GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Diğer Bilimler arrow Huntington'un Ötesi Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Şub 07 2008
Huntington'un Ötesi Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Perşembe, 07 Şubat 2008
Okunma: 668 kez

Geleceğin haritaları 1993 yazında Harvard Olin Enstitüsü Stratejik Çalışmalar Bölümü’de görevli olan Samuel P. Huntington, ünlü “Medeniyetlerin Çöküşü”nü yayınlamış ve yeni yüzyılda önce ideolojik sonra da kültürelr çatışmaların yaşanacağını iddia etmişti. Aslında bunlara küresel düzeyde ülkesel göçler ve köylülerin kentlere göçü de eklenebilirdi. Kırsal kitleler artık köylerde yatmaktan hoşlanmıyorlar, kentlerin ötesinde ulusal sınırları zorluyorlar, eğitilerek daha çok güç istiyorlar ve artık dünya hakkında daha çok bilgiye ulaşmaya çabalıyorlar. Bu eğitilmemiş, bilgisiz ve güçsüz insanlar, özgün kültürleri ve soyları gibi sanılandan daha ötede inatçılar, Huntington; “Uygarlıklar arasındaki fark sadece bir gerçek değildir, temeldir.” diyordu, çünkü tarih, inanç ve dil de önemliydi. Farklı uygarlıklar ve halklar birbirlerini etkilerek çoğalırlar ve bu artış etkisi uygarlıkların bilincini de arttırır.       

Ekonomik modernizasyon her derde deva değildir. Gerek bireysel gerekse de grupsal hırs ve tutku, geleneksel vefa ve sadakatı zayıflatmaktadır. Örneğin Hindistan’daki Bombay kenti ilginç bir örnektir, sağlıklı ve hızlı gelişime rağmen Hindu ve Müslüman kesim arasında ciddi şiddet olayları yaşanmakta ve kan dökülmektedir. Hindistan’dak, kentler benzer Afrika ve Çin kentleri gibidirler, hepsi birer ekolojik bombadır, Delhi, Calcutta ve Pekin’de hava kirliliği dünyadaki büyük kentlerden farksızdır, nüfus çok hızlı artmakta, çevre sorunları ağırlaşmakta ve etnik anlaşmazlıklar derinleşmektedir. Huntington, Hindu, Müslüman, Slav, Ortodoks, Batılı, Japon, Latin ve bazı Afrikalılar arasındaki anlaşmazlıkların birbirlerine bağımlı olduklarını düşünüyordu. Yani bu küresel ve karşılıklı etkilenen bir konudur, yasalar ne olursa olsunlar göçmenler bir yol bulup sınırları aşmakta, yanlarında getirdikleri kıskançlıklar ve uyumsuzluklarla hem Avrupa’da, hem de ABD’de kültürel sorunlara ve çatışmalara neden olmaktadırlar.

İslami ama farklı…
Ama Huntington tartışmalıdır hatta yanılmaktadır. Lübnan doğumlu Prof. Fuad Acami’ye göre varoşların dışında da bir dünya vardır, Acami şöyle diyordu; “İslam dünyası bölünmüş ve bölünenler de kendi aralarında bölünmüşlerdir, örneğin Kafkaslar’daki savaş sınırı ortadadır, medeniyetlerin fay kırıkları nedeniyle burada bir arada varolunamamaktadır ve bu kırıklar başkalarının ilgisini çekmektedir. Ermenistan’da, Azerbaycan’da ve İran’daki görüntü dini coşku ve fanatizm şeklindedir ve sonuçta çatışma İslam-Hıristiyan sorununa dönüşmektedir.” Aslında buralarda tanımlanmamış bir kültür savaşı yaşanmaktadır, Müslüman/Türk Azeriler’le, Hıristiyan Azeriler’in çatışmasının kökeninde Ermeni katliamı iddialarının bulunması gibi, bu katliamı yapanların Türk olmaları yeterli bir nedendir... Oysa batıya dönük Latin alfabesi kullanan laik Türkiye ile, Araplara dönük Arapça yazıp çizen şeriatçı İranlılar arasında bir bağ yoktur hatta tüm Orta Asya boyunca da durum böyledir ama sorunlar önce inançsal sonra da tarihsel ve kültüreldir oysa Ermeniler’in İndo-Avrupalılar olarak İranlılar’ın müttefikleri olmaları gerekir. Görüldüğü gibi her iki yöne yayılan, çelişkili ve karmaşık sorunlar içiçedir.

Huntington’un kütürel ve etnik nedenler göstermesine karşın, Acami onun yaklaşımını çok basit bulmakta ve durumu şöyle tarif etmekte ve çelişkiyi vurgulamaktadır, “Türkiye-İran sınırında iki taraf da birbirinden kuşkuludur hatta nefret vardır, birbirlerinin eşi olan iki oda taş evlerde yaşayan bu insanların dünyaları çok farklıdır, oysa din birliği vardır ve bu birlik Bosnalı müslümanlar veyd Almanya’daki Türkler kadar geçerlidir.” Benzer hatta aynı çelişki için Balkanlar yani Yugoslavya anımsanmalıdır, bir yanda Sırp kimliğinde Ortodoks Hıristiyanlar ve yanlarındaki Yunan, Rus ve Romen konfigürasyonu öte yanda da Osmanlı’nın İslam Evi vardır. Burada doğal süreç ve son yaşanmış, kan dökülmüştür ama Kafkasya’da henüz bu sonuç oluşmamıştır aksine olası bir Türkiye-İran çatışması Ermeni savaşından daha akla yakındır. Acami’nin söz ettiği çok derin ve küçük bölünmüşlük işte budur yani Türkiye-İran sınırındadır ve Acami siyasetten söz etmemekte kabile, aşiret veya klan savaşlarını kadetmektedir, ayrıca burada kasdedilen şey tüm Arap dünyasını da kapsamamaktadır. Ve batı dünyası Körfez ve Irak savaşlarında olduğu gibi İslam Evi’nin bir odasını öteki odasına karşı kullanmaktadır…
  .   
Acami için dünyanın durumu Huntington’un sandığından çok daha tehlikelidir, olaylara sadece siyaset ve etnik olarak yaklaşmak yeterli olamaz ve Acami haklıdır çünkü kentler durmaksızın üreyen, para kazanmaktan başka birşey düşünmeyen ve birbirlerini öldüren milyonlarca insandan oluşmuş şuursuz kalabalıklarla doludur. Batının en düşük düzeydeki pop kültüründe kaybolmuş ve antik kabile kini taşıyan bu insanlar, hiçbir farkı ve kökeni düşünmeksizin kötü, yetersiz ve harap evlerinde limuzin ve seks düşleri kurmaktadırlar ve bunun sonu terörizme, ölüme ve hatta canlı bombalara ulaşmaktadır. Gerilla düzeyindeki bitimsiz çatışmaların dalgaları henüz çok şiddetli olmasa da kıtaları aşmakta, artık farkedilebilir kesişmeler oluşturmakta ve kolay tanımlanamamaktadırlar. Kısacası günümüzün dünyası teknoloji ve nüfus dışında bu yönde Antik Çağ’dan farklı değildir.  

Orta Doğu ve Türkiye
Birçok insan için 1989’daki değişim muazzamdır ama henüz bunu anlamış ve karşılaştırabilmiş sayılmayız. Atlas henüz değişmemiş, sadece değişim başlamıştır. Sovyetler’in çöküşü ve ardından gelen Arap-İsrail askeri anlaşmazlığı gelecekteki çok büyük değişimlerin sadece bir proloğudur. ABD Deniz Kuvvetleri’nden planlamacı Michael Vlahos; “Ödediğimiz ücret, dünyanın bizi izlemesi için yeterli değil, bir çok yöne gidiyoruz, demokratik kapitalizmi insanlığın sosyal evrimi için son söz sanmayalım.” Haritaya bakmadan ve savaşlardan söz etmeden önce, birbirleriyle etkileşen dinsel, kültürel sorunlara, demografik yönlenmelere ve dünyanın özel bölgelerindeki doğal kaynakların dağılımına çok daha yakından bakmalıyız ve tabii Orta Doğu’ya… Ve Orta Doğu’nun geleceği bir anlamda ya da uzun vadede Türkiye’ye bağlıdır. Gelişmekte olan Türkiye’de 1980’de halkın % 44’ü kentlerde yaşıyordu, bu oran 1990’da % 61’e çıktı, 2000’lerde ise % 67’ye ulaştı ve hızla da artmakta. Köyler boşalırken kentlerin çevresindeki gecekondular büyümekte, öte yandan günümüzdeki Türkiye gerçek anlamda politik ve demografik bir devrimi her yerde yaşamakta. Ve batılılar bunu yeni yeni farketmekteler, çeşitli batılı yazarların görüşleri ve gözlemleri derlendiğinde ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor;

Nasıl bakıyorlar?
Nerede kırsal kesim olması gerektiği kadarsa ve yaşlı insanlar çoksa ve de bunlar belli bir düzeyde yoksulsalar toplumun yapısı ve dokusu normaldir ama varoş yoksulluğu egemense bunun anlamı sosyal güçsüzlüktür. Iran’daki İslami baskının yarattığı sonuçla birçok varoş köylü, psikolojik savunma mekaniği ile geleneklerini kaybetme korkusu yaşamaktadır, yaşadıkları sahte modern kentlerde değerlerine saldırılmakta, su ve elektrik gibi temel hizmetlerden yoksun kalarak, fizik anlamda sağlıksız koşullar tarafından tehdit edilmektedirler. Amerikalı Etnolog ve Oryantalist Carleton Stevens Coon, 1951 yılında İslam için şöyle yazmıştı; “Milyonlarca insanın mutluluğu ve hayatta kalabilmesi için gereken yapılamayacaktır, belki en uygun olasılık yoksullaştırmanın arttırılması hatta desteklenmesidir ve çevrenin dayanma süreci en çok 400 yıl sürecektir.” Mesaj çok açıktır, aslında İslam’ın çekici görünen militarist yönü şu anlarda çiğnenmekte ve ana anlamından koparılmaktadır. Ortada her an savaşmaya hazır bir tavır vardır. Yaşanan politik dönem çevresel streslerle dürtülmekte, kültürel duyarlılık çökmekte, düzensiz varoşlara sığınan göçmenler ancak ilahi ortamlarda huzur bulmakta ve böylece dinin etkisi ve de gücü hızla artmaktadır. İslamiyet günümüz dünyasında en hızlı büyüyen dindir

Batılı gözlemcilerin çoğu için Türkiye’deki İslam sıkıntıdadır ve modernizasyonla uzlaşmak zorundadır. Afrika’da görünmeksizin yayılan Arap ve İran eğilimi Türkiye’de çok azdır, İran’da petrolun bulunması gelişmeyi ve varoşlaşmayı hızlandırırken, 1978’deki İslam Devrimi’in ardından gelen kültür şoku gereken sonucu sağlamıştı. Ama Türkiye İran veya Arap dünyasına benzemez, bir kere Türkiye’de petrol azdır, öte yandan gelişme ve varoşlaşma hızı üstteki İran örneğine göre daha yavaştır. İslamcılar yaklaşık 25 yıldan beri parlamento ile bütünleşmeye çalışmaktadırlar, bugün dahi İslami çizgide kabul gören ve söylev veren bir parti tek başına iktidarda olmasına rağmen koyu İslamcılar’ın amaçlarına ulaştıkları düşünülemez. Bunun bir nedeni de, göçmenlerin yüzlerinin dünyaya daha dönük olmasıdır, Cezayir’deki katliamlar, Kahire’de yaşanmış olan terör ve Hindistan’daki inanç savaşları gözden uzak tutulmamıştır. Hele bir de son yıllarda İslami terör kılığında özellikle İstanbul’da yaşanan bombalamalar hoş karşılanmamış ve çok sert tepkiler verilmiştir. Batı dünyası için Türkiye’de eşit olarak yaşanan İslam, Protestan Reform’unu anımsatmaktadır.

Suyun gücü…
Kaynakların dağılımındki güçlenme Türkleri Araplar ve İranlılar’la karşı karşıya bırakmaktdır, evet Türkiye’nin petrolü azdır ama Anadolu suyun anavatanıdır, ülke 21. Yüzyıl’ın en önemli akışkan bölgesidir.Güneydoğu Anadolu Projesi ile yaşama geçen 22 baraj ve sulama sistemleri Fırat ve Dicle ırmaklarına adeta el koymuştur. Bu suların büyük bir kısmı, gelecekte Araplar ve hatta İsrail için içme suyu olacaktır ve bu potansiyelin kontrolü Türkiye’nin elindedir. Ve Güneydoğu Anadolu’da artık tertemiz iş yerleri, yemyeşil bahçeler, geniş elektrik ve telefon şebekeleri görülmektedir, dev santralların mırıltısı arasından geçen asfalt yollar yeterlidir, dışa açılmış olan ve yeterince okula kavuşmuş yöredeki varoş insanları ve baraj çalışanları bölgedeki terör ortadan kaldırıldığı takdirde sorunsuz ve mutludurlar. Kısacası Türkiye’nin büyüyen gücü hissedilebilir düzeydedir. Evet, petrol çok önemlidir ama vazgeçilmez değildir hatta bir gün bitecektir fakat sudan asla vazgeçilemez ve su yaşam demektir. Türkiye, uzmanların belirttiğine göre Irak ve Suriye’ye su akışını durdurabilir ve 8 ay süreyle su, barajlarda döndürülebilir ama bu karar bu ülkelerin politik tavırlarına bağlıdır. Göründüğü kadarıyla Orta Doğu’daki güç alanları petrol alanlarından, Harran’daki su alanlarına geçecektir ama acaba Türkiye ne kadar sağlıklıdır? İşte kuşku buradadır…

Türk-Kürt sorunu çok daha kritik bir düzeye ulaşacaktır
Türkler 850 yıldır Anadolu’dalar ve bu sürede tutarlı oldular. 1920’lerde Kemal Atatürk ülkeyi güçlendirdi ve ustaca sınırlarını çizmeyi başardı ama bazı güncel tarihçilere göre Irak ve Suriye’nin kuzeyini savunmasız oldukları bir dönemde alamamıştı ve bu eksiklik Türkiye’yi şu anda yaşadığı sorunlarla karşı karşıya bıraktı. Dedik ya, haritalar aldatıcıdırlar. Afrika’da da olduğu gibi köyler haritalar da görünmezler, Türkiye’nin güneydoğusunda da böyledir ve buralar yerel mafyalar ve terör örgütleri tarafından yönetilirler. Harita üzerinde dev bir hidro-güç Güneydoğu Anadolu’dadır ama bu yörenin hemen hemen tamamı Kürt kökenli Türk vatandaşlarıdır, ayrıca Kürtler hemen sınır ötesinde yani Irak, Suriye, İran ve hatta eski Sovyetler Birliği’nde de yaşarlar. Ve artık ABD sayesinde Kuzey Irak’da neredeyse devletleştiler ve hatta Irak Devlet Başkanı dahi oldular. Türkiye ve İran geçmişi parlak iki uygarlıktır ama hiçbir zaman devlet olamamış olan Kürt halkı her iki ülke için de sorundur ve bu sorun büyümektedir. Kürtler kendilerine yer aradıkları veya yaşadıkları yere sahip olmaya çalıştıkları söylenebilir ve bu yerler bellidir. Türkiye çok zengin su kaynaklarına sahiptir, ekonomisi güçlenmektedir, suç oranının düşük olması sosyal uzlaşmayı göstermektedir yani ortada büyük bir potansiyel güç vardır ve on milyon Kürt bu gücü istemektedir. Orta Doğu’nun geleceğinde Türk-Kürt sorunu çok daha kritik bir düzeye ulaşacaktır hatta bu sorun Batı’yı İsrail/Filistin sorunundan çok daha fazla uğraştıracaktır.     

Kim karar verecek?
ABD’nin İsrail/Filistin sorunuyla çok meşgul olması belki de Türk-Kürt sorununa yeterince yönelmesini engellemektedir, öte yandan iç sorunlar ve etnik kaygılar da geçerlidir ama bunlar Orta Doğu’nun harita gerçeğinin dışındadır. Türklerin ve Kürtlerin kaderi pek doğal görünmüyor ama oluşacak olan harita bize geleceğin dünyasını gösterecektir. Kürtlerin iddia ettikleri harita elbette ki iki boyutlu değildir ama Türkiye’nin de bir tür otonomi tanıması veya Güneydoğu Anadolu’ya hatta ülkenin üçte birine bağımsızlık vermesi mantık dışıdır ve cevap değildir, böyle bir durum son elli yılda yaşanmamıştır, akla Yugoslavya veya SSCB gelebilir ama koşullar çok farklıdır, Yugoslavya’da veya Kafkaslar’da bölgeler çok küçük parçalara bölünmüşlerdi, Kürtler ise Türkiye’nin her yerindedir, İstanbul ve Ankara, tüm Batı Anadolu’da yaşamaktadırlar. Zaten Türkiye’nin sorunu iki kültürün ve dilin aynı topraklarda bulunmasıdır, durum Hindistan ya da Afrika gibidir, yani Türkiye’de de Türk ve Kürt kimliği vardır. Sorunun ya da Orta Doğu  haritasının daha kompleks, hassas, çok daha ayrıntılı ve geleneksel olması gerekir. Ama asıl önemli olan Orta Doğu’daki likid zenginliğin kime ait olacağına, kimin karar vereceğidir.
 
Geleceğin savaşları
Geleceğin savaşları daha toplumsal olacaktır, hayatta kalmak önem kazanacaktır, şiddet artarken yanısıra çevre de çirkinleşecektir. Sıradan insan için politik değerler azalırken kişisel güvenlik çok daha önem kazanacak. Daha çok bölünme olacak, alt uluslar, kabile, aşiret ve klanlar savaşırken, devletler ve yerel yönetimler vatandaşlarını korumak için daha büyük zorluklar yaşayacaklar, birçok devlet yokolacak. Eski çağlardaki gibi sorumlu olduğumuz inancın yerini, sürekli endişe alacak. Devletlerin gücü azalırken, ancak toplumdaki güçsüz ve
belli gruplar korunabilecek, devletler birbirlerini tanımayacaklar, dünyanın her yerindeki halklar ve kültürler güçlü olurlarsa varolacaklar, zayıfsalar yokolacaklar, teknoloji korunmak için yeterli olmayacak. Bunlara rağmen uzak gelecekte olasılıkla ırksal melezler, küresel insanlar ortaya çıkacaktır, gelecek 25 yıllarda daha uyanık olmalı ve benzerliklerimize ve farklılıklarımıza dikkat etmeli ve önem vermeliyiz.

Geleceğin haritaları
Anne Buttimer, Dublin, University College’de Coğrafya ve İnsan Ruhu Profesörü, 19. Yüzyıl’ın haritacısı Alman coğrafyacı Carl Ritter’in çalışmalarını inceliyor. Ritter, bölgesel ve sabit olan canlı yaşam formlarının akışı üzerine ‘İnsanlık için ilahi bir plan’ başlığı altında bir eser yani harita hazırlamıştı. Geleceğin haritası diyebileceğimiz bu harita doğal olarak Ritter’in vizyonu demekti. İşte Anne Buttimer’de bu yöntemi günümüz için kullandı. Hayali kartografi yani haritacılık bir hologram gibi üç boyutludur, bu hologramda farklı renklerle kentler, kalıcı uluslar gösterilir, örneğin büyük ve güçlü uyuşturucu kartelleri, mafya ve terör örgütleri de dikkate alınır. Önemli olan gücün gelişmelere göre Orta Doğu örneğindeki gibi kaydırılmasıdır. Haritada sınırların yerinde Orta Çağ’da olduğu gibi hareketli güç merkezleri ya da katmanlar vardır, ayrıca göçler, nüfus veya doğum patlamaları ve büyük felaketlerin vektörleri de önemlidir. Yani böyle bir harita hiç bir zaman sabit değildir, sürekli değişir, daima “Son Harita”dır ve kaosun değişkenliğini bizlere gösterir. Şimdi bu çalışmadan bazı alıntılar yapalım;

Hindistan ve Pakistan
Hindistan iyi bir örnek olabilir, ülke hantal bir bürokrasiyle yönetilmektedir, milyonlarca insan çeşitli etnik gruplardan, dinlerden gelmekte ve farklı dilleri konuşmaktadır, ulusal bir ideoloji yoktur vr demokrasinin etkinliği tartışılır. Ülkenin nüfusunun 2025’de 1.5 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir, su rezervleri azalırken, mısır tarlaları verimsizleşmektedir. Kısacası geleceğin Hindistan’nını zorluklar beklemektedir. Benzer bir diğer görünüm Pakistan’dadır, orada ise coğrafi ve demografik bir çalışma yoktur ve ülkenin ana dinini oluşturan müslümanların arasındaki alt bölünmeler ve kanlı çatışmalar Yugoslavya örneği kadar çoktur yani orada da ulusal kimlik yoktur. Nüfus hızla artarken, ormanlar azalmakta, ekin alanları küçülmektedir. Pakistan çölleşirken Müslüman-Hindu çatışmaları hızla artmaktadır ve artacaktır. Sonuçta her iki ülke de çökecek, birçok küçük ülke ortaya çıkacak, etnik kökenler nedeniyle Pakhtunistan ve Pencab Pakistan’ın yerini alacak ve Orta Asya platosuna dayanan yeni devletler kurulacaktır. Öte yandan bu yörede bir de iklim sorunu vardır, kimse nelerin olacağını kesin olarak bilemez ama tahminen gelecek yüzyılda büyük yıkımlar ve erozyon oluşacak, küresel ısınma ciddi kayıplara neden olacaktır ve Hindistan’ın % 70’i muson fırtınalarının hedefidir. Dünya nüfusunun % 20’si buradadır ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne göre Hindistan ve Pakistan dramatik sellere ve su yükselmeleriyle karşılaşacaktır.

Mısır
Bu ülkede de, sorun iklim kargaşası ve nüfus artışıdır ve ayrıca da fanatik dincilerin tehditleri vardır. Ekim 1992’deki Kahire depremi çok kötü bir örnektir. Uzman Jessica Tuchman Matthews, sera etkisindeki azalmanın bu ülkedeki doğal ortamı daha ağır etkileyeceğini düşünmekte ve uyarmaktadır. Doğal afetlerin artışı dinsel fanatizmi daha da körükleyecek ve sorunlar büyüyecektir.
   
ABD ve Dünya
Bu yüzyılın ortalarında ABD’de nelerin değişeceğini öngörmek kolay değil, öncelikle ABD etnik temeli karışık bir toplumdur ve milliyetçilik kırılgandır, ABD’de de, ulusalcılık çok büyük bir ordu toplamakla ve standart halk okullarındaki eğitimle oluşturulmaktadır. Bütün değerler ve ulusal kavramlar orduda ve okullarda verilir. Multi-kültürel sistemin dış yüzü high-tech’dir, kültürü destekleyen uluslararası medya ve dev eğlence endüstrisi, ulusal politikadan daha etkin ve geçerlidir. Ünlü yazar Saul Bellow bu konuda; “Bu ülke bizi aldı, bir kültür koleksiyonu değil, bir ülke olmalıyız.” diyordu. II. Dünya Savaşı döneminde ABD klasik ulusal devlet olmanın zirvesine ulaşmıştı ama bu yükselme 1960’lardan sonra düşmeye başladı ve yerini anlaşılmaz bir dönüşüm süreci aldı ve bu hala sürmekte. ABD gelecekteki sorunlarını kendi ülkesinde yaşayacaktır. Şimdiden işaretleri görülen ırksal kutuplaşma, eğitimin yararsızlığı ve yetmezliği ve sosyal parçalanma üzerlerinde ciddiyetle durulması gereken konulardır.Yahudiler ve İrlandalılar’ın elinde olan eğitim sistemi siyahlarla ilgisizdir, New York’daki Yahudi öğretmenler küçük siyah çocukları anne ve babalarının ellerinden alma ve uzaklaştırma çabasındadırlar ve bunun sonucunda ortaya çıkacak olan siyahi vahşet şok yaratacaktır. Afrika kıtasında başlayan stratejik başlangıç hatalara rağmen etnik ve kültürel gelişme göstermektedir ve bunun etkileri de ABD’yi çeşitli şekillerde etkileyecektir. Katolik Kanada ile Protestan ağırlıklı ABD toplumu ve halkının önemli bir kısmını oluşturan Meksikalılar ve Meksika’dan gelen dalgalar diğer sorunları oluşturabilirler. Ve 11 Eylül Amerikalılar’ın yaşamını kökten değiştirmiştir ama konumuz çok konuşulan olaylar ve konular değil, lafın kısası ABD’nin geleceği, artmakta olan doğal afetlerin yanısıra, geleceğin dünyasında bugün olduğu kadar nasıl söz sahibi olacağı ve içe dönük, kısır bir sosyal düzene alışmış insanlarını nasıl kontrol edeceğidir ve galiba da geleceğin dünyasını, büyük oranda ABD’nin geleceği belirleyecektir…

* “Environmental Scarcity and Violent Conflict,” Thomas Homer-Dixon, Jeffrey Şubat 1993
* “Environmental Scarcity and Global Security” Headline Series, New York: Foreign Policy Association, 1993.
* “The Project on Environment, Population and Security” Center for Security Studies and Conflict Research. The American Association for the Advancement of Science’s


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim