Okunma: 1046 kez
PARKİNSON HASTALIĞI VE PARKİNSONİZM
Parkinson hastalığı da dahil olmak üzere, bu hastalığın belirtilerinin hemen hemen aynısının görüldüğü, ancak farklı nedenlere bağlı olarak gelişen çok sayıda hastalık “Parkinsonizm” başlığı altında toplanır. Genel olarak deneyimli bir nörolog, hasta ve yakınının verdiği ayrıntılı hastalık öyküsü ve muayene bulgularına dayanarak, Parkinson hastalığı ile parkinsonizm tablolarını birbirinden ayırt edebilir.
( www.genbilim.com )
Ancak, bu gruptaki hastalıklar Parkinson hastalığına
o kadar benzer ki, bazen bu konu ile ilgili uzman hekimin bile yalnızca muayene
bulguları ile karar vermesi güç olabilmektedir. Böyle durumlarda bazı laboratuar
veya röntgen incelemeleri gerekebilir. Yabancı kaynaklara bakıldığında,
yaşamında Parkinson hastalığı tanısı almış hastaların vefat ettikten sonra
yapılan beyin otopsilerinde, yaklaşık % 20 hastada Parkinson hastalığı tanısının
doğru olmadığı ve diğer parkinsonizmlere ait bulguların bulunduğu görülmektedir.
Bu nedenle önce parkinsonizmlerden kısaca söz etmeyi, daha sonra Parkinson
hastalığını daha ayrıntılı biçimde ele almayı uygun bulduk.
PARKİNSONİZM NEDİR?
Parkinsonizm kelimesi belli bir hastalıktan çok, değişik nedenlere bağlı olarak
ortaya çıkan bir dizi belirtiyle tanınan bir çok hastalığı çağrıştırır. Bunlarda
da Parkinson hastalığında görülen belirtiler dikkati çeker; örneğin, uzuvların
titremesi, vücut hareketlerinin yavaşlığı, kasların sertliği, öne eğik duruş
şekli, küçük adımlarla ve ayaklarını sürüyerek yürüme, hızlı ve monoton konuşma
vb. Ancak, parkinsonizm tablolarında Parkinson hastalığı belirtilerinin yanı
sıra, sıklıkla beynin başka bölümlerinin de etkilenmesi sonucu çok sayıda ek
belirti mevcuttur. Bu hastalıkların nedenleri farklı olduğu için tedavileri de
değişik olabilmektedir. Kimisi tamamen iyileşme gösterirken, kimisi hızlı bir
seyirle ağırlaşabilmektedir. Bu nedenle bir parkinsonizmli bir hasta
görüldüğünde esas sebebin araştırılması ve kesin tanı konulması önemlidir.
Parkinsonizme yol açan nedenler:
1- İdyopatik Parkinson hastalığı: Parkinsonizm tabloları arasından en sık
rastlanılan hastalıktır. Parkinson hastalığında beynin derin kısmında yer alan
kara çekirdekteki (substansiya nigra) dopamin adlı kimyasal maddeyi üreten sinir
hücreleri hasara uğrar ve eksilir. Bu hasara yol açan nedenler kesin olarak
bilinmediği için, Parkinson hastalığı, tıpta sebebi bilinmeyen anlamında
kullanılan “idyopatik” kelimesi ile anılır. Bu hücrelerin uzantıları “striyatum”
(çizgili cisim) adı verilen bölgelerdedir ve burada yer alan alıcı yapılara
(reseptör), salınmış olan dopamin bağlanır ve bilgiyi bir sinir hücresinden
diğerine iletir. Beyinde yeterli dopamin yapılamadığı için uzuvlarda istirahat
halindeyken titreme, kas sertliği, hareket yavaşlığı ve duruş bozukluğu ile
şekillenen Parkinson hastalığı belirtileri ortaya çıkar.
2- Sekonder parkinsonizm: Dopamin hücrelerinin görevini yapamaz hale gelmelerine
yol açan çeşitli sebepler arasında substansiya nigrayı etkileyen damar
hastalıkları veya tümörler, karbon monoksit gibi bazı kimyasal maddelerle
zehirlenmeler, ansefalitler (beyin dokusu iltihabı) vb. sayılabilir. Bazı
ilaçlar dopaminin bağlandığı striyatum bölgelerindeki doğal etkisini engeller,
böylece dopamin kimyasal mesajını iletemez ve dopamin eksikliği varmış gibi bir
sonuç doğar. Psikiyatri hastalarında kullanılan bazı ilaçlar (nöroleptikler) ile
içinde rezerpin bulunan tansiyon düşürücüler ve kusmaya karşı kullanılan bir çok
ilaç parkinsonizm tablosuna yol açabilir, fakat sorumlu ilacın kesilmesiyle bu
durum düzelir.
3- Parkinson-artı sendromlar: Dopamin içeren substansiya nigra hücrelerinin yanı
sıra, striyatumdaki sinir hücrelerinin de hasara uğradığı (dejenerasyon) bu
hastalıklarda, Parkinson hastalığı belirtilerinin yanı sıra, beynin başka
bölgelerini de ilgilendiren çeşitli nörolojik belirtiler saptanır. Bu grup
içinde yer alan ve multisistem atrofi (MSA) başlığı altında toplanan hastalıklar
Parkinson hastalığından farklı olarak, vücudun iki yarısını simetrik olarak
tutarlar, daha hızlı ilerlerler, hastalığın erken dönemlerinde hızlı ilerleyen
konuşma ve denge bozuklukları ile düşmelere yol açarlar. Bu grupta yer alan bir
kısım hastada parkinsonizmin yanı sıra, hayaller ve hezeyanların eşlik ettiği
bunama hali geliştiği tablolara Lewy cismi demansı adı verilir. Parkinson-artı
sendromlar içinde yer alan hastalar, Parkinson hastalığının belirtilerini
düzelten levodopadan başlangıçta yarar görmelerine karşın, kısa sürede ilaçtan
eskisi gibi yarar görmezler. Ancak yine de günümüzde bu hastalıklara yönelik
özel tedaviler bulunmadığı için, Parkinson hastalığında kullanılan ilaçlar
oldukça yüksek dozlarda kullanılır.
4- Kalıtsal nörodejeneratif hastalıklara eşlik eden parkinsonizmler:
Parkinsonizm içinde yer alan hastalıkların küçük bir bölümünün kalıtımla geçtiği
bilinir. Bunların başında “Wilson” hastalığı gelir ki erken tanısı çok
önemlidir, çünkü hastalığa özgü tedavi mevcut olup hayat kurtarıcıdır.
Diğerlerinde yine Parkinson hastalığı bulgularının yanı sıra, sinir sisteminin
bir çok yerinin etkilendiğini yansıtan zengin nörolojik bulgular saptanır.
PARKİNSON HASTALIĞI KİMLERDE GÖRÜLÜR ?
Parkinson hastalığı ilk kez 1817 yılında İngiliz hekim James Parkinson
tarafından, “shaking palsy” (titrek felç) adıyla tanımlanmıştır. Bu hekimin
adıyla anılan ve bugünkü anlamda felç özelliği taşımayan hastalık, tanınması
gereken en önemli ve en sık görülen parkinsonizm tipidir.
Hastalık 40-75 yaşları arasında, sıklıkla da 60 yaşın üzerinde başlar. Tüm
Parkinson hastalarının sadece % 5 ila 10’unda hastalık başlangıç yaşı 20 ila 40
yaşları arasındadır. Hastalık genellikle sinsi başlar ve belirtileri yıllar
içinde, son derece yavaş ama giderek artan biçimde ilerler. Hastaların çoğunda
belirtiler tek bir beden yarısında ortaya çıkma eğilimindedir, ancak zamanla
karşı beden yarısında da kendini gösterir. Hastalığın ilerleme hızı ile
belirtilerin türü ve şiddeti hastadan hastaya değişiklik gösterecek şekilde
farklıdır.
Parkinson hastalığı erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sık görülür. Dünyanın
her yanında ve her türlü sosyoekonomik koşulda rastlanılan hastalığın görülme
sıklığı çeşitli ülkelerde farklıdır. Libya'da Bingazi şehrinde yapılan bir
araştırmada 100 000'de 31 kişide rastlanan hastalık, kapı-kapı dolaşılarak
Hindistan'da Bombay şehrinde yapılan ve tüm yaş gruplarını kapsayan bir
çalışmada 100 000'de 328, İspanya'da yapılan benzer çalışmada ise 100 000'de 270
oranında saptanmıştır. Kapı-kapı dolaşılarak 50 yaşın üzerindeki toplum
kesimlerinde yapılan çalışmalarda bu oran yaklaşık 100 000’de 15-170 arasında
bulunmuştur. Toplumda 65 yaş üzerinde her 100 kişiden birinin Parkinson hastası
olduğu kabul edilmektedir.
PARKİNSON HASTALIĞININ OLUŞMA NEDENİ
Parkinson hastalığı, üst beyin sapı bölgesinde yer alan substansiya nigra
hücrelerinin azalmasından ileri gelir. Bu hücreler “dopamin” denilen bir madde
yapar, depolar ve bunu kimyasal iletici olarak beynin derinliğindeki “striyatum”
denilen yapının sinir hücreleriyle kurulan bağlantıda kullanır. Substansiya
nigra hücreleri hasara uğrarsa dopamin yapıp depolayamazlar ve sonuç olarak
striyatumda dopamin eksilir. Bu hücre hasarı % 80 gibi ciddi boyutta olduğunda
Parkinson hastalığı belirtileri ortaya çıkmaya başlar.
Bu hücrelerin hasara uğramalarının nedeni bugün için hala bilinmemektedir. Bunun
rasgele bir durum olmadığı ve damar sertliği, zayıf kan dolaşımı, iltihabi ya da
mikrobik kökenli değişikliklerden ileri gelmediği açıkça bellidir. Henüz
keşfedilmemiş bazı maddelerin eksikliğinin ya da bilinmeyen bir toksinin bu
hücre hasarından sorumlu olabileceği ileri sürülmüştür. 1982 yılında
Kaliforniya’da sentetik eroin kullanan gençlerde Parkinson hastalığı
belirtilerinin ortaya çıktığı gözlendikten sonra eroindeki zararlı maddenin
“1-metil, 4-fenil, 1,2,3,6-tetrahidropiridin (MPTP)” yapısında olduğu ve bunun
beyinde dopamin hücrelerini öldürdüğü kesin olarak anlaşılmıştır. Bu gözleme
dayanarak kimyasal yapısı MPTP’ye benzeyen bazı maddelerin çevrede ya da bazı
gıdalarda bulunabileceği ve hastalıktan sorumlu olabileceği görüşü doğmuştur.
Konuyla ilgili yoğun araştırmaların sürdürülmesine karşın, bugün için kesin
kanıtlar henüz yoktur.
Nadir de olsa ailevi Parkinson hastalığı tanımlanmıştır. Moleküler genetik
alanındaki yeni gelişmeler sonucunda, Parkinson hastalığına yol açan, başta
baskın özellikte kalıtsal geçiş gösteren "sinüklein" genindeki mütasyon olmak
üzere, baskın ya da çekinik (yani her nesilde görülmeyen) özellikte kalıtsal
geçiş gösteren bugün için 11 tane birbirinden farklı "parkin" geninde mutasyon
(kalıtsal bilgide değişiklik) saptanmıştır. Kalıtsal özellikteki Parkinson
hastalığı daha çok genç yaşlarda başlar ve tüm Parkinson hastalarının yaklaşık %
5’ini oluşturur.
Karı-kocanın her ikisinde de Parkinson hastalığının % 2’den daha az sıklıkta
görülmesi hastalığın bulaşıcı olmadığının göstergesidir. Eşlerin aynı çevreyi,
aynı beslenme şeklini, hastalık ortaya çıkmadan yıllar önce paylaşmakta olmaları
beslenmeye ait unsurların da hastalığa neden olmadığına işaret eder.
Günümüzde idiyopatik Parkinson hastalığının, genetik yatkınlık ve çevreden gelen
etkiler sonucu ortaya çıkan ve birden çok faktöre bağlı olduğu bir hastalık
olduğu kabul edilmektedir.
PARKİNSON HASTALIĞINDA SİGARA VEYA KAHVENİN KORUYUCU
ETKİSİ VAR MIDIR?
Hastalarımızın yakından ilgisini çeken bu konuya ilişkin olarak, geçtiğimiz
yıllarda, sigara içen kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma risklerinin,
içmeyenlere göre daha düşük olduğuna dair yayınlar bizim de dikkati çekmekteydi.
Sigarada bulunan nikotinin, beyinde eksilmiş olan dopamin düzeylerini
arttırdığı, dolayısıyla olumlu etki gösterdiği ileri sürülüyordu. Ancak daha
sonraki yıllarda yapılan ve çok sayıda Parkinson hastasını kapsayan bilimsel
araştırmalarda evvelce sanılanın tersine, sigaranın Parkinson hastalığından
koruyucu bir etkisi olduğuna dair bir sonuç elde edilememiştir. Bunun tam
tersine sigara kullanmanın sağlık için son derecede zararlı olduğu, örneğin
akciğer kanseri, kalp ve beyin damarlarını tıkayarak bir çok ölümcül hastalığa
yol açtığı artık kesin olarak bilinmekte olup, hiçbir şekilde önerilmemektedir.
Yakın yıllarda kahvenin bu hastalığın gelişmesine karşı koruyucu bir etkisinin
olabileceğine dair veriler elde edilmekle birlikte, henüz bu konuda yeterli
kanıtların olmadığı ve daha kapsamlı çalışmaların gerekliliği vurgulanmaktadır.
PARKİNSON HASTALIĞININ İLK BELİRTİLERİ
Parkinson hastalığı genellikle çok sinsi ve yavaş bir biçimde başlar, öyle ki
hastalar çoğu zaman hastalığın başlangıç tarihini kesin olarak söyleyemezler.
Hastalar ilk belirtinin farkına vardıkları zaman hastalığın bazı belirtileri
uzun zaman önce başlamış olabilir. Bir elinde titreme yakınmasıyla başvuran bir
hastanın,5-6 yıl öncesine ait çekilmiş video filmlerinde yürürken bir kolunu
sallamadığı fark edilebilir ya da bazen hastanın eski fotoğraflarında öne eğik
duruş özelliği dikkati çekebilir. Parkinson hastalarının büyük çoğunluğunda
sıklıkla ilk belirti bir elde veya el parmağında titremedir, kimi hastada ise
yazı yazarken harflerde küçülme veya yüzünde donuk ifade ilk belirtiyi
oluşturur.
PARKİNSON HASTALIĞININ TEMEL BELİRTİLERİ
Titreme (Tremor)
Parkinson hastalığının titreme, kas sertliği ve hareket azlığı ile şekillenen üç
temel belirtisinden en belirgini olan titreme genellikle hastanın doktora en sık
başvurma nedenidir. Parkinson hastalarının yaklaşık % 80’inde titreme ortaya
çıkmaktadır.
Titreme sıklıkla bir taraftaki elde, bazen de bir ayakta ortaya çıkar. Titreme
tek bir parmağa sınırlı kalabildiği gibi bazen dili, dudakları veya çeneyi de
etkileyebilir. Ancak Parkinson hastalığı baş veya ses titremesine yol açmaz.
Titreme baş parmak ve işaret parmakların ileri-geri hareketleri ve elin bozuk
para sayma ya da bir çakıl taşını baş parmak ve işaret parmak arasında yuvarlama
hareketi şeklinde olabilir. Titreme ayakta ortaya çıktığı zaman pedala basma
hareketini andırır.
Düzenli ve belli bir hızda olan titreme saniyede 5-6 vurumludur. Diğer
hastalıklarda görülebilen titremelere benzemeksizin, Parkinson hastalığında
etkilenmiş olan el veya ayak dinlenme sırasında titrer. Titreme uyku sırasında
ve o uzvun harekete başlamasıyla kaybolur. Sinirlilik, yürüme, stres altında
kalma ya da aşırı zihinsel faaliyet titremeyi arttırır. Böylece aralıklı olarak
ortaya çıkabilen titreme hastanın ruh halini yansıtabilir. Örneğin evde gazete
okurken titremesi olmayan bir hastanın ziyaretçisi gelince titremesi tekrar
ortaya çıkabilir. Titremenin bu yönü nedeniyle hastalar toplum içinde sıkıntıya
girmekte ve arkadaş arasında olmaktan vazgeçmektedirler.
Hastalar gözle fark edilemeyecek kadar ince titremeyi bile hissedebilirler ve
bunu titreşim hissi gibi algılarlar. Nadir olarak görülen karın kaslarının
titremesi, içerde titreyen bir şey varmış gibi hissedilir. Diyafram veya göğüs
kasları titremesi “çarpıntı” gibi hissedilir ve hasta kalple ilgili bir sorun
olduğunu düşünerek ilgili hekime başvurur.
Titremesi olan her kişinin Parkinson hastası olmadığını vurgulamak gerekir.
Sağlıklı insanlarda korku, heyecan gibi stresli durumlarda ellerde, bacaklarda
geçici olarak titreme ortaya çıkabilir. Bunun dışında her yaşta görülebilen ve
“esansiyel tremor” adı verilen iyi huylu, ailevi bir hastalıkta, kollar öne
doğru uzatılınca ellerde titreme olur, özellikle bu gruptaki yaşlı hastalarda
başın da titrediği görülebilir. Bu hastalığın bir çok özelliği gibi tedavisi de
Parkinson hastalığından farklıdır. Bunun dışında titremeye yol açan çeşitli
nedenler arasında, bazı ilaçların kullanımı, tiroid bezinin aşırı çalışması veya
beyincik hastalıkları sayılabilir.
Kas sertliği (Rijidite)
Bazı hastalar uzuvlarda sertlik hissinden yakınırlar. Bununla birlikte kas
sertliği çoğu kez hastanın bir yakınması olmayıp hekimin fizik muayenede pasif
harekete karşı olan bir direncin varlığını saptaması ile tanınır. Hekim hastaya
gevşemesini söyleyerek, hastanın uzuvlarını eklem yerlerinden bir çok kez
nazikçe gerer ve büker ve bu pasif harekete karşı eklem çevresinde direnç arar.
Böyle pasif harekete karşı sürekli bir direnç bulunmasına “rijidite” denilir.
Normalde kasların dinlenme halinde yumuşak ve gevşek olmaları gerekirken,
rijidite varlığında dinlenme halinde bile sabit biçimde gergin ve elle
hissedilebilen belli bir sertlikte oldukları görülür. Parkinson hastalığında
rijidite en sık el, ayak bileği, dirsek veya diz gibi eklemlerde saptanır.
Bazen kas sertliği hekim tarafından eklemde sanki “dişli çark” takılması varmış
gibi hissedilir. Hastalar kas sertliğini yorgunluk, batma hissi, ağrı veya kramp
şeklinde hissedebilirler. Omurga çevresi kasların sertliği oldukça seyrek
görülür, sırt ağrısı ya da bel ağrısı yaratabilir ve genellikle öne eğik
durmakla şiddetlenir. Baldır ve ayak kasları sertliği ağrılı kramplar şeklinde
ortaya çıkabilir.
Hareketlerde yavaşlama (Bradikinezi)
Parkinson hastalığının belki de özürlülük yaratan en temel belirtisi olan
hareketlerdeki yavaşlama yani “bradikinezi”, erken veya geç olarak her hastada
gelişir. Hareket yavaşlığı günlük yaşamdaki faaliyetlerin tümünün belli bir
yavaşlıkta olmasına yol açar. Hareketlerin ardı sıra tekrarı ve eklemlerin
hareket açıklığı azalmıştır. Hastaların basit günlük işlerini yapma sırasında,
örneğin düğme ilikleme, kravat ve ayakkabı bağlama, yazı yazma ve çatal-bıçak
kullanma gibi incelik isteyen işlerde başlangıçta hafif derecede hissettikleri
güçlük giderek artar. Zamanla istemli hareketlerin çoğunun yapılmasında, örneğin
yemek yerken ve çiğnerken, alçak bir koltuktan doğrulurken, otomobile binerken
ve inerken, yatakta bir taraftan diğer tarafa dönerken zorlanmalar dikkati
çeker. Yukarıda sözü edilen istemli hareketlerin yavaşlamasının yanı sıra,
gözleri kırpmak ve yürürken kolları sallamak gibi farkında olmadan otomatik
olarak yaptığımız hareketler de azalır ya da kaybolur.
Hareket yavaşlığı belirgin olsa da hastaların kas kuvveti normaldir. Hastanın bu
yöndeki yakınması genel bir yorgunluk hali, örneğin yürürken ya da diş
fırçalarken yapılması gereken ardı sıra hareketler sırasında uzuvlarda
hissettiği tutukluktur. Hareketlerdeki bu tür yavaşlık zamanla hastaları
başkalarına bağımlı hale getirebilir. Yavaşlığı ağır derecede olan bir hastada
titreme ya da rijidite bulunmayabilir.
“Akinezi” ise hareketsizlik anlamı taşır ve genellikle hastalığın ilerlemiş
olduğu dönemlerde ortaya çıkar. Bu durumdaki Parkinson hastaları uzun süre
izlendiğinde, hareket yapma yeteneğini gözle görülür derecede yitirdikleri
görülür; göz kırpma, doğal yüz ifadesini oluşturan hareketler (mimikler),
oturuşu düzeltmek gibi yardımcı hareketler gözlenmez. Böyle hastalar
kıpırdamadan oturur ve sadece sabit bir bakışla bakarlar.
PARKİNSON HASTALIĞININ TEDAVİSİ
Parkinson hastalığının uzun süreli, yavaş ilerleyici bir hastalık olması
nedeniyle tedavisinde hastanın ve ailesinin hekimle uzun yıllar iş birliği
yapması gereklidir. Beraberce gösterilecek çaba hem hastanın kendisini rahatsız
eden belirtilerin tatminkar bir şekilde kontrolünü, hem de hastanın daha iyi bir
yaşam düzeyine kavuşmasını sağlayacaktır. Aile bireylerinin, özellikle eşinin
desteği ve sevgisinin bu konuda ayrıca büyük bir katkısı olacağı da açıktır.
Böyle bir yaklaşım yalnızca fizik olarak değil, psikolojik ve sosyal bakımdan da
hastalığın hastadan götürdüklerini telafi etmekte yardımcı olacaktır. Bir
nörolog ve bazı hastalar için bir fizyoterapist tarafından sorumluluğun
üstlenilerek düzenli kontrollerle tedavinin sürdürülmesi en iyi yoldur. Hastanın
daha iyi tedavi arama amacıyla hekimden hekime gezmesi zaman kaybına yol
açabilir. Çünkü hastanın başvurduğu her yeni hekimin, uzun hastalık öyküsünü ve
ilaçların belirtiler üzerindeki etkilerini öğrenmek için yeterli zamanı
olmayabilir. Zaman içinde tüm bilgilerin her hastaya özel olarak açılmış tek bir
dosyada toplanmasında büyük yarar vardır. Parkinson tedavisinde kullanılabilen
sınırlı sayıda ilaç çeşidi vardır ve önemli olan belli bir hastanın bünyesinde
gelişebilecek yan etkileri önceden kestirmek ya da bu etkileri ortadan
kaldıracak girişimlerde bulunmaktır. İlk yan etki görüldüğünde ilaç kesmek ve
hekim değiştirmek yanlış bir tutumdur.
Günümüzde Parkinson hastalığındaki belirtilerden sorumlu olan dopamin
hücrelerinin hasarını onaracak kesin bir tedavi henüz bulunamamış olmakla
birlikte, mevcut ilaçlar beyinde eksilmiş olan dopamini ya yerine koyar, ya da
onun etkisini taklit eder. Kimisi de dopaminin kimyasal yolla parçalanmasını
engelleyerek etkisini arttırır. İlaçların ömür boyu, düzenli olarak alınması
gerekmektedir. Eğer ilaçlar hekimin tavsiyesi dışında kesilecek olursa, hastalık
belirtileri er geç tekrar başlayacağı gibi, ilaçların ani kesilmesi seyrek de
olsa hayatı tehdit eden durumlara yol açabilir. İlaçlar kadar fizik tedavi veya
egzersizler de sıklıkla yararlı olmaktadır. Parkinson hastalığında özel bir
diyet veya vitamin tedavisi önerilmez. Bir Parkinson hastasında tedavinin
hedefi, öncelikle hastalığın seyri boyunca hastanın günlük yaşamında aktif,
üretken ve bağımsız olabilmesini sağlamaktır.
İleride değinileceği gibi hastalığın bazı özel belirtilerinin tedavisinde
cerrahi yöntemlere de başvurulmaktadır.
Parkinson hastalığında tedavi seçiminde dikkat edilecek bazı noktalar vardır.
Hastanın bulunduğu yaş, belirtilerin ağırlık derecesi, en fazla rahatsızlık
yaratan belirtinin türü (titreme ya da hareket yavaşlığı gibi) veya hastanın
günlük işlerini kısıtlama derecesi göz önüne alınarak uygulanacak tedaviler
farklı olacaktır. Hastalık belirtileri aynı düzeyde olsa bile genç veya yaşlı
hastalarda tedavi türü ve ilaç dozları farklıdır. Hastalıkta 55-60 yaş sınır
olarak kabul edilir ve daha erken ya da ileri yaşlardaki hastalarda tedavi
seçenekleri farklı olur. Bunların dışında mesleğini sürdüren bir hastayla emekli
bir hastanın tedavileri de az çok farklı olabilir. Örneğin mesleği spikerlik
olan bir hastada konuşma bozukluğu, ya da mesleği gereği yazı yazması zorunlu
olan bir kişinin elindeki titreme günlük aktivitesini bozmasa da, mesleklerini
sürdürmelerini engelleyebilir. Emekli bir hastada bu tür belirtilerin önemi
biraz daha az olabilmektedir. Hastanın erken evredeyken tanı aldığında,
belirtilerin çok hafif olduğu durumlarda sadece koruyucu olduğu varsayılan
ilaçlar (Selegilin, E vitamini gibi) verilerek hasta izlenir.
Tedavi protokolü her hastada farklı olmakla birlikte, tedavi seçiminde dikkat
edilecek özellikler şöyle sıralanabilir:
1. Hastanın bulunduğu yaş
2. Hastalık evresi
3. Önde gelen belirti (titreme, hareket yavaşlığı vb.)
4. Hastayı en fazla rahatsız eden belirti
5. Mesleğini sürdürme veya emekli olma durumu
6. Unutkanlığın varlığı
7. Hastanın maddi gücü / sosyal güvencesinin olma durumu
Parkinson hastalığının esas belirtilerinden olan titreme, hareket yavaşlığı veya
kas sertliği özellikle hastalığın erken dönemlerinde Parkinson ilaçlarıyla
tamamen düzelebilir, ya da büyük ölçüde azalır. Örneğin azalmış göz kırpma,
yavaşlamış yutma, yürürken kolları sallamama ve yüzün azalmış mimik hareketleri
gibi otomatik hareketler tedaviden genellikle yarar görür. Bazı hastalarda
görülen alçak ses tonu ve konuşma bozukluğu, halsizlik, yürüme bozukluğu, el
yazısı, ağızdan salya akması, yutma bozukluğu, aşırı terleme, ağrı ya da
uyuşmalar da etkili tedaviler ile düzelebilir.
En iyi tedaviye karşın hastalık yavaş ta olsa sürekli olarak ilerlediği için,
önceden tedaviyle düzelmiş olan bazı belirtiler zamanla tekrar ortaya çıkabilir
veya zaman içinde yeni belirtiler eklenebilir. Örneğin bir vücut yarısında hafif
titreme ve kas sertliği olan bir hastada, Parkinson hastalığı tanısı konularak
tedavi başlandığı zaman bu belirtiler kaybolur, ancak yıllar sonra titreme
aralıklı olarak tekrar ortaya çıkabilir ya da yürürken bir ayağını zaman zaman
sürükleme eğilimi gibi yeni bir belirti eklenebilir. Bu durumda hasta sıklıkla
aldığı ilacın etkisini kaybetmiş olabileceğini düşünür, veya ilaçlara karşı
“alışkanlık kazandığını” zanneder. Oysa hastalık yavaş bir şekilde giderek
ilerlemektedir ve ilaç dozunda hafif arttırma yapılırsa bu belirtiler tekrar
kontrol edilebilecektir. Parkinson hastalığında uygulanan çeşitli tedaviler ile
aynı hastada her belirti eşit olarak düzelmeyebilir, kimisinde bazı belirtiler
tamamen düzelirken bazıları daha az yarar görür, kimisi ise hiç düzelmeyebilir.
İlaçların yan etkileri:
Bazı hastalar Parkinson hastalığında kullanılan ilaçlara karşı diğerlerinden
daha duyarlıdır. İlaçların bazı yan etkileri, hastaların bir kısmını pek az
rahatsız ederken diğerlerini daha fazla rahatsız eder. İlaçların yararları kadar
istenmeyen yan etkileri özellikle ileri yaştaki hastalarda, çok sayıda ilaç
kullananlarda ve yüksek dozlarda ortaya çıkar. Genellikle tek bir ilacın dozunu
ayarlayarak yapılan tedavi çok sayıdaki ilaçtan daha kolaydır. Ayrıca ikiden
fazla ilaç tedavilerinde istenmeyen yan etkiler oluşursa, hangi ilacın sorumlu
olduğu bilinmediği için hangisinin kesileceğini ya da azaltılacağını belirlemek
zor olur. Tedavinin amacı istenilen etki ile istenmeyen yan etki arasındaki en
iyi dozu bulmaktır. Genellikle zararsız olan yan etkiler ilacın günlük
miktarının azaltılmasıyla düzelir. Bununla birlikte çoğu kez tedavinin ilk
günlerinde beliren bazı yan etkiler doz değişikliği yapılmamasına karşın bir-iki
haftada kaybolur. Eğer yan etkiler sürüyorsa ve ilacın dozu azaltılmak
istenmiyorsa o zaman yan etkinin türüne göre düzeltici başka bir ilaç
eklenebilir.

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Parkinson
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |