GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Fizik arrow Felsefe, Fizik Eğitimi ve Bilimi Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Şub 16 2008
Felsefe, Fizik Eğitimi ve Bilimi Yazdır E-posta
  • Currently 5.0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Rating: 5.0/5 (Toplam Oy: 2)


murat Ertürk   
Pazar, 17 Şubat 2008
Okunma: 706 kez

Bilindiği gibi çocuklara bir şey anlatmak onları kandırmaktan veya inandırmaktan çok daha zordur. Doğadaki olayları, süreçleri ve insanlar arasındaki ilişkileri anlamakta herkes için çeşitli zorluklar vardır. Bunların doğru şekilde anlaşılması için iyi eğitim, yüksek bilim seviyesi ve güçlü düşünce gerekir. Ama kandırılmak veya inanmak için cahil olmak yetmektedir.

İyi eğitimli insanlar bildiklerine cahiller kadar güvenmezler. Bu basit bilgileri toplumu idare eden ve yönlendiren insanlar (liderler) binyıllardır bilmekte ve kullanmaktadırlar. Sovyet devleti de toplumu idare etmek zorunda olduğundan, insanları eğitimli yapmak ile birlikte, kolay kandırılmalarını ve inandırılmalarını istiyordu. Yeni kurulmuş Sovyet Devletinin ileri gelenleri ve komünist parti yöneticileri Sibiryada ceza çekerek çürüdükleri zamanlarda bile kültürel seviyelerini yüksek tutmaya ve geniş bilgilere sahip olmaya çalışmışlardı. Bu liderlerin en önemlisi V. İ. Lenin çok iyi eğitim almış, çok sayıda makaleler ve kitaplar yazmıştır. 19211929 yılları arasında büyük politik ve ekonomik tartışmalar olmaktaydı. Leninin zamanında Sovyet hükümeti, komünist partisinden (tek parti) daha ön planda tutulurdu ve başbakanlık görevini Lenin, bizzat kendisi üstlenmişti. Komünist partisinin birinci kâtipliği 1922de oluşturuldu ve Leninin tavsiyesi ile bu göreve Stalin seçildi. 1918 yılında zehirli bir kurşunla vurulan Lenin hastalandı, bir yıl kadar (1923 yılı boyunca) hastalığı çok ağırlaştı ve 1924ün ocağında öldü. Stalin politik ve ekonomik tartışmalarda rakiplerini yenerek hem partide hem de hükümette egemenliği eline geçirdi. Ülkede tek ideoloji, tek felsefe ve tek lider egemenliği oluştu. Bizler (yakın ve orta doğu toplumları) çoğu zaman doğa olaylarını, karşımıza çıkan kolaylık ya da zorlukları günahımızın çok veya az veya namazımızın-orucumuzun gerekli şekilde yapılıp yapılmaması ile ilişkilendirerek anlatırız.

Ortaokullarda ve üniversitelerde doğa olayları, doğa bilimleri temel alınarak anlatılır. Ama fizik eğitiminden ve var olan kitaplardan görüyoruz ki, pek çok şey doğru şekilde anlatılmıyor. Çünkü anlatmak için anlatanın da fizik bilmesi gerekir ve öğrencilerin ellerinde de yanlışlıklarla dolu kitapların veya ders notlarının olmaması gerekir. Sovyetler Birliğinde dinlerin hepsi yasaklanmış ve dinlerin yeri Marksist-Leninist felsefe ile doldurulmuştu. Bu felsefeye dayanılarak her şeyin anlatılabileceği söylenmişti. Fakat temel bilimler ile ilgili çalışanların en büyük isimleri, Sovyet bilimini geliştirenler, bu felsefenin her şeyin çaresi olmadığını, ideolojinin ve felsefenin bilimin gelişmesini engellediğini de biliyorlardı. Bu düşüncelere sahip, felsefenin bilimlerin kaynağı olduğuna inanmayan, ama karşı da çıkmayan bilim insanlarına ceza verilmez, aynı zamanda toplumun eğitimli insanlarından da destek görürlerdi. Ama en cahil insanlar da, ne dinin ne de felsefenin destekçisi rolünü üstlenmekteydi. Çünkü hem Tanrının hem de Devletin bunlardan yardım almadan da gerekli işleri istediği gibi yapabileceğini düşünüyorlardı. Tek parti ve Devlet, Sovyet ideolojisi taraftarlarına çok büyük önem verirdi, ama somut olarak gerekli işleri yapanlarla kıyaslanmazlardı bile. Örneğin Stalin, Sovyet ideolojisine pek önem vermeseler de, atom bombası yapan en büyük bilimciler için Bakan bulunur ama böyle bilim adamları bulunmaz demekteydi. KGBnin başkanı bile ne yaparlarsa yapsınlar onların rahatsız edilmelerine izin vermezdi (Bu atomcuların en büyüklerini iyi tanıyordum, çünkü atom ve hidrojen bombalarının teorik grubunun başında benim danışmanım Ya. Zeldovich vardı ve 1964-1987 yılları arasında onunla temasta olarak çalışıyordum). Lenin çok eğitimli biri olduğundan genel olarak felsefeyi çok iyi biliyordu. Ayrıca felsefe hakkında kesin olarak bildiği şey ise, kapitalistlerin felsefesinin beş kuruşluk değerinin olmadığı, ama Marks-Engels felsefesinin kutsal olduğu idi. Ben de ilgi ile Engelsin Doğanın diyalektiği kitabını okumuştum ve ona çok değer vermekteyim. Ama tarihi materyalizm ilgimi çekmiyordu. Lenin ise çok sayıda kitaplar yazarak genelde tarihi materyalizmi istediği gibi yorumluyordu. Bazı politikacılar ve ideolojilerden beslenen kişilerin kendi çıkarlarını korumak için liderlere yaltaklanmaları çok doğaldır. Bu yaltaklanma doğal olarak Asya ülkelerindekine göre Rusyada çok daha az idi ama yinede kendisini kabarık bir şekilde göstermekteydi. Özellikle konu sosyalizm-kapitalizm olduğunda açıkça belli olurdu. Örneğin 1920 yılının Ocak ayında Lenin, ülkenin elektrikleştirilmesi planını imzalamıştı. Ülkenin kalkınması için çok önemli olan bu işe Lenin büyük önem vermişti. Ama bu, Edisonun buluşu olan ampullere Lenin ampulleri adını verme hakkını kimseye vermez. Hiç kuşkusuz Lenin az da olsa bilimden ve zamanının teknolojisinden anlardı (Sovyetler Birliğinde, buradakinden çok farklı olarak, parti ve devlet yöneticileri bilim ve kültür adamları ile arkadaşlık ederlerdi ve popüler bilimi takip ederlerdi. Gazetelerde sık sık büyük bilimsel makaleler yayınlanırdı. Ne yazık ki burada gerçek bilim adamları da bulmak çok zordur). 19. yüzyılın sonundan başlayarak, bazı atomların radyoaktif olduğu ve maddelerin ışımaya dönüştüğü görülmüştü. Bu olay yanlış olarak felsefeciler tarafından materyalizmin çökmesi gibi yorumlanabilirdi. Radyoaktiflik sırasında ışıma gibi elektronlarda ortaya çıkardı ve Lenin bu ışımanın da atom gibi madde olduğunun altını çizerdi. Lenin eserlerinden birinde bu olayı incelemişti:

Elektronda atom gibi birçok özelliklere sahiptir ve sonuna kadar öğrenilemez. Bu doğru bir ifadedir ama bilimde böyle genel ifadelerin önemi hiç yoktur. Bilimsel sonuçlar kesin şekilde ifade edilmeli (genelde formüllerle) ve mutlaka deneysel (gözlemsel) olarak onaylanmalıdır. Bu düşünceyi fizikçiler her zaman söylerlerdi. Ama bizlere felsefe derslerinde Leninin sözlerinin bilimin gelişmesinde önem taşıdığı söylenirdi ama nafile. Hatırlatalım ki doğu ülkelerinde felsefe (özelikle diyalektik, bilime dayanan fantastik romanlar...) pratik olarak olmamıştır. Diğer yandan da, doğulu (Japonlar hariç) fizikçilerin bilimsel düşünceleri genelde kesin şekilde değildir ve bu anlamda felsefeyi hatırlatıyorlar. Öğrencilik yıllarımdan aklımda kalan (Azerbaycanda iken): Baküde çok sayıda büyük ve güzel kütüphaneler vardı. Küçük kütüphaneler ise her mahallede bulunurdu. Sovyetlerde kitaplar, öğrencilerin kırtasiye malzemeleri (ortaöğretim çocukları için giyeceklerde) çok ucuz idiler. Buna rağmen üniversitelerden ve şehir kütüphanelerinden istenilen çeşitte ve istenildiği kadar kitap alınabilirdi. Ben üniversitede disiplinli birisi değildim. İçimden geldiği gibi, zevk aldığım konuları araştırırdım ve her gün öğleden sonra Ahundov isimli çok katlı, büyük salonları ve çok sayıda özel çalışma odaları olan kütüphanede çalışmayı severdim. Üniversitenin 4. sınıfında okurken Einsteinın özel ve genel görelilik kuramları çok ilgimi çekerdi. O zamanlar Baküde bu konular ile benim kadar ilgilenen bir fizikçi yoktu. Mühendislikte okuyan arkadaşım kütüphanede beni her gördüğünde takılırdı. Ramazanzade, lisans öğrencileri için yazdığı ders kitabında (Azerice yazılmıştı, ben ise her zaman Rusça okumaktaydım ve eğitimimde Rusça idi) bir deha olan Einsteinın kütle ve enerji arasındaki bağıntıyı yanlış olarak E=cm2 gibi bulmuş olduğunu yazıyordu. Doğru formül olan E=mc2 ise bir başka deha olan Lenin tarafından bulunarak Einsteinın hatasının düzeltildiği yazılmıştı! Bu kitaba bakmayı reddetmeme rağmen, zaten zamanımda yoktu, çok sık karşıma geldikçe bakmak durumunda kaldım ve yarım sayfa kadar bu tür gerçeklerden uzak şeylerin anlatıldığı gördüm. Çalıştığım kütüphanede kitapları birkaç günlüğüne koruma altında, saklandığı yerlerine dönmeden herkes gibi bende bekletebilirdim. Bu durumda kitapları yeniden almak için bekleme süresi yaklaşık 20 dakikadan 1-2 dakikaya inerdi. Görelilik konusunda da yaklaşık 10 kitap sipariş etmiştim. Kitapların çoğunun küçük salonların birinde soyadı Bagiyan olan birinde olduğunu öğrendim. O salona gittim ve kitapları buldum. Ama Bagiyan soyadlı bir fizikçi duymadığımdan ve benim çalıştığım konuda çalışan birisi olduğu için ilgimi çekmişti. Salonda çalışmaya devam edince onunla tanışma fırsatım oldu. Salon dışında konuşmak için yapılan yerlerde sohbet ettik. Bagiyan 4550 yaşlarında idi ve Bilimler Akademisinin Felsefe Enstitüsünde çalışıyordu. Hala doktora tezini bitirememişti. Önceleri teknik bilimler ile ilgili yüksek okul bitirmiş ve sonrada Moskova Üniversitesinin Felsefe Fakültesini. Teknik bilimleri kendisi için bir avantaj sayıyordu. Kendisini daha eğitimli saydığından bana ilgilendiği problemleri heves içinde anlatırdı. Birçok büyük problemi kendi düşünce çerçevesinde çözmüştü.

Çalıştığı konuyu ilginç şekilde anlatmaktaydı: Einstein ünlü formülünü E=mc2 yazarken Marksist felsefeyi bilmediği için cnin üstünde neden 2 olduğunu anlamamıştı. Ama Marksist-Leninist felsefeyle silahlanmış teknik bilimleri iyi bilen Bagiyan doğal olarak bunun nedenini anlayan ilk kişi olmuş. Onun anlatımı göre ışık hızı olan cnin değeri çok büyüktür, c3x10(^10)cm/sn. cm/sn. Böyle büyük bir değerin üstünde küçük bir sayı olmalı ki anlam taşısın! Doğal olarak temel (evrensel) bir sabitin üstünde tam sayı olmalı ve sayı tek değil çift olmalıdır. Bu sayı 0 asla olamaz çünkü ifadenin bir anlamı kalmaz! Sayı 4 olsa çok büyük değer ortaya çıkmakta ve bu durumda en mantıklısı 2 kalmaktadır. Deha olan Einsteinın bile elbette böyle önemli felsefi derinlikli sonucu anlaması olanaksızdı! O zamanlar Bagiyanı geometriden iyi bilinen ama hiç kimsenin açıklamadığı (ve açıklamaya da çalışmadığı!) bir problem ilgilendirmekteydi. Ne yazık ki uzun yıllar boyunca düşünmesine rağmen, ne Marksist-Leninist felsefe ne de teknik bilgileri ona yardım edememişti.

Geometriden bilinen iki nokta arasındaki uzaklık formülü d12=[(x2-x1)2+(y2-y1)2]1/2. Bu ifade d21=[(x1-x2)2+(y1-y2)2]1/2 şeklinde de yazılabilmektedir. Bagiyan bu formüllerde olan 12 ve 21 gibi sayıların neden böyle ifadelerde olduğunu düşünmeye başlamış. Kapitalist bilim adamları gerekli felsefeyi iyi bilmediklerinden ve temel bilimler ile ilgili çalışan Sovyetlerdeki bilim adamları da kötü şekilde bildiklerinden Bagiyanın eline çok iyi bir fırsat geçmişti ve o da bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Bagiyan 12 ve 21 üzerinde, neden başka güzel sayılar değil de bunlar, üstelik 21 çiftte değil diyerek düşünceye dalmıştı. Bende herkes gibi bu ifadelerin iki nokta arasındaki mesafe olduğunu ve sayılarında birinci ve ikinci noktaları gösterdiğini biliyordum. Ama bilimin derinliklerine Bagiyan gibi inemezdim! Bu nedenle de basit bilgilerimle onun kafasını karıştırmak istemedim. 4550 yaşlarına gelmiş ve halen doktorasını yapamamıştı (keşke Türkiyede yaşasaydı, bu kadar çalışmakla, bazıları gibi kesin profesör olmuştu). Yaklaşık on yıl kadar sonra Bagiyanla Moskova üniversitesinde karşılaşmıştım ve çok mutlu görünüyordu. Doktora tezini hazırladığını (savunmasını bitirdiğini değil) ve iki kişinin daktiloda yazdığını söylemişti. Sonraları, bir daha onunla karşılaşamadım. Ama daha önceleri, 60ıncı yıllara kadar doktorasını yapmış felsefeciler ve bazı fizikçiler, büyük fizikçileri, özellikle Einstein ve Heisenbergi Marksist felsefeyi anlamadıkları için ve fizikte aptalcasına fikirler ileri sürdüklerinden dolayı hep eleştirirlerdi. Kuantum fiziği, sibernetik bilimi ve Darwinin teorisi yerle bir edilirdi ve bu durum Sovyetlerdeki bu bilim dallarının gelişmesine, 30-40lı yıllarda büyük darbe vurmuştu. Marksist felsefesinin Sovyet bilimine yaptığı engellerden farklı örnekler yukarıda gösterilmiş oldu. 30-40lı yıllarda değil, daha önceleri bile Sovyetler Birliğinde eğitim ve bilim çok hızla gelişmekteydi. Çünkü oradaki felsefeciler ve genelde ideoloji cephesi var güçleri ile eğitimi ve bilimi kapitalist ideolojisinden koruyordular, ama gelişmesini istiyorlardı. Fizik bölümlerimizde ise daha eğitimli ve bilimsel çalışma yapabilen doktoralı gençler kovulmakta, mahkeme kararı ile dönebilmektedir. Buna rağmen gerekli kadrolarını alamamaktalar. Çok daha kötü bilimciler her türlü desteği (bazen inanması çok zor!) görmekteler. Bunların nedeni nedir? Bunların nedeni ne felsefe, ne ideoloji ne de din değildir. Neden, kişilere istediklerini yapma olanaklarının verilmesidir.

Prof. Dr. Oktay HÜSEYİN (Guseinov) Emekli Öğretim Üyesi

Araş. Gör. Murat ERTÜRK (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi)


Etiketler:  




Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
murat Ertürk
murat Ertürk

Yazar Hakkında:
Aras. Gor.
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim