Okunma: 5464 kez
29 Ekim Pazar günü BRT'de 10:30'daki Temiz Aile Temiz Gelecek - Doğan Cüceloğlu ile Sohbetler Programında evlilik öncesinde gerekli koşullardan birinin evlenecek olan kişilerin duygusal olgunluğa erişmesi olduğunu ifade ettim. "Sevgi nedir?" diye sordum ve sorduğum soruya kendim cevap vermek üzere şunları söyledim:
"Sevgi bir eylemdir. Bu eylemi yapan kişi sevdiği kişinin gelişmesini ve
mutlu olmasını ister; eyleminin temelindeki niyet budur."

"Peki bunun karşılığında ne bekler?" Bu soruya da yine kendim cevap
verdim: "Bu eylemin karşılığında kişinin beklediği, sevdiği kişinin
mutluluğudur; onun ötesinde başka bir beklentisi yoktur."

İçinde yetiştiğim toplumun sevgi ile ilgili beklentilerini bildiğim için konuyu
geliştirirken şunu söyledim: "Değerli izleyicilerimin bazıları, bunun
kerizlikten başka bir şey olmadığını düşünüyor olabilirler. Ne demek
karşılıksız sevmek; öyle şey olmaz. Ancak enayiler böylesine bir duygu içinde
olurlar."

Bu düşünceye yine kendim cevap verdim ve şöyle dedim: "Kısa vadeli mi
düşünüyorsunuz, yoksa uzun vadeli mi? Eğer kısa vadeli düşünen biri iseniz ve
yaşamınızı kısa vadeli beklentiler üzerine kurmuşsanız, o zaman yukarıda
söylediğim türden bir sevgi sizin yaşamınız çerçevesinde gerçekten 'kerizlik'
olarak algılanacaktır. Ama, uzun vadeli bir düşünceyle, ömür boyu birlikte
olacağınız birisiyle ilişkinizde bu anlayış varsa, o zaman böylesine sevmenin
anlamı tüm hayatınızı etkileyecektir!"

Bu tema üzerinde konuyu biraz daha derinleştirmek istiyordum, ama konuklarımız
arasında, sağımda, orta sıralarda oturan bir hanımefendi "Söyleyeceğim çok
önemli bir şey var!" yüz ifadesi ile elini kaldırıyor ve gözümün içine
bakıyordu. Benim beklentim, "Bu bayan benim söylediklerimi destekleyecek
ve 'Benim böyle bir evliliğim var ve ömür boyu mutluluk yaşadım,' diyecek
şeklinde idi. Gerçi orta yaşlı hanımefendi pek öyle mutlu ve rahat
gözükmüyordu; hatta oldukça asabi ve gergin gözüküyordu. Kendisine söz verdim.

"Doğan Bey," diye söze başladı ve şöyle devam etti: "Ben
dediğiniz şekilde sevdim ve 22 yaşında evlendiğim kişinin gelişmesi ve mutlu
olması için elimden gelen her şeyi yaptım. Onun mutluluğu benim için önemliydi.
Ve sizin dediğiniz gibi o gelişti, güçlendi. Üç çocuğumuz oldu. Onların ikisi
evli; kendi aileleri içinde mutlular. Evdeki kızım üniversiteye gidiyor ve
hayatından memnun."

Hanımefendi bunları söylerken içimden beklentimin doğru olduğunu ve bayanın,
'Benim böyle bir evliliğim var ve ömür boyu mutluluk yaşadım' demekte olduğunu
düşünüyordum. Ama, düşüncem doğru değilmiş. Hanımefendi, çok anlamlı bir
"Ama," kelimesinin ardından şunları söyledi:

"Ama, şimdi kendinden 37 yaş küçük bir öğrenciyle aşk hayatı yaşıyor. Onun
için bir ev tuttu; beraber yaşıyorlar. Zina suç olmaktan çıktı, bir şey
yapılamıyor. Toplum gittikçe çürümeye başladı. Kendisi toplumun ileri
kişilerinden biri olacak durumda olan bu kişi, bu kadar yıllık ailesini
bıraktı. Ve şimdi benden boşanmak istiyor. Sevgimin karşılığı bu mu olacaktı?"
 
"Ben dediğiniz türden bir sevgiye inanmıyorum. Kadın kocasını denetlemeli,
öyle pek serbest bırakmamalı. Gelişip kendini bulunca kocanın gözü dışarda
oluyor. Onun o kadar gelişmesine çanak tutunca siz kendiniz kaybediyorsunuz.
Kusura bakmayın ben böyle düşünüyorum."

Bu sözleri söylerken konuk olarak gelmiş bayanların birkaçı kafalarını tasdik
anlamında sallıyorlar ve hanımefendi ile aynı kanıda olduklarını
belirtiyorlardı.

"Şu anda ona karşı ne hissediyorsunuz?" diye sorduğumda hiç
beklemeden çok net bir cevap verdi:
"Nefret ediyorum!"
Hangi beklenti içinde sevgi?
Hanımefendinin söyledikleri üzerinde çok düşündüm. Herkesin önünde bu kişisel
öykü üstünde daha çok konuşmak yakışık almayacağı için programın geri kalan
kısmında başka konukların soru ve gözlemlerine geçtim. Ama, 'nefret eden bu
bayanın' söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı.
Cevap vermeye çalıştığım temel soru şu:
"Bu bayan gerçekten sevmiş olabilir mi?"
Kendisi gerçekten sevdiğini söylüyor. Gerçekten sevip sevmediğini bilecek kişi
o değil mi? Sevgi içerde bir duygu olarak belirir ve bu temel duygu kişinin tüm
eylemlerine 'sevgi'nin damgasını vurur. O, "Sevdim ve severek onun
gelişmesi yönünde davrandım," diyor ise, kim onun dediğini yalanlayabilir?
Kişi duygusunu ancak kendisi bilmez mi?
"Bu bayan gerçekten sevmiş olabilir mi?" sorusunu sormama neden olan
temel gözlemim şu: "Benim dediğim anlamda seven bir insan nasıl olur da o
sevdiği kişiden böylesine kesin ve net bir şekilde nefret edebilir?"
Benim dediğim anlamda o temiz sevgiyi genellikle anne ve babanın çocukları
sevmesinde bulabilirsiniz. Bu tür anababalar çocuklarına gelişme olanakları
sağlamak için çırpınırlar. Kendileri yorulurlar, hırpalanırlar ama çocuğun
eğitimi için olanak sağlama çabasını devam ettirirler. Bu anababalara
sorarsanız, "Niçin bu kadar kendinizi hırpalıyorsunuz, okumasa ne olur
sanki?" diye, size hayretle bakarlar; çünkü onlar çocuklarını seviyorlar.
Ne demek sevmek? Onun gelişmesi ve mutlu olması için elinden geleni ardına
koymamak demektir. Bunun karşılığında ne beklerler? Eğer bu gerçekten saf bir
niyet ise, o zaman onun gelişip mutlu olmasından başka hiç birşey.
Eğer anababa değişik koşullar ileri sürüyorsa, "Biz elden ayaktan düşünce
bize bakarlar; okurlarsa daha iyi bakarlar!" diyorsa, o zaman çocuklar
okuyup kendilerine bakmadığı zaman çocuklarına kızarlar.
Eğer anababa çocuğu kendilerine iyice bağlamak , bağımlı kılmak için onu okula
gönderiyor ve olanaklar sağlıyorsa, çocuk gelişip kendi gönlünce birini sevdiği
zaman o çocuğa çok kızarlar; " Yazıklar olsun sana verdiğimiz
emeklere!" derler. Çocuk kendisi olmaya ve bağımsızca hareket etmeye devam
ederse, onu evlatlıktan reddedip, ondan 'nefret' dahi edebilirler.
Ne demek istiyorum? Demek istediğim şu: Olumsuz duygular genellikle bir
beklenti zemini üstünde oluşurlar. Kişi beklediğiniz şeyi yapmadığı zaman
üzülürsünüz, kızarsınız, nefret edersiniz. Programa konuk olarak gelmiş bayan
bana öyle geliyor ki, benim sevgiden ne demek istediğimi hiç anlamamıştı. O
konuştukça kafasını sallayan diğer hanımlar da sanırım böyle bir sevginin
olabileceğine inanamıyorlardı. Benim sevgi tanımım gerçekten uzak bir hayal
veya rüya gibi geliyordu insanlara.
Değerli okurum, televizyon programında konuşan bayan olduğu için bu yazımda bir
bayanın erkeğe olan sevgisinden söz ettim. Bir erkeğin kadına olan sevgisinden
söz ediyor olsa idim, hiçbir şey değişmezdi. Yani, "Sevgi bir eylemdir. Bu
eylemi yapan kişi, sevdiği kişinin gelişmesini ve mutlu olmasını ister;
eyleminin temelindeki niyet budur." Kişi kadın ya da erkek olmuş
farketmez.
Peki neden insanlar bu tür bir sevgiyi anlamakta, daha doğrusu böyle bir
sevginin var olabileceğine inanmakta zorlanıyorlar? Bu insanlarda anlayış
kıtlığı mı var?
Hayır; bu tür sevginin olabileceğine inanmakta zorlanan insanlarda hiçbir
zihinsel bozukluk yok. Onlar da diğer insanlar kadar akıllı veya onlar kadar
aptal. Onlar bu tür sevgiye inanmakta zorlanıyorlar, çünkü böyle bir sevginin
olduğunu yaşamlarında görmediler; kendi anababalarının birbirleriyle ve
çocuklarıyla olan ilişkilerinde görmediler ve yaşamadılar.
Peki neden insanlar böyle bir sevgiyi yaşayamadılar?
Çünkü "mış gibi bir sevgi ortamı"nda büyüdüler.

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Eşler arasında koşulsuz sevgi
|
| 1 | Yolumuzu çizsek, iş bitecek. 
Birgül Çelebi 2008-03-13 17:14:06 "Peki neden insanlar bu tür bir sevgiyi anlamakta, daha doğrusu böyle bir sevginin var olabileceğine inanmakta zorlanıyorlar? Bu insanlarda anlayış kıtlığı mı var?" çok güzel bir yazı, genbilimdeki bazı makalelerin çıktısını alıyorum boşluk bulduğum zamanlarda (bankada, veznelerde sıra beklerken)çantamdan çıkarıp zihnime kazıyorum bilinçsel gelişimimiz için ne çok ihtiyacımız var. Bu ve benzeri makaleler tekrar tekrar okunmalı ki 40 kere kendimize akıllı diyelim.
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |