GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow İktisat arrow Kuzey Kore Ve ABD Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Şub 07 2008
Kuzey Kore Ve ABD Yazdır E-posta
  • Currently 3.0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Rating: 3.0/5 (Toplam Oy: 1)


Ali Külebi   
Perşembe, 07 Şubat 2008
Okunma: 431 kez

Dünyada kimi ülke doğal kaynakları sayesinde bir yere gelerek halkını refaha kavuşturur. Kimi ülkeler doğal kaynakları olmadan çalışarak bunu sağlar. Kimi ülkeler de doğal kaynağı olsa da olmasa da şaşkın ördek gibi, vizyonsuz, amaçsız, geri kalmışlığın pençesinden kurtulamadan, varlığı yokluğu belli olmadan, bağımlılığı kader haline getirerek varlığını sürdürdüğünü zanneder. Ancak son dönemde dünyadaki ülkelerin sınıflandırıldığı mevcut kategorilerin dışında, dördüncü bir boyutta yer alan bir ülke var: Kuzey Kore. 9 Ekim 2006 günü, Çin sınırının 100 km. kadar güneyinde, Kilçu yakınlarındaki Mantap Dağı’nın derinliklerinde saat 10:36’da uzun süredir nükleer güç olduğunu iddia eden Kuzey Kore nükleer bir deneme yaptı. Güçlü ve ihracata dönük bir füze teknolojisine sahip olduğu bilinen Kuzey Kore’nin nükleer gücü ve düzeyi konusunda çelişkili haberler alan ve bundan tedirgin olan Batı Dünyası, bu denemeyi tedirginliğin yanı sıra şüpheyle karşıladı.

Patlamanın gücünün zayıf olması, denemenin nükleer olup olmadığı tartışmasını da beraberinde getirdi. Ancak Kuzey Kore’nin 11 ayrı yerde süren nükleer çalışmaları ve 13 ayrı yerde bulunan balistik füze tesislerinin varlığı ve Devlet Başkanı Kim Jong II’nin “büyük” olma egosu çizgisinde yıllardır savurduğu nükleer tehditler artık bu ülkenin ciddiye alınması gerçeğini ortaya koymuştu. Denendiği ve nükleer olduğu söylenen bomba bir kilotonun altında, 1945’de Hiroşima’ya atılan atom bombasının 15’de biri kadardı. Ancak bombanın nükleer olduğu sonradan çeşitli kaynaklarca teyit edildi.

RAHATSIZLIK DUYAN ÜLKELER

Dünya nükleer kulübüne katılan Kuzey Kore, özellikle yakın çevresindeki Güney Kore, Japonya ve Çin’i bu denemeyle rahatsız ederken, ABD’yi de derinden sarstı. K. Kore elindeki bu yok edici güçle, şu anda nükleer güce sahip 8 ülkenin (İsrail hariç) en istikrarsız ve bu gücü bilinçsizce kullanmaktan çekinmeyecek olanı. Kaldı ki nükleer programına nazaran daha yoğun çalışmalar yaptığı ve bu nedenle daha tehdit edici şekilde yürüttüğü balistik füze programıyla bir anlamda elindeki gücü şimdilerde olmasa bile çok uzak mesafelerde kullanabilecek bir potansiyele de çok yakın. Envanterindeki, kıtalararası füze düzeyine erişmiş Taepedon2’lerle yaptığı son orta-uzun menzilli roket denemesinin başarısızlığına karşın Kuzey Kore, dünyada balistik füze sistemleri konusunda tehdit edici bir düzeye erişmiş durumda. Ancak şu anda elindeki nükleer bombaları bu füzelere sığdırabilecek bir boyuta ve uygunluğa getirip getiremediği belli değil. Bunun yanında Kuzey Kore ekonomisi büyük bir çöküntü içinde; halkı ise zengin kömür kaynaklarına rağmen soğukta ve karanlıkta yaşamaya mahkum bir vaziyette, açlığın pençesinde yaşam mücadelesi veriyor. Hatta Kuzey Kore, başta Güney Kore olmak üzere öteki ülkelerden aldığı yardımlarla halkına ancak öldürmeyecek kadar yiyecek sağlayabiliyor. Yakın dostları Çin ve Rusya’yı bile tedirgin edecek şekilde, adeta bir şantaj politikasıyla nükleer güç olmaya ve bu gücü dünyanın her köşesine eriştirecek bir kapasiteye ulaşmaya başlamış olan Kuzey Kore, “ne pahasına olursa olsun” söz konusu çalışmalarına devam edecek gibi
görünüyor.

Diktatör Kim Jong II’nin ülkesi bugün bu ekonomik zorluklara karşın eğer nükleer bir güç olmuş ise bunda onun bu gücünden tedirginlik duyanların büyük hisseleri var. Çünkü, 1950-1953 Kore Savaşı’ndan sonra kendisini tehdit eden dış güçlere karşı kararlı bir şekilde savunma refleksine geçen Kuzey Kore, korunmasının en uç noktasının nükleer bir şemsiyeye sahip olmakla gerçekleşebileceğine karar vermişti. Bu refleks sonraları, Güney Kore’nin rekabet . edilemeyecek bir güce erişmesi, en büyük destekçilerinden Sovyetler Birliği’nin 1990’da parçalanmasıyla adeta bir tutkuya dönüştü. Bundan böyle Kuzey Kore için yaşam mücadelesinin en önemli unsuru nükleer bomba sahibi olmaktı.

Bu bakımdan teknolojik bilgi birikimi sağlamak konusunda Japonya’da yetişmiş bilim adamları ve Sovyetler Birliği’nde eğitime gönderilen öğrenciler çekirdek bir . kadro ile hazır hale getirildiler. Ayrıca ülkede binlerce teknisyen yetiştirildi. Paragöz birçok Batılı firma, Kuzey Kore’ye, gereken teknolojileri veya malzemeleri satmaktan çekinmedi. Nükleer güç olma yolunda Kuzey Kore’nin Rusya, Çin, Avusturya, Fransa, Kanada, Romanya, Almanya, Pakistan, Hindistan, Japonya, İran, Ukrayna, Kazakistan ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nden, belli düzeylerde teknoloji, bilgi, malzeme veya ham madde aldığı iddia edilmektedir. Bu arada söz konusu desteklerle de Kuzey Kore’nin nükleer araştırma merkezi Yongbyon kuruldu. Pyongyang’ın 1990’larda hızlanan, 1994’de Clinton yönetiminin iknasıyla, sivil bir nükleer santral ve yardım karşılığı durdurulan plütonyum işleme tesisi çalışmaları, 2002’de Bush yönetiminin Clinton politikasını geçersiz sayıp Kuzey Kore’ye mali yaptırımlar getirmesiyle, . 2004’de bu defa çok daha hızla plütonyum işleme çalışmalarına başladı.

Başkan Bush’un ekibindeki Colin Powell’ın Güney Kore Devlet Başkanı Kim Dae Jung ile Mart 2001’de beraber başlatmayı amaçladıkları Kuzey Kore’ye yönelik uzlaşmacı hareket, Başkan Bush’un her konuda agresif ve katı bir politika izlemeyi adet haline getirmesi ile başlarken sona erdirildi. Böylece bugün ABD’yi tedirgin edip, adeta bir nükleer tehdidin esiri haline getiren Kuzey Kore olgusu da bu şekilde ortaya çıkmış oldu.
11 Eylül olaylarından sonra ABD’nin nükleer silahların istenmeyen şekilde terörist grupların eline geçmesi paranoyası artarken, buna paralel olarak, ABD’nin istihbarat açısından nüfuz edemediği birkaç ülkeden biri olan Kuzey Kore bu bakımdan kontrol altında tutulması hatta tehdit edilmesi gereken bir ülke haline geldi. Bush yönetiminin uzlaşmaz tutumu karşısında, ekonomik sıkıntıları azami ölçülere varan Kuzey Kore’nin elindeki bütün balistik füze ve nükleer teknolojiyi ciddi bir para karşılığı satma, yani bir anlamda bu programlardan vazgeçme önerisinin yine ABD tarafından . dikkate alınmadığı ve gerginliğin sürdürülmesinden yana bir tavır aldığı da söylenmektedir. Bu noktada parantez içinde akla gelen husus, ABD’nin, Japonya, Güney Doğu Asya ve hatta Avustralya üzerinde bir nükleer tehdidin oluşmasından fayda umabildiği ve bunu uzun vadede bu ülkeleri kendi safında kullanabileceğidir. Yine Çin ve Rusya’yı rahatsız edebilecek bir “yaramaz çocuğun” varlığı da ABD’nin bu siyasetini açıklayabilir.

Ancak her şeye karşın artık kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir ülkenin varlığı söz konusudur. Bu ülke yani Kuzey Kore, esasen halkının çektiği ağır sıkıntılarla ve katı bir izolasyonla yıllardır muhataptır. Asgari düzeyde yaşamını sürdüren bir toplum, daha ağır sıkıntılara sokulursa, yani . ABD’nin yeni önerileri olan daha ağır ekonomik ve siyasi önlemlerle yüz yüze bırakılırsa, köşeye sıkışmış bir kedinin kaplanlaşması gibi yırtıcı, ve saldırgan olabilir. Başka bir deyişle birçok durumda ve ülke için geçmişte uygulanmış ve başarılı olmuş ambargo, izolasyon gibi yöntemlerin, özellikle diktatörlüklerce yönetilen ülkelerde geçerliliği yok denecek kadar azdır.

VE BUNDAN SONRASI

Bugün aleni bir nükleer güç olan Kuzey Kore ile onu bu konuma göz göre getiren ABD’nin bundan sonraki ilişkileri daha sert yürüyecek ve bu sertlikten Güney Kore’nin de payını alması kaçınılmaz olacak diye düşünülürken Ekim ayının son günü Kuzey Kore’den yumuşama belirtileri geldi.

Kuzey Kore, Güney Kore, ABD, Çin, Japonya ve Rusya’dan oluşan altılıların, 2005 yılında Kuzey Kore’nin görüşme masasından kalkmasıyla duran “Kuzey Kore’nin Nükleer Programını Durdurma Çalışmaları”nı yeniden başlatacağını Kuzey Kore Dış İşleri Bakanlığı bizzat açıkladı. Altı ülke arasında Eylül 2005’de yapılan görüşmelerde;
- Pyongyang hükümeti nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarda kullanacağını,
- Öteki beş ülke Kuzey Kore’ye, enerji, petrol yardımı ve güvenlik garantisi vermeyi,
- Altı ülke de görüşmelerin amacının Kore yarımadasının nükleer silahlardan arındırılmasını amaçladığını,
- Kuzey Kore, Atom Enerjisi Komisyonu’nun güvenlik ile ilgili önlemler ve nükleer silahların yayılmasını önleme konusundaki çizgisinde görüşmelere başlamayı kabul ettiğini . açıklamıştı. Yine aynı toplantıda, ABD ve Güney Kore, yarımadada nükleer silah bulundurmadığı ve bulundurmayacağı konusunda teminat verirken, yine ABD ve Japonya Pyonyang hükümeti ile ilişkilerini normalleştireceklerini teyid etmişlerdi. Ancak bilahare Bush hükümetinin Kuzey Kore’ye mali konularda yaptırımlar getirme kararıyla iyiye giden ilişkiler bozulmuştu.

Görüşmelerin yıl sonundan evvel yeniden . başlatılacağı Kuzey Kore Dışişleri sözcüsü tarafından dile getirilirken bu arada son yapılan nükleer denemenin ve nükleer silah geliştirilmesinin, ABD’nin yıllardır süren konvansiyonel ve nükleer anlamdaki saldırgan ve tırmandırıcı tutumuna karşı olduğu yinelenmiştir.

ABD’nin bu gelişmeden önce Kuzey Kore’ye karşı daha sıkı bir şekilde uygulamayı düşündüğü izolasyonlar ve yaptırımlar Kim rejimini daha başka yollardan döviz elde etmeye ve ülkesinin acil gereksinimlerini karşılamaya yönlendirebilecekti. Bu bağlamda ilk akla gelen husus, Pyongyang’ın bugüne kadar dikkatli bir şekilde satmaya çalıştığı balistik füze ve teknolojisinin yanı sıra Kitle İmha Silahları’nı (KİS) daha hızlı ve yaygın bir şekilde satabileceği idi ve bu arada İran gibi bu tür teknoloji ve silahları alma konusunda hevesli müşterilerin varlığı da unutulmaması gereken bir olguydu.

Her ne kadar ABD’nin elinde bu tür tehditlere karşı bazı kartlar olduğu bilinse de Güney Doğu Asya’da meydana gelebilecek gelişmeler, her halde ABD için bir baş ağrısı olacaktı. Nükleer bir Kuzey Kore’nin bölge için giderek karışıklık çıkarıp barışı bozabilecek bir pozisyona girmesinden rahatsız olabilecek bir Çin, Kuzey Kore’nin nükleer ve balistik füze tehdidinden bunalmış bir Japonya ve Güney Kore’nin ve hatta Tayvan’ın da nükleer güç olmaları ihtimalinden rahatsız olabilir, bu bağlamda Kuzey Kore’ye yaptığı hamiliği ve yardımları azaltabilir ve hatta gönderdiği petrol yardımlarını da kesebilir. Ayrıca, Kuzey Kore’nin bölge için tehlikeli girişimlerinin, 2008 Pekin Olimpiyatları’nı tehlikeye düşürebileceği hususu da Çin’in Kuzey Kore’ye baskı uygulamasına yol açabilecektir.

Nükleer deneme sonrası Çin’in Kuzey Kore’ye yapmakta olduğu gıda yardımını eğer bu altılı görüşmelerden bir sonuç alınmazsa bir ihtar mahiyetinde azaltacağı beklenmektedir. Nitekim Güney Kore bu konudaki yardımını, Kuzey’in balistik füze denemesinden sonra askıya almıştır. Ancak bu konuda Çin ve Güney Kore’nin atacakları adımlar sınırlıdır. Çünkü her iki ülke de Kuzey Kore’nin zengin demir, kömür ve altın madenleri konusunda çok ilgilidirler ve esasen Çin’in bu konuda Kuzey Kore’de ciddi yatırımları vardır. Yine Kaesong Serbest Ekonomik Bölgesi’nde çalışan Kuzey Koreli işçilerin Güney Kore için önemi ve Kuzey’e buradan giden döviz geliri hayati değer taşıyan hususlardır.

Bütün bu özel ve hassas dengelerin yanı sıra, özellikle, 1,1 milyonluk gücüyle imtiyazlı generaller tarafından Diktatör Kim’e büyük bir bağlılık gösteren Kuzey Kore ordusundan, yakın bir gelecekte diktatöre karşı bir darbe girişimi beklenmediği gibi, böyle bir girişimin ve bunun sonucunda Kuzey Kore’de başlayabilecek bir kargaşanın bedeli de bütün bölge için ağır olabilecektir. Ülkede, Saddam sonrası bir Irak benzeri başlayabilecek anarşi, bunun sonucunda nükleer silahların yanı sıra ciddi boyuta erişen kimyasal ve biyolojik silahların kontrolsüz şekilde kullanılmasına veya terörist gruplara satılmasına yol açabilecektir. Saddam’ın sahip olmadığı bu silahlara Kuzey Kore’nin gerçekten sahip olduğu düşünüldüğünde ise böylesine bir kompozisyonun sadece bölgesel değil küresel dengeleri bile derinden sarsabilecek bir niteliğe sahip olduğu görülmektedir.

Yine Kim rejiminin yıkılmasıyla başlayabilecek olası bir kargaşada Kuzey Kore’nin yoksulluktan bunalan 23 milyonluk nüfusunun büyük bir kısmının Kuzey’e, Çin’e veya Güney’e, Güney Kore’ye göç etmeleri söz konusudur. Bu husus şimdilik Güney Kore ve ABD için olduğu kadar Kuzey Kore’de bir rejim değişikliğini isteyen ve hatta buna yönelik hazırlıklar yapmış olan Çin için bir kabus olabilir. İşine geldiği ve kontrol edebileceği bir günde, yetiştirmiş ve sızdırmaya hazır binlerce Koreliyi hazır tuttuğu söylenen Çin, Kuzey Kore’de, kendine yakın, zengin maden kaynaklarına sahip bir Kuzey Kore rejimi ister. Ancak bu, Çin’i sarsmayacak, ani bir güçle karşı karşıya bırakmayacak kontrollü bir boyut ve gerektiği zamanda ele alınabilecek bir husustur.
Bütün bu hususların ışığında, elindeki bu tek gücü şantaj yaparak kullanmaktan başka çaresi olmayan Kuzey Kore, Güney Doğu Asya için nükleer anlamda, bugüne kadar dünyada ortaya çıkmamış, benzeri olmayan bir tehdittir. Bu noktada, Kuzey Kore’nin bugününü hazırlayan ABD’nin artık daha uzlaşmacı ve barışçı bir yaklaşımda bulunması gerekir. ABD’nin, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bu ülkeye daha fazla baskı yapmasının faydasızlığı . ortadadır. Uygulanacak yaptırımlar zaten yıllardır belli ölçülerde sürmektedir ve bunların da faydası olmadığı ortadadır. Son 15-20 yıldır Kuzey Kore’de yaşanabilecek bir çöküş veya rejim değişikliği de gerçekleşmediği gibi, ABD’nin diktatör Kim’i aşağılayıcı ve zora sokacak politikaları hep geri tepmiştir. Güney Doğu Asya ülkeleri bu nedenle daha uzun bir süre Kim Jong II ile yaşamaya alışmalı ve hazırlıklı olmalıdırlar. ABD’nin de bölgeyi sıkıntıya sokacak inatçı politikalarını tekrar gözden geçirmesinde bölge insanlarının gelecekleri açısından gerek ve yarar vardır. Bu gerçekler ile olumlu ve olumsuz olası gelişmeleri hesaba katan bütün taraf ülkelerin Altılar Grubu olarak tekrar görüşmelere başlayacak olmaları bölge ve dünya barışı . için olumlu bir adım olacaktır.

NÜKLEER KUŞAĞIN GELİŞMESİ VE TÜRKİYE

Batılıların ikiyüzlü politikası sonucu “her istediğime ancak ben sahip olurum, benim dışımdakiler izin verdiğim ölçüde buna erişebilirler” anlayışına göre dünyada birçok alanda yeni emperyalist zihniyet, değil nükleer silah sahibi olunmasını, Türkiye örneğinde olduğu gibi nükleer santrallerin . inşasını bile kendi kontrolü altında tutup ülkelerin belli düzeyde bir güç olmalarını engellemektedir. Hâlbuki bugün, batılılara rağmen nükleer güce erişen ülkelerin sayısı birer ikişer arttıkça caydırıcılık anlamında bir güce kavuşmak isteyen devletler de zamanla ortaya çıkacaktır ve bu da o ülkelerin hakkıdır. Esasen, bugün teknolojik bilgilerin edinilmesi göreceli olarak kolay olduğundan 20-25 milyon nüfusa sahip hemen her ülkenin nükleer teknolojiyle ilgili belli bir çekirdek kadroya sahip olabileceği de bilinmektedir. Bu bağlamda bu düzeyde bir nüfusa sahip her ülkenin ekonomik koşullarını biraz zorlaması halinde nükleer silaha kavuşacakları da bir gerçekliktir. Bu açıdan dünyada ülkeler arasında sürekli kendini yeni siyasal koşullara göre hazırlayan dengeler ışığında, nükleer silahlara sahip ülkelerin oluşturduğu nükleer kuşağın genişlemesi ve Türkiye’ye dayanması kaçınılmazdır. Bu gerçeklerin ve oluşabilecek tehditlerin ışığında Türkiye’nin de nükleer silahların yayılması ile ilgili imza attığı anlaşmaları yeniden gözden geçirmesi elzemdir.

Ali Külebi


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim