Okunma: 565 kez
Tüm dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri tüberküloz basili ile infektedir ve her yıl 8 milyon yeni hasta ortaya çıkmakta ve 3 milyon kişi tüberkülozdan ölmektedir. Tüberküloz hastalığı yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kontrol altına alınmaya başlanmış, gelişmiş ülkelerde 1985 yılına gelindiğinde çiçek hastalığı gibi ortadan kalkacağı zannedilmiştir.

Halkımız arasında verem olarakta bilinmektedir.Bu hastalık etkeni olan M. Tuberculosis’dir.Bu çalışmada M. Tuberculosis’in epidemiyoloji, türkiye'de tüberküloz, tüberküloz kliniği, tüberkulozun tanisi, tedavisinde kullanılan maddeler ve labiate familyasıt M. Tuberculosise etkileri ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

Tüberküloz, M. tuberculosis complex olarak tanımlanan bir grup mikobakteri tarafından oluşturulan, çok değişik klinik görünümlere sahip kronik, nekrozitan bir infeksiyondur. Hastalığın oluşumundan %97-99 oranında M. tuberculosis sorumludur. 1882 yılında etkenin (M. tuberculosis) bulunmasına, 1921 yılında bir aşının geliştirilmesine ve 1950'li yılların ortalarından beri etkili bir şekilde tedavi edilebiliyor olmasına karşın tüberküloz, tüm dünyada, özellikle de yoksul ülkelerde, önemli bir sağlık sorunu olarak varlığını sürdürmektedir.[1]
4.Epİdemİyolojİ
Tüberküloz günümüzde dünya çapında önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Tüberküloz hastalığı yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kontrol altına alınmaya başlanmış, gelişmiş ülkelerde 1985 yılına gelindiğinde çiçek hastalığı gibi ortadan kalkacağı zannedilmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde ise hastalık ya hızını azaltmış ya da stabil duruma geçmiştir. Tüberküloz hastalığı 1985 yılından sonra üç epidemik yayılım göstermiştir. Birinci epidemi bastırılmış olan hastalığın yeniden ortaya çıkması, canlanması olmuştur. Bunun sebebi ise öteden beri uygulanan tüberküloz kontrol programlarında gevşeme, hastalık için bütçeden daha az para ayrılması, araştırmaların durdurulması ve hastalığın sorun olduğu ülkelerden gelen göçmenlerin etkisi hastalığın yayılmasına neden olan başlıca faktörlerdir.
Bir toplumdaki tüberküloz sorununun boyutlarını kavramak, zaman içindeki seyrini izlemek ve alınan kontrol önlemlerinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla değişik epidemiyolojik ölçütler kullanılmaktadır. .[1]
4.1 Tüberküloz infeksiyon prevalansı: Belirli bir toplumda, çalışmanın yapıldığı anda infekte bulunan kişilerin oranıdır. Genellikle, belirli bir yaş grubunda BCG aşısı yapılmamış kişilerin PPD pozitif olma oranı ile ifade edilir. Bu oran ülkemizde %25 dolayındadır.
4.2 Tüberküloz infeksiyon riski: Belirli bir toplumda tüberkülozla infekte olmamış kişilerin (BCG’siz ve PPD negatif), bir yıl içinde infekte olma olasılığı olarak tarif edilir. Genellikle yıllık infeksiyon riski (YİR) veya tüberküloz infeksiyon insidansı olarak adlandırılır.
4.3 Tüberküloz prevalansı: Belirli bir toplumda araştırmanın yapıldığı anda, 100,000 kişilik nüfus başına düşen tüberkülozlu hasta sayısını (eski ve yeni) gösterir. Nokta prevalans da denir.
4.4 Tüberküloz insidansı: Belirli bir toplumda 100,000 kişilik nüfus başına saptanan yeni tüberkülozlu hasta sayısını gösterir.
Kemoterapi öncesi dönemde tüberkülozun durumunu yansıtmada kullanılan mortalite hızı bugün için önemli bir ölçüt olma durumunu kaybetmiştir. Çünkü uygulanan yetersiz tedavi programları bir yandan toplumdaki yayma pozitif kronik olguların sayısını arttırırken, öte yandan mortalite rakamlarını önemli ölçüde düşürecektir. Eğer bir toplumda uygulanan olgu bulma çalışmaları o toplumun tüm bireylerini kapsamıyorsa, uygulanan bakteriyolojik ve radyolojik tanı yöntemleri yeterli kalitede değilse, kayıt ve ihbar sistemi yetersizse, hastalık insidansı ile ilgili rakamlar o toplumdaki tüberküloz sorununun boyutlarını yansıtmada yetersiz kalacaktır. Günümüzde bir toplumdaki tüberkülozun durumunu ve seyrini değerlendirmede en güvenilir ölçütler, direkt mikroskobik incelemede basil pozitif bulunan hastaların insidansı ile yıllık infeksiyon riski ve infeksiyon riskindeki yıllık değişim hızıdır. Mikroskopi pozitif hasta insidansı olgu bulma çalışmalarının ve bakteriyolojik incelemelerin kalitesinden doğrudan etkilenmektedir. Oysa yıllık infeksiyon riski, ucuz, basit ve kolayca tekrarlanabilen ve kayıt-ihbar sistemine dayanmayan bir epidemiyolojik ölçüt olduğundan günümüzde oldukça yararlı bir gösterge olarak değerlendirilmektedir. Genellikle 0-6 yaş arası tüberkülin testi belirli aralıklarla tekrarlanarak (yaklaşık 5 yıl) “infeksiyon riskindeki yıllık değişim hızı” hesaplanabilir. Böylece ilgili toplumlardaki tüberküloz infeksiyonunun seyri ve uygulanan kontrol çalışmalarının etkinliği hesaplanabilir. Eğer bir toplumda YİR her yıl %5 den az azalıyorsa uygulanan kontrol programı yetersizdir. YİR her yıl %10'dan fazla azalıyorsa o toplumda uygulanan kontrol programı yeterlidir. YİR ölçümü HIV infeksiyonu bulunmayan toplumlarda, mikroskopi pozitif akciğer hastalarının ve tüberküloz menenjitli hastaların sayısı hakkında fikir verebilir. .[1]
YİR=1-N1/y formülüyle hesaplanmaktadır.
Buradaki N = Belli bir yaş grubunda BCG (-) ve PPD (-) olanların oranı, y = Belli bir yaşı ya da yaş ortalamasını göstermektedir.
YİR x 50 = O ülkede bir yıl içinde her 100 000 nüfustaki çıkacak mikroskopi pozitif akciğer tüberkülozlu olgu sayısı.
YİR x 61 = Diğer tüberkülozlu hasta sayısı
YİR x 5 = Bir yıl içinde 100 bin nüfusta çıkacak tüberküloz menenjit sayısını gösterir.
DÜNYADA TÜBERKÜLOZ
Tüberküloz günümüzde en yaygın görülen infeksiyon hastalıklarından biridir. Dünya nüfusunun 1/3’ünü oluşturan 1.7 milyar insan tüberküloz basili ile infekte olup bunların büyük çoğunluğunu gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki infekte bireylerin %80’i 50 yaş ve üzerinde iken gelişmekte olan ülkelerdeki bireylerin % 77’si 50 yaş ve altındakilerden oluşmaktadır. Tüm dünyada 20 milyondan fazla tüberküloz hastası bulunmakta olup, buna her yıl 8 milyon yeni hasta eklenmektedir. Her yıl ortaya çıkan olgulardan akciğer tüberkülozlu olguların 3.6 milyonunu bulaştırıcı olgular (yayma pozitif) 3.6 milyonu ise bulaştırıcı niteliği olmayan (yayma negatif) olgulardır. Geri kalan 0.8 milyon olgu akciğer dışı organ tüberkülozlu olgularıdır. Tüberküloz nedeniyle günümüzde her yıl 2.5-3 milyon insan ölmektedir. Buna göre her gün 22 bin yeni hasta ortaya çıkmakta ve 9000 kişi tüberkülozdan ölmektedir. Dünyadaki tüm ölümlerin %7’sinden ve gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin %26’sından tüberküloz sorumludur. Bu verilere göre tüberküloz her yıl diğer infeksiyon hastalıklarının (AIDS, diyare, sıtma, diğer tropikal hastalıkların) yol açtığı toplam ölüm sayısından fazlasını tek başına gerçekleştirmektedir. .[1]
Tüberküloz infeksiyon prevalansı = % 0.36 (20 milyon tüberküloz olgusu)
Tüberküloz infeksiyon insidansı = % 0.15 (yılda 8 milyon yeni olgu)
Tüberküloz infeksiyonu mortalitesi = % 0.05 (yılda 3 milyon ölüm)
Tüberküloz infeksiyon havuzu = %27 (1,5 milyar infekte insan).
TÜBERKÜLOZDA BULAŞICILIĞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER:
1 Kaynak Olguya ait nedenler
Balgamdaki basil durumu: Kültür pozitifliği olan yayma(+) olgular yayma(-) olgulara göre yaklaşık 10 kat daha bulaştırıcıdırlar.
1. Öksürük sayısı
2. Kavite ve larinks tüberkülozu
3. Çocuk tüberkülozunda ve ekstrapulmoner tüberkülozda bulaştırıcılık nadir
4. Tedavi süresi: 15. Günden sonra azalır.
5. Hastanın öksürürken ağzını kapatması, maske kullanması
2 Konakçıya (temaslıya) ait nedenler Ev içi temas
1. BCG aşısı, önceden TB geçirmiş olması, MOTT geçirmiş olması bulaşmayı azaltır.
2. Temaslıda diabet, alkolizm, silikosis, HIV infeksiyonu gibi durumlarda bulaşma artar.
3. Meslek: Doktor, hemşire, diş hekimi, hasta bakıcı, öğretmen
3 Çevresel Etkenler:
1. Isı ve nem oranı
2. Küçük ve kalabalık ortam
3. Ortam havasının havalandırılması
4.Ultraviyole
HIV İNFEKSİYONU VE TÜBERKÜLOZ
HIV infeksiyonlularda tüberküloz gelişme riski belirgin şekilde artmakatadır. İmmün-düşkün olmayan konakta tüberküloz enfeksiyonu sonrası yaşam boyu aktif tüberküloz gelişme riski %5-15 iken HIV infeksiyonlularda en az %30 ve yılda %7-10'dur. ABD'de yeni tanı alan tüberküloz hastalarının %20-29'unda HIV pozitifliği saptanmaktadır. HIV enfeksiyonlu kişilerde tüberkülozun seyri de oldukça farklıdır.
HIV/TB bilikteliği nedeniyle ABD'de, CDC tüm TB'li hastalarda HIV bakılmasını önermektedir.1960'ların sonundan beri erişkinlerdeki çoğu TB hastalığının daha önceki infeksiyonun reaktivasyonuna bağlı olduğu kabul edilirdi. Klinik gözlemler bir insanın spesifik bir M. tuberculosis kökeni ile infekte olduktan sonra eksojen reinfeksiyona karşı immünite olduğunu destelemektedir. M. tuberculosis kültürlerinin restriction-fragment-length polymorphism (RFLP) (özellikle herbir kökenin "fingerprinting"i) ile analizi sonucu bazı konaklarda eksojen reinfeksiyonun da olabileceği Small ve ark. tarafından gösterilmiştir.
ANTİ TÜBERKÜLOZ İLAÇLAR
|
İlaç
|
Erişkin için günlük doz
|
Yan etki
|
|
İzoniazid
|
300mg PO
|
Periferik nevrit, toksik hepatit, döküntü
|
|
Rifampisin
|
600mg PO
|
Bulantı, toksik hepatit, kusma, trombositopeni, gripal sendrom
|
|
Streptomisin
|
1. 0gm İM
|
Statoakustik sinirde hasar, nefrotoksite, allerji
|
|
Pirazinamid
|
30-35mg/kg PO
|
Hiperürisemi, toksik hepatit, artralji
|
|
Etambutol
|
15-25mg/kg PO
|
Optik nevrit, döküntü
|
|
Etionamid
|
750-1000 mg PO
|
Bulantı, Toksik hepatit, kusma
|
|
PAS
|
750-1000 mg PO
|
Bulantı, Toksik hepatit, kusm
|
TÜBERKULOZ DA KULLANILAN FAMİLYALARDAN LABİATE
Angiospermlerin en önemli familyalarından birisi olan Lamiaceae (Labiatae) ; adaçayı,Nane, kekik olarak bilinen bir çok faydalı bitkileri içine alan yaklaşık 200 cins ve 3000 türle geniş bir ailedir.Dünyada sadece birkaç bölgede yayılışı olmayan familya tüm habitat ve yüksekliklerde yetişmekte olup ,kuzey kutbundan Himalayalara kadar, Güneydoğu Asya’dan Hawai’ye kadar, ayrıca Avuztralya’da tüm Afrika’da ve Amerika’nın kuzeyi ve güneyi boyunca yayılış göstermektedir. (KAYA ,1997)
Ülkemizde ise bu familyanın 46 cinsi, 546 türü ve 730 taksonu kayıtlıdır. Bunlardan 28 tür yaygın, 2470 tür endemik olup endemizm oranı %42,2 dir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda, yeni ilavelerle ise tür sayısı 558’e ,tür sayısı ise 742’ye çıkmıştır. (KAYA, 1997)
Bu familyanın sahip olduğu diğer bir özelliği ise uçucuyağların, triterpenlerin, diterpenlerin ve flavonoidlerin yapılarında bol miktarda bulunmasıdır.Bu familyaya ait bitkiler, ilk çağlardan beri insanlar tarafından kullanılmaktadır.Yapılan arkeolojik kazılar da günümüzde yabani tür olarak bilinen Labiatae familyasının bazı türlerinin kalıntıları bulunmuş ve bu türlerin o zamanlarda kültürü yapılarak kullanıldığı tespit edilmiştir.(KAYA,1997)
Tıbbi ve aromatik bitkiler bakımından Akdeniz ve Ege bölgesi çok zengindir özellikle bu bölgelerde yetişen aromatik Labiatae üyelerinden Micromeria, Origanum, Salvia, Sideritis, Thymus ve Thymbra türlerinin deniz seviyesinden 4400 m’ye kadar çeşitli yüksekliklerde oldukları tespit edilmiştir.
‘‘Tıbbi bitkilerle tedavi’ anlamına gelen ‘Fitoterapi’ terimi ilk kez Fransız hekim Henri LECLERC ( 1870 – 1955 ) tarafından kullanılmıştır. Hastalıkların tedavi edici değere sahip, kurutulmuş veya taze kısımları yada bunlardan elde edilen draje, kapsül, şurup ve tablet ile tedavi edilmesi ‘Fitoterapi’ olarak adlandırılmıştır. Büyük farmasotik firmalar, yeni lider yapılar için bir kaynak olarak yüksek bitkilere yeniden ilgi göstermektedirler. Son zamanlarda ki çalışmalar, bu bitkilere ait ekstraktların biyolojik aktiviteleri üzerine yoğunlaşmıştır. (Tshikalange,2004)
Gerek etkili yeni bileşiklere olan ihtiyaç gerekse büyük farmasotik firmaların da bu konuya gösterdikleri ilgi nedeniyle son zamanlarda bitkisel ekstraktların biyolojik aktiviteleri üzerindeki çalışmalar yoğunlaşmıştır. (Tshikalange 2004 )
İnsanoğlu uzun zamanlar bulaşıcı hastalıklar için bitkisel ilaçlardan yararlanmışlardır. Bugün hala sağlık bakımından gelişmiş ülkelerde bu yararlanış devam etmektedir. Geleneksel bitkiler hala uygun ve gerekli bir şekilde, kullanılır ve biyolojik aktivite için aranan bitki ekstraktlarını da bunlar oluşturmaktadır. Mikrobiyal direnişler, birçok antibiyotik ve bulaşıcı hastalıklar için kullanılmaktadır. Seksuol hastalık geçiren bitkileri, geleneksel bir şekilde iyileştiren kişiler de kullanmaktadır. Birçok Afrika ülkelerinde büyük oranda hastalık problemlerine rastlanmaktadır. B u bölgede hüküm süren bu hastalıkların en başında bel soğukluğu ve frengi gelmektedir. (Tshikalange et al., 2004 )
Dünya sağlık teşkilatı (WHO)’nın 91 ülkenin farmakopelerine ve tıbbi bitkileri üzerinde yapılmış olan bazı çalışmalara dayanarak yaptığı bir araştırmaya göre; tedavi amacıyla kullanılan tıbbi bitkilerin toplam miktarının 20.000 kadar olduğu belirtilmiştir. Doğal olarak yetişen bitkilerin gövde, yaprak, tohum ve köklerinde birçok mikroorganizmanın büyümesini inhibe edebilecek maddeler izole edilmiş, bu maddeler mikroorganizmalar üzerine denenmiş ve aktiviteleri rapor edilmiştir. Bundan dolayı son yıllarda tıbbi bitkiler içermiş oldukları çeşitli aktif maddeler nedeniyle dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok bilim adamının ilgisini çekmiştir. Halk ilacı olarak birçok bitkisel drog değişik açıdan incelenmiş ve oldukça önemli sonuçlar elde edilmiştir. (Penso, 1983)
Salvia L. Tüm dünyada yaklaşık olarak 900 türle temsil edilmekte ve labiatae familyasının en geniş cinsi olarak bilinmektedir.Yapılan fitokimyasal çalışmaların çoğu, salvia ssp. türüne ait sekonder metabolitlerden steroller, flavonoidler, diterpenler, triterpenler ve sesterterpenlerin izole edilmesiyle yapılmaktadır. Bilinen bu cins kendi habitatlarında, aralarında akrabalık derecesi olan diğer türlerle rekabet içerisindedir ve böceklerin, herbivorların,fungusların saldırılarına karşıda dayanıklıdırlar.(ESQUIVEL et al., 2005)
Sideritis athoa, Sideritis trojana, Sideritis dichotoma, Sideritis spilyea ve Sideritis Argyrea türleri Balıkesir ilinin birçok bölgesinde yetişmekte ve o bölgenin biyolojik ve kimyasal aktivitelerinin tespitinde kullanılmaktadır.Sideritis cinsine ait türlerin toprak üstünde kalan kısımları çiçek halindeyken toplanıp kurutulur.Kurutulmuş haliyle saklanan bu türlerin ekstraktları ise aseton,metanol ve hekzan ile muamele edilerek hazırlanır.Diterpenlerden izole edilerek hazırlanan ekstraktlar,choromato-spectral tekniğinde kullanılmaktadır.(Kilic et al., 2003)
Dünya sağlık teşkilatı ( WHO )’nın 91 ülkenin farmakopelerine ve tıbbi bitkileri üzerinde yapılmış olan bazı çalışmalara dayanarak yaptığı bir araştırmaya göre; tedavi amacıyla kullanılan tıbbi bitkilerin toplam miktarının 20.000 kadar olduğu belirtilmiştir. ( Penso, 1983; Mahindru, 1992 ). Doğal olarak yetişen bitkilerin gövde, yaprak, tohum ve köklerinde birçok mikroorganizmanın büyümesini inhibe edebilecek maddeler izole edilmiş, bu maddeler mikroorganizmalar üzerine denenmiş ve aktiviteleri rapor edilmiştir. ( Vander ve ark., 1996 ). Bundan dolayı son yıllarda tıbbi bitkiler içermiş oldukları çeşitli aktif maddelerden dolayı dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok bilim adamının ilgisini çekmiştir. Halk ilacı olarak birçok bitkisel drog değişik açıdan incelenmiş ve oldukça önemli sonuçlar elde edilmiştir. ( Dülger et al., 1997 - 1999 )
Türkiye florasında kayıtlı olan 10.000’in üstünde ki bitki türleri; tıbbi ve aromatik bitkiler açısından büyük bir doğal kaynak oluşturmaktadır. Kayıtlı bilgilerin % 30’unu endemik bitkiler oluşturmaktadır. Bu bitkilerden 3300’ünün sadece Türkiye de yetişmekte olduğu öne sürülmüştür. Türkiye’nin yeryüzünde 3 farklı iklimi yaşayan tek ülke olması, bu zengin floranın oluşmasındaki en önemli nedendir. Özellikle Akdeniz bölgesi Salvia, Sideritis, Thymus, Satureja, Origanum gibi birçok bitki halk arasında çay olarak kullanılmaktadır. ( Skaltsa et all, 2003 )

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Mycobacterium Tuberculosis
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |