Okunma: 682 kez
Geçtiğimiz hafta içinde, ekonomide işlerin iyi gitmesi sonucunda (!) Türk Lirası'nın son 25 yılın en yüksek değerine ulaştığı, iftihar vesilesi olarak, halka duyuruldu. Ne gariptir ki, YTL değerlenirken döviz tevdiat hesabında pek bir kıpırdanma yaşanmıyor. Bu yazıda bu konuyu kısaca tartışırken, önce haberin niteliğine ve veriliş şekline bir göz atmak sonra da haberin doğruluk derecesine göre, böyle bir oluşumun ekonomi ve halkımız açısından ne anlama geldiğini irdelemek istiyorum.
2- PARANIN İKTİSADİ GELİŞİMİ
1936 yılında Keynes'in ünlü Genel Teori'sinin yayımlanması ile paranın üçüncü işlevi de ekonomi yazımına girmiş oldu. Neooklasiklere göre sadece değişim aracı ve servet saklama aracı olarak işlevlendirilen para, bu kez spekülatif amaçla da kullanılabilir bir meta olma işlevini de kazanmış oldu. Böylece, para da, herhangi bir mal gibi piyasada değeri olan ve alınır-satılır bir meta olarak ekonomide işlerlik kazanmış oldu. Aslında. paranın spekülatif bir meta olması Keynes teorisinin bir sonucu olmayıp, borsaların gelişmesi paraya bu niteliği kazandırmış idi. Bilindiği gibi, Keynes'in kitabına esin kaynağı olan 1929 Krizi de ABD'de borsa krizi ile başladı. Bundan 7 yıl sonra, Keynes, paranın bu yeni işlevini akademik dille kavramsallaştırdı ve bu mekanizmanın çalışma kural ve koşullarını formüle etti. Bilindiği gibi, bu teori ile, faiz de yeni bir tanıma kavuşuyordu; neo-klasiklere göre yatırım tasarruf eşitliğini sağlayan faiz haddi, Keynes teorisine göre, para, spekülatif alandaki para arzı ile spekülatif para talebinin oluşturduğu fiyattır.
3- DOLAR KARŞISINDA YTL'NiN DEĞERİ VE İNCELENMESİ
Bu açıklamanın ışığı altında, bir meta olarak görülen paranın da bir piyasası olduğu ve bu piyasadaki arz ve talep koşullarına göre fiyatının belirlendiği açıktır. Tartışmamızı anlaşılabilir bir zemine oturtabilmek için para piyasasını iki katmanlı olarak ele almak daha doğru olur. Birinci katmanda YTL ile Dolar'ın karşılaştığı piyasa, ikinci katmanda ise, spekülatif para talebi ile para arzının karşılaştığı piyasa yer almaktadır. Analitik açıklamalara aşağıda yer vermek üzere, burada hemen sonucu söylemek gerekirse, birinci katman piyasada Dolar miktarının artması, buna karşın YTL miktarının aynı hızda artmaması, doğal olarak, Dolar karşısında YTL'nin değerini yükseltir; ikinci katman piyasada ise, spekülatif para talebinin para arzının üzerinde gerçekleşmesi de faiz haddini yukarıya çeker. Görülüyor ki, iki katman piyasadaki sonuçlar Türkiye için tutarlı ve geçerlidir. Şöyle ki, Dolar karşısında YTL aşırı değerlidir; YTL üzerindeki faiz haddi de oldukça yüksektir. Bütün mesele, söz konusu mekanik sonuçların hangi politikalar sonucunda oluştuğu ve bu oluşumların ekonomik altyapı ile ilişkisi ve sosyo-ekonomik etkilerinin ne olduğudur.
Medyada verilen bilgilere göre, YTL, Dolar karşısında, farklı fiyat ölçümlerine göre, son 20 - 25 yılın en yüksek değerini bulmuş. Yani, tersinden bakarsak, Dolar. YTL karşısında son 20 - 25 yılın en düşük değerine İnmiş. Dolar, bizim İrademiz dışında nedenlerle uluslar arası piyasalarda değer kaybederken, YTL/Dolar paritesini kullanırken bu paritede dış faktörleri elimine edip salt iç politikaların rolünün hesaplanması gerekir. Aksi halde, doların uluslararası piyasalardaki dalgalanmalarının sonucu da hesaplamalarda içselleştirilmiş olur
Yukarıda da belirtildiği üzere, paralar da, diğer mallar gibi, kendi piyasalarında oluşan arz ve talebe göre değerlenirler. Eğer, gizli enflasyon hedeflemesi amacıyla, piyasaların daralmasını ve ekonomide bazı kesimlerin çökmesini göze alarak para arzı sıkı bir şekilde denetleniyorsa. bu malın benzeri diğer mallarla değişim oranı (yani değeri), doğal olarak, yükselir. Buna karşın, yüksek kamu açığını ve giderek yükselen carı açığı çılgınca finanse edebilmek için yüksek faiz ödeniyorsa, buna bağlı olarak ekonomiye giren yabancı para miktarı da artıyorsa, doğal olarak, YTL değer kazanır. Buna bir de, Dolar'ın uluslararası piyasalardaki seyri eklenirse, Dolar'ın değer kaybı hızlanabilir de. Bu durumu ekonomideki iyileşmelerle değil de. bazı patolojik gelişmelerle açıklamak daha uygun olur. Zira cari açık giderek yükseliyorsa, ekonominin bazı kesimleri çökmüşse emekçiler ayakta ise, işsizlik ve yoksulluk giderek yaygınlaşıyor, her geçen yıl ramazan çadırları büyüyorsa, herhalde YTL'nin Dolar karşısında değer kazanmasını ekonomide işlerin iyi gitmesine değil, tam tersine, kötü giden işlerin sonuçlarını ötelemek için kullanılan ekonomik araçlara bağlamak daha doğru olur.
Paradan altı sıfır attıktan sonra, bir zamanların "beşlik simit"inin 30 35 kuruşa çıkmış olduğunu gördük.
işlerin iyi gittiği söylenen ekonomide, simitin YTL ile değişim oranında, simit belki de doların önünde seyretmektedir. Ya da, doların artış hızı enflasyon hızının önünde seyretmiş demektir.
Kabul edelim ki, YTL'nin dolar karşısında değer kazanmış olması, Türkiye ekonomisinin gelişme seyrinin ABD ekonomisinin gelişme seyrinden daha iyi olması sonucunda değil, maliyetleri toplumun bir kesimine yıkarak, toplumu baskılayan politika dayatmalarının sonucunda oluşmuş, hiç de toplumun hayrına olmayan, olumsuz bir gelişmedir. Bir defa, bu durum dış ticaret dengesini iyice bozarak, ihracatı frenlevip ithalatı yükselterek, halen çok yüksek seyreden carI açığın daha da yükselmesine yol açabilir. İkinci olarak, dövizin artış hızının enflasyonun gerisinde seyretmesi sonucunda büyük sanayi kuruluşları girdi alımlarında dış dünyaya yönelirken, KOBİlerin bir bölümünü çökerterek işsizliğin ve yoksulluğun yaygınlaşmasına neden olabilir. Diğer yandan, ihracatçı firmalar da, dış satım kayıplarını, istihdam ve ücret politikalarıyla emekçilere ve/veya vergi avantajları sağlayarak devlete yıkabilir. Birinci durumda sosyal sorunlar, ikinci durumda ise bütçe üzerindeki baskı artar.
YTL' nin aşırı değerlenmesi, dolarla ilgili dış faktörlere ilaveten, bir yandan ithalatın ucuzlatılması yoluyla enflasyonu denetleme aracı olarak, diğer yandan da Dolar' a bağlı borç mürettebatı ödemelerinde YTL gereksiniminin artışını frenleyerek bütçe politikasını dengeli götürme politikalarıyla da ilintilidir. Ancak, bu politikalar kendi içinde tutarsız olduğu gibi, ekonominin geleceği açısından da çok tehlikeli araçlarla gerçekleştirilmektedir. Böyle bir ekonomik gidiş, siyasetçinin önünü bir dönemlik açabilir, ama uzun dönemli sonuçlarıyla uygulayıcıların! siyaset sahnesinden siler.
Dolar'ı spekülatif kazanç aracı olarak gördüğümüzde, YTL'yi aşırı değerli tutmak, iki açıdan ülke ekonomisine çok büyük yük yıkar. Bir defa, enflasyonun altında seyreden dolar spekülatif amaçlı dolar girişleri üzerindeki faiz haddinin, duruma göre, nominal faizin de üzerine çıkmasına yol açabilir. İkinci olarak da, spekülatörler düşük değerden topladıkları dolar üzerinden anormal kazançlar sağlayabilmek için ekonomide kriz ortamı oluşturduklarında, oluşacak krizi önlemede Merkez Bankası yeterli olabilir mi! Kaldı ki, Merkez Bankası'nı imdada koşmaya zorlayan politikaları uygulamak akıl karı olarak görülebilir mi?
IV- SONUÇ
Olumsuz sonuçları uzun dönemde ortaya çıkan ekonomik araçların aldatıcı parıltıları derhal ışıldar. Uygulanan politikaların uzun dönemli olumsuz sonuçlarını çözümleyemeyen halk yığınları, kısa dönemli parıltılara yem olur. Bunu da siyasetçi kar sayar!
Prof. Dr. İzzentin Önder

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Türk Parası Değerleniyor mu?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |