GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Kimya arrow Sözleşmeyle ve Doğal Hukukla Siyaset Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Şub 16 2008
Sözleşmeyle ve Doğal Hukukla Siyaset Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Cumartesi, 16 Şubat 2008
Okunma: 1040 kez

ALTHUSIUS 17. yy.ın başından itibaren siyaset teorisi ilahiyattan daha da ayrıştı. Bir Alman olan Johannes Althusius (1557-1638) din değil toplumsal gruplar üzerine bina olan bir sözleşme teorisi vücuda getirdi. Buradaki sözleşme fikri hem top­lumsal grupları hem de hükümdar/tebaa ilişkisini açıklamak üzere kullanılıyor. Çeşitli grupların- aile, şirket, yerel cemaat, ulus- farklı görevleri vardır ve farklı sözleşmelerle oluşturulurlar.  Egemenlik daima halktadır, yani, bireylerde değil ama toplumda hiyerarşik biçimde, aileden devlete, dizilen organik gruplardadır. Halk kral ve memurlarına sözleşmeye sadık kalmaları koşuluyla iktidarı verir. Althusius, bu yolla, kral ve bürokrasinin egemenlik daima halkta olmak kaydıy­la nasıl belirli bir gücü muhafaza ettiğini açıklayabilmiştir. Bu rıza ile, gruplar arasındaki sözleşme ile açıklanır, belirli dini kavramlarla değil.

GROTIUS
Ulusal devletler kurulduğu zaman bu bağımsız devletlerin arasındaki ilişkiler sorusu gündeme geldi. Artık aralarındaki ilişkiyi düzenleyecek herhangi bir kurum kalmamıştı; ayrıca, ulusal devletlerdeki yasal anlayışlar kanunların ulusal bir kral tarafından yapılması ve bundan dolayı sadece kendi devletinde uygulanabilir olduğu kanaatine dayanıyordu. Danimarkalı hukukçu Hugo Grotius (ya da de Groot, 1583-1645) doğal hukuk fikrine geri dönerek ikileme hukuki bir çözüm sağladı: Tekil ulusal devletlerden üstün olan ve aralarındaki ilişkileri dü­zenleyen belirli kanunlar vardır. Doğal hukuk fikrini geliştirerek Grotius belirli devletlerin hukukundan üstün olan uluslararası bir hukuk için temel temin et­miş oldu. Bu noktadaki çabası takdir topladı ve Milletler Cemiyeti, Nuremberg Duruşmaları ve Birleşmiş Milletler ile sonuçlanan uluslararası hukuk kavramı­na dahil olmuş oldu. Grotius, Otuz Yıl Savaşları sırasında (1618-48) yaşamıştır. Dini-siyasî çatışmaların bir sonucu olarak 1618'de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı, fakat Fransa'ya XIII. Louis'ye kaçtı (bir kitaplıkta gizlenmek suretiy­le) ve orada diğer faaliyetlerinin yanı sıra diplomat olarak İsveç'in hizmetine girdi (1634). Ancak Kraliçe Christina, O'nu İsveç'e bir emirle davet edince sert iklim ve zayıf bedeni ölümünü getirdi. (Descartes'in beş yıl sonra buradaki talihsiz ölümüyle karşılaştırın.) Otuz Yıl Savaşları anlaşmazlığa düşen devletlerin tabi olacağı bir hukuk sistemini kamçılamıştır. Bu savaş ayrıca kamusal olan siyasî ve yasal meseleler ile özel olan dinî sorular arasında bir ayrıma yol açmıştır Grotius tüm bu fikirleri ifade etmiştir. Stoacılıkla gelişen ve Hıristiyan ilahi­yatına kadar gelen doğal hukuk fikri Grotius tarafından teolojik ve dini törensel tabanından arındırılmış bir biçimde uyarlanmıştır. Bu Hıristiyan karşıtı bir görüşün ifadesi değil, fakat doğal hukukun siyasî ve yasal tarafların dini olandan daha ayrışmış bulunduğu yeni bir duruma uyarlanmasıydı. Eğer uluslararası hukuk herkese uygulanacaksa doğal hukukun esasları Hıristiyan ilahiyatından bağımsız olmak zorundaydı. Böylece devletler arasında ve devletlerin kendi içinde siyasî ve yasal anlaşma için daha seküler bir temel aranıyordu. Bu an­lamda Grotius, yeni bir durum için doğal hukuk fikrini güncellemiş oldu.

Grotius'un en bilinen çalışması The Law of War and Peace'tir (Savaş ve Barış Hukuku, "Dejure belli ac pacis"). Başlıktan da anlaşılacağı üzere Grotius, burada savaş da dahil olmak kaydıyla tüm koşullara uyarlanabilecek bir hukuk fikri üzerinde durur: Tanrı tüm insanlara dostluğu doğal bir ihtiyaç olarak bah­setmiştir (appetitus societatis) ve bu vahiy veya ilahiyattan bağımsız olarak tüm insanlarca farkına varılabilir bir durumdur. Huzurlu bir birlikte yaşam ihtiyacı temeldir ve bunun gerçekleşmesi için herkesin belirli kanunlara saygı duyması zorunludur. Örnek verirsek, vaatler tutulmalı, eşitlik uygulanmalıdır. Bu doğal hukuk teorisi Tanrının Yaratıcı ve normların vericisi olarak kabul edildiği iradeci görüşün reddini gerektiriyordu (Luther ile karşılaştırın). İşler iradecilerin iddia ettiği gibi değildir, yani, Tanrının tüm zamanlarda irade buyurduğu şey ta­nım olarak doğru değildir; bilakis, Tanrı doğruyu irade buyurur zira O, zaten doğrudur. Sonuç olarak doğru sürekli ve evrenseldir ve herkes tarafından tanı­nabilir.

Grotius bir devletin uluslararası cemiyetin eşit bir üyesi olabilmesi için ye­rine getirilmesi gereken bazı koşullardan bahseder: Devletin, geniş mi küçük mü olduğu değil istikrarlı olması ve antlaşmaların gereğini yerine getirmesi önemlidir. Bunlar bugün de kullanılan kriterlerdir. Elbette, bu uluslararası hukuku uygulayacak bir kurumun olmaması problemi vardır. Böyle bir kurum, belirli ölçüde Orta Çağ'da Kilisede mevcuttu. Fakat Reformdan sonra Kilise bölündü ve büyük ölçüde belli devletlerle bütünleşti.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim