Okunma: 424 kez
Türkiye'de yıllardır bitip tükenmek bilmeyen, her iktidarın mutlaka vaad ettiği ve Hükümet programına koyduğu bir icraat vardır: Vergi Reformu.
Ama, ne hikmetse, bir türlü bu vaad yerine getirilmez. Hep günü kurtarmaya yönelik, palyatif değişiklikler yapılır. İşin özüne bir türlü inilmez. Köklü çalışmalara iltifat edilmez. Sadece geliri yükseltmenin yolları aranır. KDV oranlarına zam yapmak bile reform gibi takdim edilir.
Nitekim, 1998 yılında da, vergi kanunlarında değişiklikler yapıldı. Hem de, ekonominin en müsait olmadığı bir dönemde. Neticede, her zaman olduğu gibi, ürkütülen kurbağaya değmedi. Ekonomik dengeler iyice bozuldu. Ciddi krizlerin doğmasına sebep olundu. Aylarca sürdürülen propagandaların, sarf edilen yaldızlı cümlelerin, (her zaman olduğu gibi, boş olduğu ortaya çıktı. Neticede de, yapılanlardan çark edildi (Aslında bu çarketme operasyonu, çok daha önce bankalara sağlanan imkanlar nedeniyle gerçekleşmişti).
Bugünlerde, "vergi" konusu yine gündemdedir. Dileriz ki, sağlıklı gelişmelere, "yaygın-adil-kolay uygulanabilir" bir vergi sistemine imkan sağlayacak değişiklikler gelsin. Konu, bazı zümrelerin (genellikle holdinglerin ve güç odaklarının) vergi yükünü azaltıp, orta ve dar gelirlilerin sırtına yüklemek tarzında düşünülmesin (Ne yazık ki, mevcut tasarının yapısı da ayrı fikri benimsemiştir. Esnafa ve serbest meslek erbabına yüklenmektedir).
Acilen yapılması gereken, (tüm partiler arasında konsensüsü temin ederek) gerçek anlamda bir vergi reformunu gerçekleştirmektir. Bunu yapmak için, tüm partilerin samimi, dürüst, açık olması şarttır. Popülist politikalardan vazgeçmesi esastır. Ülke çıkarlarını, parti çıkarlarının önüne alması şarttır.
İşte o zaman, Türkiye, vergi kaçıranların "açıkgöz" sayıldığı, herkesin gönlünden koptuğu kadar vergi verdiği, toplanan verginin toplanması gereken miktarın üçte birine ancak ulaşabildiği, "geri kalmış" bir ülke olmaktan çıkacaktır.
Gerçek anlamda bir Vergi Reformu'nun; çok büyük tutarlara ulaşan "kayıt dışı ekonomi"nin kayıt içine alınmasının; temini için, çok kapsamlı bir çalışmanın yapılması, halkın da olayın içine dahil edilmesi gerekmektedir.
1973-74 yıllarında, Belçika'da KDV konusunda ihtisas yaparken gördük ki, (nüfusu 1 O milyon olan, gelir düzeyi bizden kat kat yüksek, Konya Vilayeti kadar bir ülkede) KDV'nin uygulamaya girmesi, 30 ay sürmüş. tık uygulama, Dünyadaki ekonomik kriz nedeniyle ertelenmiş. En önemlisi, verginin öğretilmesi ve benimsetilmesinde en büyük çalışmalar okullarda yapılmış, gençlere gereken eğitim ve şuur verilerek, onların da anne ve babalarına öğretmesi ve benimsetmesi sağlanmış. Tüm medya destek vermiş. Tüm meslek kuruluşları ve gönüllü kuruluşlar, aktif olarak gayret göstermişler.
Halbuki, bizde, bu tür çalışmalar, hep kapalı kapılar ardında yapılır. Meslek odaları bile fazla önemsenmez. Hele halka hiç bilgi verilmez, hiç alınmaz. Benimseyip benimsemediği önemsenmez. Dayatma ile herşeyin başarılacağı sanılır. Neticede de, başarısızlık mutad hale gelir. Zira, Türkiye'de vergi şuuru yoktur. Vergi kaçırmak suç olarak kabul edilmez. Bunun bir milli görev olduğu benimsenmez. Eğitim sistemimiz içinde, (ilköğretimden itibaren) vergi konusuna önem ve yer verilmez. Herkes, "başkasından vergi tam anlamı ile alınsın, ancak bana özel muamele yapılsın" arzusu içindedir. Hep imtiyaz talep edilmektedir.
Demek ki, önce bir "beyin reformu" şart olmaktadır. Herkes, kazancı oranında vergi vermesi gerektiğini idrak etmelidir. Etmeyenden, zorla, Devlet gücü ile alınmalı, gerekli cezalar (tavizsiz olarak) uygulanmalıdır.
En önemlisi" Türkiye' deki bozuk düzenin sağlıklı hale getirilmesinin gereğine inanılmalıdır. Bunun sağlamak için de:
A - Özelleştirme, En Detaylı Biçimde Gerçekleştirilmelidir
Türkiye'de vergi yükü çok ağırdır. Bu enflasyon oranları ile beraber analiz edildiğinde, namuslu mükelleflere, "ya müflis ol, ya kaçakçılık yap" denilmektedir. Zira, bu vergi oranları ile, dürüst mükelleflerin, öz sermayelerini sıfırlamaları için, en fazla üç yıl kafi gelmektedir.
Bu ekonomik seviye için, bu oranlar çok ağırdır. Bunun gerekçesi de, Devletin müflis politikasıdır. Devlet bankalarının rahatlıkla soyulabilmesidir. Tüm partiler ve politikacılar, popülist politikalardan vazgeçmeli, bugünkü "tayin-terfi-torpil-iş takibi-yandaşlara çıkar dağıtımı-Devlet kadrolarını ve KİT' leri yandaşlarla doldurma alışkanlığını" terk etmelidir.
Siz, politikacı olarak Devlet kaynaklarını istismar ederseniz, vergi mükellefleri de, elbette tepki gösterecek, vergi kaçırmayı bir hak olarak görecektir.
Biz, sadece "Taş Kömürü işletmelerinin" 10 Milyar Dolar zarar etmesine (sırf popülist politikalar gereği) göz yumarsanız; Siz, Sosyal Güvenlik Kurumları'nın batmasına, büyük açıklar vermesine (oy avcılığı uğruna) sebep olursanız; Siz (kendi içinizdeki Bakanların, milletvekillerinin vergi kaçırmasına, bankaları yağmalamasına, Devlet kaynaklarını istismar etmesine göz yumarak, bizzat suç ortaklığına tenezzül ederseniz; Siz, koalisyon pazarlıklarının tüm ağırlığını Devlet bankalarının paylaşılması üzerinde yoğunlaştırırsanız; elbette, kimse vergi vermek istemeyecektir.
Bu sömürü, bu soygun sisteminin sona ermesi, başta Devlet bankaları olmak üzere, tüm KİT'lerin en kısa sÜre içinde, özelleştirilmesi ile mümkün olabilir. işte, o zaman, ne bu kadar vergi toplamaya gerek duyulacaktır, ne de vergi kaçırmak için ortada bir gerekçe kalacaktır.
B-İdari Reform ve Mahalli İdare Reformu
Bu haliyle, Türkiye'de gerçek anlamda, Batı tipi bir demokrasinin olduğu söylenemez. Aşırı bir merkeziyetçi yönetim vardır. Seçim sandık ve oy kavramları göstermeliktir. Ülkeyi, seçimle gelenler değil, tayinle gelenler yönetmektedir. Halkın iradesi ve arzuları değil, güç odaklarının çıkarları etkili olmaktadır.
Ekonominin düzene girmesi, gerçek demokrasi ile, politik istikrarla mümkündür. Türkiye, bugünkü haliyle, "yarı demokratik ülkeler" listesinin' bile son sıralarında yer almakta ise, elbette vergi ve ekonomi politikaları da başarılı olamayacaktır.
Bugünkü, çağ dışı, bir avuç azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği, aşırı merkeziyetçi, güç odaklarının güdümündeki sistem acilen terk edilmelidir. Bunun yolu da, "idari reformun" , "mahalli idare reformunun", ve "mahalli idare kaynak reformu"nun, acilen gerçekleştirilmesinden geçmektedir.
Devlet, adalet-emniyet-dış işleri-milli savunma dışındaki görevlerini acilen, mahalli idarelere ve özel sektöre devredilmelidir. (Eğitim ve sağlık da özel sektöre devredilmelidir).
Türkiye'de, Batı tipi bir demokrasi, Batı tipi laiklik, tam anlamıyla "fikir-ifade-vicdan ve teşebbüs hürriyetleri" teessüs etmelidir.
Bu arada, halkın iradesinin etkili hale gelmesi, mevcut oligarşik düzenin sona ermesi (genel başkanlar oligarşisi dahil) için; (bir tabular ve yasaklar manzumesi olan) Anayasa dahil olmak üzere, tüm hukuk reformları yapılmalıdır (Liberal ekonomi, tam rekabet düzeni için, liberal hukuk düzeni de şarttır). Yine, demokratik bir seçim sistemini temin açısından, "dar bölge", "iki turlu" seçim sistemleri; "geniş tercih uygulaması" ve "başkanlık sistemi" düşünülmelidir.
Mahalli idareler hem etkili, hem de yetkili hale getirilmeli, "Kaynak reformu" ile, kendi ayakları üzerinde durur hale getirilmelidir.
C- Gider Reformu
Devlet Bütçesi hazırlıkları, ciddi olmalıdır. Önce giderleri tesbit edip, sonra da buna göre gelir ayarlama uygulamaları sona ermelidir.
Bütçeye sadık kalınmalı, politik etkilerle, oy avcılığı gerekçeleri ile yeni yeni giderler icad edilmemelidir."
Ciddi bir "Borç Yönetimi" idaresi teessüs ettirilmelidir. Bugünkü haliyle, faiz girdabına batılmış, Bütçeler faizleri zor karşılar hale düşmüştür. Yatırıma hiç fon kalmamaktadır.
D- Veri Reformu
Özetlemeye çalıştığım bu tablo gerçekleşmedikçe, tek başına, bazı vergi kanunlarının değişmesi, göstermelik olmaktan öteye anlam ifade etmeyecektir.
Buna rağmen, genel çerçeve içinde, vergi reformunun bazı temel prensiplerini belirtmekte de yarar olacaktır.
1- Servet beyanı olmayan bir sistemde vergi denetimi yapılamaz. Bu uygulamanın kaldırılması hata olmuştur. Zira, (gelir, eşit; gider ve tasarruf toplamı; dengesinin) servet artışı bölümü açıkta kalmaktadır. Bu açıdan sisteminin başarısının "olmazsa, olmaz" şartı bu uygulamadır.
'Kanaatimce, "nereden buldun" uygulaması iyi anlatılsaydı, bu kadar tepki olmazdı. Kaldı ki, insaflı ve adil vergi uygulamaları gerçekleşirse, vatandaş yönetime güven duymaya başlarsa, bu tepkiler de 'minimuma inecektir.
Şüphesiz, işlemin adı "vergi"dir, ama uygulama "algıdır". Yani, Devlet gücü ile alınır. isteğe bırakılmaz. Tepkilere göz yumulmaz.
2- Her vatandaşın, mutlaka bir numarası olmalıdır. Tüm işlemler, hayatın tüm safhaları, bilgisayar sisteminde, bu numara ile takip edilmelidir.
Böylece, çok ciddi bir denetim mekanizması ve bilgi arşivi sağlanacaktır.
3- Vergi uygulamaları basit olmalıdır. Denetim daha ciddi ve yoğun olarak gerçekleşmelidir (Maliye Bakanlığı, Yeminli Mali Müşavirlere ve Serbest Muhasebeci-Mali Müşavirlere daha fazla güvenmelidir. Onlardan, daha fazla yararlanmalıdır). Ödenen maaşlar daha tatminkar olmalıdır (Maliye Teşkilatına ve denetim elemanlarına ödenecek ilaveler, kat kat fazlası ile geri döner. Maliyenin temel kurallarından biri, "en büyük israf, Maliye Teşkilatının ücretlerinde yapılan tasarruftur").
4- Vergi oranlan düşürülmelidir.
a) KDV, "zaruri ihtiyaç maddeleri için" %1; genel olarak %5; lüks mallarda (kürk, mücevher, vb.) %10 olmalıdır.
Bugünkü oranlar çok ağırdır. Vergiye mukavemeti arttırmaktadır (Siz, yeni evlenel1 bir genç için, buzdolabı, televizyon, vs. 'yi lüks sayar, ona göre vergi almak isterseniz, hem KDV'yi alamaz, hem de ona bağlı olan Gelir veya Kurumlar Vergisini kaybedersiniz)
Her Hükümet, işin kolayını KDV oranlarının arttırılmasında görmektedir. Halbuki, KDV amaç değil, araçtır. Gelir ve Kurumlar Vergisinin otokontrol sistemidir. Bizde ise, iş tersine dönmüştür. Bütçede en büyük payı KDV teşkil etmeye başlamıştır.
Neticede de, ne "belge düzeni" kurulabilmiş, ne de kontrol amacına ulaşılabilmiştir.
b) Kurumlar Vergisi oranı %25'i geçmemelidir (Kar dağıtılırsa, ayrıca stopaj alınabilir).
c) Gelir Vergisi %10'dan başlamalı, %25'de bitmelidir. Böylece, stopaj yoluyla tahsilat da kolaylaşır.
5- Rant Vergisi (Gayrimenkul kıymet artış vergisi) ihdas edilmelidir. Yine, (Tutarı mahalli idarelere verilmek üzere) oto alışlarında "Alt yapı yatırımlarına katılım payı" adıyla, vergi alınmalıdır.
6- Gayrimenkul alım satım vergisi, alıcı ve satıcı için %1 olmalı, Emlak Vergisi ile birlikte, 3 yılda, 6 takside tahsil edilmelidir.
Ancak, Devletin veya mahalli idarelerin "Şufa hakkı" olmalı, düşük beyan varsa satın almayı bizzat yapabilmelidir.
7- Emlak ve Çevre Vergisi birleşmelidir. Oran tesbiti Belediye Meclisleri'ne bırakılmalıdır. Tahsilat, su bedelleri ile birlikte yapılmalıdır (ne bürokrasi kalır, ne de vergi kaybı).
8- Vergi oranları düşürülürken, cezalar artmalıdır (Hapis dahil olmak üzere). Belge almayanların cezası ağırlaştırılmalıdır.
9- Teşvik uygulamalarından korkmamalıdır. Zira, teşvik "fiktif bir fedakarlıktır". Teşvik olmasa, zaten yatırım yapılmayacak, o vergi alınmayacaktır. Halbuki, yatırım gerçek. leşince, en azından KDV, muhtasar, vb. gelirler olmaktadır. İstihdam ve ihracata katkı sağlanmaktadır. Neticede de, bir süre sonra, gelişmiş bir mükellef olarak, ciddi vergi verecek kurumlar teşekkül etmektedir.
10- Çalışmalar, geniş bir katılımla yapılmalıdır. Tüm meslek kuruluşları, gönüllü kuruluşlar, halk ve medya işin içine alınmalıdır. Değişik fikirlere önem verilmelidir.
Reform, halka benimsetilmelidir. Haklılık gerçekleri anlatılmalıdır. Halk, yönetime güvenmeli, israfın sona erdiğine inanmalıdır.
Türkiye' de radikal reformlara, bir "beyaz ihtilale", mevcut düzenin tamamen terk edilip, yeniden yapılanmasına zaruret vardır.
Bunu yapmak için, gerçek demokrasiyi arzulamak; samimi, cesur ve kararlı olmak; baskılara ve çıkar odaklarına boyun eğmemek; gerekirse seçim kaybetmeyi göze almak şarttır.
Eğer, 21. Asra damgamızı vurmayı arzuluyor; bu Asrın sömürülen ülkeleri arasında kalmamayı hedefliyor isek; bu yürekli davranışları daha fazla geciktirmememiz şarttır.
Türkiye'nin potansiyeli muazzamdır. Harika bir gençlik vardır. Tek problem yönetimlerin yetersizliği, politik istikrarsızlıkların süre gelmesidir .
İnanıyoruz ki, er geç bu reformlar yapılacak, Türkiye hak ettiği seviyeye gelecek, AB 'nin şamar oğlanı olmaktan kurtulacaktır.
Dr. Burhan Özfatura

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Nasıl Bir Vergi Reformu?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |