Oca
30
2008
|
Türkiye ve Yeni Yüzyıl |
|
|
|
Prof. Dr.Mithat Melen
|
|
Çarşamba, 30 Ocak 2008 |
Okunma: 726 kez
Türkiye'nin ayakları gerçekten yere basarak yeni bir vizyona gereksinim duymakta. Ellerini sıkıca yaşadığı toprağa koyması gerekiyor. Ancak mevcut politika yapanlarla bu işi yapmak gerçekten zor. Soğuk savaş dönemi için yetiştirilmiş bir kadronun küreselleşmeyi kavrayacak biçimde eğitilmedikleri için 21. yüzyılı yakalamaları zor görünüyor. Biz de bunun sıkıntılarını çekiyoruz.
( www.genbilim.com )
Türkiye'nin kağıt üzerindeki çalışma gücünün yarısı daha ilkokulu bitirmemiş. 13 milyonu mesleksiz. 13 milyon insan günde 1 dolar gelirin altında yaşıyor, 18 milyon ise ancak günde 2 dolar kazanabiliyor. Gelir dağılımında büyük adaletsizlikler var. İstanbul gibi bir kentte bile 1' e 20 gibi büyük gelir farklılıkları bulunuyor.
Milli gelirden, nüfusun en üst yüzde 20'si yüzde 55 pay alırken, en alt yüzde 20 yüzde 5 alıyor. Maalesef orta sınıf denilen yüzde 60'lık bölüm ise milli gelirin yüzde 40'ını paylaşıyor. Bu durumda Türkiye' de hepimize düşen önemli bir görev var. Milli gelirin daha adil dağılmasını sağlamak için önlemler alınması için gayret etmek.
Olaya bir başka açıdan bakarsanız bu sadece Türkiye'nin sorunu değil. Belki bunlar küreselleşme denilen büyük olayın olumsuz yanları. Ancak sorun tüm dünyanın birlikte üzerinden gelmesi gereken boyutta.
İstanbul Sanayi Odası verilerine göre; Türkiye'de devlet GSMH'nın yüzünde 50'sini üretiyor. ilginç olan taraf ise, 500 büyük şirket içinde petrol, elektrik ve tekel gibi kamu kurumları ilk Üç sırayı alıyor. Bu üç büyük kamu teşebbüsünün toplam satışları 10 milyar dolar. Sadece General Motors 164 milyar dolarlık yıllık satış yapıyor.
Büyük kentlerimizde nüfusun yüzde 60'ı gecekondu gibi yerleşim alanlarında yaşarsa, Ülkenin üçte biri ruhsatsız bir yerleşim konumuna sahip demektir. DPT bu gerçeği başka bir şekilde ifade ediyor: "Türkiye ekonomisinin yarısı kayıt dışıdır." Ayrıca büyük ölçüde uyuşturucu trafiğinin Türkiye Üzerinden yapılması kayıt dışı faktörünü doğruluyor. Akademisyenler satın alma paritelerine göre hesapladıkları bir GSMH tahminin de GSMH'nın gerçekten iki kat daha fazla olduğundan söz ediyorlar.
Her gelişme yolundaki ülkedeki en önemli sorun tasarrufların azlığıdır. Tasarrufun az olması yatırımları düşürür, ticaret hacmi ve büyüme azalır. Ancak tüketim aynı oranda dizginlenemez. 1980'li yıllara kadar, Türkiye bilindiği gibi ekonomik açıdan dünyaya kapalıydı ve yıllardan sonra dünyaya daha çok açılarak liberal ekonomik politikalar benimsendi. Fakat Türkiye sermaye, mal ve iş gücü piyasalarını oluşturmak için gerekli altyapı reformlarını tam anlamıyla yapamadı. Parasal politikalar uygulayarak, mali politikaları ihmal etti. Gelir gider dengesini kamu harcamalarından kuramadı. Yıllardır yapılan ve yaz boz tahtasına döndürülen vergi reformlarını her gün izliyoruz. Gelir kavramlarını iyi oturtamamış her Ülkede olduğu gibi Türkiye' de de iç ve dış borç arttı. Kamu borçlarının artması Hazinenin iç piyasalara saldırmasına ve faizlerin artmasına neden oldu. Yüksek faiz hadleri yatırımları durdurdu ve üretim düştü. Kamu fonlarının yüzde 40'ı faiz ödemelerine girmeye başladı. Kamu sektörÜ ellerini piyasadan çekmez ise faiz hadlerinin düşmesi zor görünüyor. Son altı aylık veriler kamu açıklarının 22 milyar dolar civarında olduğunu gösteriyor.
Türkiye hükümetlerinin önündeki önemli sorunların başında kamu harcamalarının kalitesini artırmak geliyor. 1987 yılından beri iç politik kaygılarla politikacılar yapısal ekonomik reformları yapmaktan kaçındılar. IMF'nin isteklerinde haklı olması ve bir stand-by gereği, bunun içinde sosyal güvenlik, personel harcamaları ve özelleştirme ile tahkim yasalarında iyileştirmeler aslında gerçekçi. Bizim IMF ile görüş aykırılığımız sadece IMF'nin İngilizce bunları söylemesinden geliyor. 20 yıldır Türkiye'nin yapısal uyum reformlarını bir an önce yapmasını savunuyoruz. Enflasyonunun indirilmesi için uğraş veriyoruz.
Türkiye ekonomisini faizci bir yapıdan Üretim yapan bir yapıya dönüştürmek gerekiyor. Maliye Bakanlığı'nın verilerine bakarsanız, sadece 40 bin kişinin faiz gelirini paylaştığını görürsünüz. Türkiye'nin bütçesinin ilk ayda giderlerinin yarısından çoğu nu 40 bin kişi paylaşmış. 65 milyon insan ise geriye kalan kamu giderlerinden yararlanmaya çalışırken, vergileri ise 8 milyon kişi ödüyor.
Son olarak yapılan bankacılık ve sosyal güvenlik reformlarının çok bir şey getirmeyeceğini söylemek hatalı olmaz. Türkiye'de yüksek enflasyon ve faiz lobileri her zaman galebe çalıyorlar. 500 büyük sanayi kuruluşunun karlarının yüzde 87'si faiz gelirinden oluşuyor. Reel üretimden artık sanayi bile kar edemez hale gelmiş.
Ekonomik ve sosyal sorunlarını çözemeyen, gelirini adil dağıtamayan bir Türkiye politik sorunlarını çözemez. Terör, Kürt sorunu belki tamamen ekonomik meselelerden kaynaklanıyor. Kimlik nosyonunu ihmal ediyor değiliz ancak ekonomik ve bölgeler arası farklılıklar giderilmeden bu meseleleri halletmek kolay olmayacak. Artık baş örtüleri ile okula girmekten öğrencileri alıkoyan, kendi dilinde radyo ve 1V' sini izlemeyi yasaklayan ve Mecliste temsilci bulundurmaya hayır diyen, düşün suçlularını hapse atan düşünce yapısını değiştirmeliyiz ve bunları tartışmaktan korkmamalıyız.
Son altı ayın verileri dış ticarette yüzde 30'luk bir ithalat ve yüzde 10'luk bir ihracat düşüşü gösteriyor. Bu gelecek yıllar için daha az yatırım, ithalat, ihracat demek. Türkiye'de durgunluk ve kıpırdamayan bir piyasa bunun örneği. Durgunluk, ekonomi açısından ağır sonuçlar doğurabilecek ve sosyal gerginliği artıracak unsurdur.
Türkiye'nin Kıbrıs ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerini de tekrar ele almamızın zamanı geçiyor. Yunanistan ile ilişkilerimiz ve dış ticaretimizin yarısını yaptığımız AB ile sorunlarımızı halletmemiz gerekiyor. Amaç tam Üyelik olmamalı, zenginliği bölgede paylaşmak ve politik istikrar olmalıdır. Bölgedeki çekişmeler bölge halklarına fayda getirmediği gibi bu Ülkelerde gerginliklere neden olmakta ve iç çekişmeler için kullanılmaktadır. Gereksiz savaş hazırlıklarının ekonomiye büyük yük getirdiğini unutmayalım.
Türkiye artık yerel yönetimler konusunda da önemli adımlar atmalıdır. Ekonomik olarak özgür bir yönetim yapısı ile seçimle gelen yerel yönetimler hatta seçilmiş valileri artık düşünmeliyiz. Ankara'nın bölgesel ekonomiler için rolü azaltılmalıdır
Yeni bir anayasa ve siyasi partiler ile seçim yasalarındaki değişiklikler yeni bir politik yapı için gereklidir. Türkiye'deki politik yapı elden geçirilmeli ve sosyal adalet bütün sosyal gruplara yayılmalıdır. Türkiye bir hukuk devleti olmalı ve insan haklarına saygı duyduğuna insanın, insanca yaşaması gerektiğine inanmalı ve önlemler almalıdır. İnsanların din, vicdan, yerleşim, teşebbüs hakları korunmalıdır.
65 milyon nüfuslu Türkiye son 35 yıldır aynı kişiler ve çevreler tarafından yönetildi. Siyasi hayatta bunun için önemli bir değişiklik olmalı. Nüfusunun Üçte ikisi 30 yaşın altında olan bir ülkenin hala 75 yaşındaki yöneticilerle idare edilmesini uzatmak acaba doğru mu? Genç ve dinamik nüfusu ile gelecek vaat eden bir ülkenin teşebbüs gücünü kırmamak gerekiyor.
Türkiye'nin en önemli sorunu eğitimdir. Kadınların eğitimine önem vermemiz ve kişi başına düşen 3,6 yıllık okuma yılını en az 7 yıla çıkarmamız gerekiyor. Ayrıca, kadınların daha aktif bir rol üstlenmeleri ve bunun için de daha iyi eğitilmeleri gerekiyor.
Son 30 yılda Türkiye eğitim ve adalet sektörlerine OECD ülkelerinden 3 kat daha az para harcamış. 15 yıl içinde hakim ve savcı olanlarla öğretmenlerimizden yüzde 87'si yabancı dil bilmiyorlar. Türkiye 150 bin imamı kadrosunda tutuyor. Eğitimli bir hoca kadrosuna kim hayır diyebilir ama bilgisayar kullanmayı bilmeyen bir öğretici kadrosu düşünülemez.
Türkiye önce ABD ile ticaret ilişkilerini Artırmaya çalışmalıdır. Dünyanın en büyük pazarına girmeden dış ticaretinizde atak yapamazsınız. Ayrıca Ortadoğu ve Türki devletlerde joint-ventures'lara gitmek zorundayız. Enerji sorunlarımızı çözmemiz şart. Savunma sanayine özel sektörümüzün girmesi gerekiyor. Savunma harcamalarının ekonomi içine çekilmesi tartışmayı başka bir boyuta taşır. Bilinmelidir ki, ABD' de her iki kişiden biri dolaylı ve doğrudan savunma sektörü için çalışmaktadır.
Bölgede yaşamak ve sınırlarımızı korumak Türkiye'nin 21. Yüzyılda önündeki en önemli sorundur. Bu gerek için, TC vatandaşlarının bilincini artırmak lazım. Ancak bu hedefe varmak için düzgün bir medya ile gerçek liderlere gereksinim var.
8 parti kongresini izlemiş biri olarak,-ne yazık ki 21. yüzyıla hazırlık yapan bir parti yapısı göremediğimi belirtmek istiyorum. Türkiye'de sadece Silahlı Kuvvetler kapsamlı bir 21. yüzyıl stratejisi hazırlamış ve kamuya açıklamıştır. Türkiye'de bu belki de sivil örgütlerin önemini bir kat daha artırıyor. Politik kaygıları olmayan, oy ve mevkii peşinde koşmayan insanlardan ülkenin sorunlarını çözmek için yararlanmamız gerekiyor. Belki de genel başkanlarının tayini ile gelen, ülkenin ekonomik ve politik sorunları ile uğraşmamış, yurt dışını bilmeyen milletvekillerinden dünyanın sorunlarını ve ülkenin gereksinimlerini anlamayı beklemek yanlış olabilir.
Türkiye değişmek istiyor ve değişim gerektiğini artık Türkiye insanı oyları ile söylüyor. Mevcut liderlerle Türkiye sorunlarını çözemez ve 21. Yüzyılda bu bölgede ve dünyada istediği yeri bulamaz.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Türkiye ve Yeni Yüzyıl
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|