GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Psikoloji arrow Astronomi - Kopernikus ve Kepler Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Şub 16 2008
Astronomi - Kopernikus ve Kepler Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Cumartesi, 16 Şubat 2008
Okunma: 1698 kez

Sıradan insanın öz-imajını belki de en fazla etkileyen bilimsel büyük değişim astronomideki dünya merkezli görüşten güneş merkezli bakış açısına geçiştir. Astronomlar hipotetik-tümdengelimli metodu ve maddî cisimler ile hareket kavramlarını da kullanırlar. Bununla birlikte bunların deneysel temeli deneyden ziyade sistematik gözlemdir. ( www.genbilim.com )

Sonuç olarak üç farklı deneyim anlayışını gös­termekte fayda olabilir:
1- Yaşam deneyiminden bahsettiğimiz zaman ne sistematik gözlemi ne de deneyi kastederiz, kastımız bir kişinin şekillenmesinin ve eğitiminin kişisel deneyimle gerçekleştirilmesidir. Psikolojide bu deneyim kavramını çocukların sosyalleşmesi hakkında konuşurken kullanırız. Burada gelişim kavram­ları ve yeterliğin inşası hakkında konuşuyoruz. Örnek olarak, çocuklar rol yapmayı öğrendiklerinde gerçekliği görünümden ayırma ve bu ayrımı top­lumsal durumlarda kullanma yetisini geliştirmiş olurlar. Bu tür yaşam deneyimi kendileri benzer bir deneyime sahip olmadıkça başkalarına iletilemeyecek bir şeyler içerir. Demek ki burada sadece sözlerle aktarılamayan "davranışsal bilgiye" dair bir unsur var. Genellikle bu tür yaşam deneyim­lerini böylesi bir anlayışı kazanmamıza yardım eden başkalarıyla birlikteyken ediniriz. Sonuçta bu tip kişisel deneyim, başkalarının erişimine açıktır.
2- Bilimde sistematik gözlem biçiminde deneyim vardır. Belli kavramlara göre belirli tipteki olayları gözler ve kaydederiz. Siyaset biliminin mefhumları te­melinde, mesela, Yunan şehir-devletini gözlemleriz ve sonucu aynı konuyla ilgili olan diğerlerinin anlayacağı şekilde kaydederiz (Bkz. Aristo). Ya da Galapagos Adalarında sürüngen ve kuşların değişen anatomik özelliklerini gözlemleriz (Bkz. Darwin). Veya gezegenleri pozisyonları ve hareketlerini ölçerek gözlemleriz (Bkz. Tycho Brahe). Sadece "görmeyiz", aynı zamanda belirli kavramlar aracılığıyla kavrarız; her şeyi görmeye çalışmıyoruz, sadece seçilmiş bir çalışma alanında belirli özellikleri anlamaya çalışıyoruz. Sonra sonuç başkalarına faydalı olsun ve özümsenebilsin diye kaydedile­cektir. Öyleyse bu tür deneyim kişiler arası bir biçimde kontrol edilebili­yor. Gözlemleri tanımlarken matematiksel kavramları ölçmek ve kullanmak suretiyle öncelikli olarak ne söylediğimizi başkalarının anlamasını kolaylaştırırız. Bu deneyimler temelinde yeni gözlemlerce kuvvetlendirilebilecek ya da zayıflatılacak hipotezler kurarız; bir başka deyişle, hipotetik tüm dengelimli metodla araştırma yürütebiliriz.
3- Bununla birlikte, belirli vakalarda araştırdığımız deneyimlerin koşullarını etkileyebiliriz. Örnek olarak, düşen nesnelerin tesadüfi gözlemleriyle tat­min olmadık; uygun nesnelerin uygun yükseklikten düşürüldüğü testler dizayn ederiz. Sonuçta, sürekli olarak bize uyan zamanda ve ihtiyacımız olan sayıda yeni deneyime sahip olabiliriz. Bu yolla sabit kalmasını ve değişme­sini istediğimiz faktörleri belirleyebiliriz. Böylece düşen nesnelerin ağırlık ve hacmini sistematik olarak değiştirebiliriz ya da aynı nesne için düşüş mesafesini değiştirebiliriz. Kısaca belirtmek gerekirse, fizikten psikolojiye kadar değişik alanlarda bugün bilim adamlarının yaptığı gibi deney yapabi­liriz. Astronomide ekipmanımızı değiştirerek gözlemsel durumumuzla oy­nayabiliriz; fakat güneş, dünya ve diğer gök cisimleri gibi araştırma nesneleriyle deney yapamayız. Bununla birlikte düşünce bazında deneyler kurgulayabiliriz ve yıldızlarla gezegenlerin hareketlerinin teorik ve teknik model­lerini yapabiliriz.

Bütün bilimler sistematik gözlem anlamında deneyden yararlanır (yukarıda 2. madde); fakat sadece bazı bilimler araştırma nesneleriyle deneye imkân verir (3. madde). Şunu da söyleyebiliriz ki tüm bilimsel faaliyet (araştırmacılar arasında) etkileşimi gerektirir tıpkı bizim sosyalleşme ya da insanoğlunun şekillenmesi adını verdiğimiz öğrenme biçiminde olduğu gibi (1. madde): Bir bili­mi öğrenmek sadece belirli olguların bilgisini edinmek değildir, aynı zamanda bu olguların nasıl keşfedildiğiyle de ilgilidir ve bu belirli düşünme ve eylem tarzlarıyla aşinalığı gerektirir. 16. yüzyılda dünya görüşü üzerine tartışma bu noktalar temelinde izah edilebilir. Gerçek olaylar biliniyor. Biz burada bazı felsefî ilgi noktalarına odaklanacağız.

KOPERNIKUS VE GÜNEŞ MERKEZLİ SİSTEM

Nikolaos Kopernikus'dan (1473-1543) Batlamyus'a kadar giden ve Kilisenin onayını almış olan, süregelen dünya merkezli sistemle çatışan güneşin gezegen sisteminin merkezinde yer aldığı bir astronomik model, heliocentric sistem, geliştirdi. Güneş merkezli sistem yüksek derecede rasyonel ama gözlemsel desteği oldukça zayıf bir kurguydu. Kopernik modeli açıkça Batlamyus modelinden daha basitti ve kullanımı daha kolaydı. Fakat güneş merkezli ilke yeni sayılmaz­dı. Yunan astronomu Aristarkos çok önce güneş merkezli modeli önermişti. Bu­nunla birlikte, teorisiyle, Kopernikus, Kilise ve Aristo geleneğine kafa tutuyordu, Reform ve Rönesans boyunca sürecek bir çatışmayı başlatıyordu. Kopernikus'un derdi bu çatışma değildi. Yaşamının sonunda baskı altında On the Revolutions of the Heavenly Spheres ("Derevolutionibus orbium coelestium") ese­rini yayınladı. Fakat Kopernikus'un teorisi, çok geçmeden zamanının entellektüel ortamında büyük etki yaptı. Güneş merkezli sistem bir devrimdi, ve sade­ce Kilise ile Aristo-Batlamyus geleneği için değil. Halihazırdaki yaşam deneyi­mini de radikal biçimde değiştirdi. Kopernikus, okurlarını kendilerini merkezin dışında tahayyül etmeye ve evreni tamamen farklı bir açıdan gözlemlemeye ça­ğırdı. Teorisi dünyayı ve insanoğlunu tamamen faklı bir açıdan görme yetisini gerektiriyordu: İnsanoğlu, özne olarak evreni ve kendini, tamamen faklı bir ba­kış açısıyla görmek zorundaydı. Bu dönüşlü mesafe koyma ve perspektifin alt üst oluşuna Kopernik Devrimi denir. Kant insan idrakini yeni bir yolla yorum­lamak üzere bu devrimi kullanmıştır. Diğerlerine göre, bu insan aklı ve insanın evrendeki yegane konumuna olan aşırı iyimser inanç, realist bir eleştiri olarak değerlendirildi. Daha önce insanoğlu dünyayı kişisel bir açıdan görüyordu; şimdi bu yanlış kendi kendini ululama halinden vazgeçmek ve kendini sadece evrendeki bir tozdan ibaret saymak zorundaydı! Daha sonraları Darvin’in evrim teorisi ve Freud'un bilinçaltı teorisi ile insan aklına olan yararsız inanç nihayet hak ettiği değeri buldu! Bu teoriler insan aklına ve evrende insanın üstünlüğüne olan geleneksel güvene karşı standart eleştiri kaynağı oldu. Fakat bu eleştiri elbette eleştirmenlerin insana ilişkin kötümserlikleri için makul gerekçeleri olmasını- ve eğer böyle bir idrake sahip iseler, işler henüz çok kötü de­ğildir öngörür.

Sonuç olarak sistematik gözlem ve matematik modellere dayanan güneş merkezli teori geleneksel yaşam deneyimine bir karşı çıkışı temsil ediyordu. Bu insanoğlunu bir özidrak krizine götürdü. Dünyanın durması ve güneşin gökyü­zünde hareket halinde olmasına ilişkin gözlerimizin tanıklığına güvenemeyiz. Farklı deneyim tipleriyle alakalı tartışmamıza atıfta bulunarak bilimsel deneyi­me dayanan yeni teorilerin (2. tip), insanoğlunun yaşam deneyimini (1. tip) dö­nüştürdüğünü söyleyebiliriz. Farklı bir ifadeyle, insanın kendine bakışı bilimsel hale geldi.

Fakat bu insanın kendine bakışındaki değişim muğlaktı. Bu sadece, insanın ov tür kozmik alçalmasını temsil etmemiş aynı zamanda insana yeni ve olumlu bir öz-bilinç vermiştir: Yeni dünya görüşü, göksel alanların eşsiz olduğu ve evrende insanoğlunun yerleştiği kısma nitelik olarak üstün olduğu inancını yıkmıştır. Bundan başka insanoğlunun evreni keşfederken kaydettiği ilerlemeden dolayı bir yeni, olumlu öz-imaj potansiyeli vardı; burada Aydınlanma zamanın­da yükselen ilerlemeye olan seküler ve bilimsel inancın kökleri yatar. Bu belki de küstah, lakin kesinlikle olumsuz olmayan bir öz-imajdı.

KEPLER VE GEZEGENLERİN YÖRÜNGELERİ

Daha sonraları gelen pek çok öncü gibi Johannes Kepler (1571-1630) eski ve yeni arasında gerilim halini yaşadı.6 Göksel alanların nitelik olarak dünyadan farklı olduğu fikrine karşı çıktı ve gezegenlerin yörüngelerinin mekanik açıklamalarını aradı. Fakat, Kepler'e göre, gezegenlerin hareketinin matematiksel ka­nunları derin bir metafizik boyutta saklıydı. Matematik ve metafiziğin bu karı­şımı- Pythagorculara kadar giden daha eski düşünceyle bir ilişkiye işaret eder. Kepler Tanrının bir matematikçi olduğuna ve matematiksel formların duyuların tahrife açık dünyasına üstün olduğuna kanaat getirmişti. Aynı zamanda yüksek ve alçak, evrendeki her şeyin mekanik açıklamalarına olan ilgi yeni doğa bilim­lerinin oluşumuna yardım etmiştir.

Kepler Kopernik modelini uyarlamıştır: Gezegenlerin yörüngeleri sabit bir hızla hareket eden cisimlerle birlikte dairesel değildir, güneş odak noktası olmak kaydıyla eliptiktir. Göksel bir cisim güneşten uzaklığına bağlı olarak deği­şen hızlarda hareket eder. Bu uyarlamaları bir Danimarkalı astronom olan Tycho Brahe'nin (1546-1601) gözlemleri yardımıyla yapmıştır. Böylece Kepler gezegen hareketi kanunlarını formüle edebilmiştir. Bu yolla muhteşem bir bi­çimde Kopernik modelini sadeleştirebilmiştir. Bu, hangi modelin gerçekliğe en iyi tekabül ettiği problemini tahkim etmiştir. Güneş merkezli teori sadece "daha ekonomik" (daha basit) değil de aynı zamanda doğru olamaz mı? Sonuç olarak Kiliseyle çatışma alevlendi. Newton'un yerçekimi kuvveti teorisi daha sonra gezegenlerin niçin değişen hızlarda eliptik yörüngelerde hareket ettiğini açıklayabildiği zaman güneş merkezli sistem argümanı buna uygun olarak tak­viye edilmiş oldu: Kopernik-Kepler teorisi bilimin bir başka merkezi teorisinin güçlü desteğini kazanmış oldu.

Yaşamının sonuna doğru Kepler büyük general Wallenstein'ın baş astrono­mu oldu ve O'nun yıldız falına baktı. Ayrıca annesinin büyücülükle suçlanması­nı engellemek için acı bir mücadele vermek zorunda kaldı.

KEPLERİN GEZEGEN HAREKETİ KANUNLARI
1- Her elipsin bir odağı güneş tarafından işgal edilmek suretiyle gezegenler eliptik yörüngelerde hareket eder.
2- Güneş ve gezegeni bağlayan yarıçap vektörü eşit zamanda eşit alanlar ayı­rır.
3- Herhangi iki gezegenin devir dönemlerinin kareleri ortalamalarının küpü gü­neşten uzaklaşırken aynı orandadır. (Ortalama mesafe elipsin büyük ekse­ninin uzunluğunun yarısı kadardır.)


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
Untitled 1
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
Nbrsin: Ne yapýyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim