Okunma: 1156 kez
Osmanlı Devleti’nde ordunun iki ayrı atlı sınıfına verilen ad. 1. Tımarlı Sipahisi: Tımarlı sipahisi bir atlı ordudur. Orduyu hümâyûnun esası ve en büyük kısmıdır. Kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildir. Azablar gibi ücretli de değildir. Levendler ve akıncılar gibi ganimetle geçinmez. Yaşaması için devlet kendilerine toprak verir. Toprağın üzerinde köylü vardır.
O köylüden vergiyi tımarlı sipahiler toplar. Hem
kendisi geçinir, hem de atları ve silâhları ile çağrıldığı anda yığınak
mevkiinde hazır bulunarak savaşır. Selçukluların Arapça “İktâ”
dedikleri böyle toprağa Osmanlılar “dirlik” demişlerdir. Dirlik küçükse
adı “tımar”, büyükse “zeamet” adı verilir. Zeametin büyüğüne de “hass”
denir.
Sipahiler umûmi adı altında toplanan tımarlı ve zaîmler, Osmanlı
ordularında en iyi kısımdır. 2 çeşit tımarlı olurdu: Tezkireli ve
tezkiresiz. Tezkireli timarlılar, timarı merkezden yani İstanbul’da
Divân-ı Hümâyûn’dan doğrudan doğruya alanlardır. Tezkiresiz tımarlılar
ise dirliklerini beylerbeyinin arzı üzerine alırlar.
Timar veya zeamet sahibi ölünce, ekseriye oğluna, yoksa kardeşine
veya yeğenine verilirdi. Fakat bunun için timar ve zeametin bağlı
olduğu alaybeyi ve sancakbeyinin onayı lâzımdı. Bu suretle dirlikler,
tecrübesiz insanların eline geçmezdi.
Timar ve zeamet sahipleri, arazileri üzerindeki toprakları 3 yıldan
fazla işlemezlerse, dirliklerini kaybederlerdi. Toprağı işlememek,
Allah’a karşı da bir günâh sayılırdı.
Sipahi sefere gidince yerine “korucu” denilen bir vekil bırakırdı.
Bu şahıs, dirlik sahibinin yokluğunda toprağın düzenli işlenmesine
bakardı.
Devletin her eyâletinde timar ve zeamet bulunmazdı. Meselâ Cezayir,
Tunus, Trablusgarp, Mısır, Yemen, Bağdat gibi eyaletlerde hiç timar ve
zeamet yoktu. Genellikle Müslüman nüfusun bulunduğu eyâletlerde timar
ve zeamet teşkilâtı yapılmıştır. Bunun da sebebi Timarlı Sipahisi’nin
tamamen Osmanlı ırkına ait bir sınıf olmasıydı.
Kanunî devrinde timarlı sipahisi, gerek sosyal, gerek askerî
bakımdan en parlak devrini yaşamıştır. Osmanlı atlı ordusu, iki orduya
ayrılmıştı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu ilk zamanlarda
Rumeli timarlı ordusunun kumandam Rumeli beylerbeyisi, Anadolu timarlı
ordusunun kumandam Anadolu beylerbeyisi idi. Fakat sonradan her iki
kanada da padişahça seçilen vezirler kumanda etmeye başladı.
Zaîm ve sipahi öldüğü zaman timar sahibi oğulları varsa, onlar
babaları ölmeden timarlı oldukları ve timarlıların bütün haklarına
sahip bulundukları için, timarı olmayan diğer kardeşleri, zâîm ve
sipahinin büyük ve ikinci ve üçüncü oğulları gibi muamele görürlerdi.
Timar tasarruf eden her sipahi timarını ne şekilde almış olursa olsun,
müstakil timarlı sipahi sayılır, babasının ölümü, onun aleyhinde bir
muamelede bulunulmasını gerektirmezdi.
XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ve devamlı olarak timarlı
sipahisi azaldı. Kapıkulları çoğaldı. Timarlar, saray adamlarına, daha
sonraları mahallî halka verilmeye başlandı. Bu şekilde birçok eyalette
toprak ağaları, “âyân” denen bir çeşit derebeyleri doğdu.
Fatih’in ve Kanunînin üzerlerinde o kadar durdukları, onların
başında cihan devleti kurdukları timarlı sipahisi, merkezin
kapıkullarının gelişmesine engel olması yüzünden gittikçe kötü duruma
düştü. XVIII. yüzyıldan itibaren bu durum belirginleşti ve timarlı
sipahisi büsbütün önemini kaybetti.
Timar sistemi, Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesinde de büyük
hizmetler görmüştür. Rumeli eyaleti ile diğer Avrupa eyaletlerinde ve
Batı Anadolu ile Orta Anadolu’nun Kuzey kesimini içine alan Anadolu
eyâletinde, hattâ birkaç Orta ve Doğu Anadolu eyâletinde tatbik edilen
bu sistem, bu büyük ülkelerdeki Müslüman olmayan nüfusun devlet
aleyhine davranışlarına karşı başlıca engellerden biri olmuştur. Bu
sebeple ekilebilir toprak, çok büyük çoğunluğu bakımından Osmanlı
halkının eline geçmiş ve onun elinde kalmıştır.Timarlı sipahisi, bir
Osmanlı asilzade topluluğudur. Ellerindeki köylüye adalet dağıtırlar.
Köylerin şenlenmesine, bayındır hale gelmesine her türlü yardımda
bulunurlar. Padişahın, imparatorluğun uzak köşelerindeki
temsilcileridir. Mağrur, varlıklı, savaşçı adamlardır. Köylüyü soymayı
akıllarından geçirmemişlerdir. Zaten kanunların gösterdiği vergi ve
resimlerin dışında akçe almaları mümkün değildi.
Timarlı sipahisi XVI. yüzyılda gelişti, XV. yüzyılda Osmanlı
ordusunun yarısından fazlası bu sınıftandı. XVI. yüzyılın ilk yansında
en önemli devrini yaşadı. XVI. yüzyılın ikinci yansından itibaren
önemini kaybetmeye başladı. XVII. yüzyılda kapıkulu ocakları timarlı
sipahiyi sayı ve önem bakımından geçtiler. XVII. yüzyılın son
yıllarında, hele XVIII. yüzyıldan itibaren sayıları kadar önemleri de
azaldı.
Bahriye sancaklarındaki timarlar genellikle levendlere, reislere,
derya beylerine yani donanmadaki denizcilere verilirdi. Timarlı
sipahisi bazı büyük deniz seferlerine de verilmiştir. Levendler ve
“azab” denilen deniz piyadeleri yetmediği zaman, donanmaya kapıkulu ve
timarlı askeri de yüklenirdi.
1826′da II. Mahmut, timarlı sipahilerin her yıl İstanbul’a üçte
birinin gelerek kışlalarda modern eğitim görmelerini emretti. Bunlara,
derecelerine göre erlikten yüksek subaylığa kadar rütbeler verdi. Fakat
“Asâkir-i Mansûre Süvarisi’ adım alacak, bundan böyle umarlarında değil
kışlalarda yaşayacak, modern eğitim görecek ve yeni askerî usûlü
öğreneceklerdi.
Tanzimat’tan hemen sonra Sultan I. Abdülmecid 19 Ocak 1841 fermanı
ile birçok timarlı sipahiyi emekliye ayırdı, fakat timarlarını
hayatlarının sonuna kadar ellerinde bıraktı. 1844′te bir kısım timarlı
sipahisi atlı jandarma olarak hizmete alındı.
2. Kapıkulu Sipahisi:
Yeniçeri ocağından sonra en mühim kapıkulu ocağı olarak, kapıkulu
sipahisi görülür. Timarlı sipahisinden ve diğer atlı sınıflardan farkı,
aynen yeniçeriler gibi XVI. yüzyılda devşirme çocuklarından meydana
gelmiş bir kapıkulu ve merkez askeri olmasıdır. XVI. yüzyıl sonlarından
itibaren bunların en büyük çoğunluğu Türk asıllı kimselerden seçilmiş,
bunların da mevcudu bu tarihten sonra çok artmıştır.
Kapıkulu sipahisi, yeniçerilerin büyük rakibi oldukları için, onlar
kadar ayaklanmalara karışmamışlardır. Bazen hiç karışmamış, bazen karşı
ihtilâlci olarak yeniçeriler karşısında yer almışlar, fakat bazen de
ihtilâli onlar çıkartmışlardır. Kapıkulu sipahisine “timarsız sipahi”
de denilmiştir. Çok iyi süvari, okçu ve kılıç dövüşçüsü idiler.
Kapıkulu sipahisi veya timarsız süvari sınıfı, XVI. hatta XVII.
yüzyılda seçkin bir sınıftı. Yeniçerilerden daha fazla maaş alırlardı.
Timarsız süvari ocağı, 6 alaydan kurulmuş bir tümendi. 6 alay,
sırasıyla şöyleydi: Sipahiler, silâhdârlar, sağ ulûfeciler, sol
ulûfeciler, sağ garibler, sol garibler.
“Sipah Bölüğü” denilen, birinci alay, kırmızı sancaklı olup en
itibarlıları idi. Sultan Fatih Mehmet tarafından büyük devlet
adamlarının ve kumandanların çocuklarından meydana gelen bir süvari
bölüğü olarak kurulmuş sonra devşirmeler de alınmaya başlanmıştı. Bu
alay, seferde hükümdarın veya serdarın arka tarafında durur, aynı
zamanda saltanat bayraklarını korurdu. Otağ-ı hümâyûnu bir gece sipahi
alayı, bir gece silâhdâr alayı sıra ile beklerlerdi. Sipahi alayının
bazı birlikleri ordunun önünden gider, istihkâm sınıfının işlerine
katılırlardı.
“Silâhdâr alayı” denilen ikinci alay, sarı sancaklıydı. “Sancak
tepeleri”nin yığılmasına bakmak görevi bu alayındı. Ordu-yı hümâyûn
yoldan geçerken, birkaç kilometrede bir tepelerdeki bayrakları görerek
yolunu bulurdu. Orduya padişah kumanda ediyorsa, yani sefer-i hümâyûn
ise, bu tepeler yolun her iki tarafına, serdar-ı ekremler kumanda
ediyorsa yalnız sol tarafına yapılırdı. 23 adet tuğcu da genellikle bu
alaydan seçilirdi. Yedekçiler, sefer-i hümâyûnlarda, padişahın yedek
atlarını çeker, fakat binemezlerdi. “Buçukçu” denilen asker de bu
alaydan seçilir, padişah, cami, türbe gibi yerlere ziyarete gittiği
zaman fakirlere yarımşar altın dağıtırlardı. Bunların başlarındaki
teğmenlere “tuğcubaşı”, “yedekçiba-şı” ve “buçukçubaşı” denilirdi.
Sağ ulûfeciler (ulûfeciyân-ı yemîn) alayının sancağı yeşil, sol
ulûfeciler (ulûfeciyân-ı yesâr) alayınınki sarı-beyazdı. Sağ ulûfeciler
seferde yeniçeri tümeninin sağında giden sipâh alayının sağında, sol
ulûfeciler ise, yeniçerilerin solunda giden silâhdâr alayının solunda
yer alırlardı.
Sağ garîbler (gurebây-ı yemîn) ve sol garîbler (gurebây-ı yesâr)
alayları, seferlerde ağırlıkların muhafazası ile görevli idiler.
Sancağ-ı Şerifin çevresinde yürürlerdi. Sağ garîblerin alay sancağı
sarı-beyaz, sol garîblerin ise yeşil beyaz idi.
Bu 6 alay eşit derecede sayılmaz, en üst derecedekine daha mühim
savaş görevleri verilirdi. Tecrübeli ve değerli savaşçılar, üst
alaylarda idi.
Timarsız (ulûfeli) sipahilerin çoğunluğu İstanbul’daki kışlalarında oturur, bir kısmı taşrada büyük merkezlerde bulunurdu.
Kapıkulu sipahisi, ordunun asıl süvari sınıfı değildi. Asıl süvari sınıfı timarlı sipahiler ve ikinci derecede akıncılar idi.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Osmanlı Askeri Yapısı; Sipahi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |