Okunma: 2249 kez
Transgenik(Genetiği Değiştirilmiş) Bitkiler adından da anlaşılacağı gibi bitkilerin belirli genlerinin üzerinde başka organizmalardan gen transferi yaparak veya mevcut geninde düzenlemeler ile istenilen özellikler kazandırılmış veya istenilmeyen mevcut özelliği köreltilmiş bitkilere diyebiliriz.
Bu bitkilere örnek olarak en basit şekilde yağ sanayiinde kullanılan soya Transgenik bitki olarak dünyada en fazla kullanılan bitkidir.Soya da neden böyle bir gen değişikliği yapılmasın ki? Bir diğer şekilde düşük sıcaklığa toleransı olmayan bir bitkiye soğuğa dayanıklı bir canlının (soğuğa dayanıklılık) geni transfer edilerek bitkinin düşük sıcaklığa toleransı artırılabilir. Bu şekilde bitki soğuk yerlerde de yetiştirilebilir. Dünyada toplam 60 milyon hektar alanda (Türkiyenin yüz ölçümüne yakın bir alandır) Transgenik bitkilerin ekimi yapılmaktadır. Ekim alanlarının %99u ABD, Arjantin, Kanada ve Çinde bulunmaktadır. Bu ülkelerden ABD 40 milyon hektar ile birinci sırayı alırken onu 13,5 milyon hektar ile Arjantin 3,5 milyon hektar ile Kanada ve 2,5 milyon hektar ile Çin takip etmektedir.(tarim.gen.tr) Transgenik bitkilerin konvansiyonel tarımda kullanılması son yılların üzerinde en çok tartışılan konularından birisidir. Hiç şüphesiz bu konuyu bu kadar önemli kılan ise insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde ne gibi olumlu veya olumsuz etkiler yaptığının tam manasıyla bilinmemesidir.
ABDden borsa fiyatı ile ithal edilen mısır veya soyanın Transgenik olmama olasılığı yok denecek kadar azdır. Çünkü ABDden Transgenik olmayan ürün isteyen Avrupalı tedarikçiler için, sözleşmeli üretimle, normal soya veya mısır üretimi yapılmakta ve borsa düzeyinin 60 ila 70 dolar üzerinde satılmaktadır. Diğer bir husus ise Transgenik bitkilerin etik yönüdür.
Şu an gen transferi bitki ve hayvanlarda yapılmaktadır. İnsanlarda yapılmasının ne gibi tepkiler doğuracağını hepimiz tahmin edebiliriz. Bir diğer şekilde vejeteryan bir insanın yediği bitkiye hayvan geninin aktarılmış olması. Transgenik bitkilerin gen aktarımı ile birlikte diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınma olasılığı, Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolit ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünler bulunması riskini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca antibiyotik dayanıklılık genlerinin insan ya da hayvan bünyesine geçmesi nedeniyle dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerin insan bünyesindeki bakteriler ile birleşme olasılığı, virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık genini diğer virüslere transfer etme olasılığı da diğer risk kaynaklarıdır. Ayrıca Transgenik bitkiler, salıverildikleri çevrede bitki sosyolojisinin bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evaluasyonlarında sapmalara neden olabilecektir. Tüm bu gerçeklerin bilinmesine ve Transgenik bitkilerin Türkiyeye girişinin yasak olmasına rağmen; Türkiyeye 2003 yılında toplam 1,818,131 ton mısır; 813,635ton da soya alımı gerçekleşmiştir. Alınan bu bitkilerin yaklaşık %80i ABD ve Arjantinden alınmıştır.(tarim.gen.tr) Bu bitkiler Türkiyeye yıllardır serbest bir şekilde girmiştir. Bunu en büyük nedeni ise Türkiyenin gümrüklerinde Transgenik ürün analizi yapabilecek laboratuar alt yapısının olmamasıdır. Transgenik bitkilerin bu kadar zararlı yönünün olmasına rağmen Dünyanın besin ihtiyacını karşılamasında bana göre rolü en büyük olan oyunculardan birisidir. Günümüz dünyasında Dünya nüfusu 6milyar düzeyindedir. Kullanılabilir tarım arazileri sınıra dayanmış, Dünyanın birçok yerinde insanlar yeterli seviyede beslenememekte ve açlıktan ölmektedirler.
Bundan yaklaşık yüz yıl önce Malthus isimli bilim adamının öne sürdüğü(nüfus teorisi) görüş sanki bugünü anlatır gibidir. Malthusa göre; İnsan nüfusu geometrik olarak (katlanarak) artıyorken tarım aritmetik oranda (toplanarak) artar: Nüfus artışı, besin artışından daha fazla ve ekilebilir toprak alanları sınırlı olduğuna göre, nüfus artışı besin artışını geçecektir. Ancak; tabii engeller (açlık, afetler...) ile doğum kontrolü ve evlenme yaşının geciktirilmesi gibi durumlar gerçekleşirse, nüfus artışı besin artışının gerisinde kalır. İşte burada Transgenik bitkilerin önemi artmaktadır. Sebebine gelince bugün kültürünü yaptığımız bitkilerin verim düzeylerinin aynı kaldığı kabul edilirse, 2050 yılında yeryüzündeki insanların beslenmesi için 4 milyar hektar tarım alanına gereksinim duyulacağı tahmin edilmektedir. Günümüzde yeryüzündeki işlemeli tarım alanlarının son sınırına erişilmiştir.
Bu durumda, 21. Yüzyılda gıda maddeleri üretiminin artırılması, ancak birim alandan elde edilen verimdeki artışa bağlı kalacaktır. Buda Transgenik bitkiler sayesinde olacaktır. Malthusun öne sürdüğü bu görüş bir yana tarım ürünlerinin olağan verimlilikte gelişmesini olumsuz yönde etkileyen bugün tüm Dünyanın başlıca sorunu olan Küresel Isınma da bitkilerin ve dolayısıyla insanoğlunun en korkulu rüyasıdır. Küresel ısınma aşırı sıcak ve aşırı soğuk ayrıca seller ve erozyon gibi etmenlerle Dünya tarımını çok derin yaralarla etkilemektedir. Ülkemizden örnek verecek olursak geçtiğimiz yıl, başlıca besin kaynağımız buğday da 4milyon ton verim kaybı yaşanmıştır. Yine bu sorunla da Transgenik bitkilerin başa çıkacağını düşünmekteyim.
Çünkü Transgenik bitkilere kazandırılan olumsuz çevre şartlarına adaptasyon yatmaya dayanıklılık vs. gibi birçok özellik bitkileri küresel ısınmayla baş edebilecek konuma getirilebilir. ABD ve Kanada'da halen tarımı yapılan herbisitlere(zararlı bitki öldürücü) toleranslı soya fasulyesi çeşitlerinin herbisit kullanımında % 10-40 tasarruf sağladığı ve böylelikle yoğun herbisit kullanımından kaynaklanan çevre sorunlarını azaltıldığı, Transgenik soya fasulyesi yetiştirilen alanların % 83'ünde hiçbir herbisit kalıntısına rastlanmadığı, daha iyi toprak erozyon kontrolü sağlandığı bildirilmektedir (James, 1998). Ayrıca, herbisite toleranslı çeşitlerde trasgenik olmayan çeşitlere göre % 4.7'lik bir verim artışı sağlanmıştır. İngiliz bilim adamları, gelişmekte olan ülkelerde, A vitamini eksikliği ve çocuklarda yaşanan körlüğün azaltılmasına yardımcı olacak, genetik olarak değiştirilmiş yeni bir pirinç türü ürettiklerini söylüyorlar. Altın pirinç(golden rice) insan vücudunda A vitaminine dönüşen elementleri 20 kat artırıyor. A vitamini ise vücutta görüş, bağışıklık sistemi, epitel hücre gelişimi ve onarımı, kemik gelişimi ve solunum, idrar ve boşaltım yollarındaki epitel hücrelerin sağlığı için gereklidir. Dünya Sağlık örgütü her yıl yaklaşık 500 bin çocuğun A vitamini eksikliği nedeniyle kör olduğunu belirtiyor.(hurriyet.com.tr) Son olarak gündemde olan Transgenik bitki ise ^Gözleri Yakmayan Soğan^.Yeni Zelandalı tarım ar-ge kuruluşu,
DNAsındaki bir genin çıkarılmasıyla geliştirilen ağlatmayan soğan^ prototipinin 10 yıl içinde piyasada olabileceği söyledi. Japon araştırmacıların 2002de soğanda bulunan ve gözyaşına neden olan geni keşfetmelerinin ardından çalışmaya başladıklarını söyleyen Yeni Zelandalı araştırmacı Colin Eady, çalışmalarının sonuçlarını kısa süre önce Hollandadaki bir sempozyum da açıkladı. Eady,sanayinin böyle bir ürün için büyük bir beklenti içinde olduğunu,ama ağlatmayan soğanın mutfaklara girmesinin uzun yıllar alacağını belirtti.(bahcesel.com) Görüldüğü gibi Transgenik bitkilerin önemli derecede olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Bu yazı Transgenik bitkileri ne övme nede yere vurma amaçlı yazılmamıştır. Sadece ilgisi olan insanları bir nebzede bilgilendirmektir. Şu vaki gelecek te Transgenik bitkilere önem daha da artacaktır ve Transgenik bitkilerde patlama yaşanacaktır. Düşünsenize hepatit B aşılı sebzeler, ultra vitaminli meyveler, çekirdeksiz karpuz, antioksidan mısır, köşeli domates vs.
Saygılarımla
Yavuz Selim KARAKUŞ

Etiketler:
Bilimler
Genetik
Transgenik (Genetiği Değiştirilmiş) Bitkiler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |