerin sonuçlarından beklentisi rasyoneldir. Diğer bir değiş ile Osmanlı yönetimi savaşlardan kazandıkları yerlerden olağanüstü bir sevgi, itaat beklememektedir. Ya da fethedilen yerlerin insanlarının Müslüman olması beklenmemektedir. Fetihlerin sonuçlarından beklenen ana sonuçlardan birisi vergi gelirlerinin artırılmasıdır. Aynı şekilde, Osmanlı İmp. Devlet yönetimi ’ nin fethedilen yerlerdeki insanlara sağladığı adalet oradaki insanlar çok rahat etsinler diye yapılmamaktadır. Devlet yönetimi bir yerde istikrarı sağlamanın en önemli yolunun insanların özgür olması gerektiği olgusunu çok iyi bilmektedir. Dolayısı ile, yönetim adaletsiz bir yönetim sisteminin bulunduğu bir yerde devletlerin hükümran olamayacağı gerçeğini çok iyi bilmektedir. Dolayısı ile adaletli olarak yönetilen bir ülkede devlet yönetiminin zaafiyete uğramayacağı realist düşüncesi yönetimlerin adaletli olarak devlet ve diğer işlerin yönetimini benimsemesini sağlamıştır. Dünyadaki halkların büyük bir kısmının realist düşünceye sahip olduğu yada medeniyetin beşiği olarak nitelendirilen yerlerde büyük insan çoğunluğunun realist düşünceye sahip olduğu görüşü gerçeği yansıtmamaktadır. Örneğin 11 Eylül ABD saldırılarından sonra batı toplumlarındaki halk arasında Müslümanlar’ a karşı bir antipati doğmuş idi. İnsanların bu toplum hakkında çok fazla bilgi sahibi olamamaları dolayısı ile bu kesime önyargılı bakılmıştır. Halbuki, Avrupa ülkelerinde İspanyollar bir ETA militanı olarak öngörülmemektedir. Dolayısı ile bu ülkelerde bile realist düşüncenin reddettiği diskriminasyona rastlamak mümkündür. Bundan dolayı, her gelişmiş ülkedeki toplum katmanları realist düşünceye sahiptir düşüncesi yanlış bir varsayım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, toplumların gelişmesi realist düşüncenin o toplumda yaygınlaşma oranı ile doğru orantılıdır. Bu bir ideal durumdur. Ancak böyle olması mümkün değildir. Bununla birlikte göreceli realist düşüncenin ortaya çıkabildiği toplumlarda gelişme düzeyi diğer toplumlara göre daha fazla olabilmektedir. İnanç insanoğlunun ilk var oluşundan itibaren kendisini uzaklaştıramadığı bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün kendisini inançsız olarak kabul eden insanlar bile inançsızlık inancına sahip bulunmaktadır. Dolayısı ile bütün insanlarda bir inanç türü bulunmaktadır. Semavi dinler ve diğer yaygın inanışlar insanoğlunun bir kudret tarafından yaratıldığını ve insanların bir erkek ve kadın tarafından meydana getirildiğini savunmaktadırlar. Ayrıca bütün inançlar evrensel değerleri kabul etmektedirler.
Dolayısı ile tüm inançların aynı temel çerçeveye oturtulması gerekmektedir. 1990’ lı yıllara kadar dünyada bir topluluğun çoğunluğunu oluşturan kesimin dışındaki marjinal inanışlar aykırı olarak değerlendirilmiştir. Örneğin, Müslüman bir ülkede hristiyanlık, Hristiyan bir ülkede Müslümanlık gibi. Aynı şekilde, Komünist blokta bir inanç sahibi olmak aykırılık olarak değerlendirilmekte idi. Bir şekilde, marjinal inanışları yönetimler ve/veya halk yasaklanması gereken bir olgu olarak görüyorlardı. 2000’li yıllarda ise dünyanın globalizm sürecine girmesi, eğitim ve refah seviyesinin artması insanlarda değişik kültür ve hoşgörü ile bakılmasına olanak vermiştir. Bu olgu realist düşüncenin bir sonucudur. Realist düşünce her bir bireyin başka bir insanı tehdit etmemesi kaydı ile inancını yaşayabilmesini savunmaktadır. Diğer bir değiş ile realist düşünce demokrasiyi savunmaktadır. Özellikle, Türkiye gibi jeopolitik önemi yüksek olan ülkelerde dış güçler rasyonel planları doğrultusunda insanları kamplaşmaya sevk edebilmekte idiler. Bu kamplaşmayı insanların en yumuşak yeri olan inanç ve din ayrımcılığı kanalı ile gerçekleştirmekte idiler.Bu durum ülke düzeyinde huzursuzluk yaratmakta idi. Bu huzursuzluğu ortadan kaldırmanın en kestirme yolu inançlara saygılı ve hoşgörülü olmaktan geçmektedir.Aksi halde toplumsal kamplaşma terör olaylarına varabilmekte, yatırımlar tüketimin kesilmesinden ve tehditten dolayı azalabilmekte dolayısı ile istihdam oranında bir azalış meydana gelebilmekte, devletin vergi gelirleri ve halkın refah seviyesi düşebilmektedir. Diğer yandan, devlet güvenlik zaafiyetine düşebilmekte, eğitim, sağlık gibi altyapı yatırımına ayrılabilecek kaynaklar güvenliğe ayrılmakta ve gelecekte ülkeye ve kurumlara katkı sağlayabilecek insanların yetişememesi tehditi ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak dışarıya beyin göçü gerçekleşebilmekte ve göçün gerçekleştiği toplumun üretkenliği azalabilmektedir. Bunlara ek olarak, huzursuzluk ortamı insanların verimliliklerini menfi yönde etkileyebilmektedir. Aynı şekilde, inançlara olan hoşgörüsüzlük devletlerin diğer devletlerle olan iktisadi, ticari ve siyasi ilişkisini bozabilmekte müşterek menfaatlerde birleşilebilmesini olanaksız hale getirebilmektedir.
Bu da toplumların refah ve gelir seviyesini azaltıcı rol oynayabilmektedir. Dolayısı ile, bir toplumun veya toplumların gelişebilmesi için huzur ortamının en büyük dinamiklerinden olan inançlara hoşgörüyü realist düşünce desteklemektedir.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Realist düşünce
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |