GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow İktisat arrow Türkiyede Kamu Kesimi Açıkları Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Oca 30 2008
Türkiyede Kamu Kesimi Açıkları Yazdır E-posta
(0 Oy)



Prof. Dr. Yusuf Tuna   
Çarşamba, 30 Ocak 2008
Okunma: 1055 kez

Kamu finansmammn sağlanması iktisa­di düşünce okullarında sürekli tartışılmış ve önemine dikkat çekilmiştir. Devletin ekonomi­deki rolünün olduğu kadar, finansman açığı­nın da nasıl kapatılacağı tartışmaları günümüz­de de ehemmiyetini korumaktadır. Kamu finansman açığının kapatılmasın­da sıkça başvurulan mali kaynak iç borçlardır. Finansman açığının bir maliye politikası aracı olan iç borçlanma ile kapatılmasımn ekonomi­deki dengeleri hangi yönde etkileyeceği de di­ğer bir önem arzeden konudur.  Bazı iktisatçı­lar bahsedilen yöndeki bir politik uygulama­nın, sadece ekonomideki kaynak dağılımınıdeğiştireceğini, yani özel kesimden kamu kesi­mine bir kaynak aktarımının söz konusu olaca­ğını; diğer bir ifade ile özel kesimin mali piya­salardan dışlanacağını ifade etmektedirler. Keynesgil iktisatçılar ise, dışlama etkisi ile ilgi­li olarak ödünç verilebilir fonlar açıklamasınıreddetrnektedirler. Yine Moneteristler de dışla­ma etkisinin varlığını kabul eden iktisat okuludur.

Bahsedilen bu teorik çerçeve ışığında Türkiye'nin kamu kesimi açıkları, bunların fi­nansman usulü, ödünç alınan fonların kullanı­mı, ekonomik dengelere etleisi, özellilde eko­nomik süjeleri asıl sahaları dışında faaliyete İt­mesi ve bunlapn sonuçlarına değinilip çözüm teklifleri ele alınacaktır.

1. Kamu Finansmanı Aracı Olarak İç Borçlanma

Uzun bir süre, kamu borçlanması fayda­lı mıdır, yoksa zararlı mıdır, tartışması devam etrniş ve bu soruya cevap aranmıştır. 19.yy başlarında tanınmış bir iktisatçı olan, Klasik Okul mensubu David Ricardo, devlet borçlan­masım; "millete azap vermek için herhangi bir zamanda icad  dilmiş korkunç bir kırbaçtır" ifadesiyle nitelendirmiştir. Bundan yaklaşık 100 yıl sonra, 19.yy sonunda bir Alman maliye­cisi olan Lorenz von Stein, "borçsuz devlet, ya geleceğine yönelik çok az şey yapıyor; ya da içinde bulunduğu zamanından çok şey talep ediyor" diyerek, Ricardo'nun tezine karşı çık­mıştır

Öyleyse borçlanma ile ilgili ortaya ko­nan görüşler uygulama sonuçlarına göre de­ğişmektedir. Bazı ülkeler açısından geleceğe yönelik bir yatırım olmakta, bazı ülkeler açısın­dan ise, milletine ızdırap veren ve geleceğini tehdit eden bir uygulama şeklinde ortaya çık­maktadır. Doğurduğu sonuçlar itibariyle de Türkiye ikinci grup ülkeler arasında yer almak­tadır. Bugün devletin harcama kaynak denge­sini sağlayabilmek için başvurduğu bu finans­man kaynağı, vergilerin aksine geri ödeme zo­runluluğu olan ve bu fonksiyonun yerine geti­rilmesinden sonra da çok olumsuz sonuçlar doğuran bir uygulamaya sahne olmaktadır

Yukarıda ifadesini bulan tezlerden bi­rincisi; devletin giderlerinin normal bütçe ge­lirleriyle karşılanmasına önem verip; bütçe açıklarına şiddetle karşı çıkarak, devletin faali­yet sahasını savunma, adalet, eğitim ve sağlık hizmetlerine münhasır gören klasik okul men­suplarının görüşlerinden oluşmaktadır. Buna karşı borçlanmayı savunan ve borçsuzluğu ağır bir şekilde yeren ikinci tez ise genel olarak Keynesyen iktisatçıların oluşturduğu akımın ifadesidir. Bu okul mensupları, ekonomide bütçe dengesini sağlamanın gerekli olmadığı­nı, ve maliye politikaları makro ekonomik dengelere göre icra edileceğinden, ekonomik konjonktüre göre bütçenin açık da verebilece­ğini denk de olabileceğini vurgulamaktadırlar.

İç borçlanma politikasına karşı çıkan ik­tisatçıların temel argümanı, devletin, devlet ol­manın özelliklerinden kaynaklanan gücü ile fi­nansal piyasalara girmesi ile özel sektör karşı­sında üstünlük sağlayıp, özel sektöre gidecek olan kaynaklara el koyması gerçeğinden ileri gelmektedir.

2. Türkiye'de Kamu Kesimi Açıkları ve Finansmanı

1980 yılında uygulamaya konulan ve 24 Ocak kararları ya da istikrar tedbirleri olarak bilinen kararlarla Türkiye ekonomisi önemli ve bazı olumlu değişmeler yaşamıştır. Ancak, meydana gelen tüm müsbet ya da menfi geliş­meler bir yana, dönemin en belirgin özelliği yüksek enflasyon ve kamu kesimi açıkları ol­muştur.

 

Özellikle 1984 yılından itibaren önemli artışlar gösteren ve halen devam eden kamu açıkları ve iç borçlanma, ekonomimiz açısın­dan yeni bir hadise değildir. 1980 öncesi KİTlerin finansman yetersizliği sebebiyle, ka­mu kesimi uzun yıllar açık vermiştir; ancak 1983 sonrası kamu açıklarında yapısal bir deği­şiklik olmuştur ve söz konusu açıklar kamu harcamalarından kaynaklanmaya başlamıştır. KİT-açıklarının fiyat politikalarıyla giderilmesi sonucu, sabit sermaye yatırımlarının da 1986 yılından sonra gerilemesi, KITlerin kamu kesi­mine yükünü önemli ölçüde azaltmıştır (TÜSİ­AD, s. 43).

Türkiye'de kamu açıkları ve bu açıkların azaltılması konusundaki tartışmalar genellikle ve büyük ölçüde, kamu gelirlerinin-daha doğ­nı bir ifade ile vergi gelirlerinin- yetersizliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Mesele, sadece kamu vergi gelirlerinin yetersizliği olarak algı­lanınca, kamu açıklarının azaltılmasında harca­malar yönü pek önemsenmemiş, enflasyonist ya da enflasyonist olmayan yöntemlerle kamu kesimi ne kadar daha fazla harcanabilir kay­nak elde ediyorsa, harcamalar da o ölçüde art­mıştır. Ülkenin sık sık içine girdiği seçim or­tamları, hükümetleri daha fazla harcama yap­maya yöneltirken, kamu gelirlerinin aynı ölçü­de artmadığı ve açıklarının giderek büyüdüğügörülmüştür. Kamu harcamalarının enflasyo­nist bir şekilde finanse edilmesi enflasyonun hızını artırırken, yüksek enflasyon da kamu harcamalarındaki artış hızını artırmış ve daha büyük kamu açıklarına sebep olmuştur. Kamu açıkları ve enflasyon birbirlerine yardımcı ola­rak kamu açıklarını ekonominin ön sırada yer alan bir meselesi haline getirmiştir.

Türkiye'de kamu açıklarının finansmanı ağırlıklı olarak hazine bonoları ve devlet tah­villerinin ihracı yoluyla karşılanmaktadır. Bu­nu Merkez Bankası'nın kısa vadeli avansları iz­lemektedir. Diğer borçlanma araçları ise önemli bir yekun tutmamaktadır.

Türkiye'de yapılan iç borçlanmanın özellikleri ise şöyledir:

1. Borçlanma aracı olarak seçilen devlet tahvilleri ve hazine bonoları, uygulamada is­konto usulüyle (peşin faiz ödeme) bankalara satılmaktadır.

2. İç borçlanmanın vade yapısına bakıl­dığında %66'lık bir kısmının kısa vadeli, yani bir yıldan kısa, olduğu görülmektedir. Geri ka­lan kısmı ise bir yıl ve daha uzun vadeye sa­hi

(DTM, Başlıca Ekonomik Göstergeler, Mart-Nisan 1999).

3. Bankacılık sektörü iç borçlanmanın esas kaynağı olmaktadır. 1980 sonrasında orta­lama %90 oranında bankacılık sektöründen borçlanıldığı görülmektedir.

4. Devlet iç borçlanma senetleri (DlBS) çok yüksek faizlerle ve çok sık açılan ihaleler

5. Türkiye'deki iç borçlanma, hiç bir za­man bir konjonktür politikası olarak gÜndeme gelmemiştir. Keynes'yen bir iç borç idaresine gidilmemesinin temel sebebi, kamu açıklarının kronikleşmiş olmasıdır (Oyan, s.24). Dolayı­sıyla 1996 yılından beri konsolide bütçedeki faiz ödemeleri kaleminin konsolide bütçe açı­ğını geçtiği göz önüne alındığında Türkiye'de borç ödemek için borçlanılırken faiz giderleri ile bütçe açığı arasındaki fark, faiz giderleri le­hine büyümektedir.

3. İç Borçlanmanın Sonuçları ve Ekonomiye Etkileri

TÜrkiye'de kamu finansman açıkları sÜ­rekli borçlanma yoluyla kapatılmaktadır. Borç­lanma ve onun getirdiği faiz yükü, yeni borç­lanmalara sebebiyet vermekte, bunun kaçınıl­maz sonucu olarak daha çok borçlanabilmek için kamu kesimi bir yandan faiz oranlarını yükseltirken diğer taraftan kamu kağıtlarına verilen faizler vergiden muaf tutulmaktadır (Seviğ, s. 34). Bu şekilde kamu finansman açı­ğı "iç borç-faiz-enflasyon-yatırım eksikliği-iş­sizlik" gibi kronik bir hastalığa sebep olmakta­dır. Meselenin esası da fonların reel sektörden mali sektöre kayması ve reel sektörün küçüI­mesi sonucu olurken, bunun sebebi de devlet olmaktadır.

3.1. Türkiye'de Özel Kesimin Dışlanması

Kamu kesimi açıklarının para arzı değiş­tirilmeden, bütünüyle iç borçlanma ile finanse edilmesi için ekonomideki tasamıfların devlet bütçesindeki açık kadar olan kısmının iç borç­lanma ile kamu kesimine aktarılması gerekir (TOBB, 1993, s.10n. Fakat, kamu kesiminin yanısıra özel kesimin de açık verdiği durumlar­da ekonomide oluşan tasarruflarla finanse edi­lecek iki kesim olacaktır. Diğer bir ifade ile, kamu kesimi açık verdiği zaman kendi açıkla­rını finanse etmek için ekonomideki tasarrufla­ra yönelecektir. Bu şartlarda şirketler ve kamu kesimi ekonomide oluşan tasarrufları kendile­rine çekmek için rekabet edeceklerdir. Özel­likle Türkiye ve benzeri gelişmekte olan Ülke ekonomilerindeki tasarruflar sınırlı olduğun­dan, özel sektörün şirketler grubu ile kamu ke­siminin rekabeti, bu sektörlere aktarılacak fon­ların hacmini belirleyecektir (Berksoy, s. 19). Halbuki, "devletin, sermaye piyasasında, özel sektörün yüksek kredi talebinin olduğu du­rumlarda, mümkün oluğu kadar ihtiyatlı dav­ranması gerekmektedir. Bunun aksi olduğun­da, yani devletin kredi talebi ile özel sektörün kredi talebi arasında bir rekabet meydana gel­diğinde, piyasa faiz oranları yükselmekte ve kredi faizlerinin artmasından dolayı- maliyetler de artmaktadır" (Çolakoğlu, s. 120). Özel kesi­min dışsal finansmanı pahalıya sağlandığın­dan, özel kesimin fon talebinde faiz esnekliği­nin de yönlendireceği seviyede bir daralma olacaktır. Diğer bir ifade ile, kamu kesiminin fon aktarına maksadıyla mali sektöre girişi, özel sektöre aktarılacak fonlarda bir gerileme meydana getirecektir. Bu, özel kesimin mali piyasalardan dışlanması (crowding-out) olarak tanımlanan bir durumdur (Berksoy, s. 19). Bu­na başka bir ifade ile "kalabalıklaşma etkisi" de denilmektedir.

Önemle üzerinde durulması gereken bir konu da, faiz hadlerinin yükselmesinin bir dö­nem sonra bütçe açığının da yükselmesine se­bep olması hasebiyle dışlama etkisinin bir kısır döngü meydan getirecek olmasıdır (TOBB, 1993, s.1O2.). Türkiye'deki uygulamanın bah­sedilen durumdan çok farklı olmadığı da bir gerçektir.

Yukarıdaki dışlama olgusu hakkında yaptığımız açıklamalardan sonra Türkiye'deki durumun bahsi geçen hususlarla uyuşup uyuş­madığını, iç borç gelişiminin özel kesimi nasıl etkilediğini inceleyebiliriz.

Türk mali sisteminde bankacılık sektörünün hakimiyeti bilinmektedir. Bu itibarla ba­kıldığında, "mevduat" özel tasarrufların değerlendirilmesi için en önemli araç, "banka kredi­leri" de özel kesim açıklarının finansmanında en önemli kaynak olmaktadır.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim