Okunma: 1377 kez
Halifelik konusunda halkın kuşku ve kaygısını gidermek için her yerde gereği kadar konuştum ve açıklamalarda bulundum. Kesin olarak dedim ki: "Ulusumuzun kurduğu yeni devletin yazgısına, işlerine, bağımsızlığına, sanı ne olursa olsun hiç kimseyi karıştırmayız! Ulusun kendisi, kurduğu devleti ve onun bağımsızlığını koruyor ve sonsuza değin koruyacaktır!"
( www.genbilim.com )
Ulusa anlattım ki, bütün Müslümanları içine alan bir devlet kurmak
göreviyle yükümlü imiş gibi görülen bir halifenin, görevini yapabilmesi
için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç insanı halifenin buyruğuna
verilemez.
Ulus, bunu kabul edemez! Türkiye halkı bu denli büyük bir sorumluluğu,
bu denli akıl almaz bir görevi üstüne alamaz. Ulusumuz, yüzyıllarca bu
boş görüşlere dayanılarak, sağa sola koşturuldu. Ama ne oldu? Her
gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup yok
olan Anadolu çocuklarının sayısını biliyor musunuz? dedim. Suriye'yi,
Irak'ı korumak için, Mısır'da barınabilmek için, Afrika'da tutunabilmek
için kaç insan şehit oldu, bunu biliyor musunuz? Sonuç ne oldu görüyor
musunuz?! dedim.
Halifeye, dünyaya meydan okutmak ve onu bütün Müslümanların işlerine
etkili kılmak düşüncesinde olanlar, bu görevi yalnız Anadolu halkından
değil, onun sekiz on katı insandan meydana gelen büyük Müslüman
topluluklarından istemelidirler! Yeni Türkiye'nin ve yeni Türkiye
halkının artık kendi yaşam ve mutluluğundan başka düşünecek bir şeyi
yoktur; başkalarına verilecek en küçük bir şeyi kalmamıştır! dedim.
Başka bir noktayı da halkın gözünde iyice canlandırmak için şunları
söyledim: Tutalım ki, Türkiye bir zaman için söz konusu görevi kabul
etsin.
Bütün Müslümanları bir noktada birleştirerek yönetmek ülküsüne ulaşmaya
çalışsın, başarı da sağlasın! pek güzel ama, uyruğumuz ve yönetimimiz
altına almak istediğimiz uluslar: "Bize büyük hizmetler ve yardımlar
yaptınız, sağ olunuz ama biz bağımsız kalmak istiyoruz,
bağımsızlığımıza ve egemenliğimize kimsenin karışmasını uygun görmeyiz,
biz kendi kendimizi yönetebiliriz." Derlerse ne olacak? Öyleyse,
Türkiye halkının bütün çalışmaları ve özverileri yalnız "sağ olunuz!"
denilmesi için mi göze alınacaktır? Görülüyordu ki, boş bir istek için,
bir kuruntu ve bir düş için Türkiye halkını yok etmek istiyorlardı.
Halifeliğe ve halifeye görev ve yetki vermek düşüncesinin niteliği
bundan başka bir şey değildi. Baylar, halka sordum: Bir Müslüman
devleti olan İran, yada Afganistan halifenin herhangi bir yetkisini
tanır mı, tanıyabilir mi? Haklı olarak tanıyamaz çünkü böyle bir şey,
devletinin bağımsızlığını, ulusunun egemenliğini ortadan kaldırır.
Ulusa şunuda anımsattım, kendimizi dünyanın egemeni sanmak aymazlığı
artık sürüp gitmemelidir.
Dünyanın durumunu, dünyadaki gerçek yerimizi tanımamak aymazlığı ile ve
bilgisizlere uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz yıkımlar yetişir! Bile
bile bu acıklı durumu sürdüremeyiz! Baylar, İngiliz tarihçilerinden
Wells iki yıl önce bir tarih kitabı yayımladı. Bu kitabın son
sayfalarında, "Dünya Tarihinin Gelecek Evresi" başlığı altında bir
takım düşünceler vardır. Bunlar birleşik bir dünya devleti
(Ungouvernement Federal Mondial) kurmak konusu ile ilgilidir. Wells, bu
bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceği ve böyle
bir devletin önemli ayırıcı niteliklerinin neler olacağı üzerindeki
düşüncelerini ortaya atıyor; adaletin ve tek bir yasanın buyruğu
altında dünyamızın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor.
Wells: "Bütün egemenlikler tek bir egemenlik içinde eritilmezse
ulusların üstünde bir erk yaratılmazsa dünya yok olacaktır." Diyor ve
şu düşünceleri ileri sürüyor: "Gerçek devlet, çağımız ileri yaşama
koşullarının zorunlu kıldığı birleşik dünya devletinden başka bir şey
olamaz. Kuşku yoktur ki, insanlar kendi yarattıkları şeylerin altında
ezilmek istemezlerse ergeç birleşmek zorunda kalacaklardır." diyor.
Ayrıca: "İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük düşün
gerçekleşebilmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin
doğru olarak bilinmediğini; saldırgan bir dış siyasa geleneği olan
devletleri, bir dünya birleşik devletinin güçlüklerle temsil
edebileceğini" ileri sürüyor.
Wells'in şu düşüncelerini de burada anmak isterim: "Avrupa ve Asya'nın
ortak gereksemeleri ve uğradıkları yıkımlar, belki dünyanın bu iki
parçasındaki ulusların bir ölçüde birleşmesine yarayacaktır. Olabilir
ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra
birleşmeler yapılır." Baylar, bütün insanlığın görgü, bilgi ve
düşünüşte yükselip olgunlaşması, Hristiyanlıktan, Müslümanlıktan,
Budizmden vazgeçerek yalınlaştırılmış ve herkes için anlaşılacak bir
duruma getirilmiş katkısız ve lekesiz bir dünya dinin kurulması ve
insanların, şimdiye değin, kavgalar, pislikler, kaba istek ve eğilimler
arasında bir bataklıkta yaşadıklarını kabul ederek, bütün gövdeleri ve
usları ağılayan kötülük etmelerini ortadan kaldırmaya karar vermesi
gibi koşulların gerçekleşmesini gerektiren "Birleşik Dünya Devleti"
kurma düşünün tatlı bir düş olduğunu yadsıyacak değiliz.
Türkiye'ye tebelleş olmamaları koşuluyla halifecilerin ve müslüman
birliği kurmak isteyenlerin gönüllerini hoş etmek için bizde de az çok
buna yakın bir kuram ortaya atılmıştı. Ortaya atılan kuram şuydu:
Avrupa'da, Asya'da, Afrika'da ve dünyanın başka yerlerinde yaşayan
Müslüman toplulukları, gelecekte herhangi bir gün, kendi başlarına
buyruk bir duruma gelebilirlerse ve o zaman gerekli ve yararlı
görürlerse, çağın koşullarına uygun nitelikte birtakım uzlaşma ve
birleşme ilkeleri bulabilirler.
Elbette her devletin, her topluluğun birbirinden alacağı ve sağlayacağı
şeyler bulunacaktır. Karşılıklı çıkarları olacaktır. Tasarlanan bu
bağımsız Müslüman devletlerin yetkili delegeleri bir araya gelip bir
kongre yapacaklar; böylece falan, falan Müslüman devletler arasında şu,
ya da bu ilişkiler kurulacaktır. Bu ortak ilişkileri korumak ve bu
ilişkilerin gerektirdiği koşullar içinde birlikte iş görmeyi sağlamak
için, ilgili Müslüman devletlerin delegelerinden bir meclis
kurulacaktır.
"Bu Meclisin başkanı, birleşmiş Müslüman devletleri temsil decektir."
diye bir karar alınırsa, işte o zaman istenirse, o Birleşik Müslüman
Devletine "Halifelik", başkanlığına seçilecek kişiye de "Halife" adı
verilir. Yoksa, herhangi bir Müslüman devletin bir kişiye bütün
Müslümanlık dünyası işlerini yönetip yürütme yetkisini vermesi, us ve
mantığın hiç bir zaman kabul edemeyeceği bir şeydir.

Etiketler:
Bilimler
Tarih
Atatürk'e Göre Küreselleşme
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |