Okunma: 617 kez
PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI "Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!" Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!
Demirkol,
bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da
ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle
kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya
da olmamak. Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp,
Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı.
"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"
DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında
önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir.
ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64
milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37
milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta
henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde
bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk
iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker
tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış
eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle
zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan
aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker
almasına gereksinim yoktur.
"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"
soru - Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru
değil mi?
DEMİRKOL- Asla doğru değil.
soru - Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece
meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır.
İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O
dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle
tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor.
Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki
türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2
diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar.
Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda
12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok.
Tamamen bir damak alışkanlığıdır.
"KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"
soru - Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
DEMİRKOL- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde
ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker
yememeli.
Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı
molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz
ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan
şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen
insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin
salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen
enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az
enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu
fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına
götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli
doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek.
Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep
olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa
şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin
de önüne geçmiş olur.
Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla
sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize
edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram
şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit
kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun
yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer
yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
"MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"
soru - Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok
aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak
zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve
antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
soru - Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı
yukarı aynı.
soru - Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu
yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar
bunu?
"HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ"
DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok
keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.
soru - Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz
ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
soru - Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler
örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.
DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo
görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı
oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin
üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.
Japonlar mısırdan şeker
elde etmeyi keşfetti. Artık
şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma,
meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini
kendisi yapıp dökmüyor. fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.
KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI
soru - Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu
çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda.
O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta
ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir.
Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici,
bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu
sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser
gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor.
Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada
bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var.
Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.
"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"
soru - Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?
DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60
olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler
suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler,
kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım,
yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama
kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite
dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim
kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç
firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer
oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan
mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay
beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada
otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak.
Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
ANTEPYUVALAMASININ FAYDALARI
soru - Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç
kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?
DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz.
"Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız
var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek
yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi
doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler
vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan
alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin;
mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte
eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm,
bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.
soru - Antep yöresinin yuvalaması gibi..
DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete
eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve
karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim
süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse
içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde
inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır.
Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır,
protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama
yapay yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak
hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır
hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein
yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın
yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme
şekli.
İNEK NE YEMELİ
Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal
beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda
vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen
ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik
asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az
görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen
ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün
hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda
100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü
dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı
olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile
konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik
hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın
beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da
yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri
var mı? Yok.
DEMİRKOL- İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş
olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi
hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O
yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması
gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada?
Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de
insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler
omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.
HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ
soru - Ne fark var arasında?
DEMİRKOL-. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo
protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana
madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve
hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O
da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3
alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı
enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip
çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi
ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ
asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış
yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan 40-45 yıl öncesi
omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü
yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü
kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı
olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge
bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.
DEPRESYONUN ÇARESİ
soru - İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?
DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık
omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre
duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl
malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor.
Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit
bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz.
Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.
soru - Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
DEMİRKOL- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda
görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı
omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.
ÇAY VE ZEKA
soru - Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?
DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı
aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama
Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel
eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.
Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde
etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.
soru - Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?
DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay
içilebilir.
soru - Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.
"ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"
DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay.
Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine
yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya
beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir
yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı. Toplum olarak zaten balığı çok az
tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık
kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer
kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu
kolaylaştırıyor.
soru - Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı,
üretim hatasından mı?
DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için.
Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine
hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme
esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz
bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek
damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına
girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep
oluyor.
"ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"
soru - Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı?
Güzel nedir?
DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi,
"benim annem böyle yapıyor" diye?
DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor.
Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.
soru - Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok
değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da
dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir" deniyor
çocuklara.
DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü;
onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.
SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)
"Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun
200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça
çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette,
meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş
oluyoruz."
"Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en
önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti
bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan,
baklagilden alıyorum zaten."
"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları
meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar
küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.
Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal
beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda
vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.
Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan
olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40
daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.
Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler
düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün
maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı
değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi
ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir
zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında
maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Akıllı Beslenmenin Matematiği
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |