Okunma: 606 kez
HIV infeksiyonun doğal seyri yedi evreye ayrılmaktadır:
1. Virusun alınması : HIV, cinsel ilişki, kontamine kan ve kan ürünleri ile ve anneden bebeğe geçiş ile alınmaktadır.
2. Primer HIV infeksiyonu : Semptomatik primer HIV infeksiyonu %50-90 oranında rapor edilmiştir.
Virus alındıktan semptomlar başlayana kadar geçen süre genellikle 2-4 haftadır.
Tipik semptomlar: ateş , adenopati , farenjit , döküntü (yüzde ve gövdede eritematöz makulopapuler, ağız, özefagus ve genital bölgede mukokutanöz ülserasyonlar), miyalji veya artralji, diare, bulantı, kusma, meningoensefalit olarak rapor edilmiştir.
HIV infeksiyonu düşünüldüğünde HIV'ye özgü antikor testleri yapılmalıdır ancak
akut HIV infeksiyonunun ilk haftalarında standart ELİSA ve Western blot
testleri ile HIV antikorlarının çoğunlukla saptanamayacaği akılda tutulmalıdır,
serum HIV p24 antijen seviyesi ölçülebilir. İlk 24 saat içinde bile yüksek p24
antijenemi seviyeleri tespit edilebilir. HIV infeksiyonundan kuvvetle şüphelenilen
ve p24 antijenemi tespit edilemeyen hastalarda HIV RNA PCR yapılmalıdır.
Akut semptomlar 1-4 ortalama iki hafta içinde geçer.
3. Serokonversiyon : Virusun alınmasından
6-12 hafta içinde gerçekleşmektedir.
4. Klinik olarak latent dönem :
Hasta bu dönem boyunca asemptomatiktir.
Persistant Generalize Lenfadenopati (PGL) (inguinal bölge dışında komşu olmayan
iki farklı lenf nodu bölgesinde büyümüş lenf nodları) tespit edilebilir.
Bu dönemin süresi infeksiyonun bulaşma yoluna, hastanın yaşına, virusun
virulansına bağlı olarak değişmektedir, ortalama 7-10 yıldır.
5. Erken semptomatik HIV infeksiyonu :
Hastaların çoğu asemptomatik olarak kalabilirler.
6. AIDS : CD4 sayısı 200
/mm3 altına inmiştir ve AIDS indikatör hastalıkların hepsi görülebilir.
7. İlerlemiş HIV infeksiyonu :
CD4 sayısı 50mm3'ün altına düşen hastaları kapsar.
KLİNİK BULGULAR
1) Dermatolojik bulgular
Deri hastalıkları HIV infeksiyonun sık karşılaşılan komplikasyonlarındandır.
Erken HIV infeksiyonunda sadece HIV için risk faktörü olan deri hastalıklarına(genital
herpes infeksiyonu, genital siğil) rastlanır.
Kaposi sarkomu(KS) da bu evrede ortaya çıkabilir.
Erken semptomatik dönemde kandidiasis, oral hairy lökoplaki, herpes zoster,
psöriasis, seboreik dermatit ile karşılaşılır.
AIDS tablosu geliştiğinde ise infeksiyonlar kronik hal alır ve deride fırsatçı
infeksiyonlar (kriptokokkosis, histoplazmozis) görülebilir.
A) Derinin infeksiyon hastalıkları
a) Bakteriyel
b) Viral
c) Parazitik
B) Hipersensitivite reaksiyonları
a) İlaç reaksiyonu
b) Fotosensitivite
c) Pruritik follikülitler
d) Papulosküamöz hastalıklar
2) Oral Kavite Lezyonları
HIV infeksiyonunun seyri sırasında oral kavitede pek çok lezyon ortaya çıkabilir.
Tablo 1 . HIV İnfeksiyonunda görülen oral lezyonlar
|
Fungal
|
Bakteriyel
|
Viral
|
Neoplastik
|
Diğer
|
|
Kandidiasis
|
Gingivit
|
HSV
|
Kaposi s.
|
Rekürren aft
|
|
Psödomembranöz
|
Periodondit
|
H.zoster
|
NHL
|
|
|
Eritematöz
|
Stomatit
|
CMV ülseri
|
|
|
|
Angular çelitis Hiperplastik
|
Klebsiella
Nekrotizan
|
Hairy lökoplaki
|
|
|
|
Histoplazmosis
|
Basiller anjiomatosis
|
|
|
|
|
Kriptokokkosi
|
|
|
|
|
|
Aspergillosis
|
|
|
|
|
3) Gastrointestinal sistem tutulumu
A) Özefagus hastalıkları : AIDS hastalarındaki en sık
özefajial yakınma disfaji olup (yutma güçlüğü), bunun en sık nedeni de
özefajial kandidiasisdir .
Herpes ve CMV özefajiti, primer lenfoma, kaposi sakomu, histoplasmosis de diğer
hastalıklardır.
B) Mide, ince barsak ve hepatobiliyer sistem
bozuklukları :
Bulantı, kusma, hematemez ve karın ağrısı en sık karşılaşılan yakınmalardır.
CMV gastriti tek başına ya da özefajial CMV ülserleriyle birarada
bulunabilir.
Gastrik kaposi sarkomu çoğunlukla asemptomatiktir, nadiren bulantı,
erken doygunluk hissi ve gastrointestinal kanamaya neden olabilir.
C)Enterokolit : Diare, AIDS hastalarının yarısından
fazlasında, hastalığın seyri sırasında herhangi bir zamanda ortaya çıkmaktadır
ve önemli morbidite, mortalite nedenlerindendir. AIDS'e bağlı diareye sıklıkla
neden olan infeksiyöz ajanlar tabloda gösterilmiştir (Tablo-2 )
Tablo 2 . AIDS'e bağlı diareye sıklıkla neden olan infeksiyöz
ajanlar
|
Bakteriler
|
Salmonella, Shiggella, Campylobacter sp,
Clostridium difficile
|
|
Parazitler
|
Cryptosporidium, Isospora, E. histolytica,
Giardia, Microsporidia, Strongyloides
|
|
Mikobakteri
|
Mycobacterium avium intracellulare, Mycobacterium
tuberculosis
|
|
Viruslar
|
CMV, adenovirus, astrovirusHIV (AIDS enteropatisi)
|
AIDS'e bağlı kronik diarenin en sık nedeni Cryptosporidium
infeksiyonudur. Sulu diare, kilo kaybı, karın ağrısı, bulantı ve kusma yakınmalarına
neden olur.
4) Pulmoner hastalıklar
HIV infeksiyonun seyri sırasında karşılaşılan pulmoner hastalıkların
çok geniş bir spektrumu vardır .
Tablo 3. HIV infeksiyonun pulmoner komplikasyonları
|
bakteri
|
Mantar
|
Virus
|
Protozoa
|
Tumor
|
|
M. tuberculosis
|
Pneumocystis carinii
|
Cytomegalovirus
|
Toxoplasmagondii
|
Kaposi S
|
|
M. kansaii
|
Cryptococcus neoformans
|
Herpes simplex
|
Cryptosporidium
|
NHL
|
|
Streptococcus pneumoniae
|
Histoplasma capsulatum
|
Adenovirus
|
Microsporidia
|
|
|
Haemophilus influenzae
|
Coccidioides immitis
|
|
|
|
|
Group A Streptococcus
|
Aspergillus fumigatus
|
|
|
|
|
Staphylococcus aureus
|
Blastomyces dermatitidis
|
|
|
|
|
Moraxella catarrhalis
|
|
|
|
|
|
Pseudomonas aeruginosa
|
|
|
|
|
|
Enterobacteriaceae
|
|
|
|
|
|
Nocardia asteriodes
|
|
|
|
|
|
Legionella pneumophila
|
|
|
|
|
|
Rhodococcus equi
|
|
|
|
|
Pneumocystis carinii Pnömonisi (PCP), ateş, gece terlemesi kilo kaybı,
artan öksürük ve nefes darlığı yakınmalarının olduğu, yavaş ilerleyen bir
pnömonitis tablosuyla karşımıza çıkar.
PCP vakalarının % 95'inde CD4 sayısı 200 /mm3'ün altındadır. Akciğer grafisinde
sıklıkla bilateral, simetrik retiküler veya granüler opasiteler tespit edilir.
Tedavide TMP-SMX ilk seçenek olarak kullanılmaktadır.
CD4 sayısı 200/mm3'ün altına düştüğünde PCP riski arttığı için yine
TMP-SMX ile primer proflaksi başlanmalıdır; PCP epizodu geçiren hastalarda da
ilk 6 ayda % 35, bir yılda % 60 rekürrens saptandığından sekonder proflaksi yapılmalıdır.
HIV ile infekte hastalar, Mycobacterium tuberculosis infeksiyonun hem latent
formunun reaktivasyonu hem de primer formunun hızlı progresyonuna duyarlıdırlar.
Tüberküloz HIV infeksiyonun seyri sırasında erken evrelerde görülmektedir.
Amerikan Toraks Cemiyeti ve CDC, HIV ile infekte hastalarda ppd ile 5 mm ve üzerinde indurasyon
oluşmasını pozitif olarak kabul etmektedir.
Tüberküloz, infeksiyonun seyri sırasında ne kadar erken ortaya çıkarsa
kliniği o kadar tipik olmaktadır. İlerlemiş HIV infeksiyonu döneminde orataya çıkan
tüberküloz ise, çoğunlukla dissemine olmakta, alışılmamış radyolojik bulgularla
seyretmektedir .
Tanıda kültür ve PCR kullanılmaktadır.
Tedavide yetişkin hastalar için önerilen rejim ilk 2 ay boyunca isoniazid (INH)
300mg/gün, rifampin 600mg/gün, pirazinamid 20-30 mg/kg/gün ve etambutol 15
mg/kg/gün kombinasyonu, en az 4 ay da INH ve rifampin ile ikili tedavidir.
Antitüberküloz ilaç yan etkilerine HIV pozitif hastalarda daha sık
rastlanmaktadır , hastalar klinik olarak ve laboratuar değerleri ile takip
edilmelidir.
HIV infeksiyonu ilerleyip CD4 sayısı 50/mm3'ün altına düşünce
Mycobacterium avium complex (MAC)'e bağlı hastalık görülmektedir . AIDS
hastalarında MAC hastalığı sürekli bakteremi ile karakterizedir. MAC, kemik iliği,
karaciğer, dalak, lenf nodları, deri, beyin, adrenal ve böbrek gibi pek çok
organı infekte edebilir
5) Kardiyak tutulum
HIV infeksiyonu seyri sırasında en sık tespit edilen kardiyovasküler
problem perikardittir.
Ekokardiyografi ile tespit edilen perikardiyal effüzyon insidansı %38 olarak
bildirilmiştir . Spesifik mikroorganizmaların (M. tuberculosis) ya da nonspesifik
viral infeksiyonların neden olduğu perikardit, kalp yetmezliği ve kaposi
sarkomu perikardiyal effüzyon nedenleri arasındadır.
6) Hematolojik bulgular
Anemi, AIDS hastalarındaki en sık hematolojik bozukluktur.
Anemi çoğunlukla kronik hastalık anemisi formundadır.
Gastrointestinal sistemin KS veya lenfomatöz tutulumu, kronik kan kaybı ile
demir eksikliği anemisine neden olabilmektedir.
Lenfopeni, HIV infeksiyonun en önemli lökosit bozukluğudur.
HIV ile infekte hastalardaki en sık trombosit bozukluğu trombositopenidir.
7) Endokrin sistem hastalıkları
HIV ile infekte hastaların büyük çoğunluğunda ön hipofiz fonksiyonları
normal bulunmakla beraber, otopsi çalışmalarında patolojik bulgulara
rastlanmaktadır, hipofizin Pneumocystis carinii, CMV ve toksoplazma tarafından
tutulduğu gösterilmiştir .
Hipogonadizm, kliniğe en sık yansıyan endokrin bozukluktur. AIDS'lu erkek
hastaların yarısından fazlasında libido azalması, % 30'unda da genellikle düşük
testesteron seviyelerinin eşlik ettiği impotans mevcuttur.
Plasma kolesterol seviyesi HIV infeksiyonun erken dönemlerinde düşer. LDL
kolesterol seviyesi progresif olarak düşerken, ileri evrelerde VLDL
seviyelerinde yükselme tespit edilir. Hastalık asemptomatik dönemden AIDS'e doğru
ilerlerken plazma trigliserid (TG) seviyeleri de yükselir.
8) Renal tutulum
HIV ile infekte hastalarda en sık görülen elektrolit bozukluğu hiponatremidir.
Hiponatremi nedenleri arasında diarenin neden olduğu ekstrarenal sıvı kaybı ve
uygunsuz ADH salınımı yer almaktadır. Santral Sinir Sistemi (SSS)'ne ve akciğerlerde
yerleşen oppurtunistik infeksiyonlar ADH salınımı uyarmaktadırlar .
HIV ile infekte hastalarda her tip renal parenkimal hastalık görülebilir, ancak
daha çok infeksiyona spesifik olan iki renal patoloji mevcuttur. Bunlarda
birinde glomerullerde immun kompleks depolanmasıyla giden proliferatif
glomerulonefrit ve yol açtığı renal yetmezlik söz konusudur. Diğer glomeruler
hastalık ise HIV-ile ilintili nefropatidir. Histolojik olarak, tubuler
dilatasyon ve atrofiyle interstisyel fibrozisin eşlik ettiği fokal segmental
glomeruloskleroz mevcuttur.
9) Nörolojik komplikasyonlar
HIV hem santral sinir sisteminde (SSS) hem de periferik sinir
sisteminde değişik klinik tablolara neden olabilen nörotrofik bir virustur
(Tablo 4).
Tablo 4. HIV-1 infeksiyonunun nörolojik komplikasyonları
|
Opportunistik infeksiyonlar
|
Serebral toksoplazmosis
Kriptokokkal menenjit
Progresif multifokal lökoensefalopati (PML)
Sitomegalovirus ensefaliti, poliradikulopati
|
|
Opportunistik neoplaziler
|
Primer SSS lenfoması
Metastatik lenfoma
|
|
Metabolik, toksik ve diğer komplikasyonlar
|
Hipoksik ensefalopati
sepsis
Stroke
|
|
Fonksiyonel bozukluklar
|
Anksiete
Psikotik depresyon
|
|
HIV-1'in primer etkisiyle ortaya çıkan tablolar
|
AIDS demans kompleksi
Distal sensory polinöropati (DSP)
|
|
Otoimmun hastalıklar
|
Guillain-Barré sendromu
Kronik inflammatuar demyelinizan polinöropati
|
A) Opportunistik infeksiyonlar
Toksoplazmozis
Daha önceden Toxoplasma gondii ile infekte AIDS hastaları da, SSS
toksoplazmozis gelişimi için risk altındadırlar. Toxoplasma gondii için
seropozitif AIDS hastalarında % 20-47 oranında toksoplazma ensefaliti gelişmektedir
.
SSS çoğunlukla multifokal olarak tutulduğu için hastalık kendini, mental durum
değişikliği, nöbet, kuvvet kaybı, serebellar disfonksiyon, hareket bozuklukları
ve nöropsikiatrik yakınmalar gibi çok geniş bir spektrumda gösterebilir.
Hemiparezi en sık fokal nörolojik bulgudur.
Toksoplazma ensefaliti saptanan AIDS hastalarının % 80-95'inde, CD4 sayısı
100/mm3'ün altındadır. BOS bulguları normal olabileceği gibi protein değerinde
yükseklik ve hafif pleositoz saptanabilir. Toksoplazma ensefaliti olan AIDS
hastalarının hemen hemen hepsinde serum anti-toksoplazma IgG pozitiftir.
Bilgisayarlı tomografide (BT) tipik olarak multipl, bilateral, hipodens ve çoğunlukla
basal ganglia ile kortikomedüller bileşkeye yerleşmiş kitleler tespit edilir.
Kriptokokkozis : Cryptococcus neoformans, kapsülle çevrili 4-6 mm çapında bir mayadır ve
HIV ile infekte hastaların % 6-10'unda hastalığa neden olmaktadır . AIDS'lu
hastalarda toksoplazmozis ve lenfomadan sonra üçüncü en sık SSS hastalığıdır.
Kriptokokkal menenjit bulguları nonspesifiktir, sıklıkla ateş, başağrısı ve
halsizlik yakınmaları mevcuttur. Ense sertliği ve fokal nörolojik defisit hastaların
sadece üçte biri kadarında tespit edilebilmektedir. Tanıda altın standart, BOS
kültüründe Cryptococcus neoformans üremesidir.
Sitomegalovirus infeksiyonu: Cytomegalovirus (CMV) infeksiyonu AIDS'lu
hastalarda çok sıktır ve korioretinit, özefajit, kolit, pnömoni ve değişik
nörolojik hastalıklar gibi farklı klinik tablolara neden olabilmektedir.
CMV retiniti AIDS hastalarında % 40 oranında görülmektedir. İlk semptomlar çoğunlukla
görme keskinliğinin azalması ve tek taraflı görme kaybıdır. Tek taraflı başlayan
tablo eşlik eden viremi nedeniyle sıklıkla bilateral karakter kazanmaktadır.
B) Opportunistik neoplaziler
Primer SSS lenfoması : AIDS hastalarının % 5'inde
görülen B hücre kökenli bu lenfomalar, progresif fokal veya multifokal
nörolojik defisitlere neden olurlar. Tüm beyine 4000 cGy radyoterapi ile tedavi
edilen hastalar bildirilmekle beraber, tedavi sonrası yaşam süresi 2-5 aydır .
C) AIDS-Demans Kompleksi
Kognitif, motor ve davranış disfonksiyonu ile giden bir tablodur.
Genellikle HIV infeksiyonun geç evre komplikasyonlarındandır.
D) Nöropati
AIDS hastalarındaki en sık nöropati, distal periferik
nöropatidir. Duyusal semptomlar motor disfonksiyonun çok önündedir
10) Malignansiler
A) Kaposi Sarkomu (KS)
HIV ile infekte hastalardaki en sık neoplazidir. KS asıl olarak homoseksüel
erkeklerde görülmektedir, kadınlarda ise çoğunlukla eşleri biseksüel olanlarda
tespit edilmektedir.
1994'de AIDS ile ilgili KS'da herpes virus benzeri DNA sekansları
tespit edilmiştir "Human Herpes Virus 8" (HHV8) olarak tanımlanan bu
virus daha sonra AIDS ile ilgili olmayan diğer epidemiyolojik KS formlarında da
tespit edilmiştir.
KS kapiller veya lenfatik kökenli endotelyal neoplazi olarak kabul
edilmektedir.
KS, HIV ile infekte hastalarda daha agresif seyretmektedir. En sık
ciltte yerleşmektedir. Lezyonlar açık tenli hastalarda leylak rengidir, koyu
tenli insanlarda ise kahverengi hatta siyah olabilmektedir.
B) Non Hodgkin Lenfoma (NHL)
HIV ile ilişkili en sık ikinci malignansi NHL'dır. B hücre kökenli, orta veya
yüksek gradeli NHL, AIDS indikatör hastalıklardan biridir.
C) Hodgkin hastalığı
HIV ile infekte hastalarda 2-5 kat fazla tespit edilmektedir
D) Servikal kanser
HIV ile infekte kadınlarda servikal intraepitelyal neoplazi konrol gruplarına
göre daha sık görülmektedir.
E) Anal karsinom
HIV ile infekte hastalarda anogenital HPV infeksiyonu ve neoplazisi sıktır.
ANTİRETROVİRAL TEDAVİ İLKELERİ
Antiretroviral tedavi ile HIV ile ilgili semptomlar başlayana kadar
geçen sürenin uzadığı, CD4 + hücre sayısının yükseldiği, HIV RNA düzeyinin düştüğü
ve özellikle agresif tedavi ile yaşam süresinin uzadığı tespit edilmiştir.
Tedaviye başlamada yol gösterecek laboratuvar parametreleri ise CD4 + T hücre
sayısı ve HIV RNA düzeyidir
Şu anda geçerli görülen tedavi başlama önerileri şunlardır:
- Akut HIV sendromu
tedavi edilmelidir.
- Semptomlar varsa
laboratuar değerleri dikkate alınmadan tedavi önerilmelidir.
- CD4 sayısı 500/mm3'ün
altında olan hastalara semptomatik olmasalar bile tedavi başlanmalıdır.
- HIV RNA titresi 10.000
kopya/mm3'(bDNA) veya 20.000kopya/mm3(RT-PCR)’ün üstünde olanlarda
semptomlar ve CD4 sayısı dikkate alınmadan tedavi önerilmelidir.
- HIV ile istenmeyen
temasa maruz kalanlar (örneğin sağlık personeli) ve HIV ile infekte gebe
kadınlar tedavi edilmelidir.
Antiretroviral tedavide gündeme gelen ilk
ilaçlar, "Reverse Transcriptaz"(RT) inhibitörleridir. RT enzimi,
virus RNA'sından DNA sentezlenmesinde rol oynayan enzimdir. Bu enzimin
inhibitörleri iki grupta toplanmaktadır: Kompetetif inhibitörler (nükleosid RT
inhibitörleri, NRTI) ve allosterik inhibitörler (nonnükleosid RT inhibitörleri,
NNRTI). Daha sonra virusun yaşam siklusunun farklı evrelerine etkili olabilecek
ajanlar araştırılmaya başlanmış ve HIV replikasyonunda gerekli olan proteaz
hedef alınmıştır. Bu çalışmaların sonucunda ilk proteaz inhibitörü 1995 Aralık
ayında FDA (Food and Drug Administration) tarafından onaylanmıştır.
Antiretroviral tedavide kullanılabilecek, FDA tarafından onaylanmış
NRTI ilaçlar tabloda kullanım dozları,ticari isimleri, farmakokinetik
özellikleri ve yan etkileri ile verilmiştir (Tablo 5).
Tablo 3. Proteaz İnhibitörleri
|
|
Proteaz İnhibitörleri
|
|
|
Saquinavir
|
İndinavir
|
Ritonavir
|
Nelfinavir
|
|
Ticari isim
|
Invirase
|
Crixivan
|
Norvir
|
Viracept
|
|
Doz
|
600mg tid
|
800mg tid
|
600mg bid
|
750mg tid
|
|
Farmakokinetik
|
|
|
|
|
|
Oral BY
|
% 4
|
% 14-70
|
% 70-90
|
% 80
|
|
Yemek
|
BY (+)
|
BY (-)
|
BY (+)
|
BY (+)
|
|
Proteinlere bağ
|
% 98
|
% 60
|
% 99
|
% 98
|
|
Atılım
|
Hepatobilier
|
Hepatobilier
|
Hepatobilier
|
Hepatobilier
|
|
Yarı ömür
|
1.5-2 saat
|
1.5-2 saat
|
3-4 saat
|
3.5-5 saat
|
|
Yan etki
|
Diare
Başağrısı
AST, ALT(+)
|
Böbrek taşı
bilirubin (+)
AST, ALT (+)
|
İlaç etkileşimi
Bulantı
TG (+)
|
Diare
AST, ALT (+)
|
|
|
Hiperglisemi*
Yağ redistribüsyonu**
Lipid anormallikleri
Hemofili hastalarında artmış kanama epizodları
|
ACTG 076 çalışması HIV ile infekte gebelerin, gebeliğin 14-34.'ü haftasından
itibaren gebelik boyunca (5x100mg veya 2x300mg po) ve doğum sırasında (2mg/kg
IV 1 saat süreyle ve doğum olana kadar 1mg/kg IV infüzyon), bebeğin de doğumdan
sonra AZT ile tedavi edilmesinin (doğumdan 8-12 saat sonra başlayıp ilk 6 hafta
boyunca 2mg/kg q 6sa şurup) vertikal geçişi % 8.4 oranına kadar düşürdüğünü
göstermiştir .
Tablo 5. Nükleosid
Reverse Transkriptaz İnhibitörleri
|
İlaç ismi
|
Zidovudin
(AZT, ZDV)
|
Didanosin
(ddI)
|
Zalcitabin
(ddC,)
|
Stavudin
(d4T)
|
Lamivudin
(3TC)
|
Abacavir
(ABC)
|
|
Ticari ismi
|
Retrovir
|
Videx
|
HIVID
|
Zerit
|
Epivir
|
Ziagen
|
|
Form
|
100mg kapsül
300mg tablet
10mg/ml IV sol
10mg/ml oral sol
|
25, 50, 100, 150mg tablet
167, 250mg
|
0.375, 0.75 mg tablet
|
15, 20, 30, 40 mg kapsül
|
150mg tablet
10mg/ml oral sol
|
300 mg tablet
20mg/ml oral sol
|
|
Doz önerileri
|
200mg tid
300mg bid *3TC ile birlikte Combivir olarak1 bid
|
Tablet:
>60 kg: 200mg bid
< 60 kg:125mg bid
|
0.75mg tid
|
>60 kg: 40mg bid
< 60 kg:30mg bid
|
150 mg bid
< 50 kg:2mg/kg bid veya Combivir olarak 1 bid
|
300mg bid
|
|
Gıda ilişkisi
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
Yemeklerden 0.5 sa önce veya 1 sa sonra
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
|
Oral biyoyararlanım
|
%60
|
%30-40
|
%85
|
%86
|
%86
|
%83
|
|
Serum yarılanma ömrü
|
1.1 saat
|
1.6 sa
|
1.0 sa
|
1.0sa
|
3-6 sa
|
1.5 sa
|
|
Atılımı
|
AZT-glukorinide metabolize edilirBöbreklerden atılır
|
Böbreklerden atılım %50
|
Böbreklerden atılım %70
|
Böbreklerden atılım %50
|
Böbreklerden atılır
|
Alkol-dehidrogenaz ve glukornyl transferaz tarafından
metabolize edilir
|
|
Yan etkileri
|
Kemik iliği supresyonu:
Anemi ve/veya nötropeni
GI intolerans
Başağrısı
Uykusuzluk
|
Pankreatit
Periferal nöropati
Bulantı
Diare
|
Periferal nöropati
Stomatit
|
Periferal nöropati
|
Minimal toksisite
|
Hipersensitivite reaksiyonı
|
|
|
Hepatik steatoz ve laktik asidoz, NRTI'lerinin
nadir ama hayatı tehdit eden yan etkisidir.
|
Tablo 6. Non-Nükleosid Reverse Transcriptase İnhibitörleri
|
İlaç ismi
|
Nevirapin
|
Delavirdin
|
Efavirenz
|
|
Ticari ismi
|
Viramune
|
Rescriptor
|
Sustiva
|
|
Form
|
200 mg tablet
|
100 mg tablet
|
50,100,200 mg kapsül
|
|
Doz
|
200 mg po qd 14gün sonra 200 mg po bid
|
400 mg po tid
4 tane 100mg tableti 3 veya daha fazla su ile ddI ve antiasitler 1 sa arayla
alınmalıdır
|
600mg po qHS
|
|
Gıda ilişkisi
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
Yemeklerden bağımsız olarak alınır
|
Fazlı yağlı gıdalardan sonra alınmamalıdır
|
|
Oral biyoyararlnım
|
>%90
|
%85
|
yeterli veri yok
|
|
Serum yarılanma ömrü
|
25-30 sa
|
5.8 sa
|
40-55 sa
|
|
Atılımı
|
Sitokrom P450 tarafından metabolize edilir, %80
idrarla, %10 fecesle atılır
|
Sitokrom P450 tarafından metabolize edilir, %51
idrarla, %44 fecesle atılır
|
Sitokrom P450 tarafından metabolize edilir, %14-34
idrarla, %16-61 fecesle atılır
|
|
Yan etkileri
|
Döküntü*
Transaminazlar da yükselme Hepatit
|
Döküntü
Transaminazlarda yükselme
Başağrısı
|
Döküntü
Transaminazlarda yükselme
SSS semptomları**
Maymunlarda teratojenik
|
* :Çalışma sonuçlarına göre, dökünrü yüzünden ilacın bırakılma yüzdesi
nevirapin için % 7, delavirdin için % 4.3, efavirenz için %1.7'dir.
** : Uykusuzluk, garip rüyalar, konfüzyon, konsantrasyon bozukluğu ve
halüsinasyonlar gibi santral sinir sistemine ait yan etkiler hastaların %
52'sinde görülmektedir.
İnsan İmmün Yetmezlik
(HIV) Yapı ve Özellikleri ve Tanıda Kullanılan Laboratuvar Testleri
Kazanılmış İmmün Yetmezlik Sendromu olarak bilinen AIDS etkileri insan
immün yetmezlik Virusu ( HIV ) 1983 yılında izole edildikten sonra geniş çapta
araştırmalara konu olmuştur. Kuzey Amerika ve Avrupa'da yaygın olan tip
genellikle HIV olarak adlandırılırken Batı Afrika'da seropozitif asemptomatik
bireylerden izole edilen yeni subtipe HIV 2 adı verilmiştir. HIV 1 ve HIV 2 suşlarının
birçok biyolojik karakterlerinin benzer olmasına karşın bazı farklılıkların
olduğu saptanmıştır. Örneğin HIV 2 ve HIV 1'e göre seksüel yolla 3 defa ve
vertikal yollada 10 defa daha az bulaşma olasılığına sahiptir. Ayrıca HIV ve
HIV 2 serolojik ve moleküler yapı olarak daha kolaylıkla ayrılabilmektedir.
Ancak bazı yapı proteinleri arasında çapraz reaksiyon mevcuttur.
Tipik bir retrovirus olan HIV infeksiyöz virion yapısı pozitif
polariteli iki adet birbirinin aynı olan tek iplikli RNA içerir; yani
diploiddir. HIV proteinleri " proviral " DNA'dan kopyalanan m-RNA'lar
tarafından kodlanır. HIV'in hücreleri infekte etmesinden sonra erken dönemde
viron RNA'sı revers transkriptaz enzimi tarafından linear çift iplikli DNA
haline çevrilir ve her iki ucunda "lona terminal repeat"ler ( LTRs )
yer alır. Bu linear viral DNA hücre genomuna integre olarak " provirus
" yapısını oluşturur. Genomik viral RNA ve m-RNA 'lar proviral DNA ' dan
hücresel polimeraz II enzimi yardımı ile sentez edilir.
HIV-1'in genom yapısındaki "gag" geni virion kapsid proteinlerinin
öncüllerini, "pol" geni bir çok virion enzimlerinin öncülerini (
proteaz, revers transkriptaz, Rnose H ve integrase) ve "env " geni
zarf glikoproteinlerinin öncülerini sentez eder. transkripsiyon transaktivatörü
(tat) ve viral ekspresiyon regülatörü (rev) virion yapısına girmeyen küçük
moleküler ağırlıklı proteinler olup, virus replikasyonunda önemli fonksiyonları
vardır. Bunun dışında HIV replikasyonu için gerekli olmayan ve
"accessory" olarak adlandırılan bazı genler mevcuttur.
elektron mikroskobik incelemede HIV partikülleri dondurma külahı şeklinde
silindirik bir özyapı içerir ve bu görünümü ile diğer retroviruslardan ayrılır.
Virion nükleokapsid yapısı 100 nm büyüklüğünde olup, ikozohedral bir yapı
içerir. Nükleokapsid yapısı zarflarla çevrilidir. HIV partikülünün membranında
72 adet çıkıntı şeklinde zarf peplomerleri yer alır. Virionun en büyük
moleküler ağırlığına sahip ( gp 160 ) bu çıkıntıların her biri 9-10 nm uzunluğunda
olup ovoid distal uçları 14-15 nm'dir. Zarf glikoproteini olarak bilinen gp 160
iki kısımdan oluşur. Bunlar yüzeyde serbest olarak bulunan gp 120 ( surface =
SU ), yüzey ve membrana gömülü olarak bulunan gp 41 ( transmembrane = TM )
glikoproteinleridir. Gp 120 HIV'in hücre yüzeyindeki reseptörlere tutunması ve
birleşmesinde rol oynar. Bu reseptör T4 hücrelerinde bulunan CD4 reseptörüdür
ki bu kademe virusun konak hücreyi infeksiyonundaki ilk kademedir. Transmembran
proteini olan gp41 virusus hücre içerisine girişinde membranlar arası füzyon
yapma özelliğine sahiptir.
HIV zarf yapısının, hücre plazma membranında bulunan fosfolipiddden
farklı olduğu görülür. Viral zarfda bulunan kolesterol ve lipid içeriği hücre
membranından 2-3 misli daha fazladır. HIV 'in konak hücreden tomurcuklanma ile
olgunlaşması sırasında zarf yapısına B2 – mikroglobulin, insan lenfosit DR
antijenninin alfa ve beta zincirleri olur. Zarfta bulunan bu hücresel
proteinlerin virus replikasyonu ve patogenezde ne derece rol oynadıkları tam
olarak bilinmemektedir.
HIV İnfeksiyonunun Tanı ve İzleminde
Laboratuvar Testleri
HIV duyarlı bir bireye infekte kişiden kan ve kan ürünlerinin
transfüzyonu, cinsel temas ve maternal – fetal geçiş olmak üzere üç yolla
geçer. Serbest virus konakta CD4 ve CCR – 5'in bulunduğu hücreleri enfekte
eder. Bu reseptörlerin bulunduğu bir çok konak hücrede bulunmasına rağmen HIV
virusunun en aktif replike olduğu hücre tipi CD4 + T lenfositleridir. Virus
replikasyon kademelerinin hepsi bu hücrelerde yer alır ve yeni sentez edilen
çok sayıda virion serbest hale geçer.
İnfeksiyonun başlangıcından hastalığın son evresine kadar HIV'i hastanın
çeşitli vucut sıvılarında özellikle plazmada farklı düzeylerde saptamak
mümkündür. İnfekte viral RNA'nın yanısıra proviral DNA'yıda saptamak mümkündür.
İlk HIV infeksiyonunu takiben başlayan asemptomatik dönemde virus kandan,
seksüel sıvılardan ve serviksten izole edilebilir. Serolojik olarak HIV
infeksiyonu takip edilecek olursa akut infeksiyon serumda ilk saptanan virus
merkezi p24 antijenidir. Serokom versiyon meydana gelmeye başladığında hem gp
120,hemde gp24 antijenlerine karşı antikorlar oluşur.
AIDS olgularında HIV infeksiyonunu göstermek gayesiyle iki ana
yöntemden yararlanılır; 1. HIV'e
karşı oluşan antikor cevabının ölçülmesi 2. HIV'in RNA'sının, proviral DNA'sının veya virusun kendisinin
saptanması. Virusa özgül antijenlerin veya enzimlerin saptanması bu gruba alınabilir.
Bunlara ek olarak, CD4 + hücre sayımı özellikle hastalığın evresinin
saptanması ve tedavi protokole hastalığın evresinin saptanması ve tedavi
protokolünün başlaması yönünden önem taşımaktadır.
HIV için kullanılan laboratuvar testlerinin yapılması gereken koşullar şunlardır;
1. Risk altında olan kişiler;
intravenöz uyuşturucu kullananlar, eşcinseller, biseksüel erkekler, çok
partnerli heteroseksüeller, hemofili hastaları veya sık kan transfüzyonu alan
bireyler ve eşleri. 2. HIV
pozitif anneden fetüse ve yenidoğan bebeğe geçişin saptanması. 3. HIV pozitif olduğu saptanan kişilerin
takibi. 4. AIDS hastalarına
verilen tedavin etkinliğinin saptanması.
HIV infeksiyonunun saptanmasında kullanılan serolojik testler; ELİSA ; Güvenilir ve çabuk sonuç alınması
yönünden tanıda en fazla ELİSA yöntemi kullanılmaktadır genellikle immobilize
edilmiş HIV antijeni kullanılarak kompetetif olmayan indirek boyama yöntemi
kullanılmaktadır. Çabuk aglütinasyon
Tarama testi ; ELİSA dan sonra kabul edilen en etkin testtir. Antijenle
kaplı ladeks boncuklarıyla hasta serumunun karıştırılması ve ışık mikroskobunda
değerlendirilmesi esasına dayanır. Tek dezavantajı duyarlılığın değişken olmasıdır.
1. Western Blot; HIV'e özgül
antikorun saptanması ve doğrulanması için en sık kullanılan testtir. 2. Radioimmunoprecipitation Assay; HIV
–1 ve HIV – 2 ile in fekte kişilerin immun durumu göstermekte kullanılan bir
testtir. 3. İndirek immun
Floresan testi: Westen Blot ve ELİSA ile devamlı pozitif çıkan olguları doğrulamak
için kullanılır.
Virus izolasyonu ve kültürü; Aktif infeksiyonu göstermek için en kesin
tanı virüsün izolasyonudur. Hastadan alınan klinik örneğin HIV üremesine uygun
olan hücre kültürü ile beraberce kültürü yapılır. Virus üremesi p24 antije,
viral yük veya revers transkriptaz saptanması yöntemiyle ortaya çıkarılır.
CD4 +T hücre sayımı; HIV infeksiyonunda hastalığın ilerlemesinin en
önemli düzeyde düşmesi klinik hastalığın ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.
Bunun dışında HIV virüsü ile ilgili, virüs, viral antijen ve nükleik
asit saptamasında kullanılan yöntemlerde mevcuttur. Örneğin ELİSA ile
plazmadaki p24 antijeni düzeyi ölçülebilir. Yeni moleküler biyolojik
tekniklerin gelişmesi ile ( RT PCR ve NASBA ) infekte bireyin kanında sirküle
eden HIV ile ilgili viral RNA tayin edilebilmektedir.

Etiketler:
Bilimler
Tıp
HIV infeksiyonunun Klinik Özellikleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |