Şub
10
2008
|
Yıldızlar |
|
|
|
Kenan Keskin
|
|
Pazar, 10 Şubat 2008 |
Okunma: 1378 kez
Gökyüzünü incelediğimizde, inci tanecikleri gibi parlayan, varlığımızın hammaddeleri yıldızların bizler gibi doğup büyüyerek,olgun hale geldikten sonra yavaş yavaş yaşamlarının sona erdiklerini görmekteyiz.Ama bir farkla; bizler sessizce bu dünyayı terk ederken,yıldızların ölümü etrafındaki diğer yapılar için bir tehdit halini alır.
( www.genbilim.com )
Uzayda galaksilerin içinde, nebula olarak adlandırılan ,soğuk ve
karanlık toz bulutları vardır. Bunlar az sayıdaki helyum atomları ile
hidrojen atomlarından meydana gelen seyrek gazlardır.Bu gaz ve toz
bulutları,galaksi etrafındaki şok dalgalarının ve gaz bulutlarının
kendi gravitasyonel çekiminin neden olduğu etki ile büyük bulut ve
küreler halinde yoğunlaşarak,sıkışıp ısınırlar. Çünkü bu gaz küresi
kendini oluşturan gazların korkunç ağırlığına karşı koyamaz. Böylece
yıldız taslağı büzülmeyi,merkezdeki basınç ve sıcaklık da artmayı
sürdürür (basınçla sıcaklık doğru orantılıdır).Sonunda da yıldız
taslağının merkezindeki sıcaklık on milyon dereceye ulaşınca hidrojen
yanması başlar.
Bu sıcaklıkta Hidrojen atomlarının çekirdekleri öylesine büyük hızlarla
hareket ederler ki, çarpıştıkları zaman birbirleriyle kaynaşıp bu süreç
sonucunda hidrojeni helyuma dönüştürürler. Kaynaşan her dört hidrojen
çekirdeğine karşılık bir helyum çekirdeği ortaya çıkar. Ama daha
önemlisi sonuçta açığa çıkan helyum çekirdeğinin ağırlığı,
başlangıçtaki dört hidrojen çekirdeğinin ağırlığından daha azdır.
Burada kaybolan madde,Einsten ın ünlü $E=m*c^2$ formulü uyarınca saf
enerjiye dönüşür. Hidrojen yanmasından ortaya çıkan bu korkunç enerji,
sonunda yıldız taslağının kendi ağırlığını taşımasını sağlayarak
büzülmeyi durdurur ve bir yıldızın doğmasına sebep olur.
Bizim yıldızımız olan Güneş’in merkezinde de her saniyede altı yüz
milyon ton hidrojen, helyuma dönüşür ve bu süreç milyarlarca yıl
sürer.Bu enerjinin yüzeye çıkması ise bir milyon yıl alır.Bu nedenle
merkezde enerji üretimi dursa bile yıdızda bir milyon yıllık enerji
depolanmıştır.Yıldızın merkezindeki tüm hidrojen bittiğinde ise
hidrojen yanması durur. Dışarıya doğru akan enerji olmayınca da yıldız
kendi çekim etkisine dayanamaz ve kendi ağırlığını taşıyamayan helyumca
zengin çekirdek çökmeye başlar. Bu çökmenin etkisiyle gittikçe sıkışan
çekirdekteki sıcaklık çok yüksek değerlere ulaşır. Her ne kadar
merkezde hidrojen tükenmiş olsa da çekirdekle yüzeyi arasında hâlâ bol
miktarda hidrojen yakıtı vardır. Sonunda tekrar sıcaklık o denli artar
ki,çekirdeğin çevresindeki bir katmanda hidrojen yanmaya başlar. Kabuk
hidrojenin yanmasının başlamasıyla da yıldız yeni bir enerji kaynağı ve
bol miktarda da yakıta kavuşmuş olur. Böylece, yıldız yavaş yavaş
genişlemeye başlar.
Yanan bir hidrojen tabakası ile kapalı çekirdek çökmeyi sürdürdükçe de
yıldızın dış katmanları dışarıya doğru itilir. Yüz milyon dereceye
ulaşan merkez sıcaklığı, buradaki helyum çekirdeğinin başlangıçtaki
gibi öyle yüksek hızlarla hareket etmesine ve şiddetli çarpışmalarına
neden olur ki, bu çekirdekler kaynaşarak karbon ve oksijen
çekirdeklerini meydana getirirler.Böylece helyum yakıt,karbon ve
oksijen de artık olur.
Helyum yanmasının başlaması, dışarıya doğru yeni bir enerji akımı
yaratır. Ve tekrar çökmeyi durdurur. Şimdi yıldızın derinliklerinde iki
termonükleer vardır. Yani merkezde helyum ve çevredeki bir katmanda
hidrojen yanmaları...
Bu çift kaynaklı termonükleer tepkime sonucunda yıldızın boyutları öyle
dev büyüklüklere ulaşır ki, hacmi bir milyar kat büyür. Yıldızın dış
katmanları dışarıya doğru itildikçe de bu katmanları oluşturan atomlar
birbirlerinden gittikçe uzaklaşmaya, dolayısıyla da yıldızın dış
katmanlarındaki yoğunluk ve basınç da azalmaya başlar. Bu hale
dönüşecek olan bizim güneşimiz de ,yüzey sıcaklığı altı bin dereceye
sahip,tıpkı demircinin örsü üzerindeki kızgın demir gibi kırmızımsı bir
ışıkla parıldayarak Kırmızı Dev ismini alacaktır. Kırmızı dev
evresinden yaklaşık birkaç milyar yıl sonra, yıldızın çekirdeğindeki
helyum da tükenir. Bu nedenle helyum yanması durur ve çekirdek,yıldızın
kendi çekimi altında bir kez daha çökmeye başlar. Sıcaklık ve basınç
bir önceki evreden daha yüksek evrelere ulaşır ki, sonuçta karbon ve
oksijence zengin çekirdeğin çevresindeki ince bir katmanda helyum
yanmaya başlar. Bu güneş ve benzeri olan yıldızların yaşamlarındaki son
evredir. Çünkü, bu tip yıldızların kütleleri daha ileri düzeyde
termonükleer tepkimeleri başlatacak denli büyük değildir. Yani dış
katmanların ağırlığı merkezde karbon ve oksijen termonükleer
tepkimelerini başlatacak derecede büyük sıcaklık ve basınçlar
oluşturamazlar.
Sonuçta Hidrojen ve helyum yanmaları yıldızın dış katmanlarına doğru
yayılır; ama merkezdeki karbon ve oksijen, tepkimeye girmeden kalır. Bu
durum, çekim etkisini durduramayacağından tekrar büzülmeye başlar.
Bunun sonucunda yıldızın derinliklerinde ki atomlar öylesine büyük bir
kuvvetle sıkıştırılırlar ki, elektronlar atom çekirdeklerinden
ayrılarak yıldızın içini, elektron denizinde yüzen atom
çekirdeklerinden ibaret kılarlar.
Ve yıldız, yerküremizin boyutlarına dek küçüldüğünde, elektronlar,
uygulanan basınca daha fazla dayanamayıp karşı koyarlar. Çünkü,
elektronlar birbirine öyle yaklaşmışlardır ki, biraz daha sıkıştırma
iki elektronun uzayda aynı yerde bulunması anlamına eşdeğer olur.Ancak
bu durum da kuantum fiziğine aykırıdır. Pauli dışlama ilkesi adı
verilen yasaya göre, özdeş (aynı) kütle, spin,elektrik yüklü olan iki
parçacık aynı yerde ve kuantum durumunda bulunamaz. Bunun sonucu olarak
da ortaya çıkan basınç, yoz elektron basıncı adını alır ve yıldızın
daha çok büzülmesini önler.
Böyle ölü bir güneşin çapı, yaklaşık on bin kilometreye, madde
yoğunluğunun yaklaşık 1 cm küpünün ağırlığı da bin tona ulaşır.
Çevresinde gezegenimsi bulutsuyu oluşturan (dışa yayılan,atılan) gazlar
dağılıp kaybolduğunda da yüzey sıcaklığı yüz bin derece civarında olup
büzülerek yerküre boyutlarına indiğinde de bu sıcaklık kırk bin,elli
bin dereceye düşer. İşte bu akkor halinde göz kamaştırıcı mavimsi beyaz
bir ışıkla parlayan yıldızlara Beyaz Cüce adı verilir.
Bir beyaz cüceye dönüşecek olan güneşimiz de, bu halde iken tıpkı
benzerleri gibi, kendi ekseni etrafındaki dönüşünü öyle artıracak ki,
sonunda yıldız durumundayken sahip olduğundan çok daha güçlü elektro
manyetik alan üreterek durumunu bu şekliyle devam ettirecektir.
Büyük kütleleli yıldızlar da tıpkı küçük kütleliler gibi kırmızı dev
evresine geldiklerinde, merkezlerinde hidrojen ve helyum
yakmaktadırlar. Bir farkı, büyük kütleli olmaları dolayısıyla daha
yüksek düzeydeki termonükleer tepkimeleri başlatabilmeleridir.
Yani küçük kütleli bir yıldızın sıcaklığı düşük olduğundan,
çekirdekteki karbon ve oksijence zengin yakıtı ateşlenemiyordu. Oysa
büyük kütleli bir yıldızın korkunç basıncı, merkezdeki sıcaklığı yedi
yüz milyon dereceye dek yükselterek karbon yanmasını başlatır. Daha
sonra sıcaklık, bir milyar dereceye kadar yükseldiğinde de oksijen
ateşlenir ve her iki durumda da tepkimeler çekirdekte karbon ve oksijen
tükeninceye dek sürer. Bu ana gelindiğinde tepkimeler bir an durur ve
çekim etkisi altında çekirdek büzülmeye başlar.Kısa bir süre içinde de
sıcaklık öylesine yükselir ki, bu kez aynı tepkimeler çekirdek
etrafındaki ince bir katmanda kendini gösterir.
Oksijen yanmasının artığı silikondur ve oksijen tepkimeleri ince bir
katman halinde yıldızın merkezinden dışarıya doğru yayıldıkça bu
silikonu bırakır. Daha fazla basınç, merkezdeki sıcaklığı üç milyar
dereceye yükselttiğinde de silikon yanması başlar.Bu yanmanın artığı da
demir elementidir. Fakat demir, merkezdeki sıcaklık ve basınç ne olursa
olsun termonükleer tepkimeye girmez. Bu yüzden yaşamının sonuna doğru
böyle büyük kütleli bir yıldızın sahip olduğu,demirce zengin bir
çekirdek ve çevresindeki ince katmanlarda sırasıyla, yüzeye doğru
silikon, oksijen, karbon, helyum ve en dışta da hidrojen termonükleer
tepkimeleri bulunur.
Böyle bir yıldızın merkezdeki demir atomlarının çekirdekleri ve
elektronları birbirlerinden tümüyle ayrı durumdadır. Çünkü hiçbir atom
böyle sıcaklık ve basınç altında varlığını sürdüremez.Bu yüzden de
yıldızın içi tümüyle elektron denizinde yüzmekte olan demir
çekirdeklerinden ibaret olur.Sonunda, merkezdeki ölü bölge, yıldızın
basıncını taşıyamaz duruma gelir; korkunç basınç yüzünden elektronlar
demir atomun çekirdeğine itilerek bir elektronu bir protonla
birleştirip bir nötron ve bir nötrinoya dönüşmesine neden olur.Yani
eşit sayıdaki karşıt elektrik yükleri birbirlerini yok ederek, yıldızın
içini tek ve nötr nötronlardan oluşan büyük atom çekirdeğine
dönüştürürler. Nötronların kendilerini meydana getiren proton ve
elektronlardan çok daha az yer kaplaması dolayısıyla yıldız aniden
şiddetle çöker ve sonucunda da açığa çıkan enerji,yıldızın doğumundan o
ana kadar yaydığı toplam enerji miktarına eşit olur. Benzer bir
deyişle,yıldızdan milyarlarca yıl azar azar yayılan enerji, birkaç saat
gibi kısa bir sürede yıldızın içini doldurur. Çöken çekirdekten yayılan
(ki açığa çıkan nötrinonun da yarattığı) şok dalgası, yüzeye doğru
yayılırken yıldız tümüyle parçalanır. Bu korkunç patlamaya Süper Nova
patlaması adı verilir. (Nova patlamaları bundan farklı olarak, biri
kırmızı dev diğeri de beyaz cüce safhasına gelmiş çift yıldız
sisteminde kırmızı devin yüzeyindeki tepkimeye girmemiş hidrojen
gazının çekim etkisiyle beyaz cücenin yüzeyinde birikerek güçlü çekimin
etkisiyle sıcaklık ve basıncının artıp patlamalı bir hidrojen
termonükleer tepkimesiyle parlaklığın on bin kat artması sonucu ortaya
çıkar).Bu patlama uzaydaki olayların en muhteşemidir.Bu durumdaki
yıldız,normal ışığından milyonlarca defa daha fazla ışıma yaparak
içinde bulunduğu galaksiyi projektör gibi aydınlatıp onun ışımasını
gölgede bırakabilmektedir. Patlamadan hemen sonra yıldızdan geriye
kalan iç merkezi ise kendi içine doğru çöker ve artık ışıma yapamaz
hale gelir.Çünkü yıldızda artık hidrojen, helyum, demir gibi elementler
yerine, sadece nötron çekirdekleri bulunur. Yıldız,artık boş bir nötron
yumağı haline gelerek,nötronların aşırı çekiminden kaynaklanan korkunç
şiddetli bir çekim alanına sahip olur. Fakat, beyaz cücelerdeki
elektronların yaptığı gibi,nötronlar da pauli dışlama ilkesine
uydukları için, neden oldukları yoz nötron basıncı ile bu güçlü basıncı
durdurarak Nötron yıldızı adını alırlar.
Çöken nötron yıldızının boyutu küçülmeyi sürdürdükçe dönüşü de
hızlanır. Öyle ki, çapı yaklaşık otuz-otuz beş kilometreye ve bir
kaşıklık maddesi de kırk milyar ton gelmeye başlar. Bununla birlikte de
yıldız , saniyede bir ile on defa dönüş hareketi yaparak radyo
dalgaları yayınlar. Çünkü zayıf manyetik alana sahip bir yıldız, küçük
boyutlara kadar büzülürse, manyetik alanı da orantılı bir biçimde
artar.Bunun nedeni de,önceden milyonlarca, milyarlarca kilometre kareye
dağılmış olan alanın çökmesiyle birlikte çok küçük bir yüzeye
sıkışmasıdır. Sonuçta, nötron yıldızları, güneşte bulunan manyetik
alanın bir trilyon katına sahip olur ve yıldızın yüzeyindeki
elektronların kuzey ve güney kutuplarındaki bu manyetik alanlarla
etkileşmesiyle ivmelenerek Radyo dalgaları yayınlarlar. (Manyetik
kutuplar dönme ekseniyle aynı doğrultuda değil, belli bir açı altında
bulunur ve hızlı dönen bir mıknatıs gibi davranır).İşte bu haldeki
nötron yıldızlarına, aralıklı ve düzenli Radyo dalgaları yayan
anlamında Pulsar (atarca) ismi verilir.
Eğer bir yıldızın kütlesi güneşin kütlesinden en az kırk-elli kat büyük
olursa, yaşamının sonunda bir süpernova patlaması ile gazlarının büyük
bir kısmını püskürtemeyecek ve kütlesi güneşten iki buçuk kat daha
büyük olan bir yıldız kalıntısına dönüşecektir.Bu durumdaki kütle, yoz
elektron ve nötron basıncı tarafından dengeleyemeyeceğinden her yönden
basınç yapan trilyonlarca ton ağırlığındaki bu kalıntı maddesi, yıldızı
gittikçe küçülterek, tüm varlığını Tek bir noktada yitirmesine neden
olur.(Doğada güneşin kütlesinin iki buçuk katından daha büyük
kütlelerin basıncını dengeleyebilecek hiçbir kuvvet yoktur.) Çekim
kuvveti,yıldızın hacmini küçülttükçe yıldızın çevresindeki uzay-zaman
eğriliğini de gittikçe artırır. Bunun sonucu olarak da yıldız
yüzeyinden ayrılan ışınlar giderek daha büyük oranda eğilmeye
başlarlar. Bu bükülme sonunda öyle bir kritik aşamaya gelinir ki, tüm
ışınlar tekrar yıldız yüzeyine geri dönmek durumunda kalır.Yıldızdan
çıkan ışınlar ne yönden olursa olsun eğri uzay zaman tarafından
hapsedilip dışarı yayınlamıyacağından, yıldız simsiyah kesilir ve
hiçbir cisim ışıktan hızlı hareket edemeyeceği için (fakat bu,
algıladığımız evren için geçerlidir) artık yıldızdan dış evrene hiçbir
şey kaçamaz olur.
Böylece, çekim öylesine güçlü hale gelir ki, yıldız tam anlamıyla
evrenden yok olur. Işığın artık kaçamayacağı kritik yarıçapa,Olay Ufku;
yıldızın çökerek bir karadelik oluşturması için meydana gelecek
büyüklüğe de “schwarzchıld yarıçapı”denir.
Olay ufkunun ardında ne olup bittiğini anlamanın hiçbir yolu yoktur. Bu
ufkun ardında kimseyle haberleşemezsiniz (mesaj gider; ama oradaki
mesaj asla gelmez). Çünkü, orası bizim uzay zamanımızdan soyutlanarak
evrenimizin bir parçası olmaktan artık çıkmıştır ve yıldız da olay
ufkunun altında tüm kütlesini merkezdeki sıfır hacimde ve sonsuz
yoğunluktaki Zümrütü Anka misali bir Düşsel Tekillik noktasında
toplamaya yönelik çökmesine devam eder.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Yıldızlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|