Oca
29
2008
|
Vergi Reformu Ekonomik Kriz ve Yeni Tasarı |
|
|
|
Prof. Dr. Güneri Akalın
|
|
Salı, 29 Ocak 2008 |
Okunma: 550 kez
Ekonomimizin 1999 yılının ilk yarısında GSMH'daki %8,4'lük düşüş nedeni ile açıkça bir kriz içerisinde olduğunu tespitte herkes hemfikirdir. Ancak üzerinde anlaşılamayan husus, bu iktisadi krizin nereden kaynaklandığıdır. Bazıları dünya konjonktürünün; yani Uzak Doğu ve Rusya krizlerinin, bazıları ise vergi reformunun bu konuda başı çektiğini, ileri sürmektedirler. Öncelikle bizim başka dış ticaret partnerlerimiz olan;
AB ve Amerika' da büyüme devam ederken, Türki Cumhuriyetlerle dış ilişkilerimiz artarken; ekonomimizin bu ölçüde daralmasının başka bir açıklaması olmalıdır. Kaldı ki siyasi iktidar, bu vergi reformunu yürürlüğe sokarken, Uzak Doğu ve Rusya krizlerinin varlığının bilincindeydi. Dahası bir ekonomik kriz göstergesi olan; döviz kıtlığı yerine 20 milyar doların üzerinde bir döviz rezervimiz bulunmakta olup; dış ticaret açığımız kapanma eğilimine girmiştir. Bu durumda ekonomik krizin asıl nedeninin vergi reformu ve getirdikleri olduğunu ileri sürmekten başka geçerli bir iddia kalmamaktadır.
Vergi reformunun iktisadi krize yol açmasının sebebi; dışa açık bir piyasa ekonomisine muhalifsel bir ideoloji ile kaleme alınması olabilir veya mevcut devlet kesiminin finansman zorunluluğu ile sonuçlarını tahmin edemedikleri bir sürüklenmeyle bu noktaya gelmeleridir. Ancak her iki durumda da, GSMH'nın %60'ını kontrol eden kamu kesiminin finansmanı gibi bir gaye güdüldüğünden; bilinçli bir ideolojik tercihin yapıldığını söylemek bir haksızlık sayılmaz sanırım. Kaldı ki vergi reformunun gözden geçirilmesine karşı çıkanların genellikle radikal sol kesim olduğunu tespit bile, bu konudaki ideolojik tercih hususunda bir fikir verebilir. Yalnız ilginç olan TÜSİAD'ın da bu vergi reformunu desteklemesidir. Tekelci sermaye, vergi duvarını kullanarak piyasaya yeni girişleri önlemek istediğinden, sol eğilimli vergi reformuna destek vermiştir. Ayrıca vergi teşvik tedbirleri aracılığıyla; sanayi üzerindeki yük düşürülmek istendiğinden, tekelci sermayenin desteği kazanılmıştır.
Oysa bir vergi reformu veya vergi sistemi, baskı gruplarının çıkarlarının veya siyasal partilerin ideolojik tercihlerinin, bir bileşkesi şeklinde oluşturulamaz. Eğer devlet piyasa ekonomisine hizmet için varsa; devleti finanse eden vergi sistemi de; piyasa ekonomisi ile uyumlu olmak durumundadır.
Türkiye'de mali doktrin, tam aksine piyasayı, devleti finanse etmenin bir vasıtası olarak gördüğü için, bu vergi reformu da tıpkı bundan öncekiler gibi; 1971, 1987 ve 1994 reformlarında olduğu Üzere, iktisadi krize yol açmıştır. Yeni vergi tasarısı ile belli konulardaki uygulamaların üç yıl süre ile ertelenmesi, aslında krizin ertelenmesi anlamındadır. Ancak bu hükümlerin 2002 yılında yürürlüğe yeniden girmesiyle tekrar bir iktisadi krizle karşılaşacağımız, kesindir.
Piyasa ekonomisi ile vergi sisteminin uyumlu olmasıyla kast olunan nedir? Piyasa güçlerinin işlemesi için gerekli piyasa müşevviklerinin, vergi sistemince asgari ölçüde kısılmasına itina gösterilmesidir. Kısacası serbest rekabet ortamı içerisinde; kaynakların yani üretim faktörlerinin, fiyat göstergeleri esas alınarak tahsisidir. Oysa faize ve kara, el koymaya çalışan bir vergi reformunun, piyasa güçleri ile ihtilaflı olduğu daha başından belli idi.
Aslında bir ekonomide iktisadi gelişmeyi engellemek için ilk yapılması gereken şey; tasarrufların yani faiz gelirlerinin vergilendirilmesidir. Zira tasarruflar, iktisadi gelişmenin motorudurlar. Özellikle tam istihdam öncesi; geri kalmış yani yaygın işsizliğin olduğu bir ekonomide, tasarrufların vergilendirilmesi; hem gelişmeyi engeller, hem de gelir dağılımını emek aleyhine bozar. Zira sermaye uluslararası piyasada mobil faktör iken, emeğin dolaşım olanağı son derece sınırlıdır. Kaldı ki tasarrufların vergilendirilmesi; çifte vergilenmeye bir örnek teşkil ettiğinden, ne adil ne de etkindir.
Vergi reformunun piyasa ekonomisi ile çatışan bir başka yüzü ise; belli mübadele işlemlerinin yapılmasının, vergi hesap numarasının varlığına bağlanmasıdır. Gayrimenkul satışı, banka mevduat hesapları, otomobil satışları gibi Bu husus, mali milad ile bütünleştirilince bir denetim unsuru gibi görünebilir. Ancak mübadeleyi de caydırmaktadır. Dolayısıyla ilk krizin gayrimenkul, otomotiv ve bankacılıkta başlamasından hayrete düşmemek gerekir. Nitekim durum fark edilince; banka işlemlerinde, vergi hesap numarası sorulmasından hemen vazgeçildi. Ancak faizlerin beyana tabi tutulmasıyla ve yükselmesiyle kriz de başlatılmış oldu.
Diğer taraftan kayıtdışı ekonominin, denetim altına alınması için getirilen iki düzenleme; mali milad ve gelirin yeni tanımının da, ekonomik krizi ağırlaştıran unsurlar olduğuna dikkat çekmeliyiz. Zira kayıtdışı ekonomi sanıldığının aksine; piyasa güçlerinin, vergi sisteminin piyasa ekonomisi ile bağdaşmaması nedeniyle; ortaya çıkardıkları bir örgütlenmedir. Bir başka deyişle ağır vergi yükü ve yüksek gelir vergisi tarifesi, KDV oranları ödeme gücü olmayan işletmeleri, kayıt dışı kalmaya zorlamaktadır. Daha doğrusu tüketicilerin, bu kadar ağır vergilendirilmiş malları satın alamaması nedeniyle işletmeler kayıt dışı kalmaktadır. Aynı husus, kaçak işçi çalıştırmada da geçerli olup; prim oranları çok yüksek olduğundan, sigortalı ve sendikalı işçilerin ürettiği malları tüketicilerin satın alabilmesi, güçleşmektedir.
Türkiye yurt dışından yabancı sermaye için vergi teşvik tedbirleri oluşturan ve tahkim düzenlemesine başvururken; yerli sermayeyi nereden buldun soruşturmasına tabi tutması, ayrımcılığa yol açar. Gelir ve servet artışlarını sorgulayan bir ülkede kalkınma hayal olur. Zira her şeyden önce gelişme, gelir ve servetin artırılması demektir. Daha doğrusu kalkınan bir ülkede gelir ve servetin (sermayenin) mümkünse hiç veya asgari ölçüde vergilendirilmesi, vergi yükünün tüketime kaydırılması hedef alınmalıdır. Bütün sakıncalarına rağmen götürü usul, basit usule bakışla; bu konuda yani gelir ve servet artışlarının teşviki açısından bir güvence idi. Basit usule geçişle birlikte gelir ve servetin kavranması, iktisadi faaliyetleri, mübadeleyi engellemiştir. Kalkınma sürerken, sermaye birikiminin sağlanabilmesi ve işgücü arzının artırılabilmesi açısından, götürülük yaygınlaştırılarak kayıtdışı sektörler kayıt altına alınmalıdır. Bir başka deyişle kayıt dışı ekonomi ile mücadele etmek istiyorsanız, önce götürülüğü kabul ettirmeniz daha sonra gerçek usule geçmemiz gerekir. Götürü yapamadığımız üreticileri, gerçek usule yani basit usule tabi kılmamız mümkün değildir.
Bütün mesele vergi yükünde toplanmaktadır. Türkiye'de "resmi" vergi yükü GSMH'nın %22'si iken; iç tasarruf hacmi GSMH'nın %20'si kadarsa, bir sorun var demektir. Bir bakıma önemli olan, kamu açığının (KKBG) kapatılması değil; vergi yükütasarruf hacmi dengesizliğinin ortadan kaldırılmasıdır. Zira bütçe açığı ve diğer kara delikleri kapatmak için vergi yükü artırılmak istendikçe, tasarruflar vergilendirilmekte, tasarrufların vergilendirilmesi ise kalkınmayı yani milli gelir artışlarını yavaşlatmaktadır. Tasarruflar üst gelir gruplarınca yapıldığına göre, üst gelir gruplarını daha doğrusu tasarrufları %45 ile vergilendiren bir ekonomide, işsizlik, yoksulluk ve geri kalmışlık bir bakıma kaderdir. Aslında kronik enflasyonun bir geri kalmış ekonomide ortaya koyduğu husus; tasarruf açığının bulunduğu yani planlanan yatırımların, tasarrufları aştığıdır. Dolayısıyla özellikle devlet yatırımlarını, emisyon yani enflasyonla finanse etmektedir. Bu nedenle enflasyondan ve kamu açıklarından kurtulabilmenin yolu vergi yükünü artırmak değil, tasarrufları artırmaktır. Nitekim 1987-1999 arasında vergi yükü %50 arttığı halde yani %15'ten %22'ye (GSMH'nın) çıkmasına rağmen kamu açıklan düşmemiş, tam tersine %2-3'lerden %10-12'lere tırmanmıştır.
Aslında yapılmak istenen vergi reformu ile hedeflenen hususlar şunlardı: (1) Öncelikle kayıt dışı ekonominin kavranması ile vergi gelirlerinin yani vergi yükünün artırılması. (2)Vergi yükünün emekten ve sanayiden, tasarruf (faiz) ve emlaka doğru kaydırılması. (3) Kayıt dışı sektörün özellikle esnafın, basit usulle (gerçek usulle) kayıt altına alınması. (4) Gelirin tanımının değiştirilmesi ve mali milad ile otokontrol sisteminin gelir vergisi açısından kurulması.
Bu arzulanan hedeflerin özellikle ikincisi, bölüşüm ile ilgilidir. Oysa piyasa ekonomisinin, kendi bölüşümüne müdahale edilmesine, tepkisiz kalması beklenemez. Maalesef Türkiye'de emek bol ve sermaye kıt faktörler olduğundan; tasarrufların veya nakit sermayenin fiyatı olan faiz çok yüksektir. Faizin rant geliri sayılarak, yok edilmeye çalışılması; yani önce stopaja sonra beyannameye tabi tutulması ülkemizdeki faktör fiyatlarına bilinçsiz bir müdahale anlamındadır.
Türkiye henüz piyasa ekonomisi ile uyumlu bir vergi sisteminin ihtiyacını hissetmemektedir. Ancak ortaya çıkan krizler siyasal iktidarları ve bürokrasiyi eğiterek doğru yolu göstermektedir. Dolayısıyla ekonomik buhranların tek sevindirici yanı, hükümetleri ve idari kadroları eğitmesidir. Ekonomimizde vergi reformu yapmak isteyenlerin, şu hususlara dikkat etmesinde yarar vardır: Öncelikle vergi sistemimiz dışa-açık piyasa ekonomisiyle uyumlaştırılmak zorundadır. Bu amaçla Vergi yükü GSMH'nın %20'sine çekilmelidir. (2) Gelir vergisi tarifesinin, vergi yükünden yüksek bir orana sahip olması, bölüşüm amaçlı olduğundan direniş yaratır. Bu nedenle gelir vergisi tarifesi %20'lere çekilmeli ancak vergi genel olmalı ve beyan esasına dayanmalıdır. (3) KDV'sinin oranı %5 gibi tek bir had ile sınırlanmalı ancak tüm istisna ve muafiyetler kaldırılmalıdır. (4) Tasarruflar vergiden istisna kılınarak vergi miktarı gelirden, tüketime kaydırılmalıdır. (5) Kurumlar vergisi ile gelir vergisi birleştirilerek, kurumlar vergisinin mükerrer bir vergi şeklinde uygulanmasından vazgeçilmelidir. (6) Kamu Hizmetlerinden fiyatlandırılabilen maliyetleri, kullanım haraçları ile finanse edilmelidir. (7) Kamu harcamaları da GSMH’nın %20’si ile sınırlandırılmalı ve vergi yüküne eşit kılınmalıdır.
Netice olarak, piyasa ekonomisi, hukuk devleti ve demokrasi ile çatışan bir vergi sisteminin işletilebilmesi ve krizlere yol açmaması mümkün değildir.
Prof. Dr. Güneri Akalın

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Vergi Reformu Ekonomik Kriz ve Yeni Tasarı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|